
###BÖLÜM 35: İLK SES VE İLK PUSU
Efsun’un ilk kontrol günü gelip çatmıştı. Alessio, malikaneden hastaneye kadar olan yolu adeta bir askeri konvoya çevirmişti. Önlerinde iki, arkalarında üç siyah zırhlı araç; tepede ise her ihtimale karşı hazır bekleyen bir helikopter... Alessio, Efsun’un elini bir an bile bırakmıyor, parmaklarını onun avucuna kenetliyordu.
Hastaneye girdiklerinde, Matteo ve korumalar katı ablukaya almıştı. Özel muayene odasına geçtiklerinde Alessio’nun gerginliği yüzünden okunuyordu. O koca adam, odaya sığmıyor gibiydi.
Doktor, Efsun’un karnına o soğuk jeli sürdüğünde Alessio kaşlarını çattı. "Canı yanıyor mu?" diye sordu doktora, sesi her an birini vuracakmış gibi tetikteydi.
Doktor gülümseyerek, "Hayır Sinyor, sadece biraz serinlik," dedi ve cihazı gezdirmeye başladı. Birkaç saniye sonra, odanın içinde ritmik, hızlı ve hayat dolu bir ses yankılandı.
*Tık-tık, tık-tık, tık-tık...*
Alessio donup kaldı. Gözleri ekrandaki o ufacık karaltıya kilitlendi. Az önce dünyayı yakmaya hazır olan o adamın omuzları çöktü, göz pınarları aniden doldu. Efsun’un elini daha sıkı tuttu. "Duyuyor musun Sarca?" diye fısıldadı sesi titreyerek. "Kalbini duyuyor musun? Gerçekten orada..."
Efsun gözyaşları içinde başını salladı. O an, Mia’nın tehditleri, Martina’nın zehri, hepsi uçup gitti. Sadece o minik ses vardı.
Tam o kutsal sessizliğin ortasında, koridordan bir patlama sesi yükseldi. Ardından yaylım ateşi... Alessio bir saniyede baba modundan cellat moduna geri döndü. Doktoru kenara itip Efsun’un üzerine kapandı.
"Yere yat Sarca! Matteo! Neler oluyor!" diye kükredi telsize.
Matteo’nun sesi cızırtılarla geldi: "Efendi! Hastanenin elektriklerini kestiler, jeneratör devreye girmiyor! Alt katta büyük bir baskın var, Mia’nın adamları içeride! Çatışıyoruz!"
Alessio, Efsun’u kolundan tutup ayağa kaldırdı. "Bana bak Efsun, gözlerimin içine bak. Arkamda kalacaksın, ne olursa olsun elimi bırakmayacaksın!"
Silahını çekti, emniyeti indirdi. Odadan çıktıklarında koridor bir savaş alanına dönmüştü. Dumanlar arasından siyah maskeli adamlar beliriyordu. Alessio, bir eliyle Efsun’u arkasında tutarken diğer eliyle ateş saçıyordu. Her mermisi bir hedefi buluyor, Efsun’un kulakları silah sesleriyle çınlıyordu.
Tam asansörlere ulaştıkları sırada, karşıdaki yangın merdiveni kapısı yavaşça açıldı. İçeriden Mia Clark çıktı. Elinde hiçbir silah yoktu; üzerinde beyaz bir doktor önlüğü, yüzünde ise o kan donduran gülümseme vardı.
"Ah, ne kadar güzel bir aile tablosu," dedi Mia, yavaşça onlara doğru yürürken. Alessio silahını tam Mia’nın alnına doğrulttu.
"Bir adım daha atarsan beynini bu duvara kazırım Mia!" diye gürledi Alessio.
Mia durdu, bakışlarını Efsun’un karnına indirdi. "Kalbini duydun değil mi Alessio? Çok hızlı atıyor... Tıpkı bir kuş gibi. Ama unutma, kuşlar çok kolay avlanır."
O sırada Mia elindeki küçük bir kumandayı havaya kaldırdı. "Hastanenin otoparkındaki o zırhlı araçlarına dikkat et sevgilim. İçlerinde küçük birer 'hediye' bıraktım. Eğer Efsun’un benimle gelmesine izin vermezsen, buradaki herkes o patlamayla havaya uçar."
Efsun, Alessio’nun ceketini sıktı. Korku tüm bedenini sarmıştı. Alessio ise hayatının en büyük sınavıyla karşı karşıyaydı: Karısını teslim etmek mi, yoksa herkesin hayatını tehlikeye atmak mı?
Alessio, Mia’nın gözlerinin içine baktı; okyanus mavisi gözleri şimdi zifiri karanlığa bürünmüştü. "Eğer ona dokunursan Mia... Bu dünyada kaçacak hiçbir delik bulamazsın. Cehennemi ayaklarına getiririm!"
***
Hastanenin koridorundaki o ölümcül sessizliği Mia’nın buz gibi sesi bozdu. Mia, elindeki silahı Alessio’ya değil, doğrudan Efsun’un henüz belli bile olmayan karnına doğrulttu. Diğer elindeki kumandayı havaya kaldırırken gözlerinde delice bir parıltı vardı.
"Seçim senin Alessio," dedi Mia, dudaklarında çarpık bir gülümsemeyle. "Ya bu hastanedeki yüzlerce masumla birlikte havaya uçarsınız ya da sevgilin benimle gelir. Unutma, parmağım tetikte. Bir saniye bile tereddüt etmem o küçük kalbi susturmak için."
Alessio’nun hayatında hiç bu kadar aciz kaldığı bir an olmamıştı. Bir yanda binlerce masum can, diğer yanda canından öte tuttuğu karısı ve doğmamış çocuğu... Alessio’nun gözlerinden bir damla yaş, sarsılmaz iradesinin arasından sızıp yanağına düştü. Dişlerini o kadar sert sıktı ki, çene kemikleri dışarıdan sayılabilirdi.
"Tamam..." diye fısıldadı Alessio, sesi harabeye dönmüş bir şehir gibiydi. "Tamam Mia... Bırak hastaneyi. Onu alabilirsin."
Efsun’un dünyası o an başına yıkıldı. Alessio’nun elini bırakmak, uçurumdan aşağı düşmek gibiydi. Mia, Efsun’un kolunu sertçe kavrayıp onu asansöre doğru sürüklerken; Alessio’nun arkalarından gelen o can havliyle kükreyişi hastanenin duvarlarını sarstı: "EĞER ONA BİR ŞEY OLURSA MİA, BU DÜNYADA ÖLEBİLECEĞİN BİR YER BIRAKMAYACAĞIM SANA!"
### Yolun Karanlığı
Eski deponun rutubetli havası, Efsun’un ciğerlerini yakıyordu. Elleri arkadan sandalyeye sıkıca bağlanmış, bileklerindeki ipler her hareketinde canını daha çok acıtıyordu. Ama Efsun fiziksel acıyı hissetmiyordu bile; tüm benliği karnındaki o minik varlığı koruma güdüsüyle donmuştu.
Mia, bir eli belindeki silahta, diğeriyle saçlarını geriye iterek Efsun’un karşısında bir avcı gibi volta atıyordu. Derken yan odadan bir bebek ağlaması duyuldu. Mia’nın o buz gibi ifadesi bir anlığına yumuşadı. İçeriden çıkan bir koruma, Mia’nın küçük bebeğini kucağında getiriyordu. Mia, bebeği kucağına aldı, onu şefkatle koklayıp sakinleştirdi.
Bu görüntü, Efsun’un yüreğini burktu. Karşısındaki kadın bir canavardı ama aynı zamanda bir anneydi.
"Güzel değil mi?" dedi Mia, bebeğinin sırtını sıvazlarken. Gözlerini Efsun’un dolmuş gözlerine dikti. "Onun bir babası var, şükürler olsun ki hala hayatta ve bizi bu karanlıktan çıkaracak kadar güçlü. Ama bu çocuk asla dedesini tanıyamayacak Efsun."
Mia, bir adım daha yaklaştı. Bebeğini diğer koluna alıp Efsun’un yüzüne doğru eğildi. Sesi artık bir fısıltı değil, bir uçurumun kenarındaki rüzgar gibi uğultuluydu.
"Ben bu çocuğa hamileyken, senin o çok sevdiğin kahraman kocan Alessio, benim babamı öldürdü! Babamın göğsüne üç kurşun sıktı, kanını otoparkın soğuk zeminine akıttı. Ben karnımda bu canla babamın cenazesini kaldırdım Efsun! Şimdi neden burada olduğunu, neden senin mutluluğunu parça parça etmek istediğimi anlayabiliyor musun?"
Efsun, duyduklarının ağırlığıyla sarsıldı. Alessio’nun bir katil olduğunu biliyordu, ellerinin kana bulandığını da... Ama Mia’nın babasını, Mia hamileyken öldürmüş olması, bu intikamı Efsun’un gözünde bile "haklı" bir yere oturtuyordu. Yine de gözyaşlarını sildi, sesi titreyerek konuştu:
"Babanın ölümü için üzgünüm Mia... Gerçekten üzgünüm. Ama o çocuk..." Efsun bakışlarıyla Mia’nın kucağındaki bebeği işaret etti. "Onun suçu ne? Ya benim karnımdakinin? Babaların günahlarını neden biz ve doğmamış çocuklarımız çekiyoruz?"
Mia acı bir kahkaha attı. "Çünkü bu dünyada adalet böyle işler Efsun! Kan, ancak kanla yıkanır. Alessio benim babamı elimden aldı, ben de ondan en çok istediği şeyi; babalık duygusunu ve seni alacağım."
Mia, bebeğini korumaya geri verirken bakışları sertleşti. O sırada deponun ağır metal kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye Mia’nın eşi, o gizemli ve tehlikeli adam girdi. Elinde bir telsiz vardı, dışarıdaki çatışmanın sesleri telsizden odaya doluyordu.
"Alessio geldi," dedi adam, sesi buz gibiydi. "Malikanedeki tüm korumaları yarmış, tek başına içeri girmeye çalışıyor. Tam istediğin gibi Mia... Kapana kısıldı."
Efsun’un kalbi Alessio’nun adını duyunca umutla çarpsa da, Mia’nın elindeki silahı tekrar karnına doğrulttuğunu görünce nefesi kesildi. İki anne, birer düşman olarak son kez göz göze geldi.
"Dua et Efsun," dedi Mia, silahın emniyetini açarken. "Kocan buraya ulaştığında, babamın ruhunu huzura erdirecek bir kurban vermeye hazır olsun."
---
BU BÖLÜM NASILDI?
OY VE YORUM BEKLİYORUM
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |