

Selam! Görüşmeyeli nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Geçen bölüm lise zamanında çok heyecanlı bir yerde bitmişti. Bir sır ortaya çıkmıştı, kimler gerçeği öğrenince şaşırdı? Bu arada katil hakkında bir tahmininiz var mı? Sorularımın cevaplarını merakla bekliyorum. Şimdi sizi Aylin'le baş başa bırakıyorum 😊
***
Aylin...
Ekim 2021
Geçmişin içinde saklı olan gerçekleri geç fark etmek bazen acı sonuçlar elde etmeye neden olur. Bazı kötü unsurlar insanın gözünün önünde durur ama o insan bunu göremez, bunda onun bir suçu yoktur. Kötü yönünü herkesten saklayan insan suçludur. Bazı olumsuz deneyimlerim bana her tanıdığım insana güvenmemeyi öğretmişti. Karıncayı bile incitemeyeceğini düşündüğüm insan katil olmuştu bu hayatta, o gün bugündür kimse hakkında kesin bir yargıya varamıyordum. Gözümün önünde güvendiğim biri katil olunca elbette psikolojik destek almam gerekmişti. Aldığım destek sayesinde insanlara biraz olsun güvenmeye başlamıştım. Mahkemeler suçlulara güven kırdığı için de ceza vermeliydi.
"Bu kafeye ilk kez geliyorum. Daha önce buradan geçerken hiç görmemiştim."
Yağmur damlalarının yanımdaki cama çarpışını izlerken karşımda oturan Pelin'in sesi başımı ona doğru çevirmeme neden oldu. Önünde bardakla oynuyordu. Bugün okul tatil olduğu için yurdumuza yakın konumdaki bir kafeye gelmiştik. Okan ve Çağlar henüz gelmemişti, onların kaldığı yurt bu kafeye pek yakın değildi. Önümdeki kahveden bir yudum aldıktan sonra Pelin'e karşılık verdim.
"Bu kafe daha dün açıldı Pelin."
"Girişteki çelenklerin nedenini şimdi anladım. Zaten kahvenin ucuz oluşundan da anlayabilirmişim!"
"O çelenkler senin için de gelecek bir gün."
Birkaç saniye söylediğime anlam vermeye çalışır gibi bana baktı. Ben onun ne düşündüğünü anlayana kadar iş işten geçmişti. Alınmış gibi bir ses tonuyla "Cenazeme çelenk gönderileceğini mi söylemek istiyorsun Aylin? Bunu sana hiç yakıştıramadım!" dedi. Bazen arkadaşımın beni anlama biçimine şaşırmadan edemiyordum. Ben ona Okan ile ilgili bir gönderme yapmıştım, o direkt cenazeye yorumlamıştı. Kıkırdayarak "Tövbe tövbe! Ben ileride sevdiğin biri sana çelenk yaptırır demek istedim." dedim. Benim bu tavrım karşısında o da ciddiyetini kaybetti.
"Bana kim çiçek yollayacakmış? Ancak rüyamda görürüm!"
"Bence fazla büyük konuşma. Belki yakınında seni seven bir erkek vardır ama sen göremiyorsundur."
"Bunu nereden çıkardın şimdi?"
Bana şaşkın şaşkın bakıyordu. Ben ona ne zaman Okan ile ilgili bir ima yapsam böyle oluyordu, böylesi iyi mi sayılırdı bilmiyordum. Birbirlerini daha yeni tanımaya başladıklarından ötürü bu konu hakkında onu düşünmeye zorlamak istemiyordum. Elimi havada savurarak "Bir ihtimali söyledim kankacığım. Olur mu olur!" dedim. O bana karşılık vermek yerine düşüncelere daldığında ben de telefonumu açtım. Pelin ve Okan'ın gölün önünde çektiğim fotoğraflarına bakmaya başladım, o günden sonra bu konuda pek konuşmamıştık. Bir fotoğrafta Pelin başını hafif sağına doğru yatırmıştı. Dudaklarında samimi bir gülümseme vardı. Arkasındaki Okan ise elini onun omzuna koymuştu, sırıtıyordu. Gamzesi yine ortaya çıkmıştı. İkisini tanımasam sevgililer sanardım!

(Yapay zeka ile yapılmıştır.)
Ekranı Pelin'e çevirdim.
"Ay! Bu ne?" diye kısık sesle çığlık attı. "Nasıl güzel çıkmışım nasıl!"
"Ben boşuna fotoğrafınızı çekmek için ısrar etmedim!"
"Ben Okan hakkında bir yorumda bulunmadım."
Yüzüme mutsuz bir ifade yerleştirdim. Ben ona aralarındaki uyumu göstermeye çalışıyordum ama o bunu engelliyordu. Okan'ın fotoğraftaki gülüşü bile Pelin'e olan sevgisinin arkadaşlıktan öte olduğunu belli ediyordu. Ekrana zoom yaparken “Zaten senin gelecekteki çocukların için neden ben Okan’la böyle poz vermek zorunda kaldım işte onu hiç anlamıyorum.” dedi. Başımı iki yana salladım:
“İki yakın arkadaşımın gençlik fotoğrafı diye gösterebilmek için!”
“Bu pozla mı?”
“Yalnız benim dikkatimi bir şey çekti.” dedim yapay bir şaşkınlıkla. “Siz sevgili olsanız çok yakışırmışsınız!”
Bana cevap vermeden önce etrafımızda tanıdık biri olup olmadığına baktı. Cümleyi biraz yüksek sesle söylemiş olabilirdim. Neyse ki kimse dönüp bize bakmamıştı. Kahve bardağını ağzına götürüp “Ne alaka? Okan’ı tanıyalı üç ay bile olmadı, iyi anlaştığım bir arkadaşım sadece.” dedi, benim buna hiç inanasım gelmedi.
“Bir insanı tanımak için üç ay mı gerekiyor sence?”
“Bence bir yıl bile yetmiyor.”
Bunu söyledikten sonra arkama doğru baktı. Ben de o yöne baktığımda Çağlar ve Okan’ın bize yaklaştığını gördüm. Pelin gözünü Okan’dan kaçırmaya çalıştı, az önceki sohbetimizden ötürü böyle yaptığını düşündüm. Kimseye çaktırmadan ona sinsi sinsi güldüm. Tam arkamdan Okan’ın sesini duydum:
“Bir Aylin ve bir turunçgil! Nasılsınız bakayım?”
Pelin samimi bir gülümsemeyle “Turunçgil… Sevdim bunu! İyiyiz, sen nasılsın?” dedi.
Ben de yüzümü tam çevirmeden “ Evet, biz iyiyiz. Siz nasılsınız?” dedim.
Bu sırada Okan, Pelin’in yanına oturmuştu. Çağlar ise benim yanıma bir sandalye çekmek zorunda kalmıştı. Yerine yerleşirken “Biz de iyiyiz.” dedi. Her zaman kullandığı parfümün kokusunu almaya başlamıştım. Bir elini benim elimin üstüne koyduğunda gülümsedim.
“Elin çok soğuk.”
“Dışarıdan geleli çok olmadı, hava soğuk ya!”
Sırıtarak “Öyle olsun bakalım.” dedi. Bal rengi gözleri parlıyordu. Hava yağmurlu olduğu için saçları biraz ıslaktı, Okan’ın sarı saçları da aynı durumdaydı. Üstlerinde yağmurluk olduğu halde pek faydasını görmemiş gibiydiler. Pelin alaycı bir şekilde Okan’a baktı.
“Aylin bugün yine garip bir istekte bulunabilir Okan, dikkat et!”
Okan kısık bir sesle “Kime ve neye göre garip?” diye söylendi. Pelin onu duymamıştı.
“Anlamadım?”
“Gelecekteki yeğenlerimize iyi bir anı bıraktık. İyi oldu!”
“Orası öyle tabii! İnşallah bazı huylarını anneden almazlar, amin!” diyen Pelin elini yüzünü götürüp geri indirdi. Bu duasına gülerek karşılık verdim. Günün birinde bana hayır duası edeceğini düşünüyordum. Hislerim bana bazı şeyler konusunda yalan söylemezdi.
Çağlar gür kaşlarından birini havaya kaldırarak “Tam tersini söylemen gerekmiyor muydu Pelin?” dedi.
Pelin bana yaramaz bir çocuk gibi baktı. Bu bakışıyla ne ima ettiğini anlamıştım, yüzüme utangaç bir gülümseme yerleştirdim. Çağlar bizim durumumuzu fark edince sırıttı. Birinin bu duruma bir son vermesi gerekiyordu, benim beynim durmuştu. Okan bu durumu kurtarmak için harekete geçti.
“Pelin yarın için hangi etkinliğe gitmeyi planlıyorsun?”
Pelin bu ani konu değişimine biraz şaşırırken “Randevum var. Hiçbir etkinliğe gidemem.” dedi.
“Randevu mu?”
Okan’ın yüzü düştü. Çağlar ne olduğunu anlamaya çalışır gibi ona bakıyordu. Pelin bu tepkilerin henüz farkına varmamıştı, Okan’ın halini görse bir kelime eksik söylediğine pişman olurdu. Söz konusu randevunun ne randevusu olduğunu bildiğim için ben Okan’ın tepkisine şaşırmıştım. Buraya gelmeden önce yurttayken yarın için diş doktorundan randevu almıştı. Yanlış anlaşıldığını bilmeden Okan’a cevap verdi.
“Evet. Daha önce yine gitmiştim.”
“İlk randevun değil yani öyle mi?”
“İlk randevum güzel geçti, birkaç şeye bakacak ondan yine çağırdı. Çok ilgili biriydi!”
Okan’ın yüzünden ter süzüldüğünü görebiliyordum. Gözlerini kısmıştı, bu haline çok acımıştım. Çağlar gözlerini ikisinden gezdirerek “Siz tam olarak neyden bahsediyorsunuz?” diye sordu. Pelin bu soruyu duyunca yaptığı hatayı fark etmiş gibi mahcup bir şekilde bana döndü. Ben ona başımı iki yana sallayarak karşılık verdim, sanırım beni anlamamıştı.
“Yarınki randevumdan konuşuyorduk.”
“Diş doktoru randevundan bahsediyordun.” diye vurgulama yaparak onu düzelttim. Ben söylemeseydim bu yanlış anlaşılma daha çok sürecekti. Pelin olayı yeni anlamıştı, ellerini yanaklarına götürdü. Okan rahatlamıştı ama Pelin’e çaktırmadan kınayan bakışlarını göndermeyi ihmal etmemişti. Pelin havayı dağıtmak için kıkırdayarak “Siz… Siz benim bir erkekle randevum olduğunu sandınız! Eksik kelime kullanmanın zararları işte.” dedi. En azından konuyu daha fazla yanlış yöne sürüklememişti. Aksi halde Okan fenalaşabilirdi. Aslında benim bildiğim Okan duygularını açık etmemek için fenalaşma isteğini bile içine atabilirdi. Çağlar elini iki yana açarak “Yani… Sen bir erkekle randevulaşmış gibi mutlu mutlu söyleyince öyle anladık tabii!” dedi. Bunu söyledikten sonra bana kınar gibi baktı.
“Aylin hiç yanlış anlamadı. Oradan şüphelenmeliydik!”
Gülerek “Okan sorgusuz sualsiz o konuya varınca komik geldi.” dedim. “Direkt ilk aklına geleni söylemesi garip.”
Pelin dönüp Okan’a baktı. Gözlerinde sorgular gibi bir bakış vardı. Canım Okan’ın biraz sıkışmasını istemişti. Okan başta bana ters ters baktı ama Pelin’e samimi bir şekilde gülümsedi, içinden bana beddua ediyor olabilirdi. Pelin saçını düzelterek “Gerçekten sen neden biriyle randevum olduğunu düşündün? Randevunun tek anlamı o değil ki!” dedi. Okan bir süre onun sorusuna cevap veremedi. Yanlış bir şey söylerse Pelin bu konuya daha çok kurcalayabilirdi. Okan derin bir nefes aldı.
“Genelde benim sandığım anlamda kullanılır. Onun için öyle sandım!”
Pelin ikna olmuş gibi başını sallayıp “Doğru. Çok mantıklı!” dedi.
Çağlar bana bakıyordu. Bal rengi gözlerindeki ışıltıdan gülmemek için kendini zor tuttuğunu anlamıştım. Ben de onu “Şunlar birbirini bir anlasa biz de rahatlayacağız!” anlamında bir bakış gönderdim. Pelin’in sesiyle tekrar önümüze döndük.
“Ben şeyi merak ediyorum… Gökçe’nin YouTube kanalı olduğu öğrenildikten sonra Korcan’la arasında neler yaşandı?”
Okan başını hafif sola yatırarak “Gaye’nin kimi sevdiği hakkında bir tahminim var. Ben de o durumla ilgili gelişmeleri almak istiyorum.” dedi.
İkisinin bu beklentilerini dile getirmesi hikaye vaktinin geldiği anlamına geliyordu. Anlatacak çok şey vardı, sonuçta o insanlarla bir yılım geçmişti. Geçmişi dile getirince aslında her şeyin başta gözümün önünde olduğunu fark ediyordum. Baştan görebilseydim bazı şeyleri, olmaması için elimden geleni yapardım. Derin bir nefes aldım ve sesimi ayarladım. Tüm gözler üstümdeydi.
“Sıra bendeydi. Anlatayım o zaman.”
Aylin...
Eylül 2020
Denizle aramızda biraz mesafe vardı ama hem sesi hem kokusu burnuma geliyordu. Çevredeki kafelerin en yoğun olduğu günlerden biri olduğu için uzaklardan müzik sesi geliyordu. Denizin üstündeki Yalova yönüne giden feribotu görebiliyordum, onun da yoğun kullanıldığı bir gündü. Normalde bugün okulda olmamamız gerekiyordu ama son sınıf olduğumuz için bugüne zorunlu konu tekrarı konulmuştu. Kantinin denizi gören bir balkonu vardı. Bu fırsatı değerlendiren kantin yetkilileri balkona da masalar koymuştu. Ben, Gökçe, Şimal, Gaye ve Asude mola verildiğinde buraya gelmeyi tercih etmiştik.
“Cumartesi günü okulda olduğuma inanamıyorum!” dedi Şimal sitemkar bir sesle.
Sarı saçlarını hafif esen rüzgar uçuşturuyordu. Bugün çiçek desenli bir elbise giymişti. Yüzündeki makyajını bugün daha bir özenli yapmıştı, mavi gözlerinin güzelliği ortaya çıkmıştı. Onun gibi aşırı sosyal insanlar her gün gezdiği için bu sitemine hiç şaşırmamıştım. Gökçe kafasını telefonundan kaldırıp ona baktı.
“Özel okulda okumasaydın o zaman. Her özel lise son sınıflara bunu yapar.”
“Konuştu sınıfın fenomen kurabiye canavarı!”
Gökçe’nin yüzü kızardı. Gerçek ortaya çıktığından beri bu konu açılınca utanıyordu. Birkaç saniye sonra yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirip “Sosyal medyada bilinirliğimin olması bana düşüncelerimi söyleme konusunda bir engel teşkil etmiyor.” dedi. Şimal ona bir cevap vermek yerine ters ters baktı, bazen yerin dibine sokuluyordu. Gaye eline parmağına bir saç telini dolayıp oynamaya başladı. Bugün yine şık giyinmişti.
“Seneye bu balkonda oturmayı bile özleyeceğiz. Ne kadar fazla gelirsek o kadar iyi.”
“Çok doğru dedin Gaye.” diyerek onu onayladım.
Şimal gözünün ucuyla denize bakıp “Kazandığım üniversite de böyle denizi görse.” dedi. Ben de onunla aynı şeyi istiyordum. Ama denizi olmayan bir şehirde üniversite kazanırsam hiç sıkıntı etmezdim. Gökçe bir süre onun söylediğine güldü. Bu duruma sadece Şimal değil biz de şaşırmıştık. Komik bir şey söylememişti. Şimal kollarını göğsünde birleştirdi.
“Sen neden güldün şimdi Gökçe?”
“Böyle deyip bozkırın ortasında olan bir üniversiteyi kazandığını hayal ettim. Çok komiğime gitti.”
Ben de bu duruma gülmek istedim ama gülersem dediği benim başıma gelir diye sustum. Şimal’in iyi bir üniversiteyi kazanacağını düşünüyordum. Şimal kaşlarını kaldırarak “Ben de senin bu saçma düşüncelerinden ötürü mezara gireceğini hayal edebiliyorum.” dedi. Gökçe ona ayıplayan gözlerle baktı. Geldiğinden beri Şimal’le hiç iyi bir ilişki kuramamıştı, bunda karşı tarafın büyük bir payı vardı tabii. En son yaşanan fenomenlik olayı henüz etkisini kaybetmemişti.
“Takipçilerimle senin özel helva tarifini paylaşıp videonun sonunda sana teşekkür edeceğim Şimal.”
Şimal ellerini iki yana açarak “Ben hayatımda hiç helva yapmadım! Çok güzel poğaça yaparım, onu yapabilirsin.” dedi.
Asude kıkırdadı. Gaye de eliyle güldüğünü saklamaya çalışırken onu susması için koluyla dürttü. Konuyu değiştirmek istiyordum, bir süre açabileceğim bir konu aradım. En sonunda Asude’nin de konuşarak büyütebileceği bir konu buldum. Etrafıma kısa bir bakış attıktan sonra “Kızlar size bomba bir haber vereceğim.” dedim. “Soner okula arabayla geliyor. Asude de şahidim!”
Şimal gözlerini kırpıştırıp “Nasıl ya? Şehir içinden buraya gelirken hiç polis durdurmamış mı?” diye sordu
Asude gülerek “Neden durdursun? 2002 doğumlu!” dedi.
“Yani reşit! Çok şaşırdım, hiç söylememişti.” dedi Gökçe.
Gaye onlardan daha sakin bir şekilde “Neyine bu kadar şaşırdın acaba? Daha yeni tanımaya başladık.” dedi.
Gökçe bu soruya bir cevap veremedi çünkü kendisi de yeni gelmişti. Soner’in ehliyetinin olması, onun fenomen olması gerçeğinden daha az etki yaratmıştı. Yanında oturduğum için onun leziz yemeklerinden en çok ben nasipleniyordum. Gökçe bandanasını düzeltip “Eski okulumdaki hiçbir erkek okula arabayla gelmiyordu. Ondan bu kadar şaşırdım!” dedi. Asude ellerini havaya doğru salladı.
“Burası Gürhan Koleji, burada her ilki yaşayacaksın. Daha ne arabalılar görürsün!”
Şimal başıyla onaylayıp “Aşk konusu da dahil!” diye ekledi. Gülmeden edemedim.
“Hahaha! Kıza ilk haftadan aşktan mı bahsedeceksin?”
“Ben onu sınıftan biriyle yakıştırmasam bu konuyu açmazdım herhalde Aylin!”
Gökçe ve Asude aynı anda “Kiminle?” diye sordu.
Şimal sesine biraz gizem katarak “Gözü yeşil, saçı kahverengi.” dedi.
Biraz düşündüm. Sınıftaki tüm erkeklerin yüzü gözümün önünden sırayla geçti. Gökçe’yle bu hafta hepsi konuşmuştu neredeyse, onun elinin lezzetinden ötürü masamıza çok erkek gelip gidiyordu. Aklıma gelen ilk seçeneği hiç düşünmeden söyledim.
“Olcay mı?”
Gaye az daha yerinden fırlayacaktı. Kurcaladığı çantasından kafasını hızla kaldırıp “Saçmalama Aylin! Olcay’ın gözleri ela.” dedi. Bu ani tepkisi bana çok ilginç gelmişti. Ama söylediği doğruydu. Şimal bana gözlerini devirerek “Ay ne Olcay’ı? Korcan!” dedi. Bunu tabii ki tahmin edemezdim! O derece anlaşamıyorlardı yani.
Hepimiz aynı anda “Ne?” diye bağırdık.
Korcan ve Gökçe’yi birbirine yakıştırdığına inanamıyordum. Sırrını sınıf ortamında ortaya çıkardığı için Korcan’a kızgınlığı sürerken bu pek mümkün değildi. Eğer böyle bir şey olursa hiçbir şeye imkansız gözüyle bakamazdım. Gökçe duyduğu şey karşısında şoka girmişti. Şimal’e uzaylı görmüş gibi bakıyordu.
“Kor… Korcan ve ben mi? Ben onu hiç sevmiyorum ki!”
“Dizilerdeki romantizmi destekleyen akıllı ve güzel kız ne der?” diye sordu Şimal.
Asude “Büyük aşkların nefretle başladığını söyler.” dedi. “Ama senin bunu söyleyenle tek ortak noktan güzel olman.”
Şimal bu lafa cevap olarak Asude’ye öldürücü bir bakış attı. Asude en azından güzelliğine laf etmemişti, aksi halde Şimal’in çenesini uzun bir süre çekmek zorunda kalırdık. Neyse ki konuya hiç girmeden “Daha yeni tanıdığın için sevmemen normal. Ben sizi sene ortasında göreceğim!” dedi. Bu konuda neden inat ettiğini anlamamıştım. Sanırım Gökçe de benimle aynı fikirdeydi.
“Sen neden bu konu da ısrarcısın? Korcan benim sadece sınıf arkadaşım!” dedi sert bir sesle. “Keşke o da olmasaydı.”
“Ben ısrarcı değilim. Bu okulda sizin gibi olup sonra sevgili olan kaç çift gördüm!”
“Eyvah!” diye bir çığlık attı Gaye.
Hepimiz gözlerimizi ona çevirdik. Yüzünde endişeli bir ifade vardı, kıvırcık saçları gözünün önüne düşmüştü ama bunu hiç umursamıyordu. Çantasındaki defterleri inceledikten sonra masanın üstüne rastgele atıyordu. Bir şeyi aradığını anlamıştım. Gözlerimi kısarak “Gaye ne oldu? Bir şey mi kaybettin?” dedim. Asude onun çantasını görmeye çalıştı. Bize bakmadan cevap verdi.
“Kızlar… Siz bugün sınıfta hiç sınıfta kırmızı bir günlük gördünüz mü? Günlük diyorum çünkü üstünde günlük olduğu yazıyordu.”
Şimal başını olumsuz anlamda sallayarak “Hiç görmedim. Evde unutmuş olabilir misin?” dedi.
“Mümkün değil. Dün gece okul çantama koydum.”
Gökçe “Ben de masanın altında falan hiç görmedim. Merak etme, biri bulsa bile üstünde ne olduğu yazdığı için okumaz.” diyerek onu rahatlatmaya çalıştı.
Asude ise “Sınıfa gidelim artık. Orada arayalım.” dedi.
Ben de başımla onaylayıp “Bu okulda kimsenin bir şeye zarar vereceğini düşünmüyorum. Bence de sınıfa gidelim.” dedim.
Bunu söyledikten sonra ayağa kalktım. Diğer kızlar da ayağa kalkacağı sırada Şimal elini kaldırarak durmamızı istediğini belirtti. İstediğini yaptık ama hepimizin yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Kimse konuşmayınca ben “Ne oldu Şimal?” diye sordum. Telefonunu sallayarak “Şu manzarayla bir fotoğrafımız olmasın mı? Son senemiz!” dedi. Okulumuzun manzarası çok güzeldi, buna katılıyordum. Benim karşı çıktığım konu Gaye’nin kayıp günlüğü konuşulduktan sonra bunu demesiydi. Gaye gözlerini devirdi.
“Gaye günlük derdinde, Şimal ne derdinde?”
“Şekil Şimal derdinde!” dedi Gökçe ona cevaben.
Şimal onu taklit ederek “Adımla alay etme! Anı niyetine bu fotoğrafı istiyorum.” dedi.
Asude bir süre ona kınayan gözlerle baktı. Ardından “Kızlar Şimal’in susmasını istiyorsanız fotoğrafı çekilmeliyiz.” dedi. Şimal bu cümleye önce kaşlarını çattı ama sonra gülümsedi. Gaye hiç istekli olmadığını belli eden bir sesle “Neyse sadece bir fotoğraf. Pek vakit kaybı olmaz.” dedi. Şimal daha onun cümlesi daha bitmeden önümüzdeki masadan bir sandalye çekip oturdu. Biz de o sırada vereceğimiz pozu ayarladık. Gaye tüm sıkıntısına rağmen yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. Birkaç fotoğraf çekildikten sonra önceki yerlerimize geri dönmek yerine kapıya yöneldik. Bulunması gereken bir günlük vardı sonuçta.
Gaye bizden önde yürüyordu, daha doğrusu koşuyordu. Şimal gülerek “Gaye sınıf kaçmıyor. Neden koşuyorsun?” diye sordu. Gaye ona hiç dönmeden nefes nefese “Senin… Senin sırların sınıftaki bir erkeğin elinde olsun ister misin?” diye aynı şekilde karşılık verdi. Şimal bu soruya cevap veremedi. Biz de bir cevap veremedik. Gaye’nin bizden sakladıklarını merak ediyordum aslında. Bizden önce Gaye sınıfa girdi, telaşlı bir şekilde sınıftakilere günlüğünü tarif ettiğini duyabiliyordum. Girdiğimde erkeklerin Korcan’ın masasının etrafında oturduğunu gördüm. Korcan hariç hepsi ilgiyle Gaye’yi dinliyordu, o sırtını duvara yaslamış selfie yapmakla meşguldü.
Soner mutsuz bir yüz ifadesiyle “Tarif ettiğin defterin özelliklerine uyan bir defteri senin masanın altında gördüm. Bir ara lavaboya gittim, döndüğümde defter orada değildi.” dedi.
Gaye’nin zaten mutsuz olan yüzünün rengi iyice soldu. Demek ki defterini sınıfta düşürmüştü. Titreyen sesiyle “Sı… Sınıfa hiç temizliğe geldiler mi?” diye sordu. Çağlar başını olumsuz anlamda salladı. Korcan ilgisiz davranışlarına devam ediyordu. Bu bana tuhaf gelmişti, onu konuya dahil etmek istedim.
“Korcan sen de mi görmedin?”
Beklemediği bu soru karşısında kaşları çatıldı. Yeşil gözlerinde sebebini çözemediğim bir tedirginlik vardı. Benim sorum tüm gözlerin ona çevrilmesine sebep olmuştu. Kısa süren bir sessizlikten sonra “Görseydim söylerdim. Gökçe takipçilerine sorsun. Belki onlar biliyordur!” dedi. Gökçe hayretle ona baktı. Korcan bazen gerçekten çok saçmalıyordu. Gaye onu yerinden sıçratmaya yetecek kadar yüksek sesle bağırdı:
“Ulan laubali herif! Gökçe’nin takipçisi kadar insan toplanıp dövsün seni!”
“Ah keşke!” diye ona destek verdi Gökçe.
“Öl diyorsunuz yani?”
Korcan kışkırtmaya çalışıyor gibiydi. Gündüz kuşağı programında reyting için rol yapan kişileri anımsatıyordu. İçimden “Ölme ama kafana bir saksı düşse ve hafızan silinse fena olmazdı.” diye geçirmeden edemedim. Asude kaşlarını çatıp onu süzdü, içinden küfür ettiğini tahmin edebiliyordum, Gaye’yi kızdıran onu da kızdırırdı.
“Kızın sırlarını yazdığı defteri kaybetmiş. Senin tavrına bak!”
“Gaye’nin sırrını kim ne yapsın?”
Gaye’nin gözleri büyüdü. Bu soru bir hakaret gibiydi. Sanki Gaye önemsiz bir insan demek istiyordu, bunu demek istemişse bile çok ayıptı. Gaye çok iyi niyetli ve tatlı bir kızdı. Asude gözlerini devirerek “Gaye değer verilebilecek bir insan, haliyle sırları da değerli. Sen mesela değer verilmeyecek bir insansın!” diye bağırdı. Gaye sakinleşmesi için onu kolundan tuttu, o da kendisini zor tutuyordu. Korcan bu beklemediği tepki karşısında şaşkınlığını saklayamadı.
“Ne oluyor ya? Şakadan da mı anlamıyorsunuz?”
Şimal ona doğru bir adım atarak “Bir kadının sırrını hiçbir erkek bilmemeli.” dedi. “Bunun şakası bile kötü!”
Gaye ona tebessüm ederek sessizce teşekkür etti. Şimal aramızda en tripli olan olduğu için mantıklı konuştuğunda şaşırıyorduk. Bu sefer çok haklıydı, bu tarihi not etmeliydim. Korcan gür kaşlarını kaldırarak “Tabii orası öyle, biliyorum. Ama Gaye hariç herkes tepki verdi. Bu kız dilsiz mi?” dedi. Gaye ona doğru yürüdü, bu onun biraz geri gitmesine neden oldu. Gaye’nin yüzünü göremediğim için neden ondan korktuğunu anlamamıştım. Olcay da onlara yaklaşmıştı, dikkatini Gaye’ye vermişti. Ne olacağını kestiremiyordum.
“Şükürler olsun dilsiz değilim. Senin gibi bir laubaliye kelimelerimi kullanarak yorulmak ve kelime israfı yapmak istemedim.”
Hiç duraklamadan söylemiş olmasından içinden söyleyeceğini uzun uzun prova ettiğini anlamıştım. Korcan bu cümle karşısında bir şey söyleyemedi. Şimal sinsice ona sırıttı, arkadaş olsalar bile Korcan laf yiyince mutlu oluyordu sanırım. Olcay usulca Gaye’nin yanına yaklaştı. Gaye onu hemen fark etmişti, merakla ona döndü.
“İstersen kayıp eşya odasına gidelim. Belki biri oraya götürmüştür.”
“Bunu hiç düşünmemiştim. Olur, oraya da bakalım!”
Olcay’ın teklifi onu mutlu etmişe benziyordu. Değişik bir mutluluktu bu, aynısını başka bir erkek söylese böyle mutlu olmazdı bence. Son zamanlarda Olcay’ın konusu açılınca bir değişik davranmaya başlamıştı. Ben de imalı bir gülümsemeyle “Tabii tabii oraya da bakın!” dedim. Onlar gittikten sonra Korcan’ın arkalarından öfkeyle baktığını gördüm. Ortada kızabileceği bir şey yoktu, neden öyle baktığını hiç anlamamıştım. Oturduğum sıraya yönelirken bunun sebebini sormadan edemedim:
“Korcan sen neden bu kadar öfkeli gözüküyorsun?”
“Bu…” derken sesini yükselterek. “Seni hiç ama hiç ilgilendirmez Ayça!”
Şimal, ben ve Gökçe aynı anda “Aylin!” dedik.
Korcan gözlerini devirerek yerine geçti. Kime neden sinirliyse bana patlamıştı, herkes benim gibi bu duruma şaşırmıştı. İnsanların derdini merak etmenin sonucu böyle olmamalıydı! Bana sadece o Ayça dememişti, daha önce Çağlar da demişti. Önüme döndüğümde Çağlar’ın bana sırıttığını gördüm. Demek o da hatasını hatırlamıştı.
“Çağlar bir şey soracağım.” dedim meraklı bir sesle. “Bu okulda bana benzeyen Ayça adında biri mi var?”
Bir süre sırıtmaya devam etti. Bal rengi gözleri arkasından gözüne vuran güneşten ötürü daha koyu bir tonda gözüküyordu. Gür kaşlarını hafif yukarı kaldırarak “Bildiğim kadarıyla öyle biri yok. İsmin o isme yakın olduğu için karıştırmamız çok normal bence.” dedi. Son cümlesini söylerken gözlerini sevimli bir çocuk gibi kırpıştırdı. Ben de ona gülümsedim.
“Bir daha biri bana Ayça derse sınıf sınıf gezer öyle birini ararım.”
“Ben sadece kendime o konuda güvenebilirim.”
“Ayla deme ihtimalin hiç yok yani?”
Bu soruma sessizce güldü. Ardından “Merak etme Aylin. Hayatım boyunca ismini hep hatırlayacağım.” dedi.
***
Derslerimiz bittikten sonra hepimiz okulun bahçesindeki denize yakın mesafede bulunan çardakta toplanmıştık. Gaye’nin kayıp günlüğü henüz bulunamamıştı. Tüm gün bunun için morali bozuktu, biz de bu konuyu konuşmak için toplanmıştık. Korcan gelmez sanıyordum ama hiç itiraz etmeden gelmişti. Bence gelmesinin başka bir sebebi vardı ama şimdi onu düşünmenin sırası değildi. Olcay ise Gaye’nin yanından ayrılmıyordu, bu da bana garip geliyordu. Şimal oynadığı telefonunu masaya bırakıp ellerini çenesinin altında birleştirerek konuya girdi.
“Bir genç kızın sırları söz konusu. Eğer çalındıysa çok kötü bir durum!”
Gökçe sırtını çardağın ahşap direğine yaslayıp “Umarım biri kendi defteri sanmıştır.” dedi. “Çok düşük bir ihtimal tabii.”
“Siz o defterin helvasını kavurun bence.” dedi Korcan.
Erkekler de dahil hepimiz ona kınayan gözlerle baktık. Daha önce onunla aynı sınıfta olmadığım için bu ters hareketleri beni çok şaşırtıyordu. Sanki Gaye iyi niyetli Selena, Korcan ise kötü kalpli Hades’ti. Gözlerimi devirerek elimi Gaye’nin omzuna koydum, Korcan’a ona saldıracakmış gibi bakıyordu. Asude dişlerini gıcırdatarak “Bunun öldüğü gün sevincimden helva yapıp mahalleye dağıtacağım!” dedi. Korcan yine aynı alaycı ses tonuyla karşılık verdi.
“Ne güzel sayemde biraz sevap işlersin!”
“Bak bir de karşılık veriyor!”
Gökçe “Sanki yokmuş gibi düşününce daha rahat oluyorum. Sana da öneririm.” diyerek Asude’ye destek verdi. Korcan birden kaşlarını çatıp onu süzdü, Gökçe buna rağmen ciddiyetini korudu. Sene boyu aralarında çok gerginlik çıkacağını düşünüyordum. Çağlar ellerini iki yana açtı.
“Bence şimdi bunu tartışmanın hiç sırası değil. Günlük konusuna dönelim.”
Gaye ona dönüp “Teşekkür ederim Çağlar.” dedi. Çağlar ona gülümsemekle yetindi. Soner boğazını temizledi, hepimiz ona döndük. Bir şey söylemeye hazırlanıyordu. Rüzgarın alnına düşürdüğü sarı saçlarını hiç düzeltmekle uğraşmadı. Biraz çekimser davranıyordu, aramıza yeni katıldığı için bu normal bir durumdu. Sonunda “Ben aranıza yeni katıldığım için çoğunuzu yeni tanıyorum.” dedi. “Sınıfın geri kalan kısmında hırsızlık yapabilecek biri var mı?”
Şimal kısa bir süre düşündükten sonra “Yok, hepsi çok iyi aile terbiyesi almış insanlar.” dedi. “Ay hırsızlık yapılmışsa büyük rezillik!”
“Ben de sınıftaki çoğu kişiyle yeni tanıştım ama hiçbirinin hırsızlık yapacağını sanmıyorum.” dedim. Bazılarını tanıyordum ama tanımadıklarıma da hırsız damgası vuramazdım. Çok ağır bir suçlama olurdu. Tanıdığım insanlara güvenmemem gerektiğini çok sonra vahşi bir şekilde öğrenecektim.
Gaye elindeki peçeteyi yüzüne götürerek “Aynı şekilde ben de çoğuyla yeni tanıştım. Kimseyi kesin bir dille suçlamak istemiyorum.” dedi. Onun yerinde başka birisi olsa herkesi suçlayabilirdi ama o temiz kalpli olduğu için kimseyi suçlamıyordu.
Korcan “Neden tek sınıftakiler üzerinden konuşuyorsunuz ki? Ya başka sınıftan biri bizim sınıfa girip aldıysa?” dedi.
Aslında bu söylediği mantıklıydı. Başka sınıfların öğrencilerinden arkadaşlarını görmek için bizim sınıfımıza gelenler oluyordu. Bugün böyle bir durum olmuşsa bile ben görmemiştim. Kendi kendime konuşur gibi “O ihtimal de var. Atlamamak lazım.” dedim. Diğerlerinin kendi aralarında olan konuşmalardan onların da aynı düşüncede olduğunu anladım. Çağlar ellerini havaya kaldırıp “Beni bir dinler misiniz?” dedi. Sesi biraz yüksek çıktığı için hepimiz şaşkın bir şekilde ona döndük.
“Burada durup ihtimalleri konuşacak olursak sabaha kadar dururuz. Bazen beklersek daha iyi sonuçlar alabiliyoruz, bence dağılalım. Pazartesi günü belki buluruz.”
Şimal başını sallayarak “Ben de Çağlar’a katılıyorum. Belki o gün bir mucize olur.” dedi.
Gaye yüzüne acı bir gülümseme yerleştirdi. Hepimiz ondan bir cevap bekler gibi onun yüzüne bakıyorduk. Korcan harici demem gerekiyordu, o başka bir noktaya odaklanmıştı. Gaye elinin tersiyle gözünden akan yaşı silerek “Çağlar doğru söylüyor arkadaşlar, lütfen gidin. Hepinize çok teşekkür ederim.” dedi. “Sonuçta günlüğümü çalan kişi anılarımı zihnimden çalamaz.”
Son cümlesinin derinliğini düşünsem çok vakit alırdı. Diğerlerinin yüzlerini incelediğimde onların da yüzlerinde düşünceli bir ifade yakaladım. Asude ona sarılırken “Senin anılarına göz dikene dünyayı dar ederim. Pazartesi daha detaylı soruştururuz.” dedi. Gaye başını sallayıp yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi. Birkaç dakika sonra sadece ben, Çağlar, Asude ve Soner kalmıştık. Soner cebinden arabasının anahtarını çıkardı, havaya atıp tuttu.
“Gezmek ister misiniz?”
Üçümüz aynı anda “Evet!” dedik.
Boş günlerimde evde durmak canımı sıkıyordu. Kocaeli büyük bir şehirdi ama biz küçük bir ilçesinde yaşadığımız için gezecek pek bir yer bulamıyorduk. En azından İstanbul’a yakındı, istediğimiz zaman metro ile oraya gidebiliyorduk. Soner kaşlarını hafif yukarı kaldırarak “Ne kadar gezme meraklısı çıktınız!” dedi. Çağlar ufak bir kahkaha attı ve “Daha çok tekliflere açığız diyelim.” dedi. Asude ve ben meraklı gözlerle Soner’e bakıyorduk, bunu fark ettiğinde sırıttı.
“Götüreceğim yeri herkes bilmez.”
Alaycı bir sesle “Gebze’de olup nasıl kimse bilmez?” diye sordum.
“Burada değil, yakınımızdaki bir ilçede. Ayrıca halka açık değil şahsi mülk.”
Asude meraklı gözlerle onu süzüp “Meraktan öleceğim! Kartepe falansa bizimkiler o mesafeye gittiğimi duysalar yanarım.” dedi.
Soner derin bir nefes aldı. Gözlerini devirip sarı saçlarını sıkıntıyla karıştırdı. Ardından “Yakın ilçe anlayışın Kartepe mi gerçekten?” diye sorgulayan bir sesle sordu. “Geçin arabaya yolda hangi ilçeye gittiğimizi anlarsınız zaten.”
Asude onun bu haline bir tepki veremedi. Dediğini yapıp arabaya bindik, Çağlar ön koltuğa oturmuştu. Yol boyu arabanın radyosunda çalan şarkılara eşlik ettik. Asude’ye dönüp “Bu bizim için bir gelenek oldu.” dedim. Soner ve Çağlar buna kahkaha attı, radyonun sesi biraz yüksek olduğu için beni duymuş olmalarına şaşırmıştım. Asude de gülerek “Gerçekten öyle oldu! Telefonumu öne koyup bunu videoya almak istiyorum.” dedi. Soner aynadan ona baktı.
“Telefonunu ver, Çağlar camın önüne koysun.”
Asude telefonunun kamerasını açıp Çağlar’a uzattı. Çağlar onu camın önüne dik duracak şekilde koydu ve video seçeneğini ayarladı. Ardından şarkıya eşlik etmeye devam ettik. Bir yandan yolu da izliyorduk. Bir süre sonra nereye gittiğimizi anlamıştım. Kafamı öne uzatarak “Darıca’ya mı gidiyoruz?” diye sordum. Soner gülerek kafasını salladı.
“Evet! Yakın ilçe dersem anlarsınız sanmıştım.”
Asude de kafasını uzatarak “O kadar derdin arasında aklıma gelmedi ne yapayım!” dedi.
Soner bir elini vitese götürürken “Evinin Darıca’da olması dışında sorun yok!” dedi.
Asude’nin yüzü kızardı. Soner ona aynadan alaycı bir bakış gönderdi, ardından “Hemen utanma ya, Bayramoğlu’na gidiyoruz.” dedi. Asude yapmacık bir gülümsemeyle “Çayırova’ya gideceğimizi sanmışımdır belki!” dedi. Soner konuyu daha fazla uzatmadı. Bir süre sonra araba villaların olduğu bir mahalleye girdi, sokaklarda lüks arabalar park edilmişti. Buradaki evler genelde yazlık olarak kullanılıyordu. Ama biz o mahallede durmadık, evlerin daha az olduğu ve denizin daha çok gözüktüğü bir sokağa girdik. Sonunda araba bir villanın görkemli bahçe kapısının önünde durdu. Gelirken gördüğümüz villanın kapısının önünde rengarenk çiçekler varken bu villanın kapısının yanındaki duvarı sarmaşık sarmıştı, Soner arabadan inince biz de indik. Çağlar kapıyı işaret ederek “Bu ev sizin mi?” diye sordu. Ben de bu sorunun cevabını merak ediyordum. Soner cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açarken ona cevap verdi.
“Amcamın evi. Ama kendisi temelli olarak başka ülkeye yerleşti.”
Kapıyı ardına kadar açtığında şaşkınlıktan gözlerim yerinden çıkacaktı neredeyse. Karşımızda üç katlı, dış cephesi sarı olan bir villa duruyordu. Önümüzdeki taşlı yolu takip ederek giriş kapısına kadar gittik. Bahçe bakımsız olmasına rağmen güzeldi. Asude etrafına kısa bir göz attıktan sonra “Böyle güzel bir evi neden bakımsız bıraktınız?” diye sordu. Soner sırıtarak “Benim okuldan fırsatım olmuyor. Ailemde çok yoğun oldukları için buraya bakamıyorlar.” dedi. Asude ikna olmamıştı.
“Bu kadarcık yere mi fırsatları olmuyor?”
“Siz daha evin arkasındaki bahçeyi görmediniz.”
Evin içine girdiğimizde gözüme çarpan ilk şey yüksek tavandan sarkan avize oldu. Mobilyaların üstüne beyaz örtüler örtülmüştü. Raflarda hiç fotoğraf çerçevesi yoktu, sanki daha önce kimse bu güzel evde yaşamamış gibiydi. Arka bahçeye bir Fransız kapısından çıkılıyordu. Salonda yürürken “Keşke bu evde siz yaşasaymışsınız. İçinde yaşayan olmayınca ne kadar ruhsuz!” dedim. Soner cevap vermeden önce derin bir iç çekti:
“Bizim kendi evimiz varken buraya yerleşmeniz babama saçma gelirdi. Onun için ben bazen kafa dinlemeye geliyorum.”
Asude merakla “Tek başına mı geliyorsun?” diye sordu.
Bunu sorması beni şaşırtmıştı ama Soner’e normal gelmiş olmalıydı. Bahçeye açılan kapıya yönelirken “Evet, tek başıma geliyorum. Az insan, çok huzur!” dedi. Son cümlesinden ötürü birbirimize baktığımızı görünce güldü.
“Siz hariç tabii!”
Açtığı kapı bizi bambaşka bir yere götürdü. Geniş bir arka bahçeydi. Buradaki çiçeklerin durumu arka bahçedekilere göre biraz daha iyiydi. Denize uzanan ahşap bir iskele vardı, bazı tahtaları hasar görmüştü. Bahçenin uzak bir köşesinde camla kaplı ufak bir yapı vardı. Orayı işaret ederek sordum:
“Bu ne amaçla kullanılıyor?”
“Kış bahçesi.”
Çağlar’ın kendi kendine “Koca ev yetmedi ve bunu mu yaptılar?” diye söylendiğini duydum. Gülmek istedim ama bunu yaparsam Çağlar’ı utandıracağım için sustum. Soner iskeleye doğru yürüyordu, onu takip ettik. İskeleye çıkarken omzunun üstünden bize baktı ve “İskeleye oturalım mı? Deniz kokusunu seversiniz herhalde.” dedi. Ardından iskelenin sol tarafına oturup ayağını aşağıya sarkıtınca biz de öyle yaptık. Gerçekten denizin kokusunu alınca içim huzurla dolmuştu. Denize doğru sarkıttığım bacaklarıma serinlik geliyordu. Uzun süredir bu kadar keyifli bir an yaşamamıştım. Asude uçuşan saçına eliyle engel olmaya çalışırken “Bu evin bir hikayesi var sanki.” dedi. Ona katılıyordum çünkü bu ev aceleyle terk edilmiş gibiydi.
“Var zaten.” Dedi Soner. “Ama acı bir hikaye, keyfimiz kaçmasın.”
Asude yüzüne acı bir tebessüm yerleştirerek “Anlamak istersen öğrenmek isteriz.” dedi.
“Başka bir gün anlatırım.”
Sesindeki acı ortamın durgunlaşmasına neden olmuştu. Daha önce gözüme güzel gözüken bu ev şimdi ıssız gözükmeye başlamıştı. Bu evin bu durumda olmasının sebebini çok merak ediyordum ama konuyu uzatarak Soner’i mutsuz etmek istemiyordum. O canı isterse anlatırdı zaten Çağlar konuyu dağıtmaya çalıştı:
“Bu evin tadı yazın daha güzel çıkar.”
Çağlar…
Eylül 2020
Geçmişte olan bazı şeyleri geleceğe işaret olarak yormak kimilerine göre saçmadır. Ama ben lise son sınıfın başında yaşananların aynı senenin sonunda yaşananlara bir işaret olduğunu düşünüyordum. Zaman içerisinde kaybolan tek bir günlük değil, daha fazlası ve daha can acıtıcı olanı olacaktı. Şimdi en güzel günlerimizi yaşıyor sayılıyorduk. İnsan bazen kötülükler arasından kötülük beğenmek zorunda kalabiliyor.
Pazartesi günü okula ilk gelen Gaye olmuştu. Söylediğine göre okula görevlilerden önce gelip kapının açılmasını beklemiş. Bir günlük için böyle yaptığına göre içinde kesinlikle büyük bir sırrı yazılıydı. Sınıfın camından dışarıyı izliyordu, rüzgar kırmızı bandana taktığı kıvırcık saçlarını uçuşturuyordu. Tarihi bir yapıya sahip okulumuzda kim bilir yıllar içinde kimler onun gibi camdan dışarıyı hüzünle izlemişti. Onu korkutmak istemediğim için yavaş adımlarla yanına gittim. Yüzünü bana tam çevirmedi, omzunun üstünden baktı.
“Sana bir şey sorabilir miyim Çağlar?”
“Tabii ki sorabilirsin!”
“Arkadaş olarak gördüğün bir kızın sana aşık olduğunu öğrensen ne yapardın?”
Böyle bir soruyu hiç beklemiyordum. Cevabını vermem için uzun süre düşünmem gerekiyordu. Ben kimseyi kırmak istemezdim, onun için bu soruyu cevaplamam çok zordu. Daha önce hiç ilişkim olmamıştı. Ben düşünürken Gaye yüzünü tamamen bana çevirmişti. Meraklı gözlerle benden bir cevap bekliyordu.
“Arkadaş olarak kalmak istediğimi çünkü ona başka bir gözle bakmadığımı söylerdim.”
“Yani hiç denemek istemez miydin?”
“Olmayan şeyi zorlamaya gerek yok. Böylesi iki taraf içinde daha iyi.”
Son cümlemden sonra yüzü asıldı. O açık açık söylememişti ama ben bir arkadaşından hoşlandığını ve bu arkadaşının bu durumu bilmediğini anlamıştım. Bu arkadaşı sınıftan biri olabilirdi, kim olduğunu merak etmiştim. Kayıp günlükte kim olduğu yazıyorsa onun için bu kadar mutsuz olabilirdi.
“Öyle bir durumun içindesin sanırım. Tanıdığın biri mi?”
“Evet, sen de tanıyorsun.”
“Eğer bana söylemek istersen benden sır çıkmaz.”
Yüzüne sevimli bir gülümseme yerleştirerek “Sana güveniyorum ama yakın arkadaşım Asude’ye bile söylemedim. Kimseye söylemeye hazır değilim.” dedi. En azından artık bana güvendiğini biliyordum. Ona anlayışla karşıladığımı belirten bir gülümseme sundum.
“Hiç sorun değil.”
“Neyi söylemeye hazır değilsin Gaye?”
Şimal yanımıza gelmişti. Tek kaşını kaldırmıştı ve kollarını göğsünde birleştirmişti. Onu tanıyan herkes şu an bir dedikodu kokusu aldığını anlardı. Mavi gözlerini kırpıştırdı. Gaye elini havada salladı.
“Önemsiz bir konu.”
“O zaman söyleyebilirsin.”
“Önemsiz dedim ya! Söylersem sana bir faydası olmaz.”
Şimal gözlerini büyüterek “Ay Gaye ne inatçısın! Sen söylemezsen faydası olup olmayacağını nasıl bilebilirim?” dedi.
Şimal’in dikkatini başka bir yere vermesini sağlamam gerekiyordu. Bunu yapmazsam Gaye gerçeği söyleyene kadar onu rahatsız ederdi. Şimal’in hassas noktasını biliyordum. Boğazımı temizleyerek yüzünü bana çevirmesini sağladım. Gaye beni anlamış gibi derin bir nefes aldı.
“Yeni bir butik açılmış. Açılışa özel her şey yarı fiyatınaymış, Gaye oraya gidince biraz fazla para harcamış. Ailesine bunu söylemeye hazır değilmiş.”
Doğaçlama bir şekilde söylediğim yalan hem beni hem de Gaye’yi şaşırtmıştı. Şimal’in giyimine düşkün olduğunu biliyordum. Elini düzeltmek için saçlarına götürüp “İnsan bir bana da haber verirdi Gaye! Nerede açıldı bu butik?” diye sordu.
“Kent Meydanı’nın alt sokağına açıldı.” diye geçiştirmeye çalıştı Gaye.
“Bir ara gidip ben de bakayım.”
“İyi olur Şimal, çok çirkin giyinmişsin!” diyen Korcan dikkatimizi ona vermemizi sağladı. Yüzünde şeytani bir gülümseme vardı Şimal ona ters ters bakarken Gaye çaktırmadan gülüyordu. Sınıftaki birkaç kişi Korcan’ın söylediğine güldüğü için Şimal onlara da ölümcül bakışlarını yolladı, ardından “Sana da günaydın Korcan! Sınıfın en modaya uymayan erkeği mi demeliydim yoksa?” dedi. Korcan bir bozulur gibi oldu ama hemen toparlandı.
“Hiç şakadan anlamıyorsun aptal sarışın!”
“Ay şimdi de aptal mı oldum! Nerede aşçı kız?”
Gaye kollarını göğsünde birleştirip “Ne yapacaksın Gökçe’yi?” diye sordu.
“Korcan genelde ona laf atıyordu, ondan dedim.”
“Bu laubali herkes laf atıyor zaten!”
Bu sefer kahkahalar Gaye’nin söylediği cümle için atıldı. Korcan bunu pek umursamadı. Yanındaki sıranın üstüne oturdu, Gaye’ye acır gibi baktı. Ardından “Sen kaybolan günlüğünü düşün. Bak bana, günlük tutmuyorum ve kafam rahat.” dedi. İstediğini elde etmişti, Gaye’nin yüzü daha günlüğün konusu açıldığı an düştü, Şimal onun yerine Korcan’a karşılık verdi.
“Korcan sen cidden empatiden, akıldan ve saygıdan yoksun bir insansın!”
“Kesinlikle öyle!” diye destek verdi o sırada yerine oturan Gökçe. Yine eli kolu dolu gelmişti. Aylin ise telefonuyla ilgileniyordu. Gaye gözlerini Korcan’dan kaçırarak “Benim bir şey dememe gerek kalmadı, yaşasın kadın dayanışması!” dedi. Korcan dişlerini sıkıyordu. Ben olanları büyük bir sakinlikle izliyordum. Korcan’ın kinini kazanmak istemiyordum, bugün her gelen onu sinir ediyordu. Aylin de bazen dönüp bizim olduğumuzu tarafa bakıyordu. Korcan ellerini iki yana açıp ayağa kalktı.
“Sabah sabah siz dayanışmanızla mayanışmanızla uğraşamam. Ben yerime geçiyorum!”
“Keşke hep otursan ve milletle uğraşmasan.” dedi Şimal.
Korcan ona bir karşılık vermeden yerine oturdu. Ortam sessizleşince Gaye yine mutsuz bir yüz ifadesiyle omzunun üstünden cama baktı. Birden başlayan yağmur sanki onun gözyaşlarını temsil ediyormuş gibi şiddetli bir şekilde yağıyordu. Daha önce açık bıraktığı için damlalar camın önündeki mermere çarpıyordu. Biraz olsun teselli edebilmek amacıyla “Sen Korcan’ı takma Gaye. Günlüğünü alan kişi anılarını okuyabilir ama onları senin zihinden çalamaz.” dedim. Sesimi duyunca yüzünü tamamen bana çevirdi. Gülümsemeye çalışarak “Onunla teselli olabiliyorum. Eğer gerçekten biri çalmışsa o kişi merhametsizin tekidir.” dedi. Sınıftaki kimseye böyle bir merhametsizliği yakıştıramıyordum. Buna rağmen fikrimi Gaye’yle paylaştım.
“Hoşlandığın kişi almış olabilir mi?”
Gözleri kısa süreliğine fal taşı gibi açıldı. Sanki büyük bir suç işlemişim gibi tepki vermişti. Birkaç saniye sustu, ardından sesini kısık bir şekilde ayarlayarak konuştu.
“Onun kim olduğunu bilseydin bu soruyu sorduğun için kendine gülerdin.”
“O derece güvendiğim birisi yani?”
Cevap vermek yerine başıyla onayladı. İşte şimdi kimi sevdiğini çok merak etmiştim. Ben olabilir miydim? Bence hoşlandığı kişi ben olamazdım. Ben değilsem Soner de olamazdı. Okula daha yeni geldiği için Gaye’yle yeni tanışmıştı. Bu durumda Korcan, Yalçın ya da Olcay olabilirdi çünkü sınıftaki erkeklerden en iyi onları tanıyordum. Tam daha detay içeren sorular soracaktım ki Olcay “Aybike Hoca geliyor.” diyerek hızla sıramıza oturdu. Ben de dahil ayakta olan herkes yerine oturdu. Gaye’yle konuşmamız yarım kalmıştı ama daha çok bilgi alabileceğimi sanmıyordum. Hocayla selamlaşma sürecinden sonra Olcay’ın kulağına fısıldadım:
“Gaye’nin günlüğü henüz bulunamadı.”
Yüzünden anlamını çözemediğim bir ifade geçti ama ardından tekrar eski haline döndü. Kaçamak bakışlarla Gaye’ye bakarak “Kızın kimseye bir zararı olmadı. Kim bunu yapar anlamıyorum!” dedi. Günlüğü alan o olamazdı. Gaye’yle aşırı bir samimiyeti bile yoktu.
“Gaye’den hoşlanan bir erkek onun hakkında daha çok şey öğrenmek için alabilir mesela.”
“Gaye… Gaye’den kim hoşlanıyormuş?
Bu soruyu sorurken ela gözleri büyümüştü. Tepkisine şaşırmadan edemedim. Gözlerimi şüpheyle kısarak “Bilmiyorum. Ama neden sen bu kadar merak ettin?” diye sorusuna soruyla karşılık verdim. İçime kurt düşmüştü bir kere. Soruma cevap verirken önceki haline geri döndü.
“Hiç kimsenin ona karşı hissi olduğunu duymadım. Ondan merak ettim.”
Hızlı bir şekilde “Belki duymana gerek yoktur, zaten biliyorsundur.” dedim.
“Çok hızlı konuştun hiçbir şey anlamadım!”
Gerçekten anlamadı mı yoksa sadece anlamak mı istemiyordu da bilmiyordum. Yüzüme imalı bir gülümseme yerleştirerek “Ben de duymadım, onu dedim.” dedim. Ben bazı şeyler kesinleşene kadar net konuşmam. Ama mesajı önceden veririm!
“Sen bazen çok hızlı konuşuyorsun!”
“Hafta sonu ne yaptınız gençler? Ben Bursa’ya gittim.”
Aybike Hoca konuşunca ona bir karşılık veremedim. Ben hafta sonu evde olduğum için vereceğim bir cevap yoktu. Şimal’in cevabı varmış:
“Cumartesi günü okuldaydık ya hocam, onun için pek bir şey yapamadım. Pazar günü Sapanca’ya gittim.”
“Ne güzel yapmışsın! Beğendin mi Sapanca’yı?”
“Çok beğendim hocam.”
Gökçe kafasına taktığı bandanayı düzelterek “Ben Youtube’de yayın yapan birisi olduğum için Pazar günü İstanbul’da düzenlenen bir etkinliğe davetliydim.” dedi. Hoca bunu duyunca biraz şaşırdı.
“Nasıl yani sen tanınan biri misin? Daha önce hiç bahsetmemiştin.”
“Çok ünlü değilim ama tanınan biri sayılırım. Arkadaşlarım da sizin gibi yeni öğrendi.”
Son cümlesinden sonra Korcan ona ters ters baktı. Gökçe bu durumun farkında değildi. Şimal ise gözlerini devirdi.
“Ne güzel! Yolun açık olsun!”
“Çok teşekkür ederim hocam!”
Birkaç kişi kendi yaptıklarını anlattıktan sonra derse geçtik. Aybike Hoca’nın kardeşi Asalbike Giray’ı araştırmıştım. Ablasından tek farkı sarı saçları ve mavi gözleriydi. İsmini arattığımda çok üzücü bir araba kazası haberi görmüştüm. Haber birkaç yıl öncesine aitti. Kazadan sonrasıyla ilgili internette pek bir bilgi yoktu, bu çok şaşırtıcıydı. Kaza haberindeki bir detaya göre olay Aybike Hoca’nın nişan gününde olmuştu.
“Gençler size güzel bir haberim var. Yakında okulumuzun konaklamalı bir doğa gezisi olacakmış.”
İşte bu cümle beni şaşırtmıştı. İlk defa böyle bir gezi oluyordu. Sınıftaki diğerleri de en az benim kadar şaşırmıştı. Gökçe duruşunu düzeltip “Nereye gideceğiz hocam?” diye sordu. Hoca şaşkınlığımıza güldü. Ardından “Henüz nereye gideceğinizi öğrenemedim. Katılmanız sizin açınızdan çok iyi olur.” dedi. Şimal sırıtıp “Ne güzel olur! Bungalov tatili gibi bir şey galiba.” dedi.
“Evet, öyle duydum.”
Korcan gözlerini Gökçe’ye çevirerek “Gökçe artık orada yememiz için çok sayıda yemek yapar.” dedi. Gökçe başta bir gözlerini devirdi ama sonra gülümsedi. Kim bilir aklında ne planlar dönüyordu! Korcan’ın neden aklına direkt Gökçe’nin geldiğini de merak etmiştim. Anlaşılan Gökçe de aynı şeyi merak etmişti.
“Sen benim yemeklerimi çok beğendin herhalde. Hem neden ilk ben aklına geldim?”
Korcan’ın yüzü düştü. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Darbe beklemediği yerden gelmişti. Kendimi tutamayıp kıkırdadım. Gökçe bana baktı ve o da aynısını yaptı. Korcan bana “Sen de mi ya?” der gibi baktı. Aylin ise eliyle ağzını gizleyerek gülüyordu. Aybike Hoca ne söyleyeceğini bilememiş gibi gözüküyordu.
“Neyse detayları belli olunca konuşuruz bu konuları. Derse geçelim.”
Hocanın cümlesi bittiği anda önce kapıya vuruldu. Ardından hocanın “Gel!” dediğinde kapı tamamen açıldı. İçeri bizim yaşlarımızda bir genç kız girmişti. Kahverengi uzun saçlarına daha önce ombre diye duyduğum işlemi yaptırmıştı, kakülü gözlerinin üstüne düşüyordu. Mavi gözlerindeki tedirginliği görebiliyordum. Üstüne çiçek desenli bir gömlek, altına ise mavi pantolon giymişti. Tek omzuna taktığı siyah çantasından ve nefes nefese oluşundan koşarak geldiğini anlamıştım.
“Buyur canım?”
“Dersinizi böldüğüm için kusuruma bakmayın hocam. Ben bu okula yeni kayıt oldum ve bu sınıfa verildiğimi öğrendim.”
Sınıfta fısıltılar duymaya başlamıştım. Aybike Hoca sınıf listesini eline alıp “Hoş geldin! Adını ve soyadını öğrenebilir miyim?” dedi.
“Hoş buldum hocam, Rüya Ece Pamiroğlu.”
“Ne güzel adın varmış! Benim adım Aybike. Coğrafya derslerinize giriyorum.”
Rüya hocayla bir iki şey daha konuştuktan sonra gözüyle etrafta oturabileceği bir yer aradı Korcan’ın kıkırdadığını duyunca ona döndüm. Yüzünde şeytani bir gülümseme vardı. Başta nedenini anlamadım ama sonra fark ettiğim detayla anladım. Sınıfta tek boş yer Korcan’ın yanıydı. Rüya da Korcan’a bakıyordu.
“Korcan’ın yanı boş bak. Oraya otur.”
Korcan bunun üzerine yerinden kalkıp “Gel, duvar tarafı boş.” dedi. Rüya gülümseyerek onun yanına doğru ilerledi. Bu gülümseme Korcan’ın şeytani gülüşüne eşitti. Rüya duvar kenarına oturdu.
“Teşekkür ederim Korcan. İkinci bir adın var mıydı?”
“Sınıftaki iki isme sahip tek insan sensin. Hayırlı ve uğurlu olsun!”
Rüya buna sadece gülümsemekle yetindi. Dersin devamında sessizce oturdu. Ders boyunca pek katılım sağlamadı. Sınıftaki yeni gelen kişi olmanın heyecanından böyle olduğunu düşündüm. Korcan’ın ona orada laf atabileceğini düşünmüştüm ama hiç beklediğim gibi olmadı.
Ders bitince hepimiz Korcan’ın masasının etrafında toplandık. Korcan bize sırıtıp “Canım arkadaşlarım hepiniz beni mi görmeye geldiniz?” dedi. Sesindeki tondan aslından öyle olmadığını bildiğini Rüya bile anlamıştır. Gaye ona ters ters bakarak “Laubali herif! Sen insanı tüketen biri olduğun için Rüya’nın durumuna bakmaya geldik!” dedi. Korcan bu cümle üzerine kahkaha attı. Ardından ona gözlerini kısarak bakan Rüya’ya döndü.
“Gaye geçen gün okulda günlüğünü kaybetti. Onun için patlayacak yer arıyor, tüketmiyorum ben kimseyi!”
“Aaa! Gerçekten mi?” diye sorarak Gaye’ye döndü Rüya Ece. “Çok üzüldüm, umarım günlüğünü hemen bulursun.”
Gaye acı bir gülümsemeyle “Teşekkür ederim, umarım!” dedi. Ardından hepimiz sırayla Rüya Ece ile tanıştık. Gebze’ye üç yıl önce taşınmış ve pek arkadaşı yokmuş. Her iki ismini de kullanıyormuş istediğimiz adıyla ona seslenebilirmişiz. Ailesi Kocaeli’nin tanınmış bir pastane zincirinin sahibiymiş, yani Gebze’ye Kocaeli’nin başka bir ilçesinden taşınmış. O anlatırken Korcan onu baştan aşağı süzüyordu. Nedense bir hayranlık sezmiştim. Gözüm hemen karşısında onu izleyen Gökçe’ye çarptığında Korcan’a kırgın gözlerle baktığını gördüm. Neden öyle bakıyordu ki? Kolumla yanımda duran Aylin’i dürttüm. Bana soran gözlerle baktığı için gözümle Gökçe’yi ve Korcan’ı işaret ettim. Bir süre onları izledi. Şimdilik bu durumu sadece biz fark etmiştik.
“Kıskançlık desem… Ama bildiğim kadarıyla birbirlerini pek sevmiyorlar."
“Henüz yeni tanıştılar. Gökçe sanki bir yıldır tanıdığı birine kızgınmış gibi bakıyor.”
Yan yan bana baktı ve sırıtarak “Biraz daha gözlemleyelim bakalım.” dedi. Başımı sallayarak onu onayladım. Gaye yanımdan geçip arkamdaki Olcay’ın yanına gitti. Konuştukları konuya pek dikkat etmedim. Korcan gözlerini bana doğru çevirdiğinde yavaş yavaş yüzündeki gülümsemesi soldu. Başta benim onu izlediğimi anladığını sandım ama gözleri hafif soluma kayınca bana bakmadığını anladım. Rüya cebinden telefonunu çıkarıp kilidini açtı.
“Numaramı versem biri beni de eğer varsa sınıf grubunuza ekleyebilir mi?”
Asude ona telefonunu uzatarak “Telefon numaranı yaz, ekleyeyim!” dedi. Rüya ona teşekkür edip uzattığı telefona numarasını girdi. Telefonu Asude’ye geri verdikten sonra çantasından bir defter ve kalem çıkardı. Gökçe bu sefer meraklı gözlerle Korcan’ın baktığı yöne bakıyordu. Arkamdan Gaye’nin ve Olcay’ın kahkahalarını duyduğumda onların nereye baktığını anladım. Aylin kaşlarını çattı, zihninden geçen şeyi anlamıştım. Korcan’ın yeşil gözlerinden bir damla yaş süzüldü ve çenesinde bitti. Aylin birden cebinden cebinden peçete çıkardı. Korcan’a doğru uzattığında kısık bir sesle “Aylin bizi mi ifşalayacaksın?” diye sordum ama cevap vermedi. Korcan onun uzattığı peçeteyi göremeyecek kadar dalgındı. Gözlerindeki hüzne öfke de eklenmişti. Gökçe endişeli bir ses tonuyla “Korcan!” diye seslendi, cevap alamadı. Rüya ise ellerini Korcan’ın gözlerinin önünde salladı ama Korcan heykel gibi durmaya devam etti. Omzunun üstünden arkama baktığımda Olcay’ın sıramızda oturduğunu, Gaye’nin yerinin ise boş olduğunu gördüm. Tekrar önüme döndüğümde Rüya Korcan’ı omzundan sarsıyordu.
“Korcan! İyi misin?”
Bu sarsılmayla beraber Korcan ona döndü. Kaşlarını çatmıştı. Rüya’ya öyle bir öfkeyle bakmıştı ki kız korkudan duvara iyice yaklaştı. Korcan yutkundu ve “Efendim Ece! Bir şey mi oldu?” dedi. İkinci ismini söylemeyi tercih ederken sanki sinirini ondan çıkarıyormuş gibi bir ses tonu kullanmıştı. Rüya ürkek bakışlarla Aylin’in elindeki peçeteyi işaret etti. Korcan bize dönüp Aylin’in elindeki peçeteyi aldı. Rüya tedirgin bir ses tonuyla sordu:
“Neye üzüldün bu kadar durup dururken?”
Korcan başını ellerinin arasına alıp “Üzülmedim. Benim baz… Bazen gözüm akıyor.” dedi. Sesinin titremesini bizden saklayamamıştı. Rüya da pek inanmışa benzemiyordu. Şimal ona doğru eğilerek “Kaç yıllık arkadaşınım ilk kez duydum. Emin misin?” diye sordu. Korcan yerinden aniden kalkınca birkaç adım geriye gitti, Gökçe ve Asude kendi aralarında kısık sesle konuşuyordu. Şimal bir cevap umuduyla Korcan’a bakıyordu. Korcan gözlerini kaçırarak “Eminim Şimal!” dedi ve sınıftan hızla çıktı. O gidince hepimiz birbirimize baktık. Herkes birinin ortaya bir laf atmasını bekliyordu, Gökçe ortaya bir laf attı:
“Asude, Gaye ile Korcan arasında geçmişte bir aşk yaşandı mı?”
Asude şok içinde ona dönüp “Yok artık!” dedi. “Gaye ne alaka? Öyle bir şey olsa haberim olurdu?”
“Baktığı yönde Gaye vardı. O kahkaha atınca gözü yaşardı.”
“Gaye’ye bakıp başka bir konuyu düşünmüş olabilir.”
Konuya girmem gerektiğini düşünerek “Ben de gördüm.” dedim. “Korcan tam olarak Gaye’ye bakıyordu."
Soner arkasındaki masanın üstüne oturduktan sonra “Asude’ye katılıyorum.” dedi. “İnsanlar bazen düşünmek için rastgele bir yere odaklanır. Korcan da bu nedenle Gaye’ye bakarken dertlerini düşünmüş olabilir.”
Teoriler havada uçuşmaya başladı. Doğru cevabı sadece Korcan’dan öğrenebileceğimi biliyordum. Olcay bizi duymamıştı, bunun için onun görüşünü alamazdım. Arkamı dönüp “Ben kantine gidiyorum.” dedim. Aylin sanki beni anlamış gibi “Ben de geliyorum.” dedi. Beraber sınıftan çıktığımızda koridorda gözüm Korcan’ı aradı. Sınıfın olduğu koridorda yoktu. Lavaboya gitmiş olabileceğini düşündüm. Aylin koridorun soluna baktıktan sonra “Korcan nereye gitti acaba?” dedi. Sorusunu cevapsız bıraktım. Birkaç saniye sonra “Lavaboya gitmiş olabilir. Bu koridordan devam edelim.” dedim. Okulumuzun koridorları çok uzundu. Biz Korcan’ı aradıkça sanki okul bizim onu bulmamızı istemiyor gibi koridorlarını uzatıyordu. Aylin bir süre sonra durunca ben de durdum.
“Çağlar, bence Korcan Gaye’nin peşinden gitti.”
Çenemi sıvazlayarak “Çok mantıklı.” dedim. “Gaye’yi de arayalım.”
Sanki benim bu cümleyi söylememi bekliyormuşçasına bir kadının bağırma seslerini duyduk. Aylin ile birbirimize baktık, gözlerinde endişe vardı. Duyduğumuz sesteki öfke duvarları aşıp bize çarptı, çarpmanın etkisiyle içim titredi.
“Bunun sende ne işi var?”
Bu ses Gaye’nin sesiydi. Onu daha önce hiçbir bu kadar sinirli duymamıştım. Ses koridorun sağ tarafından geliyordu. Hemen o tarafa doğru yürüdük. Kafamı duvarın arkasından uzattığımda Gaye’yi ve Korcan’ı gördüm. Korcan dolapların önündeydi ve yüzü bize dönük değildi. Gaye’ye elindeki defteri uzatmıştı. Gaye’nin yüzündeki öfke olduğum yerden beni bile korkutmuştu. Demek ki onun günlüğünü Korcan çalmıştı, bunu ondan hiç beklemezdim. Ama bunu neden yapmıştı?
Aylin kısık bir sesle “Oha ya!” dedi. “Gaye’nin günlüğünün Korcan’da ne işi var?”
“Dur!” dedim. “Şu dolabın arkasına gizlenelim.”
Hemen önümüzdeki demir dolapların yanında onların bizi göremeyeceği bir boşluk vardı. Aylin’le hızlı bir şekilde oraya gizlenip başımızı gözükmeyecek kadar çıkardık. Gaye sesini iyice yükselterek tekrar sordu:
“Sana bir soru sordum! Bu günlüğün sende ne işi var?”
Ardından günlüğünü Korcan’ın elinden hızla çekip aldı. Korcan’ın yüz ifadesini görmek isterdim. Sadece başını hafif yana eğdiğini görebiliyordum. Duygusuz bir ses tonuyla “Ben aldığım için bendeydi Gaye. Gördüğün şeyi daha ne soruyorsun?” dedi. Kaşlarımı çattım. Korcan bu günlüğü sırf Gaye üzülsün diye almış olamazdı. Aylin kendi kendine “Bu çocuk manyak!” diye söylendi.
“Aptal!” diye bağırdı Gaye. “Senin bu günlüğü sırf öylesine sinir olayım diye aldığına inanacağımı mı sanıyorsun?”
“Sebebim vardı zaten.”
“Neymiş o sebebin?”
Gaye’nin gözleri büyümüştü. Her an Korcan’a saldırabilirmiş gibiydi. Korcan bir cevap vermeyince “Başka zaman olsa sus diye bekleriz, şimdi susasın mı tuttu?” diye söylendi. Korcan üzgün bir ses tonuyla “Kimi sevdiğini merak etmiştim. Gerek yokmuş, ben değilmişim!” dedi. Zamanın durduğunu hissettim. Korcan’ın tek bir cümlesi zamanı bile etkilemişti. Aylin’e göz ucuyla baktığımda elini ağzına götürdüğünü gördüm. Gaye ise şok içinde Korcan’a bakıyordu, onun yüzünü göremiyordum. Sesinden anladığım kadarıyla günlükte kendi adını Gaye’nin hoşlandığı kişi olarak görseydi mutlu olacaktı. Zamanı ilerleten Gaye’nin sesi oldu.
“Sen… Sen günlüğümü mü okudun bir de?”
“Aldığımdan beri gece gündüz onu okuyordum. Gözlerimin bitkinliğinden de mi anlamıyorsun?”
İçimden “Bu çocuk kendini dövdürtmek istiyor galiba!” diye geçirdim. Karşısında Gaye patlamaya hazır bomba gibi dururken o günlüğü okuduğunu söylemeye devam ediyordu. Aylin başını iki yana sallayarak “Şu cesarete bak. Günlük benim değil ama benim bile Korcan’ı dövesim geldi.” dedi. Kısık bir sesle “Sen mümkünse dövmemeye çalış.” dedim. Gaye öne doğru bir adım attı ve Korcan’ın gömleğinin yakasını tuttu.
“İyi ki seni sevmemişim! Benim günlüğümü okuman zihnimin içine girmenle aynı şey!”
“Neden Gaye? Neden onu bu kadar çok seviyorsun?”
Korcan resmen Gaye’ye onu neden sevmediğini başka bir soru üzerinden soruyordu. Gaye sıktığı dişlerinin arasından “Günlüğümü okuduğuna göre bunun cevabını da öğrenmişsindir.” dedi. Korcan başını olumsuz anlamda iki yana salladı.
“Öğrenemedim. Onu sevdiğini öğrendiğimden beri kendimle onu karşılaştırıyorum. Benim hangi özelliğimi beğenmedin Gaye?”
“O benim günlüğümü çalmazdı. Sen ise çaldın!”
Bunu söyledikten sonra Korcan’a öyle bir tokat attı ki Korcan birkaç adım geriye gitti. Gördüklerime nasıl bir tepki vereceğimi bilemiyordum artık. Aylin endişeli bir ses tonuyla “Eline sağlık Gaye! Ama daha fazla ileri gitmesen mi acaba?” dedi. Artık Korcan yüzünü hafif yana çevirdiği için yüzünü görebiliyorduk. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Elini dudağına götürdü ve sonra geri çekti, galiba dudağı kanıyordu.
“Bir gün birini öldürecek olursam eğer o kişi sen olursun Korcan! Sevgilin olamam ama katilin olurum.”
“Gaye…”
“Sus!” diye bağırarak susturdu Gaye onu.
Elindeki günlüğünü sımsıkı tutarak koridorun diğer tarafına doğru yürümeye başladı. Hiç acelesi yok gibiydi, yavaş ve sakin adımlarla yürüyordu. Korcan bedenini ondan tarafa çevirmişti. Peşinden gitmiyordu, öylece gidişini izliyordu. Gaye koridorun sonuna gelince birden durup arkasına döndü. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
“Bu arada ben seni sadece sınıf arkadaşı olarak seviyordum. Artık hiçbir şekilde sevmiyorum!”
“Gaye… Ben…”
“Sen ne ya? Sen ne? Sesini bile duymak istemiyorum. Sırf sana acıdığım için günlüğümün bulunma hikayesini sınıftakilere başka anlatacağım.” dedi ve devamında ekledi:
“Yani şimdilik!”
Son cümlesini söyledikten sonra gözden kayboldu. Korcan birkaç saniye aynı yöne bakmaya devam ettikten sonra sonunda yüzünü bizden tarafa döndü. İşte o an gözlerime inanmakta güçlük çektim. Korcan hüngür hüngür ağlıyordu. Aylin’e döndüğümde “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık. Korcan ve Gaye arasındaki gerginlik eninde sonunda fark edilecek.” dedim. Aylin başını bir tık geriye çekip “Orası öyle! Ama ben Korcan’a pek üzülemedim.” dedi. Aslında ben de Korcan’a sinirlenmiştim ama gidip bunu yüzünü karşı söyleyemezdim.
“Of Gaye of!”
Korcan elini yumruk yapıp solundaki kırmızı demir dolaba vurdu. Elinin acısından ötürü ağlaması daha da hararetlendi. En sonunda yere oturup sırtını dolaba dayadı. Kafasını bile isteye sert bir şekilde dolaba vurup “Ondan… Ondan ne eksiğim var benim?” diye bağırdı. Başının acısını hissefiyor muydu bilmiyorum ama defalarca aynı hareketi yaptı.
“Yalnız Gaye çok iyi tokat attı, bunu demeden duramazdım.”
Bu duyduğum ses Aylin’e ait değildi. Kafamı hızla arkama çevirdim. Aylin de şok olmuş bir yüz ifadesiyle sesin sahibine bakıyordu. Rüya Ece kollarını göğsünde birleştirmiş karşımızda duruyordu. Tek kaşını kaldırmış bir şekilde bize bakıyordu. Elimi alnıma vurdum.
“Rüya sen ne zamandır buradasın?”
Aylin gözlerini devirdi ve “Evet, Rüya Ece. Sen bizim peşimizden mi geldin bakayım?” diye sordu.
Rüya Ece mahcup bir gülümsemeyle “Sizin peşinizden geldiğim doğrudur.” dedi. “Korcan’ın ardından siz de gidince merakıma yenik düştüm ve şu duvarın arkasından olanları izledim.”
Aylin başını duvara yaslayarak “Akıllı biri olduğun belliydi.” dedi. “Bu olanları sakın kimseye anlatma!”
“Benden sır çıkmaz merak etmeyin. Yani… Birileri günlüğümü çalmadığı sürece!”
***
Her istediği olmaz insanın. Bu durum elbette kimseyi mutlu etmez. Elindekiyle yetinmeyi bilmeli insan. Yetinmezse istekleri onun sonunu getirebilir. İstekler başkasını üzecek isteklerse bu kötü sonu daha çabuk getirir.

(Gemini sağ olsun!)
Selam arkadaşlar. Öncelikle bu kadar uzun süredir olmadığım için üzgünüm. Üniversite mezuniyetimden sonra yüksek lisansa başladım. Derslerimden ötürü bu bölümü ancak atabildim. Sadece dersler değil tabii son iki yıldaki dijital mecra yazarlarının yaşadığı zorluklara ben de kendimce çözümler bulmaya çalıştım.
Rüya Ece Pamiroğlu. İlk isimli karakterim. Hoş geldi kitaba! Varsa hakkında görüşleriniz merakla yorumlarda bekliyorum.
Korcan meselesi hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce Gaye fazla mı tepki verdi? Günlükte kimin adı yazıyordu?
Tüm yorumlarınızı merakla bekliyorum. Bölüme şu şarkıyı uygun gördüm:
Şu an ben bunu yazarken Ramazan ayındayız, hayırlı bir ay diliyorum. Görüşmek üzere 🤎
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |