

###SAHNE 41: GECENİN SESSİZ ÖZRÜ VE ŞEFKATİN NÖBETİ
Gece yarısını çoktan geçmişti. Efsun, günlerin ve lohusalığın verdiği o ağır yorgunlukla, trip atarken bile göz kapaklarına söz geçirememiş ve derin bir uykuya dalmıştı. Alessio ise yatağın kenarında, karanlığın içinde bir gölge gibi oturuyordu. Karısının yüzündeki o yorgun ifadeyi izlerken içi sızlıyordu ama Efsun’un o keskin sözleri hala kulaklarında çınlıyordu.
Tam o sırada beşiğin içinden minik bir mıkırdanma duyuldu. Lara uyanıyordu.
Efsun, uykusunda hafifçe kıpırdandı, elini refleks olarak beşiğe doğru uzattı ama uyanacak dermanı yoktu. Alessio, Efsun’un bu halini görünce hemen yerinden fırladı. Efsun uyanmasın, biraz olsun dinlensin diye nefesini bile tutarak Lara’yı kucağına aldı.
Lara, ağzını kocaman açmış feryat etmeye hazırlanırken Alessio onu göğsüne bastırdı. "Şşş... Babacığım, buradayım. Anneni uyandırma, o çok yorgun," diye fısıldadı.
Alessio, omuzunda minicik kalan kızıyla odanın içinde sessiz adımlarla volta atmaya başladı. Efsun o sırada aslında uyanmıştı; o "anne radarı" devreye girmişti ama gözlerini açmadı. Alessio’nun ne yapacağını merak ederek uyuyor numarası yapmaya devam etti.
Alessio, Lara’nın kulağına doğru eğildi, sesi bir tüy kadar hafifti:
"Özür dilerim prensesim... Hem senden hem de o inatçı annenden. Bugün o bahçede öyle bağırmamalıydım. Ama biliyor musun Lara, bu dünya çok karanlık. Sizi korumak isterken bazen o karanlığın kendisi oluyorum. Annen bana kızmakta haklı... Ben taş kalplinin tekiyim ama o kalp sadece sizin için atıyor, bunu bir bilse..."
Alessio, Lara’nın minicik elini tutup öptü. "Seni o kadının (Martina) gölgesinden bile koruyacağım. Sen sadece Lara olacaksın. Sadece bizim kızımız..."
Efsun, yorganın altında gözyaşlarını sessizce yastığa akıttı. Alessio’nun o devasa gövdesiyle, minicik bir bebek karşısında nasıl savunmasız kaldığını ve o içten özrünü duymak, içindeki tüm öfkeyi bir anda silip götürmüştü. Ama hala trip modundan çıkmaya hazır değildi; o yüzden sessizliğini korudu.
Sabah güneş Roma’nın üzerine doğduğunda, malikanede huzursuz bir hareketlilik vardı. Efsun uyanıp Lara’yı emzirmiş, Alessio ile hala tek kelime konuşmadan aşağıya inmişti. Masada Adriana ve Lavin ile kahvaltı yaparken kapı çalındı.
Matteo içeri girdi, elinde Martina’nın avukatının olduğunu bildikleri siyah bir çanta vardı. "Efendi, Martina hanımefendinin avukatı geldi. Acil görüşmek istiyor," dedi.
Alessio, Efsun’un gözlerine baktı ama Efsun tabağındaki zeytinle ilgileniyordu. "İçeri al," dedi Alessio sertçe.
Avukat içeri girdiğinde odadaki hava buz kesti. Adam masaya yaklaşıp siyah bir zarf ve mühürlü bir kutu çıkardı. "Sinyor D’Angelo, müvekkilim bu belgelerin ve kutunun sadece Lara’nın adına tescillenmesini ve o reşit olana kadar sizin korumanızda kalmasını vasiyet etti."
Efsun’un elindeki çatal yere düştü. "Lara mı? Daha küçücük bebekten ne istiyor o kadın?" diye gürledi Efsun, dik başıyla avukata bakarak.
Avukat yutkundu. "Bu bir vasiyet değil efendim, bu bir miras devri. Martina hanımefendi, İsviçre’deki gizli hesaplarını ve babasından kalan o eski malikaneyi doğrudan torunu Lara’ya devretmiş. Ama bir şartı var..."
Alessio ayağa kalktı, masaya ellerini dayadı. "Şart mı? O kadının hiçbir şartını kabul etmiyorum!"
"Şartı şu efendim..." dedi avukat, titreyerek bir mektup çıkardı. "Kutunun içinde bir anahtar ve bir günlük var. Mektupta şöyle yazıyor: 'Alessio, babanın ve Efsun'un babasının asıl katili bu kutudaki koordinatlarda saklı. Eğer Lara'nın huzurlu büyümesini istiyorsan, bu hesabı o değil, sen kapatmalısın.'"
Odada ölüm sessizliği oldu. Alessio ve Efsun birbirlerine baktılar. Martina ölürken bile arkasında devasa bir bomba bırakmıştı. Efsun’un babasının ve Alessio’nun babasının ölümüyle ilgili hala bilinmeyen, karanlık bir ortak isim mi vardı?
Efsun, titreyen elleriyle kutuya uzandı. Alessio ise onun elini tuttu. Bu seferki bakışı sert değil, koruyucuydu. "Açma Efsun. Bu kadının oyunlarına bir daha izin vermeyeceğim."
Efsun elini çekmedi, aksine Alessio’nun elini sıktı. "Eğer bu kutuda babalarımızın katili varsa Alessio, bunu Lara için değil, bizim için açacağız. Bu hesabı kapatmadan bize huzur yok."
***
1 gün önce ( Martina'nın öldüğü gün)
Taş Ev / Martina’nın Hapis Olduğu Gece
Martina, elindeki kadehle şöminenin karşısında oturmuş, odanın içindeki boğucu sessizliği dinliyordu. Alessio’nun onu bu eve hapsetmesi, gururunu her şeyden çok kırmıştı. Birden dış kapının açıldığını duydu. Adım sesleri kendinden emindi. Martina, nöbetçi korumalardan biri olduğunu düşünerek arkasına bile bakmadı.
"Sana içeri girme izni verdiğimi hatırlamıyorum," dedi Martina kibirle.
Ancak gelen kişiden ses çıkmadı. Adım sesleri tam arkasında durduğunda, Martina ensesinde buz gibi bir esinti hissetti. Yavaşça başını çevirdi. Karşısında, D’Angelo koruma üniforması giymiş bir figür duruyordu. Figür, başına iyice indirdiği şapkayı tek bir hareketle çıkarıp fırlattı.
Altından dökülen şeker pembesi saçlar ve o tanıdık, nefret dolu bakışlar Martina’nın kadehini elinden düşürdü.
"Mia?" diye fısıldadı Martina, dehşetle koltuğuna sindi. "Sen... sen sınırdan çıkarılmıştın! Nasıl girdin buraya?"
Mia, yüzünde çarpık ve ürkütücü bir gülümsemeyle Martina’ya doğru eğildi. "Sınırlar sadece senin gibi korkaklar içindir Martina. Ben buraya yarım kalan hesabımı kapatmaya geldim."
Mia, belinden çıkardığı susturuculu silahı Martina’nın çenesinin altına dayadı. Gözleri bir avcınınki kadar keskindi. "Şimdi beni iyi dinle yaşlı kadın. Hayatını satın almak için bir şansın yok, ama nasıl öleceğine dair bir seçimin var. Ya şimdi bu tetiği çekerim ve beynini bu şömineye akıtırım; ya da sana dediğim her şeyi harfiyen yaparsın."
Martina titreyerek sordu. "Ne... ne istiyorsun benden?"
Mia, cebinden eski bir günlük ve bir zarf çıkardı, masanın üzerine fırlattı. "Önce o günlüğü dolduracaksın. İçine Alessio’yu ve Efsun’u birbirine düşürecek, uykularını kaçıracak o koordinatları ve yalanları yazacaksın. Sonra bütün banka hesaplarını, o yeni doğan küçük fareye, Lara’ya devredeceksin. Onlara bir 'miras' değil, bir 'lanet' bırakacaksın."
Martina’nın gözlerinden yaşlar boşaldı. "O benim torunum... Yapamam."
"torununu sevmediğini ikimizde biliyoruz, Martina. Ne kadar da aşağılık bir kadınsın, gurur'un için neleri sattığını bir tek benim gördüğümü unutma ama"
Mia silahın namlusunu Martina’nın etine daha sert bastırdı. "Yapacaksın! Ve hepsini bitirdiğinde... O kutuyu mühürlediğinde, kendi ellerinle hayatına son vereceksin. Eğer bunu yapmazsan, yemin ederim geri gelirim ve seni bu evle birlikte yakarım. Acı çekerek, çığlık atarak ölürsün. Seçim senin; ya 'asil' bir intihar, ya da benim ellerimde bir cehennem."
Mia, pembe saçlarını savurarak geriye çekildi. Martina’nın önündeki o ilaç şişesini ve vasiyet kağıtlarını gösterdi. "Yarına kadar vaktin var. Alessio buraya geldiğinde, senin sadece soğumuş cesedini ve benim onlara bıraktığım o zehirli mirası bulacak."
Mia, geldiği gibi sessizce karanlığın içinde kaybolurken; Martina, titreyen elleriyle masadaki kaleme uzandı. Mia Clark, Roma’yı terk etmişti ama ruhunu bu taş evin içine bir cellat gibi bırakmıştı. Martina için artık tek bir çıkış yolu vardı: Mia’nın dediği o kanlı senaryoyu oynamak.
O gece Martina, son satırlarını yazdı, hesaplarını devretti ve Mia’nın gölgesinden kurtulmak için ölümü seçti.
***
bu bölüm nasıl?
OY VE YORUM BEKLİYORUM
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |