
###BÖLÜM 7 : İSTANBUL’DA BİR D’ANGELO
İtalya’nın keskin havasından sonra İstanbul’un o nemli, iyot kokulu rüzgarı Efsun’un ciğerlerine bir bayram havası gibi doldu. Üzerindeki lacivert gömleği ve beyaz pantolonuyla hem çok profesyonel hem de çok "evine dönmüş" duruyordu. Yanındaki Adriana ise baştan aşağı siyahlar içinde, Milano podyumlarından fırlamış gibiydi. Alessio ise her zamanki gibi heybetli ve karanlıktı; İstanbul sokakları bile onun heybeti karşısında bir an duraksamış gibiydi.
Efsun’un doğup büyüdüğü mahalleye girdiklerinde, lüks siyah araçlar mahalle sakinlerinin meraklı bakışları arasında durdu. Efsun, kalbi yerinden çıkacakmış gibi kapıya yürüdü ve o çok özlediği zile bastı.
"Kim o?" İçeriden gelen o ince, hayat dolu ses Lavin’indi.
"Benim, Efsun..."
Kapı hızla açıldı. Lavin, ablasını görmenin sevinciyle atılacakken duraksadı. Gözleri önce ablasına, sonra arkasındaki iki devasa korumaya ve nihayetinde tam arkasında dikilen, buz mavisi gözleriyle etrafı süzen o adama kaydı. Lavin kısa süreli bir şok geçirdi. Karşısındaki adam bir "iş arkadaşı" olamayacak kadar otoriter ve tehlikeli duruyordu.
"Abla? Bu... bu kim?"
Tam o sırada içeriden Fatma Anne’nin sesi duyuldu: "Lavin, kim gelmiş kızım?" Fatma Hanım kapıya geldiğinde, karşısında biricik kızını ve hemen arkasındaki yabancıları gördü. Magazin haberlerindeki o sert yüzlü adamı canlı kanlı, hem de kendi kapısında görünce dünyası başına döndü. Tansiyonu hızla düştü, gözleri karardı ve tam yere yığılacakken...
Alessio, bir kaplan çevikliğiyle öne atıldı. Fatma Hanım daha beton zemine değmeden, Alessio’nun güçlü kolları onu kavradı. Onu bir tüy gibi kucağına alıp salona yöneldi. Efsun panikle arkalarından koşarken, Alessio kadını nazikçe koltuğun üzerine bıraktı.
Efsun annesinin ellerini kolonya ile ovarken, Lavin kapıda dikilen Adriana ve ayakta duran Alessio’ya şüpheyle bakıyordu. "Siz kimsiniz? Ablamla ne işiniz var? Neden bu adam annemi kucağında taşıyor?"
Adriana, odadaki gerginliği o meşhur sıcak kanlılığıyla dağıtmaya karar verdi. Öne çıktı, yüzünde en samimi gülümsemesiyle Lavin’in ellerini tuttu. "Selam tatlım! Ben Adriana. Ablanın sevgilisinin kardeşiyim," dedi ve eliyle Alessio’yu işaret etti. "Bu da abim Alessio, yani Efsun’un sevgilisi."
Efsun elindeki kolonya şişesini neredeyse düşürecekti. Lavin’in ağzı bir karış açık kaldı. Alessio ise bozuntuya vermedi; sadece kollarını göğsünde kavuşturup, baygın yatan "kaynanasına" ve şoke olmuş "baldızına" bakarak hafifçe gülümsedi.
### Bir Mafya, Bir Türk Evi
Fatma Hanım gözlerini hafifçe araladığında, başında bekleyen Efsun’u ve hemen tepesinde dikilen o devasa adamı gördü.
"Efsun... Bu çocuk o çocuk mu?" diye fısıldadı Fatma Hanım.
Efsun ne diyeceğini bilemezken Alessio öne eğildi. Bir centilmen edasıyla Fatma Hanım'ın eline uzandı. "Geçmiş olsun Sinyora Fatma. Ben Alessio. Efsun’un... hayatındaki en yakın kişiyim diyelim. Sizi böyle korkutmak istemezdim."
Lavin, ablasını kenara çekti. "Abla, bu adam bildiğin mafya gibi duruyor! Haberdekilerden daha korkunç ama bir o kadar da yakışıklı. Neler oluyor?"
Efsun fısıltıyla cevap verdi: "Anlatacağım Lavin, söz veriyorum. Sadece... şimdilik Adriana’nın dediği gibi kalsın. Yoksa annem ikinci kez bayılır."
Adriana ise çoktan mutfağa yönelmişti bile. "Buranın çayı meşhur diyorlar, hadi Lavin, bana nasıl yapıldığını göster!"
Alessio ve Efsun salonda yalnız kaldıklarında, Alessio Efsun’un kulağına eğildi. "Ailen sandığımdan daha sarsıcıymış Sarca. Ama merak etme, annenin gönlünü almak, Benjamin’i alt etmekten daha kolay olacak gibi duruyor."
Efsun, Alessio'nun bu "damat" hallerine bakıp içinden geçirdi: Başına bela aldın Alessio D'Angelo. Türk annesiyle baş etmek, İtalyan mafyasıyla savaşmaya benzemez.
Mutfağın içini saran o yoğun baharat ve taze nane kokusu, malikanenin soğuk steril havasından sonra Efsun’un ruhuna bir şifa gibi dokunuyordu. Lavin ve Adriana, mutfakta bir "ittifak" kurmuş, gürültülü bir şekilde yemekleri hazırlıyorlardı. Lavin’in neşeli sesi salona ulaştı: "Sofra hazır! Herkes mutfağa!"
Fatma Hanım yavaşça ayağa kalkmaya çalışırken, Alessio hiç ikiletmeden kadının koluna girdi. Parmaklarının arasındaki o yumuşak ama titreyen eli, sanki dünyanın en kıymetli kristaliymiş gibi bir özenle tutuyordu. Adli psikolog gözüyle Efsun, Alessio’yu izlerken şaşkındı; bu adam az önce dünyayı yakacak bir canavar gibiyken, şimdi bir Anadolu kadınının yürümesine yardım eden o "ideal damat" prototipine bürünmüştü. Efsun, "sevgili" ve "damat" kelimeleri her geçtiğinde gözlerini devirse de, içindeki bir yer bu görüntüden gizlice keyif alıyordu.
Alessio sofraya oturduğunda bir an duraksadı. İtalya'daki Michelin yıldızlı masalarda bile bu kadar renkli bir cümbüş görmemişti. Buharı tüten sarı bir mercimek çorbası, kalem gibi dizilmiş sarmalar ve üzerinde zeytinyağı parlayan cacık...
"Bu... mercimek çorbası," dedi Efsun, Alessio'nun sorgulayan bakışlarını görünce. "Bu da cacık. Yoğurt ve salatalık. Senin 'fine-dining' tabaklarına benzemez ama gerçek hayattır."
Yemekler yenmeye başlandığında Fatma Hanım, elindeki kaşığı usulca kenara bıraktı ve Alessio’ya döndü. "Efsun kızım ne güzel damat getirmişsin maşallah... Ama bir sorun var evladım."
Alessio, hayatında ilk kez bir sorguda yutkunma ihtiyacı hissetti. Benjamin'in silahları karşısında bile bu kadar gerilmemişti. "Ne gibi bir sorun, Sinyora Fatma?"
"Bütün komşular gördü evladım," dedi Fatma Hanım, hem dertli hem de mahallenin dedikodu çarklarını bildiği için muzipçe. "Hepsi merak etti bu dağ gibi adam kim diye."
Efsun, araya girerek Alessio'ya keskin bir bakış fırlattı. "Olur öyle annecim. Sorsunlar... Sen onlara 'İş ortağımla bir geziye geldik' dersin. Sadece iş ortağı."
Ortam tam gerilecekken Adriana araya girdi. "Türk yemeği harika! Bunu İtalya’da da istiyorum. Abi, Matteo’yu da çağıralım mı? O da yesin, çok yoruldu."
Alessio, Adriana'nın bu rahatlığına derin bir "of" çekti. Fatma Hanım ise kulaklarını dikti. "Matteu mu metro mu kimse artık o... O kim oğlum? Nerdeler?"
Alessio tam "Yoldalar, gerek yok" diyecekken Adriana yine atladı: "Korumamız Fatma Anne, kapıda bekliyorlar."
Fatma Hanım, tülbentinin ucuyla ağzını kapadı. "Ne demek yani? Aşağıda yavrularım aç mı bekliyor?" Kadın bir hışımla yerinden kalktı. Alessio "Durun!" diyerek peşinden gidecekken Efsun kolunu tuttu. "Bırak Alessio... Annemi durduramazsın. İçi rahat etmez, bırak ne yapacaksa yapsın."
Birkaç dakika sonra kapı açıldı. Fatma Hanım önde, arkasında ise neye uğradığını şaşırmış, takım elbiselerinin içinde kaskatı duran Matteo ve 5 iri yarı koruma içeri girdi. Adamların ellerinde silah kılıfları, yüzlerinde ise "Biz burada ne yapıyoruz?" ifadesi vardı.
### Yer Sofrasında Mafya Düzeni
Fatma Hanım, mutfakta yer kalmadığı için salona devasa bir yer sofrası kurdu. Matteo’nun tabağına tepeleme sarma koyarken "Yiyin yavrularım, süzülmüşsünüz resmen," diye söyleniyordu. İtalyan mafyasının en sert adamları, şimdi bağdaş kurmuş, ellerinde kaşıkla cacık içiyordu.
Alessio, mutfak kapısının eşiğinden bu manzarayı hayretle izliyordu. Bu kadınlar, onun silahlarla diz çöktüremediği adamları birer kase çorbayla teslim almışlardı. Efsun’un yanına yaklaştı, sesi sadece onun duyacağı kadar kısık ama derin bir hayranlık içeriyordu:
"Türk hanımlarına hayranım Sarca... Tam bir kraliçeler. Silah kullanmalarına gerek yok; merhametleri en büyük mermileriymiş."
Efsun, psikolog edasıyla Alessio’ya döndü. "Şiddet sadece korku yaratır Alessio. Ama bu gördüğün şey, sadakat yaratır. Şimdi anladın mı neden senin dünyandan kaçmaya çalıştığımı?"
Alessio, Efsun’un gözlerindeki o hüzünlü parıltıyı gördü. Yanağındaki o narkozlu öpücüğün izi sanki tekrar ısındı. "Belki de," dedi Alessio, "senin dünyanı benimkine taşımalıyım. Korumak için değil, yaşamak için."
***
Çaylar demlenmiş, Adriana Lavin’den öğrendiği o "ince belli" bardakların ritmine alışmıştı. Tam ortam sakinleşmişken kapının zili, mahallenin o bitmek bilmeyen enerjisiyle çalındı. Fatma Anne kapıyı açtığında, karşısında mahallenin "istihbarat teşkilatı" gibi çalışan Ayşe ve Hatice hanımlar, yanlarında da oğulları Ahmet ve Mustafa vardı.
"Hoş geldiniz ahiretliklerim!" diyerek onları içeri buyur eden Fatma Anne, Alessio ve Adriana’nın tedirgin bakışlarını fark etse de bozuntuya vermedi. Ahmet ve Mustafa, içeri girer girmez ortamdaki o ağır, otoriter havayı hemen sezdiler.
Hatice Hanım, elini dizine vurarak Alessio’yu süzdü. "Maşallah Fatma, nereden bu oğlan? Kalıp yerinde!"
Fatma Anne, omuzlarını dikleştirip gururla gülümsedi. "Efsun İtalya’ya gitti, bir baktım yanına bu delikanlıyı takmış dönmüş. İsmi Alessio. Bu da kardeşi Adriana."
### Mafya mı, Abi mi?
Ayşe ve Hatice hanımlar Fatma Anne’yi soru yağmuruna tutarken, Ahmet ve Mustafa sessizce Alessio’ya yaklaştı. Alessio, bu gençlerin gözündeki o saf hayranlığı görünce garip bir şekilde ısındı. İtalyan sokaklarında insanlar ondan kaçardı ama bu çocuklar doğrudan elini sıkmaya gelmişti.
Ahmet, eğilerek fısıldadı: "Gerçekten mafya mısın abi?"
Alessio, bir an Efsun’a baktı, sonra hafifçe gülümsedi ve onaylarcasına başını salladı. Ahmet ve Mustafa’nın gözleri parladı; sanki karşılarında bir film kahramanı vardı. Ancak Efsun, bu "mutlu aile" tablosuna daha fazla dayanamayarak sessizce odasına doğru süzüldü.
### Kapalı Kapılar Ardındaki Hakikat
Alessio, Efsun’un gidişini bir saniye bile kaçırmamıştı. Çocuklara kısa bir baş selamı verip Efsun’un arkasından ilerledi. Efsun tam odasının kapısını kapatacakken, Alessio’nun güçlü eli kapıyı kavradı. İçeri girip kapıyı arkasından kilitledi.
"Ne yapıyorsun sen?" dedi Efsun, sesi öfkeyle titreyerek. "Sabahtan beri bir damattır, kaynanadır gidiyor. Neden böyle tanıtıyorsun kendini? Biz seninle sadece işbirliği için birlikteyiz! Sırf bir magazin haberi yüzünden hayatıma bu kadar sızmana izin vermiyorum, anlamıyor musun?"
Alessio, bir süre sustu. Sonra o her şeyi bilen, o alaycı ifadesiyle bir adım yaklaştı. "Kızım, asıl sen hayırdır? İlk önce beni öpüyorsun, sonra da 'sevmiyorum, istemiyorum' diyorsun. Ne biçim bir döngü bu?"
Efsun, duyduğu kelimeyle buz kesti. "Ne öpmesi be adam? Ben kimi öpmüşüm? Ne uyduruyorsun kafandan!"
Alessio, Efsun’un o samimi şaşkınlığını görünce narkozu hatırlamadığını bir kez daha anladı ama geri adım atmadı. "Hatırlamıyor olman, o yumuşak dudakların yanağımda bıraktığı izi silmiyor Sarca. Herkes yanlış anladı diyorsun ya; belki de herkes tam olarak gördüğünü anladı."
Efsun’un nutku tutulmuştu. Alessio, kavganın büyümesini istemediği için kapıyı açıp çıktı. "Neyse, misafirler bekler."
---
### Yer Döşeğinde İki Yabancı
Misafirler dağıldığında, Fatma Anne her zamanki pratikliğiyle çözümünü sundu: "Evde bu kadar kişi sığışamayız. Adriana kızım Lavin'in odasında, Alessio oğlum da Efsun'un odasında yatacak. Ben size mis gibi yer döşeği yaptım, hadi iyi geceler yavrularım."
Alessio, Efsun’un odasına girdiğinde yerde yan yana duran iki döşeğe baktı. "Baş başa mı kaldık Sarca?" dedi, ceketini çıkarırken. "Merak etme, ben de seninle aynı odada kalmaya zaten meraklı değilim."
Efsun, yastığını düzeltirken Alessio’ya arkasını döndü. "Al benden de o kadar Alessio. Sadece uyu."
O gece, bir odada dünyanın en tehlikeli adamlarından biri ve o adamın ruhunu analiz eden bir kadın, aralarındaki bir metrelik boşluğa rağmen birbirlerinin nefesini dinleyerek uyumaya çalıştılar. Dışarıda İstanbul’un gürültüsü, içerde ise söylenmemiş o öpücüğün ağırlığı vardı.
***
bu bölüm nasıl dı?
arkadaşlar "Sinyora" = "Bayan" Anlamına geliyor, haberiniz olsun
yeni bölüm 20 okunma 10 yorum olunca gelecek
az ama öz
az ayazarım ama çok bölüm atarım
seviyorum sizi 🫶🥹
destek vermeyi unutmayalım
öpüldünüz 😘
bu arada bölüm başı, Efsun'un kombini 
bu da kitap kapağı ;
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |