
###BÖLÜM 8: SÜRPRIZ VE SIZINTI
İstanbul’un sabah sisi mahallenin üzerine çökmüşken, Alessio güneş henüz doğmadan o yer yatağından kalkmıştı. Kemikleri, alışık olmadığı bu döşekte sızlamıştı ama içindeki asıl sızı, hemen yanındaki döşekte huzurla uyuyan kadına aitti. Sessizce balkona çıktı, bir sigara yaktı. Aşağıda, geceden beri gözünü kırpmayan Matteo, patronunu görünce hafifçe başıyla selam verdi.
Tam o sırada Alessio’nun cebindeki telefon, sessizliği bir bıçak gibi yırtarak titredi. Ekranda "Özel Numara" yazıyordu. Alessio, gözlerini kısıp dumanı savurdu ve telefonu açtı.
"Kimsin?"
"Hâlâ o kadar mesafelisin ki Alessio... Oysa ben sana bir nefes kadar yakınım." Bu ses, o tanıdık ve iğrenç tınısıyla Benjamin’di. "Beni uzakta sanma. O küçük mahalle evinde, o bayatlamış çay kokularının arasında bile seni görüyorum. Korkman için söylemiyorum ama izleniyorsun. Hem de her an..."
Alessio’nun elindeki sigara, parmaklarının arasında ezildi. Benjamin’in İstanbul’a kadar uzanan kolları, mahalledeki masumları, Fatma Anne’yi ve Lavin’i açık bir hedef haline getiriyordu.
"Benjamin," dedi Alessio, sesi adeta toprağın altından geliyormuş gibi boğuk ve ölümcüldü. "Eğer o evin etrafındaki tek bir kiremite bile zarar gelirse, senin dünyanı başına yıkarım. Beni takip etme, benimle yüzleş."
Telefon kapandığında Alessio fırtına gibi içeri daldı. Matteo’ya dışarıdan işaret verdi: "Güvenliği üst düzeye çıkarın, mahalleyi ablukaya alın!"
### Yanlış Zaman, Yanlış Oda
Hızla Efsun’un olduğu odaya girdi. Amacı onu hemen uyandırmak ve durumun ciddiyetini anlatmaktı. Ancak kapıyı sertçe açtığında, karşısında beklemediği bir manzara buldu. Efsun, giyinmek için pijamasının üstünü çıkarmıştı; üzerinde sadece siyah, dantelli sütyeni vardı. Beyaz teni, sabahın ilk ışıklarıyla parlıyordu.
Efsun şaşkınlıkla bir hıçkırık bıraktı ve elleriyle göğsünü kapatmaya çalıştı. Alessio’nun gözleri bir anlığına o pürüzsüz tene takıldı, boğazı kurudu. Hızla arkasını döndü ve gözlerini yumdu.
"Alessio! Ne yapıyorsun sen?" diye bağırdı Efsun, sesi hem kızgın hem de utanç doluydu.
"Özür dilerim... Benjamin aradı, durum acil sandım," dedi Alessio, sesi her zamankinden daha pürüzlüydü.
Efsun hızla gömleğini üzerine geçirip düğmelerini ilikledi. "Tamam, gelebilirsin."
Alessio döndüğünde, Efsun ona her zamanki sertliğiyle bakıyordu ama yanaklarındaki o hafif pembelik onu ele veriyordu. "Benden utandın mı sen?" dedi Efsun, sesindeki o gizli alayı saklayamayarak. "Koskoca D'Angelo, bir sütyen görünce gözlerini mi kapattı?"
Alessio, bir adım yaklaştı. Az önceki gerilimine rağmen dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "No, non mi vergogno. Ho solo chiuso gli occhi perché non volevo vedere tutto subito. Voglio che sia una sorpresa," (Hayır, utanmadım. Sadece her şeyi bir kerede görmemek için kapadım. Sürpriz olsun istiyorum) dedi İtalyanca.
Efsun anlamayan gözlerle ona baktı. "Ne dedin? Anlamıyorum şu dilini."
"Boş ver Sarca," dedi Alessio, tekrar ciddileşerek. "Sadece... güvenliği arttırdım. Benjamin burada. Mahalleyi riske atamayız."
Mutfağa geçtiklerinde Fatma Anne, sabahın köründe kalkıp döktürdüğü su böreklerini masaya dizmişti. Lavin, üzerinde "Uyku Modu" yazan pijamasıyla gözlerini ovuşturarak çay dolduruyordu.
"Gelin yavrularım, sıcak sıcak yiyin," dedi Fatma Anne. Alessio, dışarıdaki korumaların mahalleliyi ürkütmemesi için Matteo’ya talimat vermiş olsa da, evin içindeki bu huzur ona bir rüya gibi geliyordu.
Kahvaltı yapılırken, Adriana ve Lavin’in kıkırdamaları arasında Efsun’un telefonu çaldı. Arayan müdürüydü. Efsun, masadan hafifçe uzaklaşıp telefonu açtı.
"Evet efendim... Anlıyorum. Ama buradaki durumlarım biraz... biliyorsunuz. Yıllık iznim mi bitti? Anlıyorum... Tamam, en kısa sürede bir çözüm bulacağım."
Efsun telefonu kapattığında yüzü asılmıştı. Alessio, onun her mimiğini okuyan bir analizci gibi sordu: "Ne oldu? Benjamin mi?"
"Hayır," dedi Efsun, çayından koca bir yudum alarak. "Daha kötüsü. İş yerim. Yıllık iznim bitiyormuş ve artık işe dönmem gerekiyormuş. Adli tıp ve emniyet bekleyemezmiş."
Alessio, sinsi bir gülümsemeyle arkasına yaslandı. "Desenize Sinyora Sarca... Bizim küçük İtalya maceramız, senin o sıkıcı devlet memurluğu dünyana toslamak üzere."
Efsun, Alessio'ya öldürücü bir bakış attı. "Emniyet birimlerine sıkıcı mı dedin sen? Senin o 'hukuk dışı' dünyanı darmadağın eden insanlardan bahsediyoruz Alessio. Ve görünüşe göre, seni de yanımda işe götürmek zorunda kalacağım. Çünkü Benjamin peşimizdeyken, benden bir adım bile uzaklaşmayacağını biliyorum."
Alessio, su böreğinden bir lokma alıp gülümsedi. "Bir mafya veliahtı emniyet koridorlarında... Benjamin’in suikastından daha sarsıcı bir final olacak."
***
İstanbul’un akşamüstü güneşi, denizin üzerine altın pullar serpiştirmişti. Benjamin’in tehditleri, emniyetin baskısı ve mafya dünyasının ağırlığı; kıyıya vuran o hafif dalga seslerinin arasında sanki eriyip gitmişti. Fatma Anne, güneşliğini açmış, kumların üzerine serdiği kiliminde otururken; Adriana ve Lavin çoktan denizin serinliğine bırakmışlardı kendilerini. Kahkahaları, kıyıdaki martı seslerine karışıyordu.
Efsun, kıyıda durmuş denizin o sonsuz maviliğine bakarken, içindeki o bitmek bilmeyen savunma mekanizmalarının gevşediğini hissetti. Yanında, bir heykel kadar dik ve heybetli duran Alessio’ya döndü.
"Biz de yüzelim mi?" diye sordu Efsun. Sesi ilk kez bu kadar duru, ilk kez bu kadar gardını indirmiş gibiydi.
Alessio, bir an duraksadı. Hayatı boyunca deniz onun için ya ceset saklanan bir yer ya da sevkiyat rotası olmuştu. Ama Efsun’un gözlerindeki o çocuksu parıltıyı görünce, üzerindeki siyah tişörtü tek hamlede çıkarıp kumsala bıraktı. Güneş, Alessio’nun geniş omuzlarındaki ve göğsündeki birkaç eski yara izini (mermi ve bıçak hatıralarını) aydınlatıyordu.
"Yarışa var mısın Sarca?" dedi Alessio, muzip bir gülümsemeyle ve hızla suya atladı.
### Mavilikte Bir İtalyan Valsi
Efsun da hiç beklemeden arkasından daldı. İkisi de profesyonel yüzücüler gibi kulaç atıyor, birbirlerine su sıçratıyor, hayatın o ağır yükünü denizin tuzuyla yıkıyorlardı. Efsun, Alessio’yu geçmeye çalışırken Alessio bir anda suyun altına daldı ve Efsun’un beklemediği bir anda yanından belirdi.
Alessio, Efsun’un belinden kavrayıp onu yavaşça yukarı kaldırdı. Efsun, şaşkınlıkla bir çığlık atıp ellerini Alessio’nun omuzlarına koydu. Güneş, tam arkalarından batarken Efsun’un gölgesi Alessio’nun üzerine düşüyor, ıslak saçlarından damlayan sular denize altın damlalar gibi dökülüyordu.
Efsun, bu yakınlıktan ilk kez kaçmadı. Alessio’nun buz mavisi gözlerinde artık o soğuk, öldürücü bakış yoktu; sadece hayranlık vardı. Alessio, Efsun’u havada tutarken, kulağına doğru eğildi ve o derin, pürüzlü sesiyle çok eski bir İtalyan şarkısının nakaratını mırıldanmaya başladı:
"Seninle denizin ortasında, zamanın durduğu o yerde... Sadece biz ve dalgalar."
Efsun, şarkının kelimelerini anlamıyordu ama melodideki o derin sarsıntıyı kalbinde hissediyordu. Psikolog kimliği ona "bu bir adrenalin etkisi" dese de, kalbi "bu bir aşk başlangıcı" diye fısıldıyordu. Alessio, onu yavaşça suyun içine geri bıraktığında burun buruna geldiler. Efsun, normalde olsa hemen bir laf sokardı ama bu sefer sadece Alessio’nun gözlerinin içine baktı.
"Çok güzel bir şarkı," dedi Efsun sessizce. "Sözlerini anlamasam da, hissettirdiklerini anlıyorum."
Alessio, Efsun’un ıslak bir tutam saçını kulağının arkasına itti. "Bazı şeyler çevrilmez Sarca. Sadece yaşanır."
---
Saat yediye yaklaşırken, güneş yerini turuncu bir kızıla bırakmıştı. Adriana ve Lavin, kumsalda şakalaşarak kurulanırken; Efsun ve Alessio yan yana, sessizce kıyıya yürüdüler. Ayaklarının altındaki ıslak kumlar, geçici birer iz bırakıyordu; tıpkı hayatlarındaki o huzurlu anlar gibi.
Üzerlerine havlularını alıp arabaya doğru yürürken, Efsun evdeki su böreği kokusuna ve Fatma Anne’nin azarlarına döneceklerini biliyordu. Ama o denizin içindeki o iki saatlik "ateşkes", ikisi arasındaki düşmanlığı sonsuza dek değiştirmişti.
Eve döndüklerinde Efsun, odasına çıkmadan önce Alessio’ya döndü. "Teşekkür ederim D'Angelo. Bugün için... ve şarkı için."
Alessio, merdivenlerin başında durdu ve başıyla hafifçe selam verdi. "Hâlâ anlamadın mı Sarca? Ben sadece seninle yüzmek için değil, seninle fırtınaya girmek için de buradayım."
Efsun odasına girip kapıyı kapattığında, aynadaki yansımasına baktı. Gözlerindeki o yabancı parıltıyı tanıyordu. Bu aşkın sarsıntısıydı ve Benjamin’in mermilerinden çok daha fazla can yakabilirdi.
***
Denizin tuzu hâlâ tenlerindeydi. Akşamın serinliği odaya dolarken, Efsun banyodan çıkmış ve aynanın karşısına geçmişti. Üzerinde lacivert saten pijamaları vardı; saçlarını tepesinde toplamış, yüzüne o bembeyaz yüz bakım maskesini sürmüştü. Şu an dünyayı kurtaran o ciddi adli psikologdan ziyade, huzur arayan bir kadın gibiydi.
Tam o sırada kapı açıldı. Alessio, denizden sonra aldığı sıcak duşun buharıyla içeri girdi. Altında sadece siyah bir boxer vardı; ıslak saçlarından süzülen su damlaları, omuzlarındaki dövmelerin üzerinden kayıp geniş göğüs kafesine iniyordu.
Efsun aynadan arkasındaki yansımayı görünce bir an donakaldı. Elindeki krem kutusunu masaya bıraktı ve hızla arkasına döndü. Maskenin altından sadece gözleri parlıyordu.
"Alessio! Burası senin Milano’daki malikanen değil! Bir giyinme odan, bir edebin olsun. Bu ne hal?"
Alessio, Efsun’un o bembeyaz maskeli yüzüne bakıp kısa bir kahkaha attı. "Sarca, senin o disiplin kuralların benim vücudumun yanında hükümsüz kalıyor. Ayrıca o maskeyle beni korkutabileceğini mi sanıyorsun? Ben ne canavarlar gördüm, senin bu 'bakım seansın' onların yanında masal kalır."
### Mafyaca Bir İtiraf
Alessio, odanın ortasındaki yer döşeğine doğru yürüdü ama yatmadan önce Efsun’un tam önünde durdu. Aralarındaki mesafe azaldığında, odadaki hava bir anda ağırlaştı. Efsun ne kadar disiplinli durmaya çalışsa da, Alessio’nun teninden yayılan o sıcaklık ve ferah sabun kokusu savunma mekanizmalarını zorluyordu.
"Dinle beni," dedi Alessio, sesi o boğuk, tehditkar ama bir o kadar da sahiplenici tona bürünerek. "Benim dünyamda bir kadına çiçek alınmaz, ona bir imparatorluk verilir. Ben sana hiçbir zaman pembe yalanlar söylemeyeceğim. Ama şunu bil; senin o buz gibi kurallarının altında atan kalbi korumak için gerekirse tüm İstanbul’u ateşe veririm. Benim seni sevme şeklim bu Sarca. Kanlı, sert ama sarsılmaz."
Efsun, maskesinin altından derin bir nefes aldı. Kalbi göğüs kafesine sığmıyordu ama o sert duruşundan taviz vermedi. "Buna psikolojide 'korumacı saldırganlık' deriz Alessio. Ama... belki de bu evde, bu gece için, sadece 'dürüstlük' diyebiliriz."
### Sessiz Gece
Alessio, Efsun’un bu "yumuşamış ama hâlâ disiplinli" cevabıyla yetindi. Yer döşeğine uzanırken ellerini başının arkasında birleştirdi. Efsun da aynadaki son kontrolünü yapıp ışığı kapattı ve kendi döşeğine sığındı.
Karanlığın içinde sadece birbirlerinin nefes alışverişleri duyuluyordu.
"Efsun?" dedi Alessio karanlığa doğru.
"Uyu Alessio."
"O maskeyi çıkarmayı unutma, sabah seni Benjamin’in bir casusu sanıp vurmayayım."
Efsun yastığının altından hafifçe gülümsedi. "İyi geceler D'Angelo."
"İyi geceler, sarsıcı kadın."
O gece İstanbul, bir yanda intikam planları yapan Benjamin’e, diğer yanda ise birbirine bir metrelik mesafede ama kalpleri iç içe geçmiş iki yaralı ruha ev sahipliği yaptı. Yarın emniyet koridorlarında kopacak fırtınadan hemen önceki son huzurlu uykuydu bu.
----
bu bölüm nasıldı? 
Her şey sizin için jdjdjd
desteklerinizi bekliyorum 🍀
vee ewett, diğer bölüm 30 okunma 20 yorum olunca gelicek 🌷
karşılıklı olarak oy yorum ve kalıcı olarak gt var 🐥
seviyorum sizi
öpüldünüz😘
kitap kapağı; 
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |