
OY VE YORUM BEKLİYORUMM✒️💞
###BÖLÜM 46: MAHALLEDE "BOMBA" ALARMI VE İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Sabahın köründe Fatma Anne’nin kapısının önündeki o siyah kutuyu gören Hatice Teyze, elindeki pazar filesini yere düşürdü. Ayşe Teyze ise çoktan camdan sarkmış, aşağıyı izliyordu.
"Aman Yarabbi! Kız Hatice, o kapıdaki bomba mı? Vallahi bomba o! Efsun'un İtalyanı mahallemize belayı getirdi!" diye feryat etti Ayşe Teyze.
Beş dakika içinde mahallenin yarısı pencerelere doluştu. Hatice Teyze bakkalın önünde kalabalığa anlatıyordu: "Ben dedim size! Bu damat tekin değil dedim! Adamlar kapısına kadar dinamit koymuşlar. Bizim çocuklarımız var, evimiz barkımız var. Fatma’nın evi oldu cehennem yuvası!"
Mahalleli bir anda D'Angelo ailesinden cüzzamlıymış gibi kaçmaya başladı. Kimse o apartmanın önünden geçmek istemiyor, Efsun’un çocukluk arkadaşları bile selamı sabahı kesip karşı kaldırıma kaçıyordu. Ama Ayşe Teyze dedikoduyu bırakmıyordu: "Gördünüz mü? Efsun da o adama benzemiş, yüzü mermer gibi olmuş, kimseyi gözü görmüyor. O masum sabiyi de o karanlığın içine soktular ya, günah!"
İçeride ise hava bambaşkaydı. Efsun, yatak odasında Lara’yı göğsüne bastırmış, titreyerek oturuyordu. Dışarıdaki o gürültü, teyzelerin çığlıkları, Alessio’nun telefonda birilerine İtalyanca bağırıp çağırarak talimat vermesi... Hepsi Efsun’un üzerinde dev bir yük gibiydi.
Alessio kapıyı açıp içeri girdiğinde, ceketini atmış, gömleğinin kollarını sıvamış, belindeki silahı ilk kez bu kadar saklamadan takmıştı. Efsun’un o savunmasız halini görünce adımları yavaşladı.
"Sarca..." dedi Alessio, sesi bin yıllık bir yorgunluk taşıyordu. "Korkma. Kapının önüne ordu diktim. Mahalleli ne derse desin, kimse bu eşikten içeri giremez."
Efsun başını kaldırdı. Normalde Alessio’nun bu "mafya" hallerine, silahına, emirlerine diklenir, "Ben kendi başımın çaresine bakarım" derdi. Ama bu sefer öyle olmadı. Lara’nın minicik elinin, annesinin parmağına dolanmış olduğunu gördüğünde, içindeki o aşılmaz duvarlar yıkıldı.
Efsun yavaşça ayağa kalktı, kucağında uyuyan Lara ile birlikte Alessio’nun yanına gitti. Boşta kalan elini Alessio’nun göğsüne, kalbinin tam üzerine koydu.
"Alessio... Ben artık sadece Efsun değilim," dedi sesi titreyerek ama kararlılıkla. "Ben bir anneyim. Ve Lara'yı koruyabilmem için... senin o karanlığına, o gücüne ihtiyacım var. Bir yere gitme. Bizi sakın bırakma."
Alessio, Efsun’un bu beklenmedik itirafıyla sarsıldı. Efsun, hayatı boyunca kimseye minnet etmemiş, kimseye sırtını yaslamamıştı. Şimdi ise Alessio’nun göğsüne başını yaslıyordu. Alessio, bir eliyle karısının belini sardı, diğer eliyle Lara’nın battaniyesini düzeltti.
"Yemin ederim Sarca," dedi Alessio, sesi yemin gibi gürdü. "Siz benim tek gerçeğimsiniz. Mia mı, cehennemin kendisi mi? Kim gelirse gelsin, önce benim cesedimi çiğneyecek. Artık biz bir bütünüz. Senin dik başın, benim kurşunlarım... Lara’yı kimse bizden alamaz."
O akşam, mahalle her zamankinden daha sessizdi. Sokak lambaları cızırtıyla yanarken, Efsun ve Alessio yan yana, Lara’nın beşiğinin başında nöbet tutuyorlardı. Efsun, Alessio’nun elini hiç bırakmıyordu.
Efsun fısıldadı: "Mehmet'in bunu yapacağına inanabiliyor musun Alessio? Onu nasıl bu kadar korkutmuş olabilir?"
Alessio’nun gözleri karardı. "Korku insana her şeyi yaptırır Sarca. Ama Mia'nın hesaba katmadığı bir şey var. O bizi korkutarak ayıracağını sandı, ama bizi birbirimize mühürledi. Yarın sabah güneş doğduğunda, bu mahallede ya da Roma'da... Mia nerede saklanıyorsa onu bulacağım. Ve bu notun bedelini ona kanla ödeteceğim."
Efsun ilk kez Alessio’nun bu "kanla ödetme" cümlesine itiraz etmedi. Sadece elini daha sıkı sıktı. Çünkü artık biliyordu; kızı için Alessio’nun elindeki o silah, dünyadaki tek adaletti.
***
Roma’daki malikanenin yüksek güvenlikli, her duvarı ekranlarla kaplı kontrol odasında hava, Matteo’nun ciddiyeti yüzünden her zamanki gibi ağırdı. Matteo, önündeki onlarca ekrandan bahçeyi, kapıları ve Mia’nın sızabileceği her noktayı bir şahin gibi izliyordu.
Ancak odanın ortasında, bu ciddiyete tamamen aykırı bir manzara vardı.
Adriana, Matteo’nun tam yanındaki masaya boylu boyunca kurulmuş; yüzünde yemyeşil bir avokado maskesi, başında pembe bir havlu, elinde ise tırnak törpüsüyle keyif yapıyordu.
"Matteo..." dedi Adriana, törpüsünü ritmik bir şekilde hareket ettirerek. "Sence bu güvenlik kameralarındaki görüntüler neden hep bu kadar renksiz? Yani koskoca D’Angelo malikanesindeyiz, insan bir filtre falan koyar. Mesela bahçedeki korumalar neden hep siyah giyiyor? Söyle onlara, yarın hepsi pastel tonlar giysin, gözüm yoruluyor."
Matteo, gözünü ekranlardan bir saniye bile ayırmadan, dişlerinin arasından konuştu: "Sinyorina Adriana... Burası bir güzellik salonu değil, operasyon merkezi. Korumaların işi modellik yapmak değil, ölmek ve öldürmek."
Adriana gözlerini devirdi (yeşil maskesi yüzünden bu biraz korkunç görünüyordu). "Aman, ne kadar kaba! Ölmekmiş... Ayol, ölürlerse o güzelim takımlara yazık olur." Sonra aniden durup Matteo’ya yaklaştı, yüzündeki o yeşil çamurla Matteo’nun burnunun dibine girdi.
"Peki Matteo... Sence ben bu maskeyle mi daha güzelim, yoksa dün sürdüğüm altın maskeyle mi? Dürüst ol, bakışlarınla cevap ver."
Matteo derin bir nefes aldı, sabır çekmekten ciğerleri solmuştu. "Sinyorina, şu an ekranda şüpheli bir araç var mı ona bakıyorum. Sizin maskenizle ilgilenecek vaktim yok."
"Ay, ne aracı be! Kesin kargodur o, yeni kremlerim gelecekti." Adriana, törpüsünü bıraktı ve Matteo’nun önündeki klavyenin üzerine oturdu. "Sıkılmıyor musun Matteo? Saatlerdir bu siyah beyaz ekranlara bakıyorsun. Bak, gel senin şu yorgun gözlerine de iki dilim salatalık koyalım. Vallahi bak, bütün stresin gider, Efsun yengem hep 'Matteo çok gergin' diyor."
Matteo sonunda pes edip arkasına yaslandı. Bakışları, Adriana’nın o yeşil maskeli, muzip yüzüne çarptı. "Sinyorina... Abiniz beni burayı korumam için bıraktı. Sizin cilt bakım seanslarınıza asistanlık yapmam için değil."
Adriana kıkırdadı, parmağıyla Matteo’nun yanağına minicik bir parça yeşil maskeden sürdü. "Aaa! Bak, yakıştı! Yeşil sana çok gitti Matteo, gözlerinin rengini açtı. Hem ne demişler? 'Bakımlı koruma, daha iyi korur.' Hadi ama, biraz gül! Mia gelirse onu güzelliğimizle kör ederiz, mermiye ne gerek var?"
Matteo yanağındaki maskeyi silerken hafifçe gülümsedi ama hemen ciddiyetine geri döndü. "Siz gerçekten iflah olmazsınız Adriana. Abim boşuna size 'küçük bela' demiyor."
"Küçük bela değil tatlım, 'estetik bir felaket' diyelim biz ona," diyerek tırnaklarını boyamaya başladı Adriana.
Roma’da tehlike kollarını uzatmış beklerken, Adriana’nın bu çocuksu neşesi, Matteo’nun o buz gibi kalbindeki tek sıcak nokta olmuştu; ama Matteo bunu asla itiraf etmeyecekti.
***
normade bölüm atmayacaktım, ama özel bölüm ile birlikte atayım dedim 💖
oy ve yorum bekliyorumm 💞✒️
seviyorum sizi 😻😽💖
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |