
###BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES
Sabahın ilk ışıkları D’Angelo malikanesinin gri taşlarını ısıtırken, mutfaktaki sessizlik sadece Efsun’un kahve fincanının tabağına çarpmasıyla bozuluyordu. Efsun, telefonundaki bir fotoğrafa bakıyordu; kardeşi Lavin ve annesi Fatma’nın İstanbul’da bir parkta çekilmiş, gülümseyen karesine. Bu dünyadan ne kadar uzaklarsa, Efsun o kadar huzurlu olabilirdi. Ama buradaydı; kan ve barut kokusunun tam ortasında.
"Tanrım! Bu ne cenaze havası?"
Adriana, üzerinde ipek bir sabahlıkla mutfağa daldı. Efsun’un yanına yaklaşıp fincanını kenara itti. "Bak, dün gece araba kurşunlanmış olabilir, abim etrafa ateş saçıyor olabilir ama ben bugün o mağazaya gitmezsem asıl felaket o zaman kopacak."
Efsun, profesyonel bir soğukkanlılıkla cevap verdi. "Adriana, Benjamin’in adamları dışarıda bizi bekliyor. Bu sadece bir alışveriş değil, bir intihar olur."
"Hadi ama Efsun! Hayat sadece saklanmak değildir. Hem abimden izin alacağız. Sen yanımda olursan o hayır diyemez, biliyorum. Senden çekiniyor." Adriana, Efsun’un koluna girip onu çekiştirmeye başladı. "Hadi, lütfen! Hem belki kardeşin Lavin için o çok istediği İtalyan marka çantayı buluruz?"
Efsun, kardeşinin ismini duyunca duvarlarının hafifçe çatladığını hissetti. Lavin için değerdi. "Tamam," dedi pes ederek. "Ama sadece iki saat."
Çalışma odasının kapısını Adriana hızlıca açtı. Alessio, masasına yayılmış haritalar ve dosyalar arasından başını kaldırdı. Gözleri anında Efsun’a kilitlendi. Dün geceki o kalça/bel tartışmasının gerilimi hala aralarındaki havada asılıydı.
"Dışarı çıkmak mı? Asla," dedi Alessio, daha sözlerini bitirmelerine izin vermeden.
"Abi, lütfen!" dedi Adriana, masaya yaslanarak. "Bütün gün bu kale gibi evde hapsolduk. Dışarıda ordun var, korkacak ne var?"
Alessio ayağa kalktı, masanın etrafından dolanıp Efsun’un tam önünde durdu. Efsun, geri adım atmadı; aksine çenesini dikleştirdi.
"Sence de güvenli mi Sarca?" diye sordu Alessio, sesi hırıltılı bir meydan okuma gibiydi. "Dün gece seni koltuğun altına ben ittim. Bugün seni kim koruyacak?"
Efsun, Alessio'nun gözlerinin içine bakarak konuştu: "Kendi korumamı kendim yapabilirim D'Angelo. Senin o 'sahiplenici' tavırlarına ihtiyacım yok. Sadece iki saatliğine Adriana ile dışarı çıkacağız. Ordunu kapıya dizebilirsin ama bizimle o mağazanın içine girmeyeceksin."
Alessio, Efsun’un bu dik kafa tutuşuna içten içe hayran kalsa da dışarıya sadece öfke yansıtıyordu. "Tamam," dedi en sonunda. "Ama sadece iki saat. Bir dakika bile fazla değil. Eğer başınıza bir şey gelirse..."
"Gelmez abi, merak etme!" diyerek Adriana, Efsun’u kolundan tutup odadan çıkardı. Alessio arkalarından bakarken hemen telefona sarıldı. Efsun’un haberi yoktu ama Matteo ve ekibi, çoktan arka kapıdan çıkıp gölge gibi pozisyon almıştı.
---
### Katliam Gibi Bir Baskın
Milano’nun en lüks caddesindeki o görkemli butiğin kapıları, iki kadının içeri girmesiyle açıldı. İçerisi kristal avizeler ve yumuşak halılarla doluydu. Adriana, heyecanla askıların arasına daldı.
"Bak şuna Efsun! Bu tam senin tarzın, siyah ve otoriter!" Adriana elbiseyi Efsun’un üzerine tutarken gülümsüyordu. Efsun ise göz ucuyla mağazanın girişini kontrol ediyordu.
Aniden, mağazanın devasa vitrin camı büyük bir patlamayla içeri çöktü. Ama bu sadece bir kurşun değildi; içeriye atılan bir sis bombasıydı.
"Eğil!" diye bağırdı Efsun.
Mağazanın içine bir düzine silahlı adam daldı. Bu sıradan bir kaçırma girişimi değil, tam teşekküllü bir askeri operasyon gibiydi. Dışarıda Matteo ve adamlarının çatışma sesleri yükselirken, mağazanın içindeki korumalar saniyeler içinde etkisiz hale getirildi.
Benjamin’in yolladığı isimsiz, maskeli adamlar profesyonelce hareket ediyordu. Biri Adriana’nın üzerine atıldı. Adriana, elindeki çanta ve tırnaklarıyla adamın yüzünü parçalarcasına direndi. "Bırak beni pislik!" diye haykırdı. Ama adam, Adriana’nın direncini kırmak için kafasına silahın kabzasıyla sert bir darbe indirdi. Adriana, hıçkırarak yere yığıldı.
"Adriana!"
Efsun, yerdeki bir cam parçasını kapıp adamlardan birinin boğazına saplamak için hamle yaptı. Ancak tam o sırada arkadan gelen bir el, ağzına eterli bir bezi bastırdı. Efsun, adamın kolunu ısırmaya çalıştı, bacaklarıyla tekme savurdu ama eterin o keskin, bayıltıcı kokusu ciğerlerine doldukça dünya dönmeye başladı.
Son gördüğü şey, mağazanın bembeyaz halısının Adriana’nın başından sızan kanla kızıla boyanmasıydı. Zihni karanlığa gömülürken tek bir düşünce vardı: Alessio, bizi bul.
---
### Benjamin’in İni
Efsun gözlerini açtığında başı dönüyor, midesi bulanıyordu. Elleri ve ayakları, soğuk demir bir sandalyeye paslı zincirlerle bağlanmıştı. Loş ışıkta karşısında oturan adamı gördü. Benjamin, elindeki gümüş mühürlü kağıtları karıştırıyordu.
Odanın köşesinde, Adriana bir koltukta baygın yatıyordu; elleri bağlanmıştı ama nefes alıyordu.
"Sonunda uyandın, Sinyora Sarca," dedi Benjamin, sesi odadaki rutubetli havada yankılandı. "Alessio’nun senin için bu kadar risk alacağını tahmin etmezdim. Ama görünüşe göre, o buz gibi adamın kalbinde senin için küçük bir çatlak oluşmuş."
Efsun, çenesindeki uyuşukluğu atmaya çalışarak Benjamin’in gözlerine kilitlendi. Korku yoktu; sadece soğuk, bilimsel bir nefret vardı. "Kalp çatlaklarıyla ilgilenmiyorum Benjamin. Ben sadece insanların zihnindeki en karanlık odaları temizlerim."
Benjamin ayağa kalkıp Efsun’a doğru eğildi. "Peki, kendi sonunu görebiliyor musun adli psikolog? Alessio buraya gelmeyecek. Gelirse de sadece cesetlerinizi alacak."
Efsun, kanayan dudağını yaladı ve o meşhur, tüyler ürperten repliğini en pes ses tonuyla fısıldadı:
"Seni ben öldürmeyeceğim Benjamin... Seni, o korkak müttefiklerine ve 'Örümcek' mühürlü efendilerine kendi ellerinle öldürteceğim."
Benjamin’in yüzündeki sadist gülümseme bir anlığına titredi. Efsun’un gözlerindeki o sarsılmaz eminlik, adamın iliklerine kadar işleyen bir şüphe tohumu ekti. Benjamin elini kaldırıp Efsun’un yüzüne sert bir tokat attı.
"Hala konuşabiliyorsun. Bakalım Alessio’nun çaresizliğini canlı yayında izlerken de bu kadar dik durabilecek misin?"
----
Benjamin’in ininde hava ölüm kokuyordu. Karşıdaki dev ekranda Alessio D’Angelonun yüzü vardı. Alessio, hayatında hiç olmadığı kadar vahşi görünüyordu; gözleri kan bürümüş, çenesi kilitlenmişti.
"Bırak onları Benjamin!" diye kükredi Alessio ekrandan. Sesi hoparlörlerden cızırtıyla yayılıyordu. "Eğer onlara bir zarar gelirse, yemin ederim seni bu yeryüzünden silerim. Bak, bu son uyarım, çok kötü olur!"
Benjamin alaycı bir gülümsemeyle Efsun’un yanına gitti. "Bak Sinyora Sarca, sevgilin senin için dünyayı yakmaya hazır." Sonra adamlarından birine işaret etti. "Konuşmasını sevmedim. Biraz sessizleştirin şunu."
Benjamin'in adamı, Efsun’un karnına sert bir tekme indirdi. Efsun, acıyla iki büklüm oldu ama çığlık atmadı; sadece dişlerini birbirine kenetledi. Alessio ekranda adeta çıldırdı, önündeki masayı devirdiğini gördüler. "DURDUR ŞUNU! Ona dokunma!"
Efsun, kanayan ağzıyla ekrana, Alessio'nun gözlerine baktı. "Sakın... sakın taviz verme Alessio," diye fısıldadı.
### Büyük Baskın ve Kaçış
Tam o sırada Benjamin’in telsizinden cızırtılı, korku dolu bir ses yükseldi:
"Efendim! Alessio ve adamları kapıda! Yalnız değiller, yanlarında çok güçlü bir destek grubu var, ağır silahlarla geliyorlar, savunma hattımız çöktü! Hemen gitmeniz lazım!"
Benjamin’in yüzündeki zafer ifadesi bir anda yerini saf bir paniğe bıraktı. Alessio’nun bu kadar hızlı ve bu kadar büyük bir güçle geleceğini tahmin etmemişti. "Gidiyoruz!" diye bağırdı.
Benjamin kapıya yönelirken, içeride kalan adamlardan birine döndü. "İşlerini bitir."
Adam silahını çekti. Adriana hala baygın ve savunmasızdı. Efsun, adamın silahını Adriana'ya doğrulttuğunu görünce, zincirlerinin izin verdiği son santime kadar kendini öne attı. "HAYIR!"
*GÜM!*
Mermi sesi odada yankılandı. Efsun’un omzunun hemen altına, göğsüne yakın bir yere saplanan kurşun, onu geriye doğru savurdu. Kan, siyah elbisesinin üzerinden sıcak bir nehir gibi akmaya başladı. Benjamin ve adamları gizli geçitten kaçarken, oda derin bir sessizliğe gömüldü.
Saniyeler sonra kapı büyük bir patlamayla havaya uçtu. Toz bulutunun içinden ilk giren Alessio oldu. Arkasında Matteo ve silahlı adamları vardı.
Alessio, Efsun’u kanlar içinde zincirlere asılı görünce dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. "EFSUN!" diye bağırdı, sesi acıyla yırtıldı. Koşarak yanına gitti, elleriyle zincirleri parçalamak istercesine sarsmaya başladı. Matteo ise hızla Adriana'nın yanına çöktü, onun nabzını kontrol edip kucağına aldı.
"Efsun, bak bana! Buradayım, sakın kapatma gözlerini!" Alessio titreyen elleriyle Efsun’un bağlarını kesti. Efsun, Alessio’nun güçlü kollarına yığıldığında beyaz teni bir kağıt kadar solgundu.
Alessio, Efsun'u bir tüy gibi kucağına aldı. Onu kaybetme düşüncesi, o an dünyadaki tüm imparatorluklardan daha ağırdı. "Dayan sarsıcı kadın... Dayan, seni bırakmayacağım."
D’Angelo malikanesi o gece bir hastaneye dönüştü. Kapıda bekleyen özel doktorlar, Alessio arabadan Efsun’u kucağında kanlar içinde indirir indirmez müdahaleye başladılar. Adriana, Matteo’nun kucağında içeri taşınırken, Alessio doktorların peşinden gitmek istedi ama Matteo onu durdurdu.
"Abi, bırak işlerini yapsınlar. Adriana iyi, sadece darbe almış ama Efsun... Efsun çok kan kaybetti."
Alessio, ellerindeki kana baktı. Efsun’un kanıydı bu. O an anladı; Efsun Sarca onun hayatına sadece sarsmak için girmemişti, o Alessio’nun ruhundaki boşluğu kanıyla mühürlemişti.
Koridordaki bekleyiş başlarken, Alessio duvara yaslanıp yere çöktü. Benjamin yaşıyordu ama Alessio için artık intikam sadece bir iş değil, bir ant içmeye başlamıştı...
***
Bu bölüm nasıldı?
Efsun iyileşecek mi?
Arkadaşlar ben bölüm az yazarım, haftada çok bölüm yazarım. İki gün sonra size yeni bölümü atacağım.
az ve öz 🌷🍀
diğer bölüm çok değil arkadaşlar; 35 okunma ve 20 yorum sadece 🐥🔪
diğer bölüm sizce neler olur?
kitap kapağı ;

| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |