

###BÖLÜM 44: SÜRÜNMİŞ BİR İMPARATOR VE ALAYCI BİR KIZ KARDEŞ
Sabahın ilk ışıkları malikanenin koridorlarına vurmaya başladığında, Efsun’un yatak odasının kapısının önünde hoca bir adam, başını duvara yaslamış, bacaklarını koridora uzatmış bir halde horul horul uyuyordu. Elinde ise gümüş rengi, üzerinde "Lara" yazan minik bir müzik kutusu vardı.
İşte tam o sırada, Adriana, sabah sporu için aşağı inmek üzere odasından çıktı. Elinde havlusu, üzerinde spor kıyafetleriyle koridora adım attığı an, gördüğü manzara karşısında önce duraksadı, sonra yüzünde muzip bir gülümseme yaktı.
"Amma da sadık bir bekçi köpeği, ha?" diye fısıldadı Adriana kendi kendine, alaycı bir şekilde.
Yavaşça Alessio’ya yaklaştı, sessizce yanına çöktü ve abisinin kapının önünde horladığı o anı telefonunun kamerasına kaydetmeye başladı. Alessio’nun yorgunluktan kızarmış gözlerini, kırışmış gömleğini ve elindeki müzik kutusunu kaydederken, kendisini tutamayıp kıkırdadı.
Adriana, kaydı bitirip telefonu cebine attı, sonra alaycı bir şekilde öksürerek Alessio’yu uyandırdı.
Alessio, duyduğu sesle irkildi, gözlerini ovuşturarak başını kaldırdı. Gözleri hala yarı kapalıydı ve kimin geldiğini anlamaya çalışıyordu. Karşısında Adriana’nın kahkahalarla gülmekten kızarmış yüzünü gördüğünde neye uğradığını şaşırdı.
"Ne gülüyorsun Adriana?" dedi Alessio, sesi uykulu ve sertti. "Kafayı mı yedin sen sabah sabah?"
Adriana gülmekten konuşamıyordu. Elini ağzına götürdü, bir yandan da işaret parmağıyla Alessio’yu göstererek alay ediyordu. "Abi... Abiciğim... Sen... Sen bu halinle... D’Angelo imparatorluğunu nasıl yönetiyorsun Allah aşkına?"
Alessio nihayet nerede olduğunu, neden kapının önünde olduğunu hatırladığında yüzüne kan hücum etti. Utançtan kıpkırmızı olmuştu. "Adriana! Ne işin var burada? Kaybol git!"
"Nereye gideyim abi? Kendi evimdeyim ben! Ama sen... Sen neden kendi yocağının kapısının önünde sabahladın?" Adriana, kahkahalarını kontrol etmeye çalışıyordu ama başarısızdı. "Efsun seni odaya mı almadı? Aaay, D’Angelo imparatoru kapıda sürgünde! Bunu bütün Roma duymalı! Ah, keşke şimdi burada olsaydı da şu halini görseydi!"
Alessio sinirle yerinden kalktı, üzerinde yatarken kırışan ceketini silkeledi. "Bir kelime bile etmeyeceksin! Sakın ha! Kimseye ağzından tek bir laf çıkmayacak!"
Adriana, gülmekten beli bükülmüş bir şekilde, "E tabii abi! Hiç kimseye... Ama önce Fatma Anne'ye, sonra Matteo’ya, sonra Lavin’e, sonra da tüm Roma’ya yayılmadan önce kimseye..." diyerek abisinin yanından geçti, hala gülüyordu. "Hadi abi, iyi uykular! Bir dahaki sefere daha rahat bir köşe bul kendine!"
Adriana merdivenlerden aşağıya inerken kahkahaları tüm malikanede yankılanıyordu. Alessio ise utançtan ve sinirden kıpkırmızı olmuş bir şekilde kapıya döndü. Tam o sırada kapı yavaşça aralandı.
Efsun, uykusuzluktan kızarmış ama bakışları yumuşamış bir şekilde kapıda duruyordu. Alessio’nun o perişan halini, yerde uyuklarken bile sıkıca tuttuğu müzik kutusunu ve utançtan kıpkırmızı olan yüzünü görünce, dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm belirdi.
"Günaydın Sinyor D’Angelo," dedi Efsun, sesi uykulu ama alaycı bir tondaydı. "Umarım kapı eşiği rahattı. İçeri geç, Ve gözlerin... Gözlerin hala kızarmış. Gecenin bir yarısı kapı önünde uyumak iyi gelmiyor anlaşılan."
Alessio, Efsun’un bu yumuşak tavrına hem şaşırdı hem de rahatladı. "İçeri alacak mısın Sarca?" diye sordu, umutla.
Efsun omuz silkti. "Bu sabahlık... sadece bu sabahlık seni affedebilirim. Ama bil ki, bu senin ömrün boyunca çekeceğin acıların sadece bir başlangıcıydı. Şimdi içeri geç ve o bebek müzik kutusunu da yerine bırak. Bence sen de biraz uyumalısın."
Alessio, içinden büyük bir oh çekerek odaya girdi. Dışarıdaki o korkunç imparator, içeride karısının bir cümlesiyle yerle bir olmuştu. Ama biliyordu ki bu "affetme", yeni triplerin ve yeni "kapı önü nöbetlerinin" habercisiydi.
Efsun’un "İçeri geç" komutuyla Alessio, bir zafer kazanmış edasıyla odaya adımını attı. Ancak içerideki hava, dışarıdaki koridordan çok daha soğuktu. Efsun, Lara’yı emzirmiş, bebeği beşiğine yatırmıştı. Lara derin bir uykudaydı, pembe battaniyesine sarılmış, dünyanın en masum uykusunu uyuyordu.
Alessio, yorgunlukla ceketini sandalyeye fırlattı. Gözü bir anlığına, dün gece o lanetli günlüğü kilitlediği masanın çekmecesine takıldı. Kalbi bir anda tekledi. Çekmece, sanki hiç zorlanmamış gibi milimetrik bir boşlukla açık duruyordu.
Alessio, nefesini tutarak masaya yaklaştı. Çekmeceyi hızla çekti. Günlük yoktu.
"Efsun..." dedi Alessio, sesi fısıltıdan halliceydi ama içinde bir fırtına kopuyordu. "Günlüğü sen mi aldın?"
Efsun banyodan elinde bir havluyla çıkarken şaşkınlıkla baktı. "Ne günlüğü Alessio? Kilitlediğin o defteri mi diyorsun? Hayır, dokunmadım bile. Neden soruyorsun?"
Alessio’nun elleri titremeye başladı. Gözlerini odanın içinde gezdirdi ve asıl felaketi o an fark etti. Efsun’un yattığı yastığın hemen üzerinde, Efsun’un saçlarının birkaç santim ötesinde, zarif bir kağıt parçası duruyordu. Kağıt, Efsun uyanırken fark etmesin diye oraya bir cerrah titizliğiyle bırakılmıştı.
Alessio hamle yapıp kağıdı kaptı. Üzerindeki el yazısı, pembe bir mürekkeple yazılmıştı ve buram buram Mia’nın o ağır parfümü kokuyordu. Notta sadece şu satır yazılıydı:
"Kocan kapıda uyurken, ben senin başucundaydım Efsun. Bir dahaki sefere sadece defteri değil, kalbini de yanımda götürürüm. Bir daha karın ve kızın asla yalnız kalmasın Alessio... Çünkü ben her yeriyim."
Alessio’nun dizlerinin bağı çözüldü. Kağıdı buruşturup avucunun içinde sıktı. Bakışları hemen beşiğe, Lara’ya kaydı. O an beyninde tek bir düşünce vardı: Ben kapıda beklerken, o içeri girdi. Benim burnumun dibinden geçti ve ben hissetmedim.
Efsun, Alessio’nun bembeyaz kesilen yüzünü görünce yanına koştu. "Alessio, ne oldu? O elindeki ne? Konuşsana!"
Alessio kağıdı saklamaya çalıştı ama Efsun elinden kaptı. Notu okuduğu an, Efsun’un çığlığı malikanenin duvarlarında yankılandı. "Bu... bu o kadının yazısı! Mia buradaydı! Alessio, gece yanımdaydı! Bebeğimin başucundaydı!"
Efsun hıçkıra hıçkıra ağlayarak beşiğe kapandı, Lara’yı uyandırma pahasına kucağına aldı. "Dokunmuş mu ona? Bir şey yapmış mı? Alessio, hani bizi koruyordun! Hani kapıda bekliyordun!"
Alessio olduğu yere çöktü, yumruğunu yere vurdu. O dışarıdaki sert mafya lideri, karısının haklı isyanı karşısında paramparça olmuştu. "Giremez..." diye inledi Alessio. "Nasıl girer? Matteo nerede? Korumalar nerede? Ben... ben nasıl uyudum!"
O an anladılar ki, Martina’nın ölümü bir son değil, Mia’nın kanlı oyununun sadece başlangıcıydı. Günlük gitmişti, sırlar Mia’nın elindeydi ve Mia artık evin içindeydi.
***
Roma Fiumicino Havalimanı’nda hava kurşun gibi ağırdı. Alessio, özel jeti hazırlatırken her bir korumayı tek tek denetlemiş, Mia’nın gölgesinin bile uçağa yaklaşmasına izin vermemişti. Efsun, kucağında Lara ile uçağın camından Roma’ya son bir kez bakarken; içinde hem bir kurtuluşun hafifliği hem de "evim" dediği topraklara dönmenin heyecanı vardı.
Uçak İstanbul’a indiğinde, onları havalimanının VIP çıkışında bekleyen simsiyah, camları zifiri karanlık üç araçlık bir konvoy duruyordu. Alessio, İtalya’daki o meşhur sertliğini İstanbul’un sokaklarına da taşımıştı. Lara’nın pusetini bizzat kendisi yerleştirdi, Efsun’un elini bir saniye bile bırakmadı.
Arabalar o dar, park etmiş araçlardan dolayı geçilmesi imkansız gibi görünen mahalleye girdiğinde, ilk önce mahallenin çocukları konvoyun peşine takıldı. "Vay be, arabalara bak!" sesleri arasında, konvoy Fatma Anne’nin iki katlı, boyası yer yer dökülmüş ama pencere önleri sardunyalarla dolu evinin önünde durdu.
Alessio arabadan inip kapıyı açtığında, mahallenin o meşhur "istikbarat teşkilatı" çoktan mevzi almıştı.
Fatma Anne’nin ahiretlik bacıları Ayşe Teyze ve Hatice Teyze, daha arabanın tekeri durmadan apartman kapısının önüne fırlamışlardı. Ayşe Teyze, elindeki tülbentin ucunu çiğnerken; Hatice Teyze gözlüğünü burnunun ucuna indirmiş, gelenleri süzüyordu.
"Amanın! Fatma! Kız gelmiş valla gelmiş!" diye feryat etti Ayşe Teyze.
Fatma Anne arabadan iner inmez, Ayşe ve Hatice Teyze üzerine çullandı. "Kız nerelere gittin sen? Öldük meraktan! O yabancı damat seni oralarda kilitledi mi yoksa?" diye sordu Hatice Teyze, Alessio’ya ters ters bakarak.
O sırada arka kapıdan Efsun, kucağında pembe battaniyesine sarılı Lara ile indi. Sokakta bir an büyü bozuldu, yerini şaşkınlık dolu bir uğultu aldı.
"Efsun! Ay evladım, o kucağındaki ne? Bebek mi o?" diye bağırdı Ayşe Teyze, neredeyse Efsun’un üzerine atılacaktı.
Hatice Teyze hemen lafa girdi: "Kız ne zaman evlendiniz de ne zaman doğurdun? Biz seni daha dün gönderdik sanıyorduk! Ay maşallah, ama bu çocuk pek küçük, prematüre mi bu? Fatma, iyi bakamadınız mı kızıma oralarda?"
Efsun, teyzelerin bu kontrolsüz ilgisinden dolayı Lara’yı daha sıkı sardı. "Teyzeciğim, biraz erken geldi sadece. Çok yorgunuz, sonra konuşsak?" dese de Ayşe Teyze çoktan Lara’nın battaniyesini çekiştirmeye başlamıştı.
"Ay dur bir görelim yüzünü! Kime benziyor? Ay aynı babası! Bak bak, okyanus gözlü bir şey bu! Kız Efsun, bu yabancı damatla nasıl anlaşıyorsun sen? 'I love you' falan mı diyorsun?"
Alessio, Efsun’un iyice bunaldığını, kucağındaki bebeğin de teyzelerin gürültüsünden mırıldanmaya başladığını görünce devreye girdi. Korumalarına "Mesafeyi koruyun" emri verdi ve kalabalığın arasına bir duvar gibi girdi. O sert, aksanlı ama etkileyici Türkçesiyle konuştu:
"Ayşe Hanım, Hatice Hanım... Memnun oldum. Ama eşim ve kızım çok uzun yoldan geldi. Lara’nın uyuması ve dinlenmesi lazım. Lütfen yolu açın, akşam Fatma Anne size her şeyi anlatır."
Alessio’nun o "mafya lideri" otoritesi mahalleli teyzeleri bir anlığına dondurdu. Hatice Teyze, Ayşe Teyze’nin kulağına fısıldadı: "Ayy Ayşe, bu damat da pek yakışıklı ama bakışı adamı kurşun gibi deliyor valla. Tam mafya dizilerindeki jönler gibi!"
Alessio, Efsun ve kucağındaki Lara’yı hızlıca apartman kapısından içeri soktu. Merdivenleri çıkarken Efsun’un kulağına eğildi:
"Sarca, yemin ederim Mia’nın adamları bu iki kadından daha az tehlikeliydi. Roma’da suikastçıdan kaçıyorduk, burada sorulardan kaçıyoruz."
Efsun yorgunlukla güldü. "Hoş geldin Alessio... Burası Türkiye. Burada her şey şeffaf, sırlar bile!"
OY VE YORUM BEKLİYORUMM ✒️📜
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |