
###BÖLÜM 49: DEMİR KAPILARIN ARDINDAKİ SESSİZLİK
Bölüm sonuna bakmayı unutmayın 🤍
Roma semaları griye dönerken, özel jet piste teker koydu. Alessio, Efsun’un omuzuna şalını örterken gözlerindeki kararlılığı gördü; Efsun artık ağlamıyordu. Malikanenin devasa demir kapıları gıcırdayarak açıldığında, Adriana ve Matteo kapıda hazır kıta bekliyordu. Efsun, kucağındaki Lara’yı Adriana’ya uzatırken sadece, **"Onu en güvenli odaya götür, kapısında bir an bile boşluk kalmasın,"** dedi. Sesi o kadar mesafeliydi ki, Adriana bile abisinin karısındaki bu değişime ürpererek baktı.
---
Gece yarısı... Malikanenin koridorları, Alessio’nun her köşeye diktiği korumaların nefes alışlarıyla doluydu. Efsun, odasındaki bebek kamerasının ekranına kilitlenmişti. Lara mışıl mışıl uyurken, ekranın köşesinde, pencerenin dışındaki balkonda bir gölge belirdi. Sadece bir anlık bir karaltı...
Efsun’un kalbi duracak gibi oldu. Silahını çekip (Alessio’nun zorla öğrettiği o soğuk metal eline artık yapışmıştı) Lara’nın odasına daldı. İçeride kimse yoktu, nöbetçiler "Her şey yolunda Sinyora," dediler. Efsun beşiğe yaklaştı. Lara uyanmamıştı ama battaniyesinin hemen kenarında, malikanenin hiçbir köşesinde bulunmayan, üzerine Mia’nın parfümü sinmiş minik, kırmızı bir uğur böceği tokası duruyordu.
Efsun o tokayı titreyen parmaklarıyla aldı. Mia buradaydı. Ya da... içeride birisi Mia’nın elçiliğini yapıyordu. Efsun o an anladı: Bu evde kimseye, belki de en yakınlarına bile güvenemezdi.
---
Efsun sabah Alessio’nun karşısına dikildi. Gözleri uykusuzluktan kızarmıştı ama bakışları bir cerrah kadar keskindi. "Mia bir narsist Alessio. Gizlenmekten değil, izlenmekten zevk alıyor. Onu delirtmek istiyorsak, hala mutlu olduğumuzu, hala yıkılmadığımızı ona göstermeliyiz. Onu gururuyla avlayacağız."
İki gün sonra, Roma’nın en prestijli sanat galerilerinden birinde düzenlenen o meşhur maskeli baloda tüm gözler kapıdaydı. Kapılar açıldığında, Alessio D’Angelo, yanında siyah dantelli, vücuduna oturan ve bir suikastçı kadar asil duran Efsun ile içeri girdi. Efsun’un boynundaki pırlantalar değil, gözlerindeki o öldürücü sakinlik parlıyordu.
İkili, sanki birkaç gün önce kapılarında bir ceset bulmamışlar gibi şampanyalarını yudumlayıp seçkin davetlilerle sohbet ediyorlardı. Alessio, Efsun’un belini sıkıca sarmıştı. Efsun, kalabalığın içinde gezdirdiği gözleriyle Mia’yı arıyordu. Biliyordu; Mia, bu ihtişama, bu "biz hala ayaktayız" mesajına dayanamayacaktı.
Efsun, galerinin en karanlık köşesinde, elinde kadehiyle kendilerini izleyen, yüzünde gümüş bir maske olan ama o pembe saçlarını bir perukla gizlemeye bile tenezzül etmeyen figürü fark etti. Mia, öfkeyle kadehini sıkıyordu; Efsun’un bu kadar çabuk toparlanıp "güç gösterisi" yapması onun planlarını altüst etmişti.
Efsun, Alessio’nun kulağına fısıldadı: "Saat 2 yönünde, heykelin yanında. Tuzağa düştü Alessio. Şimdi sahne bizim."
Alessio hafifçe gülümsedi ve elindeki kadehi havaya kaldırarak Mia’ya doğru buz gibi bir selam verdi. Mia’nın elindeki kadeh, Efsun’un zafer dolu bakışları altında un ufak oldu. Artık kaçan onlar değildi; Mia, kendi kibrinin esiri olmuş, D’Angelo çiftinin kurduğu o görkemli sahneye bizzat ayaklarıyla gelmişti.
Alessio’nun parmağı tetikteydi. Silahın namlusu Mia’nın alnına, tam o kibrin merkezine gömülmüştü. Mia ise delice bir gülümsemeyle Alessio’nun gözlerinin içine bakıyordu. Tam o anda, galerinin devasa kristal avizeleri sanki birer kalp gibi tekledi. Işıklar bir anlığına söndü, karanlık tüm otoparkı ve galeriyi yuttu. Bir saniye sonra ışıklar cızırtıyla geri geldiğinde, Mia’nın hemen yanında, gölgelerin içinden bir adam belirdi.
Kapılar, sert bir rüzgar çarpmışçasına ardına kadar açıldı. İçeri giren adamın adımları, mermer zeminde birer idam mahkumu kararı gibi yankılanıyordu. Üzerinde kusursuz dikim, kurşun grisi bir takım elbise vardı. Yüzündeki ifade, yıllarca yer altında bir ceset gibi gizlenmiş birinin soğukluğunu taşıyordu.
"Silahı indir Alessio," dedi adam, sesi mezar sessizliği kadar tok ve ürperticiydi. "Karıma karşı bu kadar kaba olacağını düşünmemiştim."
Alessio’nun gözleri dehşetle kısıldı. "Roberto..." diye fısıldadı. "Sen... Sen yıllar önce öldün."
Roberto, Mia’nın omzuna elini koydu; sanki bir kraliçeyi koruyan bir kral gibiydi. "Ölmek, bazen yeniden doğmanın en temiz yoludur. Ama şimdi, asıl güç gösterisi başlıyor." Roberto, sanki galerideki o seçkin davetliler yokmuş, sanki ortada bir katliam hazırlığı yokmuş gibi elindeki viski kadehini havaya kaldırdı. "Ben Roberto Clark. Tanıştığımıza memnun oldum Sinyora D'Angelo. Senin benden çaldığı her şeyi geri almaya geldim."
Roberto’nun cümlesi bitmeden, galerinin tepesindeki cam tavan büyük bir gürültüyle aşağı indi. Roberto’nun çatılarda pusuya yatmış adamları, susturuculu tüfeklerle içeriye mermi yağdırmaya başladı.
"PISS! PISS! PISS!"
İlk mermiler, paha biçilemez tabloları ve heykelleri paramparça ederken, galerideki sosyete davetlileri neye uğradığını şaşırdı. Kadınların çığlıkları, kırılan camların sesiyle birleşti. İnsanlar can havliyle çıkış kapılarına doğru ezilerek koşmaya başladı. Garsonlar tepsileri fırlatıyor, şampanya kadehleri kanla karışarak zemine yayılıyordu.
Alessio, Efsun’u bir aslan çevikliğiyle belinden kavrayıp devasa bir mermer heykelin arkasına çekti. "MATTEO! ÇIKARIN BİZİ BURADAN!" diye kükredi Alessio.
Mia ve Roberto, o kargaşanın ortasında, mermiler havada uçuşurken bile kıpırdamadan duruyorlardı. Roberto, ceketinin içinden altın kaplama bir Baretta çıkardı ve hiç tereddüt etmeden Alessio’nun korumalarından birini alnının çatından vurdu.
Efsun, heykelin arkasında Alessio’nun göğsüne yaslanmışken, nefes alışları hızlanmıştı. Ama o eski "korkan psikolog" gitmişti. Alessio’nun elindeki yedek şarjörü kaptı ve profesyonel bir soğukkanlılıkla Alessio’ya uzattı.
"Alessio, Roberto sağ tarafa sızıyor! Mia balkona çıktı!" diye bağırdı Efsun.
O sırada Roberto, mermer heykelin diğer tarafına doğru ateş ederek bağırdı: "Alessio! Babanın günahlarını ödeme vakti geldi! Lara’nın odasındaki o uğur böceğini beğendiniz mi? O sadece bir başlangıçtı. Sizi malikanenizde, yatak odanızda, rüyalarınızda bitireceğim!"
Alessio, heykelin arkasından fırlayıp Roberto’nun üzerine mermi yağdırdı. İki dev adam, Roma’nın en lüks galerisinde, paha biçilemez sanat eserlerinin arasında birbirlerini yok etmek için savaşıyorlardı. Işıklar tekrar söndü. Karanlıkta sadece namlu ağzından çıkan ateşlerin parıltısı görünüyordu.
"BOOM! BOOM!"
Her patlamada bir heykel devriliyor, bir cam parçalanıyordu. Efsun, elindeki silahın emniyetini açtı. Mia’yı yukarındaki balkonda, kendisine nişan alırken gördü. Efsun tereddüt etmedi. İlk kez, bir can almak için değil, ailesini yaşatmak için tetiği çekti.
Mermi balkonun korkuluğuna çarptı, Mia geriye doğru sıçradı. Roberto, karısının tehlikede olduğunu görünce bir sis bombası fırlattı. Galeri saniyeler içinde beyaz, yoğun bir dumanla kaplandı.
Duman dağıldığında, Roberto ve Mia sanki birer hayaletmiş gibi ortadan kaybolmuştu. Geriye sadece yıkılmış bir galeri, çığlık atan yaralı sosyete davetlileri ve Alessio’nun kollarında, elinde silahla titreyen ama gözleri bir avcı gibi bakan Efsun kaldı.
Alessio, Efsun’u kendine çekip alnından öptü. "Bitti mi?" diye sordu Efsun, sesi titreyerek.
Alessio, Roberto’nun kaçtığı karanlık kapıya bakarak fısıldadı: "Hayır Sarca... Asıl savaş şimdi başladı. Roberto ölmediyse, Roma’da taş üstünde taş kalmayacak."
***
BU BÖLÜM NASIL?
KISA OLDU KUSURA BAKMAYIN,🖤🥲
seviyorum sizi 😽
OY VE YORUM BEKLİYORUMM💞
karaktetler için pinterest hesabı:
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |