

ÖZEL BÖLÜM
5 YIL SONRA...
Aradan tam beş koca yıl geçmişti. Roma’nın görkemli malikanesi artık sadece bir ev değil, bir huzur kalesiydi. Luca ve Elena, Alessio’nun bizzat seçtiği, çocukları olmayan ama yürekleri sevgi dolu asil bir aileye verilmişti; geçmişin gölgesinden uzak, masmavi bir geleceğe uyanıyorlardı. Roma’da her şey rayına oturmuşken, kalplerin pusulası tek bir yeri gösteriyordu: Her şeyin başladığı o dar sokaklı, dedikodulu ama sıcak mahalle.
İstanbul’un o meşhur mahallesinde sıradan bir öğleden sonraydı. Ayşe ve Hatice Teyze yine kapı önünde "Kim ne yapmış?" diye konuşurken, sokağın başında motor sesleri yankılandı. Mahalleli şaşkındı; beş yıl önce "Gidin buradan!" diye bağırdıkları o siyah lüks araçlar, sanki birer fatih edasıyla sokağa süzülüyordu.
En öndeki aracın kapısı daha tam durmadan açıldı. İçinden, rüzgar gibi bir çocuk fırladı. Lara. Artık sekiz yaşındaydı. Alessio’nun o meşhur buz mavisi gözleri, Efsun’un kömür karası saçlarıyla birleşmiş, küçük bir tanrıça gibi sokağa adım atmıştı. Lara, ayağının tozuyla binanın girişinde onları bekleyen o şık kadına doğru koşmaya başladı.
Lavin, artık mahallenin o haylaz kızı değil, İstanbul’un en dişli, en başarılı avukatlarından biriydi. Üzerindeki jilet gibi takımıyla binanın önünde dururken, yeğeninin kendisine doğru "Lavin Teyze!" diye gelişini görünce kollarını ardına kadar açtı. Lara, Lavin’in boynuna atılırken; mahalleli evlerin pencerelerinden, dükkanların önünden bu sahneyi hayranlıkla izliyordu. Eski korku gitmiş, yerini "Vay be, bizim Efsun nerelere geldi" gururuna bırakmıştı.
İkinci arabadan Alessio ve Efsun indi. Alessio, arabadan iner inmez karısının elini tuttu. Beş yıl, bu adamın aşkını eskitmemiş, aksine bir elmas gibi parlatmıştı. Karısına bakarken gözlerinde hala o ilk günkü hayranlık vardı. Ama bu sefer bir fark vardı; Alessio, Efsun’u her zamankinden daha dikkatli, adeta paha biçilemez bir kristali tutar gibi kucakladı.
Efsun, iki aylık hamileydi.
Roma’daki sessiz gecelerin birinde gelen bu müjde, D’Angelo imparatorluğunun en güzel haberi olmuştu. Alessio, karısının belini sıkıca sararken, mahalleye bir zamanlar "korku" salan o adamın yerinde artık ailesi için dünyayı yakacak bir "baba" vardı. Efsun, annesinin evinin kokusunu içine çekerken gülümsedi. "Geldik Alessio," dedi fısıldayarak. "Evimize geldik."
Üçüncü arabadan ise Adriana ve Matteo indi. Matteo’nun kucağında, henüz üç aylık olan minik kızları vardı. Matteo, o eski keskin ve soğuk bakışlı koruma değil, kızının üzerindeki battaniyeyi düzeltirken parmakları titreyen aşık bir adamdı. Adriana, Matteo’nun koluna girmiş, mahalleliyi o her zamanki neşesiyle selamlıyordu. Onlar için bu mahalle, aşklarının gizlice filizlendiği o bahçenin başladığı yerdi.
Daire kapısı açıldığında, o meşhur kızartma ve taze demlenmiş çay kokusu karşıladı herkesi. Fatma Anne, yaşı ilerlemiş, saçlarına karlar yağmış olsa da hala dimdik, hala o mahallenin yıkılmaz çınarı gibi duruyordu.
Lara, anneannesinin dizlerine kapandı. "Anneanne! Sana Roma’dan çikolatalar getirdim!" diye bağırırken, Fatma Anne torununu bağrına bastı. "Gül yüzlüm, bal kızım benim..."
Sırayla herkes içeri girdi. Matteo ve Adriana, kucaklarındaki bebekleriyle Fatma Anne’nin elini öptüler. Fatma Anne, Matteo’ya bakıp "Emanetime iyi bakmışsın oğul, sağ ol" dediğinde, Matteo hayatındaki en büyük takdiri almış gibi başını öne eğdi.
En son Efsun ve Alessio girdi içeri. Efsun, annesine ve kardeşi Lavin’e sarılırken gözyaşlarını tutamadı. Lavin, ablasının kulağına fısıldadı: "Duydum ki bir tane daha yoldaymış! Ben de boş durmadım abla..."
Lavin, geçen hafta nişanlanmıştı. Hem de İstanbul’un en dürüst, en sert Savcılarından biriyle... Bir suç imparatorunun baldızı ve bir savcı... Kaderin en garip ama en güzel cilvesiydi bu.
O akşam o mütevazı sofrada, lüks şampanyalar değil, Fatma Anne’nin ince belli bardaklardaki çayları içildi. Alessio, bir zamanlar nefret ettiği o dar odada, şimdi Efsun’un elini tutarak Lavin’in nişan fotoğraflarına bakıyordu.
Dışarıda mahalleli hala onları konuşuyordu ama içeride zaman durmuştu. Roberto’nun karanlığı, Mia’nın çığlıkları, babaların kanlı mirası... Hepsi o "kül saati"nde yanıp bitmişti. Şimdi o küllerden yeşeren, iki farklı ülkeyi, iki farklı dünyayı birleştiren kocaman, mutlu bir aile vardı.
Efsun, pencereden aşağıya, oynamaya çıkan Lara’ya baktı. Sonra elini karnına, henüz büyümemiş olan mucizesinin üzerine koydu. Alessio yanına gelip kulağına fısıldadı:
"Gördün mü Sarca? Kül saati bitti. Bizim zamanımız yeni başlıyor."
Ve o gece, o mahallede hiçbir silah sesi duyulmadı. Sadece mutluluğun, kahkahaların ve yeniden doğuşun sessiz zaferi vardı.
VE SONSUZA DEK MUTLU YAŞADILAR...
İlk olarak siz sevgili okurlarım;
hepinize çok teşekkür ederim
ana bu yolda destek verdiğiniz için teşekkür ederim
Başka bir evren, başka bir hayat, başka bir kurgu'da sizlerle görüşmek üzere...
D'Angelo ve Sarca
onlar sonsuza dek mutlu yaşadılar

| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |