
###BÖLÜM 48: KAPI ÖNÜNDEKİ CESET
Saat gecenin üçüydü. Mahalle, Alessio’nun korumalarının ağır ayak sesleri dışında tam bir sessizliğe gömülmüştü. Alessio, salondaki koltukta elinde silahıyla hafifçe uyuklarken; Efsun yatak odasında Lara’nın nefes alışlarını dinleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu.
Birden, apartman boşluğundan boğuk bir ses geldi. Bir şeyin yere düşme sesi... Ardından kapı eşiğinde bir tırmalama sesi duyuldu. Efsun’un kalbi ağzında atmaya başladı. Alessio’yu uyandırmak istedi ama o anki o tuhaf içgüdü, "Git ve bak" diyordu. Belki de Lara’nın yeleğindeki o parfüm kokusu onu hipnotize etmişti.
Efsun sessizce yataktan kalktı. Parmak uçlarında koridora süzüldü. Alessio’nun salonda derin bir nefes alışını duyabiliyordu. Kapıya yaklaştı, metal kulba dokundu. Ellerinin titremesini durduramıyordu.
"Tık... tık..."
Kapının arkasından gelen o çok hafif ses, Efsun’un son savunma duvarını da yıktı. "Kim o?" diye fısıldadı. Cevap gelmedi, sadece ağır bir hırıltı... Efsun kapının kilidini yavaşça çevirdi ve araladı.
Gördüğü manzara karşısında çığlığı boğazında düğümlendi.
Mehmet, kanlar içinde, kapı eşiğine yığılmıştı. Üstü başı parçalanmış, yüzü tanınmaz hale gelmişti. Boynunda, Mia’nın o meşhur pembe kurdelelerinden biri bağlıydı. Mehmet, son bir gayretle başını kaldırıp Efsun’un gözlerine baktı; dudaklarından sadece kan sızıyordu.
"Efsun... Kaç..." diyebildi Mehmet, sesi bir can çekişme hırıltısı gibiydi. "Seni... seni istiyor..."
Efsun dehşetle geri çekilirken, apartman boşluğundaki gölgelerin arasından o tanıdık, tiz ve ürkütücü ses yankılandı. Mia Clark, merdivenlerin karanlığında belirmişti. Elinde tuttuğu susturuculu silahı Mehmet’in başına doğrultmuştu.
"Selam tatlım," dedi Mia, pembe saçları loş ışıkta parlıyordu. "Hediye paketimi beğendin mi? Doktorumuz biraz fazla konuştu, ben de onu sessize almaya karar verdim."
Tam o anda Alessio, kapının açılma sesine uyanmış bir şekilde koridora fırladı. Efsun’u kapı eşiğinde, Mehmet’in kanlı bedeni ve Mia ile karşı karşıya görünce kükredi: "EFSUN, GERİ ÇEKİL!"
Alessio silahını çekti ama Mia daha hızlıydı. Mehmet’in başına bir el ateş etti (susturucu sesi sadece bir "pıss" diye duyuldu) ve Mehmet, Efsun’un ayaklarının dibinde son nefesini verdi. Mia, karanlığa doğru bir adım atarken gülümsedi:
"Bir daha kucağına bu kadar yaklaşacağım Efsun. Ama o zaman kucağında bu zavallı doktor değil, küçük prensesin Lara olacak. İyi uykular D’Angelo ailesi!"
Mia, önceden planladığı gibi yangın merdiveninden aşağı süzülüp kaybolurken; Alessio, Efsun’u belinden tutup içeri çekti ve kapıyı tekmeleyerek kapattı. Efsun şok içinde, ellerine sıçrayan Mehmet’in kanına bakıyordu.
Alessio, Efsun’un yüzünü ellerinin arasına aldı, "Efsun! Bana bak! İyi misin? Yaralandın mı?" diye sordu deliler gibi. Efsun sadece titreyerek kapıya bakıyordu. Artık mahalle güvenli değildi, Mia kapının tam eşiğindeydi ve üniversite arkadaşının kanı Efsun’un ayaklarının altındaydı.
***
Mahallenin o dar sokaklarına çöken sis, sadece geceyi değil, Efsun’un tüm geçmişini de yutmuştu. Sabahın ilk ışıkları Mehmet’in kapı eşiğindeki kanını temizleyen deterjan kokusuyla uyandığında, Efsun kararını çoktan vermişti. O kapıdan her geçtiğinde Mehmet’in son bakışını, Mia’nın pembe saçlarının loş ışıktaki parıltısını görecekti. Burası artık onun "evim" dediği yer değildi.
Efsun, salonda camdan dışarıyı; kendisinden ve ailesinden cüzzamlıymış gibi kaçan, fısır fısır konuşan mahalleliyi izleyen Alessio’nun yanına gitti.
"Gidiyoruz Alessio," dedi Efsun, sesi ruhsuz bir rüzgar gibiydi. "Hemen şimdi. Roma’ya, o malikaneye dönüyoruz."
Alessio şaşırarak karısına döndü. "Sarca? Buranın senin için ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Mia’nın bizi kaçırmasına izin mi vereceğiz?"
"Mia bizi kaçırmıyor Alessio, o zaten içeri sızdı. Ben çocukluğumun geçtiği bu sokaklarda her adım attığımda o kanı göremem. Lara’yı bu nefretin içinde büyütemem. Anılarımı daha fazla kirletmeden, temiz kalan tek yerimize, yuvamıza gidelim."
Hazırlıklar hızla yapılırken Fatma Anne ve Lavin’in kalma kararı havayı daha da ağırlaştırdı. Fatma Anne, Efsun’un ellerini tutup gözlerinin içine baktı.
"Kızım, benim toprağım burası. Ben bu yaştan sonra elin memleketine gidemem. Hem bak, babanın mezarı, bunca yıllık ahiretliklerim... Ben kaçarsam, bu mahalleli seni hepten unutur, arkandan konuşmaya devam eder. Ben burada durup o lafları susturacağım. Fatma’nın kızı kaçtı dedirtmem!"
Lavin ise ablasına sarıldı. "Abla, okulum burada, düzenim burada. Hem annemi burada yalnız bırakamam. Biz burada güvendeyiz, mahalleli bizi tanır. Hedefte olan sizsiniz. Siz gidin ki Mia’nın gözü bu sokaktan çekilsin."
Alessio, içindeki tüm şüpheye rağmen Efsun’un o bitmiş halini görünce darlamadı. Evin etrafına Roma’dan getirdiği en seçkin korumaları, adeta sokağı bir kışlaya çevirecek kadar çok sayıda bıraktı. Fatma Anne ve Lavin’i bir çelik zırhın içine hapsettiğine emin olduktan sonra uçağa doğru yola çıktılar.
Özel jetin motorları gökyüzünde uğuldarken, Efsun kucağında mışıl mışıl uyuyan Lara’ya bakıyordu. Lara, dünyadan habersiz, annesinin kucağında en güvenli limandaydı. Ama Efsun... O profesyonel kimliğini, o soğukkanlı psikolog duruşunu mahallenin girişindeki o kanlı paspasta bırakmıştı.
Gözyaşları, yanaklarından süzülüp Lara’nın pembe battaniyesine düşüyordu. Alessio, yan koltukta kaskatı oturmuş, karısının her bir hıçkırığında kalbine bir iğne batıyormuş gibi hissediyordu.
"Sarca... Yapma böyle. Hepsi geçecek," dedi Alessio, Efsun’un titreyen elini kavrayarak.
Efsun başını cama yasladı, altlarındaki bulut denizi sanki onun darmadağın olmuş zihnini temsil ediyordu. "Alessio, ben insan ruhunu iyileştirmek için yıllarca okudum," dedi hıçkırıklarının arasından. "Ama kendi ruhumun bu kadar kolay paramparça olacağını hiç düşünmemiştim. Ben artık bir psikolog değilim Alessio. Ben sadece korkan bir anneyim. Mehmet benim gözlerimin önünde öldü... Sırf beni tanıdığı için, sırf bir zamanlar beni sevdiği için... Bu vicdan azabıyla nasıl yaşayacağım?"
Efsun, elini karnına, kalbine koydu. "Roma’ya dönüyoruz ama ben o eski Efsun değilim. İçimde bir şeyler öldü o gece. Şimdi tek bir görevim var; Lara’yı bu canavarlardan korumak. Gerekirse ben de bir canavara dönüşürüm, yeter ki o kılına zarar gelmesin."
Alessio, karısını kolunun altına alıp göğsüne bastırdı. Efsun, kocasının o sert ama koruyucu ceketinin kokusunda, çocuk gibi ağlayarak uykusuzluğun ve şokun pençesinde sızıp kaldı. Roma’nın malikanesi onları bekliyordu ama bu sefer oraya dönenler birer aşık değil, yaralı iki savaşçıydı.
***
BU BÖLÜM NASIL?
FAZLA VAKTİM OLMADIĞI İÇİN KISA YAZDIM KUSRA BAKMAYIN PLS 🤍
herkesin Ramazan'ı mübarek olsun 🖤
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |