41. Bölüm

41|| SEZON FİNALİ

İlay
adoranightt

 

Sinir- 85 oy

◇◇◇

 

Tuvalette aynanın karşısında elimde makasla duruyordum.

 

Artık saçlarımı sevmiyordum. Ve kafam yerinde değil gibiydi. Dönüp duruyordu. Kızarmış gözlerimi kırpıştırdım ve alt dudağımı dişledim.

 

Arslan'ın saçımla ilgili dedikleri geldiğinde saçlarıma dokundum.

 

"Gece sakın saçlarını kesme. Bak seni uyarıyorum. Tamam önüne karışabilirsin ama uzunluğuna karışma."

 

Gece uzun saçlarını arkaya atarak güldü.

 

"Uzun saç mı seviyorsun?"

 

"Hayır senin saçlarını seviyorum. Saçlarını açıyorsun ya bütün kokusu burnuma doluyor. Huzur kokan saçların bütün hayatımı güzelleştiriyor. Bu yüzden saçlarına dokunursan bozuşuruz."

 

Kumral saçlarıma aynadan baktım. Belime kadar geliyordu. Gür ve parlaklardı. Yazık olacaktı. Omuz silktim.

 

Uzun zamandır bunu düşünüyordum. Arslan eğer saçlarımı seviyorsa, ben de bu saçları yok ederdim.

 

Titreyen ellerimle saçımdan bir tutam alarak kesmeye başladım. Küçük, Küçük tutamlar. Gözlerimden yaşlar düşerken ben saçlarımı kesmeye devam ediyordum.

 

Alt dudağımı ısırarak saçlarımı daha hızlı kesmeye başladım. Her ne kadar sevsem de saçlarımı, Arslan da seviyordu. Ve ben onun sevdiği hiç bir şeyi istemiyordum kendimde. Belki ona büyük bir ceza da olurdu bu.

 

"Bana o kadar kötü şeyler yaşatmana rağmen, seni sevmeye devam etmek canımı yakıyor pislik herif. Seni seven kalbimden nefret ediyorum. Sana sarılmak istemek, istemiyorum."Sıkılı dişlerimin arasından konuşurken gözlerimden düşen yaşlar bana hiç yardımcı olmuyordu.

 

Saçlarımı büyük bir hırsla daha hızlı kesmeye başladım. En sonunda kesmeyi bitirdiğimde makası yere atarak geriye doğru bir adım attım ve karşımdaki aynaya baktım.

 

Saçlarımı ilk defa bu kadar kısa görüyordum. Ben kısa saç sevmezdim. Her zaman uzun saçlarımı severdim.

 

Ellerimi yamuk olan saçlarıma götürerek ucundan tuttum ve havaya kaldırdım. Daha sonra kapının başında bekleyen Gülten'i çağırdım.

 

Gülten beni gördüğünde şokla gözlerini büyüttü. Görmezden geldim.

 

"Güzel olmuş mu?" Diyerek mırıldandım.

 

Gülten omuzmun bir iki cm üstünde olan saçlarıma baktı.

 

"Bunu neden yaptın Gece?" Gülten dolan gözleriyle konuştuğunda yutkundum.

 

Omuz silkerek gülümsedim.

 

"Arslan seviyordu uzun saçlarımı. Ve bugün uyandığımda saçlarımı okşuyordu. Bundan rahatsız oldum." Dediğimde iç çekerek yerdeki makası aldı.

 

"İzin ver saçlarını düzelteyim Gece." Gülten gözlerindeki yaşları silerek konuştuğunda başımı salladım.

 

Yamuktu saçlarım. Düzenli olsa iyi olurdu.

 

"İyi olur." Diyerek hüzünle gülümsedim. Gülten buruk bir şekilde gülümseyerek saçlarımı kesmeye başladı. Aynadan kendime bakmaya devam ediyordum.

 

"Yakışmamış mı?"

 

"Yakışmış. Sana her şey yakışır. Ama..."

 

"Ama ne?"

 

"Arslan bey bundan hiç memnun olmayacak." Dediğinde sessiz kaldım.

 

Umrumda değildi.

 

Hem belki üzülürdü. Benim üzüldüğüm gibi.

 

"Bebeğin için güçlü durmalısın Gece." Dediğinde başımı salladım.

 

"Biliyorum." Sakin bir şekilde mırıldanmamla gülümsedi.

 

"Çok güzel bir anne olacaksın." Dediğinde dudaklarım titredi.

 

"Öyle mi olacağım?"

 

"Evet, sen çok güzel ve tatlı bir anne olacaksın." Dedi buruk bir şekilde gülümseyerek.

 

"Umarım dediğin gibi olur." Aynadaki yüzüme bakarak mırıldandım.

 

"Çok sakinsin Gece. Sanki, fırtınadan önceki sessizlik gibi. Lütfen yanlış bir şey yapma." Dediğinde omuz silktim.

 

Sessiz görünüyor olabilirdim. Ama içimde fırtınalar kopuyordu. Canım yanıyordu. Alt katta hiç bir şey olmamış gibi oturup ve gülüşen insanlara bir şey yapmamak sinirlerimi geriyordu.

 

Daha dün akşam eve geldiğimizde utanmazca bebeğimin nasıl olduğunu sormuşlardı. Ahuzar hanım şükürler olsun diyerek gülmüş ve adak adadığını söylemişti.

 

Sinirden titremiştim. Daha fazla o ortamda durmamak için odaya çıkmıştım. Onlarla konuşmak bile içimden gelmiyordu. Buradan gidene kadar onlarla tek kelime bile konuşmayacaktım.

 

"Elimden bir şey gelmemesi beni üzüyor. Ben o kadar çaresizim ki, ne yapacağımı bilmiyorum." Diyerek elindeki makası bırakan kadına baktım.

 

Gözlerinde gerçekten adıma üzüldüğünü gösteren hüzün ve acı vardı. Ama elinden bir şey gelmezdi. Bunu biliyordum. Hem ben Gülçin'den haber bekliyordum. Gülçin ne yapar, ne eder bana yardım ederdi.

 

Biz küçüklüğümüzden beri birbirimize yardım ederdik.

 

"Seni anlıyorum diyemem. Yaşadığın şeyler korkunç şeyler Gece. Ama bir bebeğin olacak. Onun ve kendin için güçlü olmalısın." Diyerek elini karnıma koydu. Gülümseyerek karnıma baktım. "Hadi ben buraları toplarken, anne de bir duşa girsin. Elbiselerin hazır. Küvette suyunda hazır. Güzel bir şekilde banyonu et, sonra sana sıcak çikolata yapayım. Eski günlerdeki gibi." Demesiyle gözlerimde parıltı oluştu.

 

Eskiden bize gelirdi ve birlikte sıcak çikolata içerdik. Benden büyüktü ama yaşlı hissetmemek için bana abla deme demişti. O günden beridir ismiyle hitap ediyordum.

 

"Eski günlerdeki gibi." Dediğimde saçımı okşayarak kapıyı gösterdi. Başımı salladım ve yavaş bir şekilde kapıya yürümeye başladım.

 

Kapıya giderken kestiğim saçlarımı temizleyen Gülten'e gülümseyerek arkamı döndüm.

 

Bana yardımcı oluyordu. Ve sakin olmamı sağlıyordu. Her ne kadar bu evdeki herkesten nefret etsem de, Gülten istisnaydı.

 

"Gülten."

 

Başını kaldırarak bana baktı. Gülümsenemi gördüğünde gülümsedi. Ama daha sonra kaşlarını çattı.

 

"Efendim." Dedi tedirginlikle.

 

"İyi ki varsın." Dediğimde buruk bir şekilde gülümseyerek başını salladı. Elindeki çöpü, alt kattaki dolabın kapısını açarak, çöp kovasına attı ve omuz silkti.

 

"Bunu duyduğuma sevindim. Asıl sen iyi ki varsın." Dediğinde sessiz kaldım.

 

Odadan çıkarak banyoya girdiğimde üzerimdekilerden kurtularak sıcak olan küvete girdim. Gözlerimi kapatarak elimi artık kısa olan saçlarımdan geçirdim.

 

Sıcak su gerilen vücuduma iyi gelmişti.

 

Aklıma Arslan'ın gelmesiyle yutkundum. Başımı sağa sola salladım ve derin bir nefes aldım.

 

"Baban, çok kötü bebeğim." Diyerek mırıldandım. "Ama senin baban. Ben özür dilerim. Keşke bu kadar hayalperest ve aklı bir karış havada biri olmasaydım." Diyerek başımı geriye yatırdım. "Belki de hayatı bu kadar ciddiye almamam ve çocuksu olmam yüzünden bütün bunları yaşamışımdır."

 

Kendimi suçluyordum. Murat'ın bugün bununla ilgili şeyler dediğini duymuştum.

 

Murat, ben ne kadar direnir ve karşı çıkarsam o kadar kötü oluyordu.

 

Eminim onları affettiğimi söylersem, benimle iyi geçinirdi. Murat rahatsız edici biriydi.

 

Gözlerim kapanmaya başladığında güldüm. "Bu aralar hep uyumak istiyorum. Hep ve hep sadece uyumak istiyorum. Ve bu biraz sinir bozucu." Remziye hanım hamileikte bunun normal olduğunu söylemişti.

 

kendimi liflemeye başladım. Burada uyuya kalırsam iyi olmazdı. Duş jeli ile kendimi lifledikten sonra durulandım.

 

Küvetten çıkarak güzel bir duş aldım ve kısa olan saçlarımı iyice yıkadım.

 

üzerime bornozumu geçirdim ve banyodan çıktım. Odadan çıktığımda etrafa baktım. Oda düzenliydi. Koltukta katlanmış yastık ve yorgan vardı. Arslan orada uyuyordu. En azından artık benimle yatmak için beni zorlamıyordu. Bu da bir şeydi.

 

Bugün Arslan'ı hiç görmemiştim. Sabah sadece saçlarımı okşadığını hissetmiştim. Zaten bağırıp, çağırmış ve bana dokunmamasını söylemiştim. O da gitmişti. Herhalde dün olan kanamamdan sonra, biraz tedirgin olmuştu.

 

Daha sonra da hiç görmemiştim zaten Arslan'ı. İyi olmuştu. Gidip iki üç adam öldürmüştür kesin. Düşüncesiyle yutkundum.

 

Artık bana normal mi gelmeye başlıyordu bu tür şeyler? Yoksa bir tür şokta mıydım?

 

Esneyerek yatağımın üzerinde bulunan siyah geceliğimi giyinerek saçlarımı kuruttum.

 

Uykum vardı. Banyo etmem de daha da uykumu getirmişti.

 

Yüzüme nemlendiricimi yedirdikten sonra yatağa girerek gözlerimi kapattım. Çok uykum vardı.

 

Aklıma annemin gelmesiyle gülümdedim. Keşke şimdi yanımda olsaydı. Keşke.

 

Kendimi karanlığa bırakmadan önce elimi karnıma yasladığımı hissettim.

 

◇◇◇

 

İrkilerek uyandığımda karanlık odaya baktım. Daha sonra koltukta baygın baygın yüzüme bakan adama...

 

Arslan karşımdaki koltukta saçlarıma bakıyordu.

 

Hafif loş ortamda onu tam olarak göremiyordum ama o beni görüyordu.

 

Arslan yanında duran düğmeye bastığında bütün aydınlatıcı olan lambalar açıldı.

 

Arslan saçlarıma bakıyordu donuk suratıyla.

 

"Saçların..." Arslan'ın mırıldanmasıyla oturur pozisyona geldim. Elim saçlarıma koyarak yutkundum. "Kötüsün." Dediğinde sesindeki bitkinlik kalbimi sızlattı.

 

"Ben mi kötüyüm?" Dedim sakin bir şekilde. Boğazımı temizledim. Sesim değişik çıkmıştı.

 

"Evet, sen Kötüsün." Dedi başını geriye atarak. "Seni çok sevdim. Allah belamı versin ki ölümüne sevdim. Ah..." diyerek kalbine vurdu. Acı çeken sesini duyduğumda dudaklarım titredi. "Ama sen beni sevmene rağmen, bu kadar katıyken ben ne yapacağımı bilmiyorum Gece."

 

Gözleri saçlarıma takıldı. Acıyla gözlerini yumdu ve yüzünü buruşturdu.

 

"Koklamaya kıyamadığım saçlarına kıymışsın be Gece." Dedi başını yana eğerek. "Benden o kadar mı nefret ediyorsun?" Gözlerimi kaçırdım.

 

Nefret edemiyorum pislik herif. Sadece benim canım nasıl yanıyorsa, senin de yansın istiyorum.

 

"Kimse duygularının derinliğini bilemez Arslan. İçindeki kasveti, kendine bile anlatamadığın o derdi… Sadece mutluluğu aradığını ama sana sadece cefanın kaldığını kimse bilmez." Diyerek dudaklarımı büzerek ona baktım. "Mutluluğu ararken, bu hayat bana koca bir azap verdi. Koca bir yük." Elimi kalbime vurarak bağırdım. "Celladıma aşık oldum ben!! Senden nefret etmem gerekiyor! Ama olmuyor!!"

 

Odada sessizlik olduğunda sadece benim ağlamalarımın sesi duyuluyordu.

 

Arslan hala donuk bir şekilde bana bakıyordu. Büyük ihtimalle saçlarımı kestiğim için acı çekiyordu.

 

"Ama bana da gelmiyorsun. Beni sevmene rağmen, bana gelmiyorsun Gece. Bir kere olsun bana gardını düşürmüyorsun. Senin kokunla uyuyamadım ben kaç gündür Gece. Bu kadar mı kolay silmek?" Sesindeki garip hüzün beni afallatıyordu. Acı çeken sesiyle ona sarılmamak için ellerimi yumruk yaptım.

 

Aşkım ve Gururum bana savaş açmışlardı ve ben ne yapacaktım bilmiyordum.

 

"Ne yapmamı bekliyorsun Arslan? Ben senin gözlerine aşkla bakarken, sen beni kandırıyormuşsun. Hayatımı bitiren bir adamla aşık olsam bile dönemem. Gururum ve aşkım buna izin vermez." Diyerek omuz silktim.

 

"Saçlarını neden kestin?" Dedi tükenmiş bir şekilde konuşan adama buruk bir şekilde gülümsedim.

 

"Sen seviyordun." Demesiyle başını salladı. Ama titreyen ellerini yumruk yaptığını görmemle yutkundum

 

"Haklısın. Ama seni asla bırakmayacağımı bil. Hazırlan yurt dışına gidiyoruz." Dediğinde idrak edemediğim için gözlerimi kırpıştırdım.

 

Yurt dışı mı? Ben mi yanlış duymuştum acaba?

 

"Ne?" Dedim boş boş yüzüne bakarken.

 

Arslan başını ovalayarak bacaklarını önündeki sehpaya uzattı. Boynundaki kravatı çekiştirerek derin bir nefes aldı.

 

"Ailemle sen yan yana olmayacaksınız belli. Bizim yüzümüzden şiddet bağımlısı oldun zaten." Dediğinde dişlerimi sıktım. "İkimiz İtalya'ya arkadaşımın yanına gideceğiz. Hem oradaki marinada da sorunlar çıkmış. Bir süre orada kalacağız." Dedi yeniden sert sesiyle. "Hem hamileliğin sürece stres yaşamanı da istemiyorum."

 

Nasıl bu kadar kolay duygu değiştirebiliyordu anlamıyordum?

 

Sadece benim yanımda duygularını saklamıyordu ama bazen gözlerine ve duygularına duvar getiriyordu.

 

Hayır, hayır. Artık anlıyordum?

 

Alayla gülerek başımı sağa sola salladım. Cidden inanamıyordum böyle bir şeye. Oradan oraya götüreceği bir oyuncak değildim. Hele bana bunca şeyi yaptıktan sonra...

 

"Sen nereye gidiyorsan git. Seninle asla gelmem. Beni orada tutsak edeceksin bu belli." Dediğimde Arslan burnundan sert bir nefes verdi. Sinirlenmeye başlıyordu herhalde.

 

"Burada her zaman kaçacağın stresiyle yaşayamam. İtalya'da ne dilin var, ne bir bilgin. Orada daha mutlu olacağız." Dediğinde yüzüm gerildi. "Hem hamileliğin de burada stresle geçecek. Bunun olmasını istemiyorum."

 

Yavaş bir şekilde ayağa kalkarak sinirle Arslan'a baktım. Kaşlarını çatmış kısa olan saçlarıma bakıyordu. Hoşuna gitmemişti bu durum.

 

"Sen! Siktir! Olup! Gidebilirsin! Ama! Ben! Hiç! Bir! Yere! Gelmiyorum!" Dememle Arslan ayağa kalktı. Masanın üzerinde duran silaha kısa bir bakış attım. Daha sonra Arslan'a.

 

Başımı irkilerek salladım.

 

Arslan dağılan saçlarını arkaya atarak dudaklarını yaladı ve derin bir nefes aldı.

 

"Ben ne dersem o olur. Geleceksin. Ve biz seninle biraz vakit geçireceğiz. Yalnız bir şekilde. Sadece biz." Dediğinde sinirle güldüm. "Hem bu sayede-"

 

"Hamile halimle ve bilmediğim bir ülkede hiç bir şey yapamadığımı bildiğin için beni oraya götüreceksin. Pisliğin tekisin Arslan. İğrençsin." Dediğimde etrafına bakarak başını salladı.

 

"Evet öyleyim. Şimdi git üzerini değiştir ve gel." Diyerek arkasına döndüğünde korkuyla ve heyecanla elime sehpadaki silahı aldım.

 

Onunla gidersem, kesinlikle ipler onun elinde olacaktı. Beni kimseyle görüştürmeyecek, beni yanında tutmayı başaracaktı. Buna adım kadar emindim.

 

Silahı havaya kaldırarak Arslan'a doğrulttuğumda, Arslan yavaş bir şekilde bana döndü. İki adım geriledim ve elimdeki silahı iki elimle daha da sıkı kavradım. Elim titriyordu.

 

Arslan başını sallayarak derin bir nefes aldı.

 

"Beni mi öldüreceksin?" Dedi ciddi bir sesle.

 

Nefretle Arslan'a baktım.

 

"Sen beni yaşarken binlerce kez öldürdün. Ben seni bir kere öldürsem lafını etmezsin Arslan. Hm?" Dedim dolan gözlerimle.

 

Arslan tepkisiz bir şekilde bana bakarak başını salladı.

 

"Benden ancak bu şekilde kurtulursun zaten. Ama beni öldürdüğüne emin ol tamam mı? Eğer ölmez ve yaşarsam seni..." dedi ve sustu. "Bana silah doğrultan ve ölmeyen ilk kişisin. Tadını çıkar."

 

"Sus!! Sus tamam mı?!! Yeter konuşma!!" Dedim nefretle çığlık atarak. "Yeter! Bıktım sizden!"

 

Arslan başını sağa sola salladı iç çekerek.

 

"Sen o kadar iyisin ki, bir karıncaya bile zarar vermezsin." Dediğinde dişlerimi sıktım.

 

"Öyle mi düşünüyorsun?" Dedim sakin bir şekilde. Arslan elini beline koyarak nefesini üfledi.

 

"Bırak elindeki siktiğimin silahını Gece!! Bıktım senin bu hallerinden! Biraz beni de düşün!"

 

Silah gürültüyle ses çıkardığında yutkunarak silahı elimden düşürdüm. Daha sonra Korkuyla Arslan'a baktım.

 

Arslan kaşlarını çatmış, bana bakıyordu. Ama yüzü kızarmaya başlamıştı. Alnındaki damar atmış, dişlerini sıkıyordu.

 

Korkuyla derin bir nefes alarak Arslan'ın göğsüne baktım. Ben ne yapmıştım?

 

Kan geliyordu göğsünden.

 

Şokla elimi ağzıma kapatarak Arslan'a bakmaya devam ettim.

 

Arslan gözlerini yumarak açtı ve yutkundu. Bana yumuşak bir şekilde bakarak nefesini dışarıya verdi.

 

"Sakin ol." Dişlerinin arasından konuştuğunda ağlamaya başladım. "Sakin ol ve Umut'a haber ver." Dediğinde hala aynı şekilde durmaya devam ettim.

 

Titreyen ellerime baktım. Daha sonra yerdeki silaha.

 

Ben onu vurmuştum. Ben Arslan'ı vurmuştum. Nefes alamadan yerdeki silaha baktım.

 

"Gece! Bak bana! Kendine gel! Eğer aşiret bana zarar verdiğini öğrenirse ve ben o sırada yanında olamazsam, kötü şeyler yaşarsın! Şimdi Umut'u ara! Hızlı ol!" Arslan kanayan yarasını eliyle kapatarak konuştuğunda şokla kanayan yarasına baktım.

 

Gözümden yaşlar düşerken tek düşündüğüm karşımdaki adamdı. Ben...ben...onu vurmuştum.

 

Arslan tekrar bağırdığında irkilerek başımı salladım. Sehpanın üzerinde duran telefonu alarak rehbere girdim ve Umut'u aradım. Gözlerim Arslan'a değdiğinde gözlerini yummuş ve dişlerini sıkıyordu.

 

"Arslan abi." Umut konuştuğunda ağlamaya başladım.

 

"Umut!" Dedim Arslan'ın yarasına bakmaya devam ederek. Arslan elini koltuğa dayamış diğer elini yarasına bastırıyordu.

 

"Alo yenge bir şey mi oldu?" Umut bir kaç hışırtıdan sonra konuştuğunda yutkundum.

 

"U-umut, odaya gelmelisin. B-ben onu vurdum." Dediğimde Umut yutkundu.

 

"Kimi?"

 

"Arslan'ı!" Dediğimde yüzüme telefonu kapattı.

 

Arslan gözlerini açarak bana baktığında derin bir nefes aldı.

 

"Ağlama Gece! Güzelim ağlama!" Demesiyle Arslan'ın yanına giderek ağlamaya başladım. Yüzü terlemiş ve yüzündeki damarlar belli oluyordu.

 

"Özür dilerim!" Diyerek elini tuttum ve gövdesine sarıldım. "Özür dilerim! Allah belamı versin!" Arslan'ın kolunu belimde hissettiğimde ağlamaya devam ediyordum.

 

"Sakin ol. Bana bir şey olmaz. Bunlardan daha beterlerini yaşadım." Diyerek zorlukla başıma öpücük konudrduğunda, gövdesine daha da sıkı sarıldım.

 

Kapı gürültüyle açıldığında irkildim. Arslan arkasındaki koltuğa oturduğunda korku ile yarasına baktım. Çok şiddetli bir şekilde kanıyordu yarası.

 

Umut küfür ederek üstündeki ceketi Arslan'ın yarasına bastırdı.

 

"Umut, Gece'yi aşiretten koru tamam mı? Kimse bilmeyecek beni vurduğunu! Annem ve Murat hele ki. Onu sana emanet ediyorum tamam mı?" Arslan Hızlı bir şekilde konuştuğunda korkuyla Arslan'ın yanına oturdum.

 

Yüzünü kavrayarak solgun yüzünü kendime çevirdiğimde Arslan dudağıma küçük bir öpücük kondurdu. Ağlayarak saçını yüzünden çektim. Yavaş yavaş gözlerini kapattığında korkuyla bağırdım.

 

"Ben katil değilim! Arslan! Uyan! Lütfen uyan!" Diyerek çenesine öpücük kondurdum.

 

"Sus yenge! Eğer Arslan abi seni bana emanet etmeseydi..." demesiyle korkuyla yutkundum. Bana ilk defa kin ve nefretle bakıyordu. "Seni onların eline bırakmasını bilirdim."

 

Arslan'a baktığımda gözlerini yummuş tepkisiz bir şekilde yatıyordu.

 

"Arslan uyan! Katil değilim ben! Sevdiğim adamın katili değilim! Uyan lütfen!" Diyerek başımı boynuna koydum. Ve boynuna sayısız kez öpücük kondurdum.

 

Arslan ilk defa kolunu belime sarmadı. İlk defa beni teselli etmedi.

 

◇◇◇

 

Gülçin kızarmış gözleriyle Asaf'a baktı.

 

Kız kardeşinin Arslan'ı vurduğunu duyduğunda çok korkmuştu. Şimdi yeniden ilk defa kocası olan adama baktı.

 

Ondan Kız kardeşinin kurtarmasını istiyordu. Umarım kurtarırdı.

 

"Asaf, lütfen Gece'yi kurtar. Sevdiğin kadını bir kez olsun dinle. Gece hamile ve Arslan'ın ailesi onu orada yaşatmaz. Aşiret Gece'ye buyuk bir nefret besler. Ne olur onu kurtar." Dedi Asaf'ın elini tutarak endişeli gözlerle konuştu.

 

Asaf sevdiği kadının yanağını okşayarak dudağına küçük bir öpücük kondurdu.

 

"Gece'ye yardım edeceğim. Önceden etmedim. Ama şimdi edeceğim." Dediğinde Gülçin rahatladı ve karşısındaki adama sarıldı.

 

"Teşekkür ederim." Asaf ağlayarak konuşan kadın ile dişlerini sıktı.

 

Bebeğini kaybettiğini öğrendiğinde, Gülçin ağlamış ve odasından çıkmamıştı.

 

Her ne kadar bebeği beklenmedik bir zamanda gelse de, onu çok sevmişti. Benimsemişti. Ama artık o yoktu. Ama Gece vardı. Kız kardeşi orada tehlikedeydi.

 

Şimdi, biraz da olsa canlanan ve ilk defa kendisinden bir şey isteyen kadını geri çevirmeyecekti.

 

Artık hayatında varsa yoksa biricik karısı ve onun dedikleri olacaktı.

 

Sadece karısı. Asaf, başını sevdiği kadının boynuna gömerek kokusunu içine çekti.

 

"Özür dilerim."

 

"Senin bi suçun yok Asaf. Doktor beni uyarmıştı ama dikkat etmedim." Diyerek burnunu çekti. "Gece'yi kurtaracak mısın?"

 

Ağrıyan başı ile beraber başını omzuna yasladı Gülçin. Hala yorgundu. Ve mental olarak iyi değildi.

 

Mesela durmadan ağlamak istiyordu. Sadece uyumak ve bir daha uyanmamak istiyordu.

 

Bazen eli karnına gidiyordu ve bu yüzden canı acıyordu.

 

Bebeğini kaybetmenin acısı bir ömür boyu kalbinde olacaktı.

 

"Yorgunsun." Asaf'ın konuşması ile Gülçin gözlerini yumarak başını salladı.

 

"Evet, yorgunum. Gece kurtulursa daha da iyi olacağım." Diyerek Asaf'ın boynuna bir öpücük kondurdu.

 

Asaf sevdiği kadının başını okşadı.

 

"Gece kurtulacak ama sana soylemem gereken bir şey var."

 

"Nedir?"

 

"Endişelenme bebeğim. Sadece Gece'yi hollanda da yeni bir kimlikle kasaba gibi bir yerde yaşamasını sağlayacağız. Arslan'ın onu bulamaması için en iyi yol bu." Dediğinde Gülçin başını Asaf'ın omzundan kaldırdı ve yüzüne baktı.

 

"Bizim yanımıza gelmeyecek mi?" Dedi üzüntüyle. Kardeşini özlemişti. Çok özlemişti.

 

"Arslan uyandığında, gözü üstümüzde olacak. Eğer en ufak bir fire verirsek Arslan'ın Gece'yi bulması on saniyesini almaz. Bu yüzden bu süre boyunca durmadan onunla iletişim halinde de olamayacağız." Gülçin başını salladı yeterki Gece o adamdan kurtulsundu. Ayrı kalmaya dayanırdı.

 

"Umarım o bulunmaz."

 

"Bulunmayacak bana güven. Benim bağlantılarım var. Hem Arslan ile arkadaşız, demek istediğim onun nasıl hareket edeceğini az çok biliyorum. Hem ben de güçlü bir adamım. Gece'yi ondan saklamak kolay." Dedi kendi kendine.

 

Ama eğer Arslan'ın kendisinin karısını gizlediğini öğrenirse dostluklarının biteceğini ve bir daha asla kendisiyle eskisi gibi olacağını düşünmüyordu.

 

Arslan yumuşak biri gibi görünebilirdi ama Gece'den önce ve ya başkalarına karşı acımasız bir adamdı.

 

Kendisine düşman olacaktı. Bunu biliyordu. Ama Gülçin'in mutluluğu için değerdi buna.

 

Gülçin'in her istediği olacaktı artık. Sonu ne olursa olsun.

 

Gülçin gözlerini kırpıştırarak esnedi. Bebeğini kaybettiğinden beri çok kötü bir durumdaydı. Ve yorgundu.

 

"Teşekkür ederim." Diyerek gözleri kapandığında Asaf güzeller güzeli karısının yanağını okşadı.

 

Karısı bebeklerinin acısını yaşarken bile Gece'yi düşünüyordu. İki kadının birbirine kardeş kadar bağlı olduğunu biliyordu.

 

Arslan ve kendisi gibi. Arslan'dan gizli bir şey yapmak hoşuna gitmiyordu ama karısı için her şeye değerdi.

 

Karısını yatağa yatırdıktan sonra karşısındaki koltuğa oturdu ve Murat'ı aradı.

 

Karşı taraftan Murat'ın sesi geldiğinde başını ovdu. Bebeğinin acısını bile yaşamadan bu tür işlere girişmek karısı içindi sadece.

 

Hayatında önceden uğruna ölecek kadar sevdiği kadın olmuştu lakin ihanet etmişti sevdiği kadın.

 

Hayatına aşkı sokmamıştı o günden sonra. Ta ki Gülçin hayatına girene kadar. Ne kadar dirense de bu kadın kalbine girmişti ve mutlu olmuşlardı.

 

Ama şimdi harabelerdi. Gülçin nasıl iyileşecek. Kendisi nasıl evlat acısını kalbinden sökecekti bilmiyordu.

 

"Alo, Asaf abi."

 

"Söyle." Dediğinde Asaf, Murat sadede gel dediğini anladı.

 

"Abim ameliyathanede, Gece de yanımızda şimdi. Sen buraya gel abi. Ben bir şekil Gece ile seni çıkaracağım."

 

"Sen sadece korumaları hallet Murat. Gerisi bende."

 

"Tamam abi. Sorun yok." Dedi sırıtarak. Karşısında duran kadını öldürmemek için zor duruyordu. Aslında aşirete verse hayatı kayardı ama, abisi Umut'a emanet etmişti. Arslan abisinin emanetine zarar veremezdi.

 

Ama babası yerine koyduğu abisinin onu vurduğunu biliyordu ve şu an bu kadının boğazını çakısı ile kesmek istiyordu.

 

"Gece'nin kılına zarar gelirse Murat, yemin ederim seni mahvederim. Allah şahidim olsun, ölümlerden ölüm beğenirsin." Asaf Murat'ın sinirli sesini duyduğunda Gece'ye bir şey yapacağından korkuyordu.

 

Murat, Asaf abisinin ölüm kadar soğuk sesini duyduğunda sinirli bir şekilde saçını çekiştirdi.

 

Herkes bu pisliği nasıl seviyordu bilmiyordu. Ama abisini bundan sonra ona yem etmeyecekti. Yeterdi bu kadar.

 

"Gece umrumda değil. Hayatımızdan çıksın yeter." Diyerek sinirle konuştu.

 

"O zaman sorun yok. Korumalar ne durumda bu arada."

 

"Korumalar benim komutamda. Ve Umut'un tabii. Ben korumaları halledeceğim. Bana bırak. Sen de Gece'yi asansör bir alt kata geldiğinde alırsın." Dediğinde Asaf ayağa kalktı.

 

Sevdiği kadının başına son kez öpücük kondurarak evden çıktı ve korumalara baktı.

 

"Gece ülkeden çıkana kadar arama emri çıkmayacak. Sonra zaten Gece'yi sahte kimlikle saklayacağız."

 

"Tamam abi." Dediğinde Asaf telefonu kapatarak arabasına bindi ve hastaneye sürmeye başladı.

 

Gece için iki gün önce gelmişlerdi ve izbe ama güvenli bir yerde kalıyorlardı.

 

Asaf ağrıyan başını ovuşturdu ve hastaneye giden yola girdi.

 

Hayat garipti.

 

Çok garip.

 

◇◇◇

 

Murat önündeki doktora bir bakış atarak elindeki belgeleri kontrol etti.

 

"Bu belgelerle Gece'nin bebeği aldırdığı sahte olmayan bir şekilde kanıtlandı mı şimdi?" Dedi Murat doktora bakarak. Zaten böyle sahte işler yapan bir doktordu. Unrunda olmazdı kimse. Daha çok para için her şeyi yapardı.

 

"Asla sahte değil. Ve araştırılsa dahi bebeğin aldırılmasından başka bir delil bulunmaz Murat bey." Dedi doktor dudaklarını yalayarak.

 

Murat başını salladı. Elindeki belgeleri ayakta bekleyen adamına vererek geriye yaslandı.

 

"Bundan kimsenin haberi olmayacak. Ne abimin, ne ailemin, ne de sizin." Murat'ın donuk konuşmasıyla doktor yuktundu.

 

"Ne demek istediğinizi anla-"

 

Murat parmağıyla adamına işaret verdiğinde koruması belinden silahı çıkararak doktoru tereddüt etmeden vurdu.

 

Doktor masaya yığıldığında Murat duvardaki kanlara sırıtarak baktı. Başını yana eğdi ve gözlerini kıstı. Kendinden başka kimsenin Gece'nin hamile olduğunu bilmesine gerek yoktu.

 

Yeğenine kıyamazdı. Her ne kadar Gece'yi öldürmek isteyecek kadar nefret etse de, yeğenine hamileydi. Abisinin çocuğuna ve eğer o bebek erkekse, aşiret ve kendi ailesinde Gece daha da önemli bir konuma gelecekti. İlk torununu erkek veren Gece. Ne mükemmellik ama...

 

Murat yeğenini seviyordu. O kendi kanlarıydı. Tabiki de sevecekti. Lakin yengesinin o kız olması sinirlerini bozuyordu.

 

Önündeki cesete bakarak kalktı ve yanında duran korumasına baktı.

 

"Halledin şunu ve siz de yeniden Mardin'e gidin." Koruma başını eğdi ve cesetle ilgilenmeye başladı.

 

Murat cesete son bir bakış daha atarak odadan çıktı ve yürümeye başladı.

 

Nazlı'nın lavabodan çıktığını gördüğünde gülümseyerek Nazlı'nın yanına yürümeye başladı.

 

Nazlı beline sarılan kollarla irkildi.

 

"Ne yapıyorsun burada?"

 

"Elimi yüzümü yıkadım sadece Murat. Asıl sen ne yapıyorsun burada."

 

"Doktorla abim hakkında konuştum."

 

"İyi olacak mı peki Arslan abi?" Dedi Nazlı Murat'ın kolunu tutarak ona döndü.

 

"İyi olacak. Abim bu tür şeylerde yıkılacak biri değil ama ilk defa biri tarafından vuruldu. O kişi de karısı olunca, uyandığı an yıkılacak." Dedi üzgün tutmaya çalıştığı sesiyle.

 

Nazlı Murat'ın kolunu sıvazlayarak yanağını öptü.

 

"Abin iyi olacak. Gece'yi de affedecek. Eminim. Arslan abi Gece'yi çok seviyor. Onu yaralı haldeyken bırakmış gibi davranma."

 

"Ya bırakırsa?" Murat garip bir sakinlikle sorduğunda Nazlı kaşlarını çattı.

 

"Her ne kadar Gece zor şeyler yaşasa da, Arslan abiyi seviyor. Onu bırakacak kadar vicdansız olamaz. Eğer öyle bir şey yaparsa da..."

 

"Yaparsa da...Ne?"

 

"Yaparsa da, aşık olduğu adamı yaralı bir şekilde terkedecek. Ve Arslan abi bunun acısını yaşar." Dedi daha sonra kaşlarını çattı. "Biz ne konuşuyoruz ki? Gece kaçamaz, biliyorsun."

 

"Biliyorum güzelim. Sadece ihtimaller." Omuz silkti Murat.

 

"Canını sıkma Murat. Her şey yoluna girecek. Gece'nin bebeği doğduğunda ve aşklarıyla birlikte olacaklar. Buna eminim." Dediğinde Murat güzel sevgilisinin omzuna sarılarak yürümeye başladı.

 

"Öyle olacak." Dedi daha sonra sadece kendinin duyacağı bir şekilde devam ettirdi. "Öyle olduracağım."

 

 

◇◇◇

 

Üzerimdeki cekete sarılarak bana kinle bakan Murat'a bakmamaya çalıştım. Mutsuz ve üzgündüm. Ahuzar hanım demin bana saldırmıştı. Şükürler olsun ki Asaf abi beni ondan korumuştu.

 

Zaten sabahtandır Murat ve Umut beni öldürecek gibi bakıyordu.

 

Umut bana, "Dua et ki Arslan abim seni bana emanet etti. Yoksa seni korumazdım. Abime yaptığından sonra benim gözümde bencil bir kadınsın." Demişti. Şok olmuştum. Birden ben suçlu konumuna düşmüştüm.

 

Oysa bana yaptıkları şeyler daha beterdi. Abim dediği adam hayatımı karartmıştı. Ben, ben değildim.

 

Karıncaya zarar vermeye korkan ben, önüme gelene saldırıyordum. Bu aile beni değiştirmişti. Kocamı(!) bile vurmuştum ben.

 

Arslan'ın yaralı hali aklıma geldiğinde yeniden ağlayacak gibi oldum.

 

Gece yarısıydı ve Arslan hala ameliyathanedeydi. Asaf hararetle Umut'la konuşuyordu.

 

Gülçin neden onunla gelmemişti? Hamileydi ve bu yüzden gelmemesi doğaldı. Ama onu yanımda istiyordum. Destek istiyordum. Burada herkes bana pislikmişim gibi bakıyordu. Umrumda değildi.

 

Ama buradan kurtulmak istiyordum.

 

Arada ikisi de beni kontrol ediyordu. Herhalde Murat ve Ahuzar hanımın bana zarar vermelerinden korkuyorlardı.

 

Ama Murat'ın sanki bir planı vardı gibi. Gözünden sinsilik akıyordu. Kesin bir şeyler vardı o pislik aklında. Ama ne olduğunu çözecek kadar halim yoktu.

 

Her yerde koruma vardı. Hastane korumalarla doluydu. Her koridorda, her adım başında...kısacası her yerde adamları vardı.

 

Arslan çok önemliydi. Ve büyük ihtimalle Arslan'ın aşireti ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Eğer benim yaptığımı öğrenirlerse ne olur bilemiyordum. Öyle şeyler hakkında pek bir bilgim yoktu. Ama korkuyordum bir yandan da.

 

Çünkü Arslan vurulduğunda benim için endişelenmişti. Büyük ihtimalle, aşiret ve ailesi yüzündendi. Çünkü Ahuzar hanım ve Murat ellerinden gelse beni gözleriyle öldüreceklerdi.

 

Yerimde kıpırdandım ve içli bir nefes aldım.

 

Ahuzar hanım bitkin bir şekilde ameliyathane kapısına bakarken, Nazlı da yanında duruyordu. Nazlı Ahuzar hanımın elini tutarak sırtını sıvazlıyordu.

 

Nazlı, bir kere olsun benimle göz göze gelmemişti daha. Herhalde bana yaklaşmaya korkuyordu artık. Çünkü her yaklaştığında dövüyordum onu.

 

İnsan dövmek hoşuma gitmiyordu ama bunlar bu yöntemden anlıyordu.

 

Aklıma Poyraz'ın gelmesiyle burun kemerimi ovdum.

 

Poyraz da yoldaydı ve hala beni düşünüyordu. Abisi vurulmuştu ama benim için 'kardeşime bir şey yapmayın' diyordu resmen.

 

Benim için endişelenmesi ve koruması o kadar özel ve kendimi iyi hissettirmişti ki, minnettardım ona. O mükemmel biriydi.

 

O da biliyordu olan bana olacağını. Aslında korkmuyordum. Ne olacaksa olsun kafasındaydım ama Arslan'ın ölme düşüncesi kalbimde dayanılmaz bir acı oluşturuyordu. Aşk ne kadar illet bir şeydi. Zehir gibiydi ve bizi tüketiyordu.

 

Onu asla affetmeyeceğimi biliyordum. O da beni affetmezdi artık. Resmen onu vurmuştum. Beni bırakırsa her şey çok güzel olurdu. Ama hayaldi. Arslan ben üzüntüden gebersem yine beni bırakmazdı. Arslan böyle biriydi iste. Sorunlu. Beni de sorunlu yapmıştı.

 

Dudağımı dişleyerek ameliyathane kapısına baktım. Hala bir haber yoktu.

 

Nasıl bir cesaretle böyle bir şey yapmıştım bilmiyordum. Sevdiğim adamın ve çocuğumun babası ameliyathanedeydi, ölüm kalım savaşı veriyordu.

 

Umarım ölmez. Katil olmak, hele hele çocuğumun babasının katili olmak istemezdim.

 

Üzerimdeki kanlı geceliğe baktım. Daha sonra bana kötü bir şekilde bakan Ahuzar hanıma.

 

Gözlerimi kaçırarak başımı eğdim. Her ne kadar nefret etsem de oğlunu vurmuştum.

 

Tabi ki kavga çıkarmaya ve bir şeylerden öfkesini çıkarmaya meraklı Ahuzar hanım bana bağırmaya başladı.

 

"Mutlu musun?! Oğlum ölüm kalım savaşı veriyor!! Mutlu musun?! İçin soğudu mu?!" Diyerek üzerime yürümesiyle Umut önüme geçti.

 

Ben de tepkisiz bir şekilde yüzüne baktım. Daha sonra onun söylediği şeyi yüzüne bakarak söyledim.

 

"Mecburdum." Ahuzar hanım gözlerini büyüterek kinle bağırmaya başladı.

 

"Seni öldürürüm Gece!!" Üzerime atlayacakken Umut yüksek sesle bağırdı.

 

"Yenge hamile Ahuzar hanım. Abim eğer Gece'ye böyle bağırdığını duysa, size karşı tavrı sert olurdu." Dediğinde Umut, Nazlı üzüntüyle yanıma gelerek oturdu.

 

Ahuzar hanım Umut'a bağırdığında onları dinlemeyi kestim.

 

"İyi misin?" Anlayışla yüzüme eğildiğinde kendimi geri çektim. Yüzüne bir kaç saniye baktığımda gözlerini kaçırdı. Neyse en azından o bana diklenmiyordu.

 

"Abim hayatında bir kere bile vurulmadı?Senin vurduğun belli. Silahta senin parmak izin çıkmış." Murat'ın bağırarak dedikleriyle Ahuzar hanım üzerime doğru atıldı.

 

Korkuyla yerime sinerek dolu gözlerimle bana nefretle saldırmaya çalışan Ahuzar hanıma baktım. İlk defa bana bu kadar öfkeli bakıyordu. Annemin koynunda saklamak istedim. O beni korurdu.

 

Asaf abi Ahuzar hanımı tutarak Murat'a bağırdı. Murat omuz silkerek nefret dolu gözlerini bana dikti ve keyifle benim bu halimi izlemeye başladı.

 

"Seni öldürürüm Gece!! Yeminim olsun, oğluma bir şey olsun seni kendi ellerimle boğarım!! Allah'ın belası kadın!! Bitirdin oğlumu!! Oğlumun hayatını aldın elinden!! Seni gelin diye getirdiği güne lanet olsun!! Asude haklıymış!! Sen bize sadece lanet olursun!! Kara bir lanet oldun!!" Bağrına vurarak sinir krizi geçirdiğinde Asaf abi gelen sedyeye yatırdı Ahuzar teyzeyi.

 

Dolu gözlerimle elimi yüzüme bastırarak ağlamaya başladım.

 

O zaman neden benim hayatımı mahvetmişlerdi?

 

Nefes almadan ağlarken omzuma birinin dokunmasıyla bana dokunan kişiye baktım.

 

Asaf abi sırtımı sıvazlayarak yanımda olduğunu belli ettiğinde önümde bana gözündeki nefretini saklayamadan bakan Umut'a baktım.

 

Neden bu kadar suçlayıcı bakıyordu bu adam bana?

 

Ben bir kadındım ve oyuncak değildim. Kendimi korumuştum. Bıkmıştım. Yemin ederim bıkmıştım bu esaretten. Artık bitmişti. Buraya kadardı. Arslan yaralıydı. Ya kaçacaktım, ya kaçacaktım.

 

Arslan bana mani olmazdı. Sadece Umut'tan kurtulmak zor gibiydi. Ama onu da hallederdim bir şekil.

 

"Bebeğinin sağlığı için kendine dikkat et. Arslan senin böyle ağladığını görse delirirdi." Diyerek boğazını temizledi Asaf abi. "On dakika sonra alt katta olan kadınlar tuvaletine gel." Kısık sesiyle konuştuğunda şaşkınlıkla başımı salladım. "Gülçin'in selamı var." Diyerek bize şüphe ile bakan Murat'a baktı ve ayağa kalktı.

 

Murat bir süre bana baktı fakat sessiz kaldı. Görmezden mi geldi demeliydim bilmiyorum.

 

Asaf Murat'a korumaları kontrol edeceğine dair bir şeyler söyleyerek giderken, ben üzüntüyle ameliyathane kapısına baktım.

 

Arslan onu vurmama rağmen beni düşünmüştü. Kendini değil de beni...

 

Dolu gözlerimle kapıya bakmaya devam ettim. Lanet olası kalbim çok acıyordu.

 

Ben doğru bir şey yapmıştım. Beni oyuncağı gibi oradan oraya götüremezdi. Benim bir kalbim olduğunu unutuyorlardı.

 

Ama bilmedikleri şey, ben bir kadındım ve bu işe bir dur derdim. Yani herhalde.

 

Nazlı Murat'ın koluna dokunarak bir şeyler söyledi ve dudağından öptü. Nazlı benimle göz göze geldiğinde gözlerini kaçırdı.

 

Ne ara sevmişti Murat'ı bu kız?

 

Daha ikimiz arkadaşken Murat'a nefret besliyordu. Ne olmuştu da birden sevgili olmuştu?

 

Belki de en başından beri hoşuna gidiyordu bu durum. Ama kendine yediremiyordu. Benim Arslan ile olmamla da Nazlı rahatlamıştı ve Murat ile olmuştu.

 

Tabi saçma bir teoriydi ama teori teoriydi.

 

"Seni öldürürüm." Murat'ın konuşmasıyla Murat'a baktım. "Seni öldürürdüm. Dua et, dua et abimin sevdiği kadınsın." Dediğinde Nazlı Murat'ı uyardı. Murat gözlerinde gördüğüm bariz nefretle konuşmuştu. Sesinde bile sinir ve nefret vardı.

 

Görmezden gelerek elimi karnıma yaslayarak ameliyat kapısına bakmaya devam ettim.

 

Bebeğim için sakin kalmalıydım. Zaten yeni bir tehlike atlatmıştım. Bir tanesini daha kaldıramazdım.

 

Hem artık tek başımaydım. Kimsem yoktu. Tek tabancaydım. Cidden böyle deyince kendimi kimsesiz hissetmiştim.

 

Başımı duvara yaslayarak dolu gözlerimden düşen yaşlarla ameliyathane kapısına bakmaya başladım.

 

Arslan'a bir şey olursa, katil olacaktım. Kocamın katili. Bebeğimin katili. Sevdiğim adamın katili.

 

Katil olacaktım.

 

Bana ne yaparlardı. Arslan olmadığı için belki bebeğimi bile benden alırlardı. Korkuyla elimi karnıma sardım.

 

Kesin liderlerini öldürdüğüm için beni mahvederdi bu caniler. Anne olduğuma bakmazlar beni mahvederlerdi.

 

Kısa saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım ve ayağa kalktım.

 

Asaf abiyle konuşmam lazımdı. Emre sayesinde belki de hayatım kurtulacaktı. Ona içimden bir kere daha minnet duydum. Her ne kadar benim yüzümden zarar görmüş olsa da benim için uğraşmıştı.

 

Umut yanıma geldiğinde tedirginlikle ameliyathane kapısına bakmaya devam ediyordum.

 

"Arslan ile ilgili bir şey olursa bana haber verecekler değil mi?" Dediğimde Umut alayla güldü ve başını salladı. "Sanki çok umrunda. Arslan abim ölürse senin işine gelir." Görmezden geldim dediği şeyi.

 

Normalde benimle asla böyle konuşmazdı ama sinirini çıkarıyordu benden. Neyin siniriyse...orası da ayrıydı.

 

"Tuvalete gitmek istiyorum." Dediğimde başını salladı sabırla. "Gel yenge." Dedi eliyle önünü işaret ederek.

 

Önüme dönerek alt kata indim. Bir hemşireye tuvaletin yerini sorduğumda bana yerini gösterdi.

 

Umut tuvaletin kapısında beni beklediğinde içeriye girdim. Gözü üzerimdeydi. Stres içindeydim bu yüzden. Ama soğukkanlı olmak zorundaydım.

 

Tuvallette kollarını göğsünde bağlamış ve arkasındaki lavaboya yaslanmış Asaf abiyi gördüm. Yüzü ifadesiz duruyordu.

 

Acaba o da mı bana kızacaktı? Ama herkes bana kızıyordu. O da kızmasındı.

 

Asaf abi doğrulduğunda tedirginlikle geriye gittim. Hakarete uğrarsam bu sefer susmazdım.

 

"Emre arkadaşın bana ulaştı Gece. Gülçin ve ben seni buradan kurtarabiliriz." Sessiz bir şekilde dedikleriyle gözlerim doldu.

 

İdrak edememiştim dediğini. Gülçin arkadaşım hamile haliyle bir de benimle mi uğraşmıştı?

 

"Bana kızmadın mı?" Dedim korkuyla. Herkes kızıyordu bana.

 

Asaf abi burnundan gülerek bana baktı. Ama yüzü yorgun gibiydi.

 

"Arslan kurtulacak Gece. Merkezde bundan kat be kat daha beterlerini yaşadık. Rahat ol." Dediğinde ağzım açık kaldı.

 

Merkez nasıl bir yerse bunlar normalleşmişti. Korkunçtu.

 

"Ona bir şey olmayacağına emin misin?" Dedim korkuyla. Garanti iyi olacağına emin olmak istiyordum.

 

"Uyanacak. Arslan ve bizim gibiler bir kurşunla ölecek kadar güçsüz değiliz." dediğinde elimi karnıma koydum.

 

Eğer bebeğimi benden alırlarsa böyle bir yere gidecekti demek.

 

O da mı acımasız ve kötü olacaktı?

 

O da mı duygusuz ve lider olacaktı?

 

Yaralı biri mi olacaktı?

 

Hayır olmayacaktı. İzin vermeyecektim. Gerekirse kendimi feda ederdim ama bebeğime zarar gelmesine izin vermezdim.

 

Başımı salladım irkilerek ve düşüncelerimden sıyrıldım. Bana gözlerini dikmiş Asaf abiye baktım.

 

"Murat ve Umut-" dememe kalmadan rahatlatıcı bir gülümseme ile sözümü kesti.

 

"Onları dert etme. Hepsini halledeceğim."

 

"Beni bulmazlar mı?" Dedim korkuyla. Bundan çok korkuyordum. Beni bulmamamlarını istiyordum.

 

"Bulamayacaklar. Hollanda da sana güzel bir ev, yeni bir kimlik ve rahatlıkla hayatını geçireceğin bir miktar para verecek ve sen bebeğini bekleyeceksin. Kimsenin haberi olmayacak." Demesiyle alt dudağımı dişledim.

 

Heyecanlanmıştım. Eskisi gibi özgür mü olacaktım?

 

Hem belki eskisi kadar olmasa da mutlu ve huzurlu olurdum. Bu düşünceyle istemsizce gülümsedim. Asaf abi buruk bir şekilde baktı bana.

 

"Peki Arslan? O iyi olacak mı? Eminsin değil mi?" Dememle bana üzüntüyle baktı.

 

Hala onu düşünmeme üzülüyordu herhalde?

 

"İyi olacak. Ama sana demem gereken bir şey var. Arslan uyandığında senin kaçtığını öğrendiğinde çok sinirli ve nefret dolu olacak." Dediği şeyi görmezlikten geldim. "Belki de bu yaptığın şey, Murat'ın da aklına girmesini sağlayacak." Dediğinde tedirgin oldum. "Sen onu vurdun. Benim gözümden haklısın Gece. Ama Arslan aşık ve senin onu bu halde bıraktığını öğrendiğinde çok acımasız olacak."

 

Arslan her zaman bana karşı sevgi doluydu. Nefret dolu olması garip ve Korkunç olacaktı.

 

Asaf abi iç çekerek bana baktığında telefonu çaldı. Kaşlarımı merakla büzdüm..

 

Cebindeki telefonu çıkararak telefonu bana verdi. Yüzüne anlamsızlıkla bakarken telefona baktım.

 

Ekranda yazan kişiyle sevinçle gözlerim parladı. Lanet olsun. Gülçin arıyordu.

 

Telefonu cevaplayarak kulağıma yasladım.

 

"Alo Gülçin." Titrek sesimle konuştuğumda Gülçin endişeyle bana cevap verdi.

 

"Alo, güzelim iyi misin sen?" Dediğinde omuzlarım çöktü. Gözlerim doldu. Kötü olan sesimle konuştum.

 

"Hiç iyi değilim Gülçin. Ben onu vurdum. O kadar kötüydü ki..."

 

"Tamam, sakin ol Gece. Arslan'ı biliyoruz. O hemen uyanacaktır. Asaf seni kaçıracak tamam mı?" Birden konuyu değiştirmesine sinirlendim ve gerildim. Ama benim iyiliğimi yapıyordu arkadaşım. Bu hormonlar beni acayip değiştirmişti.

 

"A-ama-" dememe kalmadan sözümü kesti.

 

"Aması yok Gece! Bak orada duramazsın. Bebeğin ile sen tehlikedesiniz. Arslan uyandıktan sonra seni asla yanından ayırmaz. Tek kaçış yolu bu. Lütfen mantıklı ol ve şu lanet aşkı bir kenara bırak." Sinirli olduğu sesiyle birlikte konuştuğunda gözlerim doldu.

 

"Gülçin canım acıyor. Ama başka çarem de yok değil mi?" Dedim acı dolu sesimle.

 

Gülçin yuktundu ve burnunu çekti.

 

"Gece güzelim mantıklı ol, olur mu? En doğru kararı sen vereceksin."

 

"Bebeğim ve kendim için." Dediğimde rahat bir nefes verdi.

 

"Bebeğin ve senin için." Telefonu kapatarak Asaf abiye uzattım.

 

Telefonu elimden alarak omuzlarımı dikleştirdim.

 

Asaf abi yüzüme baktığında derin bir nefes aldım.

 

"Tamam, beni götürün. Bebeğimi ve beni bulamayacağı bir yere götürün." Dediğimde gülümsedi ve omzumu sıktı.

 

"Sen nasıl istersen." Dedi ve hüzünle iç çekti.

 

Başımı salladım. Derin bir nefes alarak dudaklarımı yaladım.

 

"Birazdan çatışma olacak ve büyük ihtimalle bütün korumalar Arslan'ın odasının önünde doluşacak. O arada sen asansöre bin, bir şekilde ben seni oradan alacağım." Dediğinde başımı salladım.

 

"Umut?"

 

"Umut, seni benim yanıma gönderecek." Dedi göz kırparak. Başımı salladım. "Arslan'ın arkadaşıyım, benden başka kime güvenecek."

 

Gülümsedim ve başımı salladım.

 

"Tamam şimdi git. Umut şüphelenmesin" Dediğinde Asaf abiye gülümsedim.

 

"Teşekkür ederim bana yardım ettiğiniz için." Dediğimde buruk bir şekilde gülümsedi ve kapıyı işaret etti.

 

Bilmiyorum ama Gülçin ve Asaf abide garip bir durgunluk vardı. Buradan kurtulursam ilk işim onlarla konuşmaktı.

 

Kapıdan çıktığımda Umut ileride telefonuyla gözleri parlayarak konuşuyordu. Merakla ona baktım.

 

Umut beni gördüğünde telefonu kapattı.

 

Umut yanıma geldiğinde kolumu sıkı bir şekilde tuttu.

 

"Arslan abinin ameliyatı başarılı geçmiş. Korkma katil değilsin." Alayla söyledikleriyle derin bir nefes aldım.

 

İstemsiz bir şekilde mutlu olmuştum. Kalbimdeki yük gitmişti sanki.

 

Şimdi daha rahat kaçabilirdim.

 

Arslan'ın odasının önüne geldiğimde bana ters ters bakan Murat'ı görmezden gelip hızla Arslan'ın yattığı odanın penceresine gittim.

 

Ellerimi pencereye koyarak derin bir nefes aldım.

 

Saçları dağılmış, yüzü solgun ve üzerinde bulunan kablolarla beraber yatıyordu.

 

Gözlerim doldu. İlk defa bu kadar savunmasız yatıyordu. Ama hala güçlü duruyordu. Merkez mi yapmıştı onu böyle?

 

"Bana onca acıyı yaşatmana rağmen seni hala seviyorum. Bu yüzden kalbimden nefret ediyorum." Diye fısıldadım dolu gözlerimi silerek. "Uyandığında nasıl biri olacağını bilmiyorum ama umarım bir daha görüşmeyiz Arslan. Çünkü senin bize yıkım getirmekten başka bir şey yaptığın yok." Diyerek camdan güzel yüzüne baktım. "Başka bir evrende...en güzel halinle...belki o zaman...seni utanmadan sevebilirim. Ama burada asla sevemem. Bu bana ve kadınlık onuruma hakaret olur. Celladına aşık olan bir kadın olmayacağım."

 

Nazlı kolumu okşadığında umursamadım. Az biraz dayandıktan sonra, onun yüzünü görmeyecektim zaten.

 

"Bu kadar üzülme. Bebek için iyi değil. Hem bak, Arslan abinin ameliyatı iyi geçti. Bir haftaya toparlanır merak etme." Dediğinde başımı salladım.

 

Haklıydı. Endişelenmeme gerek yoktu. Cama elimi yaslayarak derin bir nefes aldım.

 

"Nazlı?" Dediğimde bana baktı.

 

"Neden bana yalan söyledin?" Diye sordum.

 

Başını yere eğerek omuz silkti.

 

"Senin iyiliğin içindi. Hem biz iyiydik. Mutluyduk. Arslan abi seni sevmeseydi susmazdım. Ama seni mutlu etti. Seni kırmadı ve üzmedi. Neden bir şans vermek bu kadar zor ki?"

 

Umursamazca yüzüne baktım. Bunların bu tepkisine artık alışmıştım. Bu yüzden gözlerimi devirdim.

 

"Saplantılı biri o. Benim hafıza kaybımı ve annemin endişesini kullandı. Benimle tehditle ve zorbalıkla evlendi. Hafızamı kaybettiğinde birbirimizi seviyormuşuz gibi davrandı. Beni kendine aşık etti ve hamile bıraktı. Lanet olsun. Siz kendinizde misiniz? Bunu hiç bir kadın kabul etmez. Üstüne bebeğimin merkeze gitme ihtimali var." Dediğimde sessiz kalarak önüne döndü.

 

Diyecek bir şeyi yoktu. Ama affet demeye yüzü vardı. Kaşınan ellerimi yumruk yaptım. Sorun çıkarmayacaktım.

 

"Haklısın. Ama beni affet Gece." Yüzsüz kadın. Utanmadan af diliyordu bir de.

 

"Siktir git. Ahım üzerine olsun. Nefret ettiğim insanlarla birlik oldun sen." Dediğimde iç çekerek ayağa kalktı ve Murat'ın yanına gitti.

 

Murat Nazlı'nın omzundan tutarak sarıldı ve bana baktı. Sinsi gözleriyle bir süre bana baktı ve önüne döndü.

 

Gözlerimi devirdim.

 

Başımı duvara yaslayarak iç çektim. Bana kötü kötü bakan Murat'ı umursamadan.

 

◇◇◇

 

Silah seslerine uyandığımda yanımda Umut duruyordu. Sakin bir şekilde beni asansöre yürüttüğünde etrafıma bakındım.

 

Zamanı gelmiş miydi?

 

Hamile olduğum için yorulmuştum ve sızıp kalmıştım ortalıkta.

 

"Ne oluyor?" Dedim sahte merakla.

 

Umut soğukkanlı bir şekilde bana baktı ve güven verici şekilde omzumu sıktı yürürken.

 

"Bilinmeyen biri bize saldırıyor yenge! Alt katta Asaf abi seni alacak ve hastaneden çıkaracak. Sen de onunla gideceksin." Dediğinde başımı salladım.

 

Canıma minnet Umut. Sizden kurtuluyorum. Dansöz gibi kıvırabilir miyim?

 

Şimdi değil Gece. Daha sonra.

 

Aklıma gelenle Umut'a bakarak konuştum.

 

"Arslan'a dikkat et." Dediğimde beni duymamazlıktan gelip, asansörün düğmesine bastı.

 

Terleyen elimi geceliğime silerek derin bir nefes aldım.

 

Alt katta asansör durduğunda açılan kapıdan Asaf abiyi gördüm.

 

Asaf abi kolumdan tutarak beni yürütmeye başladı.

 

"Arka tarafta bizim bir arabamız bekliyor seni Gece. Ona bin ve sadece bekle. Seni havaalanından çıkarmayacağız. Gemiyle gideceksin. Hollandaya geldiğinde seni arayacağız zaten. Bu da telefonun." Bana tuşlu telefonu uzattığında aldım. "Anladın mı beni?" Dediğinde başımı salladım. "Hollanda da adamlarım seni evine götürecek. Bir ay kadar evden çıkma. Arslan bizi göz hapsinde tutacağı için sana telefonla ulaşamayız. Uzun süre ulaşmayacağız. Deşifre olma diye."

 

Arka tarafta olan Arslan'a ait olan arabaya bindirdi beni Asaf abi. Birbirimizle vedalaştık.

 

"Gülçin'e onu sevdiğimi söyle olur mu abi? Yeğenimin de doğduktan sonra fotoğrafını atın." dedim. Asaf abi başını sallayarak gözlerini arabaya çevirdi.

 

"Umut bir şeyleri sezmeden çık sehirden Gece. Allah'a emanet."

 

Arabaya binerek dışarıda bana bakan Asaf abiye gülümsedim. Gülümsedi.

 

Araba hareket ettiğinde başımı cama koyarak gözlerimi yumdum. Yorgunlukla derin bir nefes aldım.

 

Asaf abi de mafya ve Arslan'ın arkadaşı olduğu için bu kadar kolay kaçıyordum ama hem mutlu hem de hüzünlüydüm.

 

Kurtulmuştum. Yeni bir kimlik, yeni bir ülke, yeni bir hayat...

 

Elimi karnıma koyarak gülümsedim. Bebeğime dokundurtmazdım. Bu yüzden mutluydum.

 

"Bebeğim galiba kurtulduk." Diyerek gülümsedim.

 

◇◇◇

 

Bölüm : 18.03.2026 16:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...