
###BÖLÜM 9: ADLIYE KORIDORLARINDA BIR YABANCI
Sabah saat 07:00. İstanbul’un üzerine yeni düşen güneş, Fatma Anne’nin balkonundaki sardunyalara vururken, mutfakta sadece Efsun ve Alessio vardı. Çay buharları arasında sessizce kahvaltı yapıyorlardı. Hayattan, İstanbul’un trafiğinden, biraz da sıradan şeylerden bahsettiler; ama her cümlenin altında Benjamin’in gölgesi, her bakışta ise dünkü denizin tuzu vardı. Efsun, mesai saati yaklaştıkça o adli psikolog zırhına büründü; yüzü asıldı, bakışları keskinleşti.
Hazırlandıklarında Efsun, resmiyetini koruyan ama şık bir takım giymişti. Alessio ise koyu renkli, üzerine kusursuz oturan ceketiyle her an bir çatışmaya ya da bir galaya gidecekmiş gibi kusursuzdu.
Saat tam 08:00’de siyah zırhlı araç adliyenin görkemli kapısında durdu. Alessio, arabadan inmeden önce Efsun’un gözlerine baktı. Sesi düz ama derinden geliyordu.
"Bak Sarca... Herkes bizi magazinlerden sevgili sanıyor. Benjamin bizi izliyor, iş arkadaşların bizi izliyor. Rol yapmak zorundayız. Ne kadar istemesen de buna mecburuz. Ben de senin o bitmek bilmeyen kurallarına ve bu soğuk adliye binasına girmeye çok meraklı değilim zaten ama... durum bu."
Aslında bu sözler kalbinden geçenler değildi; Efsun’un o mesafeli tavrı, Alessio’nun savunma mekanizmasını devreye sokmuştu. Seviyordu ama "Sarca tarzı" bir karşılık alacağını bildiği için o da kılıcını çekmişti.
Efsun, çantasını sıkıca kavradı ve o zehir gibi diliyle cevap verdi: "Meraklı olmadığını bilmek içimi rahatlattı D’Angelo. Şimdi o 'centilmen mafya' maskeni tak ve sadece beni takip et."
Mesainin başlamasına daha yarım saat vardı. Efsun, kapıdaki kalabalığı görünce derin bir nefes aldı ve Alessio’ya döndü. "Mesainin başlamasına yarım saat var. Dışarıda bekleme, hedef olursun. Gel..."
Efsun, planın bir parçası olarak ama içinde tarif edemediği bir sarsıntıyla Alessio’nun güçlü koluna girdi. Kapıdan içeri girdikleri andan itibaren zaman durdu. Güvenlikten geçen memurlar, ellerindeki dosyaları tutan avukatlar, adliyenin tüm personeli... Herkes başını çevirmiş onlara bakıyordu. Fısıldaşmalar bir uğultuya dönüştü.
"Bu o mu? Magazinlerdeki İtalyan mı?"
"Efsun Hanım'ın sevgilisi gerçekten bu adam mıymış?"
Efsun, hiçbirine bakmadan, başı dik, topuklularının çıkardığı o otoriter sesle koridorda ilerliyordu. Yanındaki Alessio ise, sanki kendi sarayında yürüyormuşçasına rahat ama gözleriyle etrafı tarayan bir avcı gibiydi. Herkesin bakışlarındaki hayranlık ve şaşkınlık, Alessio’nun heybeti karşısında birer sessizliğe dönüşüyordu.
Efsun’un odasına ulaştıklarında, kapıdaki tabelada yazan "Uzm. Psk. Efsun SARCA" isminin altından geçip içeri girdiler. Efsun kapıyı hızla kapattı ve sırtını ahşap yüzeye yasladı. Dışarıdaki o boğucu ilginin yükünden kurtulmak ister gibi derin bir nefes verdi.
"Gördün mü?" dedi Efsun, Alessio'ya dönerek. "Şu andan itibaren sadece benim iş ortağım değil, bu binadaki her dedikodunun başrolüsün."
Alessio, odanın ortasına geçip Efsun’un o kitaplarla dolu çalışma masasına baktı. "Başrol olmayı severim Sarca," dedi, sesi odayı dolduran bir otoriteyle. "Ama asıl soru şu: Sen bu dedikoduların içinde benimle yanmaya hazır mısın?"
Efsun, masasına geçip bilgisayarını açarken başını kaldırmadan cevap verdi: "Ben zaten seninle yanmaya Benjamin’in o malikanesinde başladım Alessio. Şimdi bırak da işimi yapayım."
***
Adliyenin koridorları öğle arasına hazırlanan insanların uğultusuyla doluydu. Efsun, odasında son hastasının raporunu titizlikle sisteme girerken, zihni hala Alessio’nun dışarıdaki varlığıyla meşguldü. Kapı aniden, çalınma nezaketi bile gösterilmeden açıldı.
Alessio, üzerinde o sarsılmaz mafya vakarıyla içeri girdi. Gözleri doğrudan Efsun’unkilere kenetlendi.
"Hazırlan," dedi Alessio, sesi emir kipiyle yüklüydü. "Müdürünle konuştum. Özel bir durum olduğunu ve güvenliğin için bir süre daha izne ayrılman gerektiğini bizzat ilettim. İznin onaylandı."
Efsun, elindeki kalemi masaya fırlattı. "Ne? Alessio sen ne hakla..." Ama Alessio ona itiraz şansı tanımadı. Kolunu sıkıca kavrayıp onu odadan dışarı, meraklı bakışların arasından sürükledi. Adliyeden çıkışları o kadar ani oldu ki, Efsun arabanın kapısı üzerine kapandığında hala ne olduğunu idrak etmeye çalışıyordu.
Yol boyunca tek kelime etmediler. Eve vardıklarında Fatma Anne komşulara geçmiş, Lavin ise dışarı çıkmıştı. Evin sessizliği, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Efsun’un odasına girdikleri an, Efsun patladı.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun D'Angelo!" diye bağırdı Efsun, parmağını onun göğsüne bastırarak. "Öğle arası bile olmadan beni işten nasıl çekip alırsın? Benim bir sorumluluğum, bir kariyerim var! İznim bitti diyorum sana, ne hakla müdürüme gidip yalan söylersin?"
Alessio, sesini çok fazla yükseltmese de o derinden gelen, kemikleri titreten tonuyla cevap verdi. Bir adım atıp Efsun’u duvarla kendi arasına sıkıştırdı.
"Kariyerinden daha önemli bir şey var Sarca: Hayatta kalmak!" dedi Alessio, dişlerinin arasından. "Benjamin peşimizde. Şu an bu mahallede, bu binada neler planlandığını bilmiyoruz. Masum insanlar, senin ailen bizim yüzümüzden zarar görecek! Annene veya kardeşine bir şey mi olsun istiyorsun? Benjamin'in mesajını almadın mı? Gitmek zorundayız. Hemen şimdi, İtalya’ya!"
Efsun’un öfkesi, Alessio’nun gözlerindeki o gerçekçi korkuyu görünce bir anlığına söner gibi oldu. Ailesinin ismi geçince o profesyonel zırhı sarsıldı. Alessio’nun nefesi yüzüne çarparken, aralarındaki o bitmek bilmeyen çekim ve nefret yine birbirine karıştı.
Efsun, bakışlarını kaçırmadan ona sadece baktı. Sessizlik odayı bir sis gibi kapladı. Kapıya doğru yürüdü, elini kulba attı ve arkasını dönmeden, sesi bir neşter kadar keskin bir şekilde konuştu:
"Tamam... Gidelim. Ama şunu sakın unutma D'Angelo; beni koruduğunu sanırken aslında özgürlüğümü elimden alıyorsun. Ve ben, kafesteki kuşları sevmem."
Efsun odadan hışımla çıkıp kapıyı çarptığında, Alessio odanın ortasında kalakaldı. Yumruğunu yatağın kenarına vurdu ve dişlerinin arasından o meşhur İtalyan küfrünü savurdu:
"Porca miseria! (Lanet olsun!)" Efsun'un bu dikbaşlılığı onu hem delirtiyor hem de her geçen saniye kendine daha çok bağlıyordu. Ama şimdi gurur yapma vakti değildi. İstanbul artık güvenli değildi; "Örümcek" ağını buraya kadar örmüştü.
***
Akşama kadar evde sadece bavulların fermuar sesleri ve ayak tıkırtıları duyuldu. Efsun ve Alessio, aralarındaki o görünmez ama aşılmaz duvarın iki yanında, tek bir kelime etmeden hazırlandılar. Akşam olup Fatma Anne ve Lavin eve döndüklerinde, salonun ortasındaki bavullar her şeyi özetliyordu.
Fatma Anne, Efsun’un ellerini sıkıca tuttu. Gözlerindeki o ana şefkati, İstanbul’un tüm denizlerinden daha derindi. "Kızım... Yine mi gidiyorsun?" dedi, sesi titreyerek. "Daha doyamadım kokuna. Bir yanım 'gitme' diyor, bir yanım 'canını kurtar'..."
Efsun, annesinin omuzlarına yaslandı. Az önceki öfkesi, yerini derin bir keder ve aidiyet özlemine bırakmıştı. "Anne, söz veriyorum yine geleceğim. Kendine ve Lavin’e dikkat et. Lavin, sakın annemi yalnız bırakma." Lavin, ablasına sarılırken Adriana’nın bile gözleri dolmuştu. Alessio ise kapının eşiğinde, bu duygusal fırtınanın içinde bir kaya gibi dikiliyordu; ama bakışları ilk kez bu kadar hüzünlüydü
Uçağa binişleri, bir cenaze alayı kadar sessizdi. İstanbul’un ışıkları uçağın penceresinden uzaklaşırken, Efsun kalbinin yarısını o küçük mahalle evinde bıraktığını hissediyordu. Adriana, normalde ortamı yumuşatmak için bir şaka yapardı ama o da yorulmuştu; Alessio ve Efsun arasındaki bu bitmek bilmeyen yüksek voltajlı gerilim onu da tüketmişti. Kendi koltuğuna büzülüp gözlerini kapattı.
Alessio, elindeki kadehi camdan dışarıdaki karanlığa doğrultmuş, Efsun’un profilini izliyordu. Efsun ise sadece karanlığı seyrediyordu. Tek bir kelime, tek bir bakış bile paylaşmadılar. İtalya topraklarına indiklerinde, havada artık İstanbul’un o iyot kokusu değil, yaklaşan felaketin metalik tadı vardı.
---
### Malikanedeki Zehirli Sükunet
Malikaneye vardıklarında Efsun, Alessio’nun yüzüne bile bakmadan hızla kendi odasına çıktı. Kapıyı kapattığı an sırtını ahşaba yasladı. Zihninden bir film şeridi gibi geçiyordu her şey:
Sahildeki o çocuksu dansları, Alessio’nun kucağında Fatma Anne’yi taşıyışı, su böreği kokulu sabahlar... Hepsi birer hayal gibiydi şimdi. Bu devasa, soğuk malikane ise onun gerçek hapishanesiydi.
Tık, tık.
Kapı yavaşça vuruldu. Efsun, yorgun bir sesle "Gel," dedi. İçeri giren, Alessio’nun yeni işe aldığı ama Efsun’un daha önce pek dikkat etmediği adamlardan biriydi. Elinde bir bardak su tutuyordu.
"Efsun Hanım, Sinyor Alessio gönderdi. Çok yorgun olduğunuzu ve bu suyu içmeniz gerektiğini söyledi. İçinde sakinleştirici mineraller varmış."
Efsun, Alessio’nun bu "mesafeli ama korumacı" tavrına içten içe bir burukluk hissederek bardağı aldı ve bitirdi. Ancak suyu içtiği andan itibaren saniyeler içinde dünya dönmeye başladı. Bardağı masaya bırakırken elleri titredi. Başındaki o ani dönme, görüşünü bulandırdı. "Gidebilirsin..." demeye çalıştı ama dili dolandı.
Adam gitmedi. Aksine, bir adım öne çıktı. Efsun tam savunmasız kaldığı, dizlerinin bağı çözüldüğü o anda, adam cebinden bir peçete çıkarttı. Efsun ne olduğunu anlayamadan, ağır bir kimyasal koku taşıyan o peçete burnuna ve ağzına bastırıldı.
Efsun’un son gördüğü şey, adamın buz gibi gözleri ve odanın tavanındaki o görkemli avizenin kararmasıydı. Bilincini yitirdiğinde, adam ve dışarıda bekleyen diğer iki hain koruma, onu bir battaniyeye sarıp malikanenin gizli çıkışından sessizce kaçırdılar.
---
### Benjamin’in Soğuk Tebessümü
Efsun uyandığında, tanıdık bir kabusun içindeydi. Ellerindeki deri kelepçeler, soğuk bir beton zemin ve karşısında... Benjamin. Benjamin, elindeki purosunu yavaşça tüttürürken Efsun’un uyanışını bir sanat eserini izler gibi seyrediyordu.
"Tekrar hoş geldin, Sinyora Sarca," dedi Benjamin, sesi bir yılanın tıslaması kadar inceydi. "Alessio seni koruduğunu sanıyordu, oysa ben senin nefes aldığın havaya bile çoktan sızmıştım. Kendi adamlarının eliyle seni bana teslim etmesi... Bu, Alessio’nun hayatı boyunca taşıyacağı en büyük yara olacak."
Efsun, başındaki ağır sancıya rağmen Benjamin’e baktı. Sesi titrese de ruhu hala o keskin adli psikologdu.
"Seni hayal kırıklığına uğratacağım Benjamin..." dedi, boğuk bir sesle. "Çünkü Alessio buraya geldiğinde, sadece beni kurtarmayacak. Seninkiler dahil, bu malikanedeki her hainin ruhunu söküp alacak."
***
Bu bölüm nasıldı?
bölüm kısa oldu kusura bakmayın, gerçekten vakit çok alıyor
ve ewett, diğer bölüm 20 okunma/oy ve 15 yorum olunca gelecek
seviyorum sizi
öpüldünüz😘
kitap kapağı;
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |