48. Bölüm
a’ / Mafya'M : KÜL SAATİNDE DOĞANLAR          +1& (yarı texting) / BÖLÜM 45: ESKİ OLANLAR

BÖLÜM 45: ESKİ OLANLAR

a’
adesonuzzz

OY VE YORUM BEKLİYORUM ✒️📜😻

###BÖLÜM 45: ESKİ DEFTERLER VE İTALYAN KISKANCININ GAZEBİ

Mahalledeki ilk günün sabahıydı. Fatma Anne, mutfakta Efsun ve Lavin ile birlikte hummalı bir kahvaltı hazırlığına girişmişti. Taze ekmek kokusu, demli çay ve kızaran biberlerin kokusu evi sarmıştı. Alessio ise salonda, o daracık ama huzurlu koltukta oturmuş, elindeki tabletle Roma’daki işleri kontrol etmeye çalışıyordu; ama aklı sürekli yan odadaki Lara ve mutfaktaki Efsun’daydı.

 

Tam o sırada kapı çalındı. Fatma Anne, "Efsun kızım, sen bakıver, ellerim hamurlu!" diye seslendi.

 

Efsun, üzerindeki rahat hırkası ve yorgun ama durulmuş yüzüyle kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında elinde büyük bir çiçek buketi ve bir paket çikolatayla duran, şık giyimli, gözlüklü birini gördü.

 

"Mehmet?" dedi Efsun, şaşkınlıkla. "Senin burada ne işin var?"

 

Mehmet, yüzünde geniş ve nostaljik bir gülümsemeyle Efsun’a baktı. "Efsun... İnanmıyorum, gerçekten dönmüşsün. Fatma Teyze’nin rahatsızlığını çok geç duydum, ancak gelebildim. Seni tekrar görmek... ne yalan söyleyeyim, mucize gibi."

 

Efsun, Mehmet’in üniversite yıllarındaki o platonik aşkını hatırlayıp hafifçe gülümsedi. "Sağ ol Mehmet, geçti bitti şükür. Gel içeri, ayakta kalma."

 

Efsun’un bu "Gel içeri" daveti, salondaki Alessio’nun radarına anında takıldı. Alessio, okyanus mavisi gözlerini kısarak kapıya doğru yürüdü. Kapıda Efsun’a hayranlıkla bakan o adamı gördüğünde, etrafındaki hava bir anda eksi kırk dereceye düştü.

 

Mehmet içeri girdiğinde, devasa gövdesiyle koridoru kapatan Alessio ile burun buruna geldi. Alessio’nun o keskin, adamı otopsi masasına yatıran bakışları Mehmet’in gülümsemesini yüzünde dondurdu.

 

"Sarca? Kim bu arkadaş?" dedi Alessio, sesi bir bıçak kadar keskindi. Türkçesi her zamankinden daha sert çıkıyordu.

 

Efsun, Alessio’nun o tanıdık "korumacı/kıskanç" moduna girdiğini görünce içinden bir sabır çekti. "Alessio, üniversiteden arkadaşım Mehmet. Annemin hastalığını duymuş, geçmiş olsuna gelmiş."

 

Mehmet, elini uzatıp "Merhaba, ben Mehmet," dedi ama Alessio o eli sıkmak yerine sadece tepeden tırnağa süzdü.

 

"Ben de Alessio. Efsun’un kocası. Ve bu küçük hanımın, Lara’nın babası," dedi Alessio, mutfaktan kucağında ağlayan Lara ile çıkan Lavin’i işaret ederek.

 

Mehmet şok olmuştu. Efsun’un evlendiğinden de, bir çocuğu olduğundan da haberi yoktu. "Evlendin mi? Ve... çocuk? Ben hiç haber almadım, şaşırdım."

 

Alessio, bir adım öne çıkıp Efsun’un belini sahiplenici bir tavırla kavradı. "Şaşırmana gerek yok Mehmet. Dünya küçük, Efsun’un kalbi ise daha küçük; içinde sadece biz varız. Buyur, oturmaz mısın? Sana bir 'İtalyan kahvesi' yapalım, uykun açılır belki."

 

Efsun, Alessio’nun elini belinden hafifçe itmeye çalıştı ama nafile. Alessio, Mehmet’i adeta bir sorgu odasına alır gibi başköşeye oturttu. Fatma Anne mutfaktan çıkıp "Hoş geldin Mehmet oğlum!" diyerek ilgiyi dağıtmaya çalışsa da, Alessio gözlerini bir an bile Mehmet’in üzerinden ayırmıyordu.

 

Mehmet, Efsun’a dönüp "Hala çok güzelsin Efsun, fakültesindeki halinden hiçbir farkın yok," dediği an, Alessio’nun elindeki çay bardağını tabağına bırakma sesi odada yankılandı.

 

"Mehmet..." dedi Alessio, sesi artık tehlike çanları çalıyordu. "Burada misafirsin, başımızın üstünde yerin var. Ama eşimin güzelliği hakkında konuşma hakkı sadece bana ait. Anlıyorsun değil mi, dostum?"

 

Efsun araya girip "Alessio! Saçmalama!" diye fısıldadı ama Mehmet çoktan terlemeye başlamıştı. Roma’nın celladı, İstanbul’un bir mahalle evinde, bir kase çekirdeğin başında bile racon kesmeye devam ediyordu.

Fatma Anne, masayı bir kuş sütü eksik donatmıştı. Ancak masadaki o leziz kokuların yerini, Alessio’nun yaydığı buz gibi gerginlik almıştı. Alessio, masanın başköşesine bir imparator gibi oturmuş, tam karşısına da "davetsiz misafir" Mehmet’i yerleştirmişti. Efsun ise ikisinin tam ortasında, elinde çaydanlıkla adeta bir canlı bomba ihbarı almış gibi tetikte bekliyordu.

 

Mehmet, ortamdaki elektriği dağıtmak istercesine sahte bir neşeyle söze girdi. "Vay be Fatma Teyze, ellerine sağlık. Efsun, hatırlıyor musun üniversitedeyken de kantinde hep senin evden getirdiğin o poğaçaları beklerdik? Hatta bir keresinde anatomi sınavına çalışırken sen uykusuzluktan kadavranın üzerinde uyuyakalmıştın, ben de seni uyandırmaya kıyamayıp üzerini örtmüştüm..."

 

Alessio’nun elindeki çatal, tabağına öyle bir sesle çarptı ki masadaki herkes sıçradı. Alessio, yavaşça başını kaldırıp Mehmet’e baktı. Gözleri okyanusun en fırtınalı hali gibi kararmıştı.

 

"Demek uykusuz kalıyordu..." dedi Alessio, sesi hırıltılı bir fısıltı gibiydi. "Ve sen de üzerine örtü örtüyordun. Ne kadar düşünceli bir hareket Mehmet... Ama artık Efsun uykusuz kaldığında başında ben bekliyorum. Ve emin ol, o benim kucağımda uyurken hiç kimsenin ona yaklaşma şansı olmuyor."

 

Efsun, Alessio’nun bacağını masanın altından sertçe tekmeledi. "Alessio! Eski bir anı sadece, amma büyüttün." Sonra Mehmet’e döndü. "Mehmet sen bakma ona, İtalyanlar biraz... nasıl desem... 'tutkulu' olurlar."

 

"Tutkulu değil, gerçekçi," diye düzeltti Alessio. Elindeki kahvaltı bıçağını alıp bir elmayı sanki birinin boğazını kesiyormuş gibi tek hamlede pürüzsüzce soymaya başladı. Bıçağın gümüş parıltısı Mehmet’in gözlerini kamaştırıyordu. "Bilirsin Mehmet, bizde bir kural vardır. Bir adamın hayatına giren tek bir kadın olur, ona dokunan el de sadece o adama ait kalır. Senin o 'örtü örtme' hikayelerin kulağa biraz... sınır aşımı gibi geliyor."

 

Mehmet yutkundu, alnında bir ter damlası birikti. "Yanlış anladınız Sinyor, biz sadece çok yakın arkadaştık. Hatta Efsun’a tıp balosunda eşlik etmeyi teklif etmiştim ama o reddetmişti, hala içimde uktedir."

 

Alessio bıçağı masaya öyle bir sapladı ki, bıçak tahta masada dik durdu. Efsun korkuyla "Alessio!" diye bağırdı ama Alessio sadece gülümsedi. O korkutucu, yırtıcı gülümsemesiyle...

 

"Reddetmekle çok doğru bir karar vermiş Sarca," dedi Alessio, elini Efsun’un ensesine atıp onu kendine doğru çekti ve şakağına sert bir öpücük bıraktı. "Çünkü senin o ukte dediğin şey, benim gerçeğim. Bak Mehmet, Türkiye’de misafirperverlik önemliymiş, Fatma Anne öğretti. Ama benim kitabımda, karımın eski anılarında fazla gezinen adamların sonu pek parlak bitmez. Peynirini ye, çayını iç ve o 'eski defterleri' bu kapıdan çıkarken çöpe at. Anlıyorsun beni, değil mi?"

 

Lavin, kucağında Lara ile içeri girdiğinde ortamdaki gerginliği hissedip duraksadı. Lara mızmızlanmaya başlayınca Efsun hemen ayağa kalktı. "Ben bebeği alayım, siz afiyetle devam edin!" diyerek kaçarcasına uzaklaştı.

 

Alessio şimdi Mehmet ile baş başa kalmıştı. Masaya doğru eğildi, sesi artık tamamen bir cellat tınısındaydı. "Söyle bana Mehmet, tıp fakültesinde anatomi dersi gördün... İnsan kalbinin nerede olduğunu iyi biliyorsun. O kalbin yerinde kalmasını istiyorsan, bakışlarını karımdan ve geçmişimizden çek. Yoksa sana anatomiyi bizzat uygulamalı olarak gösteririm."

 

Mehmet titreyen elleriyle çay bardağına uzandı ama bardağı tutamadı bile. Alessio ise arkasına yaslanıp sakin bir şekilde zeytinini yemeye devam etti. Roma'nın efendisi, İstanbul'un bu mütevazı mutfağında otoritesini kanla değil, buz gibi bir tehditle mühürlemişti.

***

Kahvaltı masasındaki o bıçak darbesinden sonra Mehmet’in orada bir saniye daha duracak hali kalmamıştı. Alessio, sanki çok samimi bir dostunu uğurluyormuş gibi Mehmet’in koluna girdi ama parmakları Mehmet’in kemiklerine bir mengene gibi saplanmıştı.

 

Apartman boşluğuna çıktıklarında Alessio, Mehmet’i sertçe duvara yasladı. Sesi, derinden gelen bir gök gürültüsü gibi yankılandı:

 

"Bak doktor..." dedi Alessio, yüzünü Mehmet’in yüzüne iyice yaklaştırarak. "Bugün burada Efsun'un hatırına hayatta kaldın. Ama o tıp fakültesi hatıralarını da, o çiçeklerini de al ve bu mahalleden defol. Eğer bir daha gölgeni bile bu sokakta görürsem, seni o kadavralardan farksız hale getiririm. Efsun benim helalim, Lara benim canım. Bir daha sakın!"

 

Alessio, Mehmet’i merdivenlere doğru itti. Mehmet, can havliyle apartmandan kaçarken Alessio kapıyı büyük bir gürültüyle kapattı.

Alessio içeri girdiğinde Efsun’u salonda, elleri belinde beklerken buldu. Efsun’un gözlerinden resmen ateş fışkırıyordu.

 

"Sen ne yaptığını sanıyorsun Alessio?" diye bağırdı Efsun. "Adama masada yapmadığın kalmadı! Annemin evi burası, senin infaz odan değil! Rezil ettin beni mahalleye, herkes bizi konuşacak şimdi!"

 

Alessio, üzerindeki gerginliği atamadan Efsun’un üzerine yürüdü. "Adam sana aşık gibi bakıyordu Efsun! 'Üzerini örttüm' diyor, 'balo' diyor! Ben varken kimse sana öyle bakamaz, anlıyor musun? Benim olduğum yerde herkes haddini bilecek!"

 

"Sen iflah olmaz bir zorbasın!" diyerek odasına kaçtı Efsun. Kapıyı da Alessio’nun yüzüne kilitledi. Alessio ise hırsından duvara bir yumruk atıp salondaki koltuğa çöktü.

***

Mehmet, arabasına binemeden o meşhur siyah panelvan tarafından önü kesildi ve yaka paça içeri çekildi. İçeride Mia Clark, pembe saçlarını parmağına dolamış, yüzünde o şeytani gülümsemeyle bekliyordu.

 

Mia, Mehmet’in boğazına bir bıçak dayadı. "Şimdi seç bakalım doktor," dedi Mia, sesi buz gibiydi. "Ya bu gece o dairenin kapısına benim verdiğim paketi bırakırsın ya da yarın sabah senin cesedini o hastanenin morguna ben teslim ederim."

 

Gece yarısı... Mahalle sessizliğe bürünmüşken, Mehmet titreyen elleriyle, Mia’nın adamlarının gözetiminde tekrar apartmana girdi. Kendi canı için, taptığı kadının kapısına o uğursuz paketi bırakmak zorundaydı.

 

Sabahın ilk ışıklarıyla Alessio, huzursuz bir uykudan uyandı. Kapının altından bir tıkırtı gelmişti. Hızla kapıya yönelip açtığında, paspasın üzerinde siyah bir kutu ve üzerinde küçük bir düzenek (bomba) gördü. Kutunun üzerine iğnelenmiş pembe bir not kağıdı duruyordu.

 

Alessio donup kaldı. Notta Mehmet’in titrek yazısıyla ama Mia’nın dikte ettiği şu sözler yazılıydı:

 

"Kocan kapıyı kilitlese de, ölüm içeri sızacak yolu her zaman bulur Efsun. Kapıyı açtığın an, Lara'nın uykusu sonsuzluğa dönüşebilirdi. Bu seferlik sadece 'tık tık' dedik. Bir dahaki sefere patlatacağız. - Mia."

 

Alessio, bombanın düzeneğini profesyonelce inceledi; bu sadece bir uyarıydı, pim çekilmemişti ama Mia "Evinizin içindeyim" mesajını en kanlı şekilde vermişti. Alessio’nun kükremesi tüm apartmanı ayağa kaldırdı:

"HERKESİ BURAYA DİKİN! MAHALLEYİ ÇEVİRİN"

 

Efsun kapıya koştuğunda gördüğü o siyah kutu ve düzeneğiyle dizlerinin üzerine çöktü. Türkiye de artık güvenli değildi.

Bölüm : 16.02.2026 13:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
a’ / Mafya'M : KÜL SAATİNDE DOĞANLAR          +1& (yarı texting) / BÖLÜM 45: ESKİ OLANLAR
a’
Mafya'M : KÜL SAATİNDE DOĞANLAR +1& (yarı texting)

8.51k Okunma

4.08k Oy

0 Takip
56
Bölümlü Kitap
GİRİŞ : Kül Saati ve D'AngeloBÖLÜM 1: 27 Numara ve D'AngeloBÖLÜM 2 : SARCA VE D'ANGELOBÖLÜM 3 : İKİ KADIN, TEK HEDEF VE D'ANGELOBÖLÜM 4 : BENJAMİN VE D'ANGELOBÖLÜM 5 : SALDIRI VE D'ANGELOBÖLÜM 6 : NARKOZ ETKİSİ VE MAGAZİN HABERLERİBÖLÜM 7 : AKŞAM YEMEĞİ VE D'ANGELOBÖLÜM 8: DENİZ VE D'ANGELOBÖLÜM 9: GERİ DÖNÜŞ, BENJAMİN VE D'ANGELOBÖLÜM 10 : TEKLİF VE D'ANGELOBÖLÜM 11: ALTIN KAFESTE YASBÖLÜM 12 : BOMBA VE D'ANGELOBÖLÜM 13: KÖR KURŞUN VE SARCABÖLÜM 14 : YERALTI MAFYASI TOPLANTISI VE D'ANGELOBÖLÜM 15 : HİSLERİN KATILIMI VE D'ANGELOBÖLÜM 16: PEMBE GÜL VE D'ANGELOBÖLÜM 17: BUHAR VE GÖRÜNTÜBÖLÜM 18: EMRET VE KAHVEBÖLÜM 19: ÖZEL BÖLÜM (MİA CLARK)BÖLÜM 20: DÜĞÜN KONUSUBÖLÜM 21 : PİKNİK VE KARABORSABÖLÜM 22: TARİHİ GEÇMİŞ ANILAR VE D'ANGELOBÖLÜM 23: ADRİANA VE MATTEO (ÖZEL BÖLÜM)BÖLÜM 24: BENİMLE BİR ÖMÜR/SEZON FİNALİKARAKTER KARTI ✒️⛓️BÖLÜM 25: KÜLLER VE MÜHÜRLERBÖLÜM 26: KRAL VE KRALİÇEBÖLÜM 27: İHANET VE YÜZÜKBÖLÜM 28 : İPEK VE PUDRABÖLÜM 29: KÜL RENGİBÖLÜM 30: ZEHİR VE MATRİNABÖLÜM 31: BİR ASLANIN TÖVBESİBÖLÜM 32: TEST VE SARCABÖLÜM 33: HAMİLEYİM !BÖLÜM 34: CAM BEBEK VE PATİKBÖLÜM 35: TESLİMİYET VE SUÇBÖLÜM 36: KANLI LABİRENT VE SON YEMİNBÖLÜM 37: SARARMIŞ FOTOĞRAF VE KOLYEBÖLÜM 38: GÜNLÜKBÖLÜM 39: DOKTOR'UN SÖZLERİBÖLÜM 40: İLK MÜHÜR VE İSİMBÖLÜM 41: HAYAT VE GÜNAHBÖLÜM 42: SON GÜNLÜK VE HAPBÖLÜM 43: MİRAS VS SAVAŞBÖLÜM 44: TÜRKİYE Mİ?BÖLÜM 45: ESKİ OLANLARBÖLÜM 46: BİLİYOR MUSUN?BÖLÜM 47: GİDİN BURADANBÖLÜM 48: HEDİYEMİ BEĞENDİN Mİ?BÖLÜM 49: SANAT GALERİSİBÖLÜM 50: SİNYOR ROBOT!BÖLÜM 51: KURDUN İNİNDE İNTİHARFİNAL HASAT ZAMANIÖZEL BÖLÜMÖzel bölüm niyetine
Hikayeyi Paylaş
Loading...