61. Bölüm

41.Bölüm(10şubat)

Avin Mirza
avinmirza12

 

 

✧❅ İYİ OKUMALAR❅

 

Kapının çalmasıyla artık inallah etmişti elif zaten sürekli bebekler ağlıyordu tam onları uyuttuğu vakit kapı çalıyordu.

 

Geçmişin gölgesi kaçtıklarımıza perdelenmekten vazgeçmiyordu.

 

O an sessizlik içinde kalan evin köşelerinde yankılanan adımlar yılların biriktirdiği suskunlukla karışıyordu.

 

Elif'in içi sıkıştı; içinde anlamsız bir huzursuzla doldu. Kapının ardında ne olduğunu bilmiyordu ama hissediyordu:

 

Soluğu kesilecek gibi oldu:

 

"Allah vekkil"dedi içindeki huzursuzluğu dindirmek için.

.bir kaç kez daha ısrarla çalarken kapıya çoktan ulaşmıştı.

 

"Kim o?" diye sormak istedi ama sesi boğuk ve incecik çıktı.

 

Kapının ardında bir gölge vardı sanki, bir adım daha atacakmış gibi.Elif nefesini tuttu, her an kalbi duracakmış gibi hızla attı.

 

Geri çekilmek istedi ama ayakları sanki yere yapışmıştı.Bir an için gözlerini kapadı dua etmeyi denedi; dudakları titreyerek sessizce

 

"Allah'ım" dedi.

 

Ve tam o anda kapı aralandı.

İçeriye giren sadece karanlık değildi; geçmişin gölgesi de peşinden gelmiş gibiydi.

 

"Sen ..senin burda ne işin var"karşısında eski kumasını görmeyi asla beklemiyordu .

 

Karşısında eski kumasını görmeyi asla beklemiyordu.

 

Bir zamanlar bebeğinin beşiğine dokundu diye o beşiği sokağa attıran kadındı bu.

 

Sürgün edilirken, "hasta çocukla uğraşamam" diyerek hor gördüğü kadına çocuğunu bırakıp giden kuması...

 

Öfkeliydi kendine yapılanlar için değil her gece anne diye ağlayan çocuğu annen gelecek diye yalan söylemesine sebep olan kadına...

 

Elif'in boğazına bir yumru oturdu. Sözcükler dilinin ucuna gelip geri çekildi. O kadını yıllarca zihninde defalarca defnetmişti şimdi ise canlı, dimdik karşısındaydı.

 

Kadın başını eğmişti. Ne eski kibri vardı yüzünde ne de o buyurgan bakışlar. Ama Elif için değişen bir şey yoktu. İnsan bazı yaraları kapatsa da izi kalıyordu işte o iz tam şimdi sızlıyordu.

 

"Buraya gelmeye nasıl cesaret ettin"

diye fısıldadı Elif sesi titriyordu ama gözleri kararlıydı.

 

"Oğlumu görmeye geldim."

 

Sözler kapının eşiğinde asılı kaldı. Elif'in yüzü bir an dondu kalbinin tam ortasına soğuk bir taş bırakılmış gibiydi. O kelimeyi oğlum bu kadar rahat söylemesi yılların suskunluğunu bir anda parçaladı.

 

"Oğlun mu" dedi Elif sesi buz gibiydi.

 

"Senin ve sevgilin yüzünden ölümden dönen oğlun hani.Hasta diye yüzüne bile bakmadığın"

 

Kadının yüzü kireç gibi oldu. Dudakları aralandı ama ses çıkmadı. Elif'in bakışları merhamet aramıyordu yalnızca hatırlatıyordu.

 

Her şeye rağmen arsızlığını bırakmamıştı Sevda.

Gözlerindeki pişkinlik yüzüne yapışmış gibiydi.

 

"Ben onu göreceğim," dedi.

 

"Onun yeri annesinin yanı Nasıl olsa iyileşti."

 

Elif'in yüzünde en ufak bir kıpırtı olmadı. O söz, bardağı taşıran son damlaydı. İçindeki öfke artık sessiz değildi ağır ve soğuktu.

 

"Sırtımda taşıdım ben insanlar senin günahların yüzünden ona piç diyor sen hala neyin annesinden bahsediyorsun"

 

Sözler Sevda'nın yüzüne tokat gibi çarptı. Gözleri bir an büyüdü sonra hızla kaçtı. İlk kez bakışlarını Elif'inkinden kaçırıyordu.

 

"Ben o çocuğu" diye devam etti Elif

 

"senin adını ağzına almaya korkarak büyüttüm. Kimliğini soranlara sustum bakışlara göğüs gerdim dedikoduların önüne bedenimi koydum."

 

Sesi çatladı ama durmadı.

 

" Hepinizin ilk seçeneği ondan vazgeçmek oldu. Varisim diye yamacından ayırmayan Fikret ağa torunu olmadığını öğrenince ölümüne hükküm vermek istedi kanı olmadığı için"

 

Elif bir adım daha attı. Artık sesi titremiyordu titreyen şey, odanın içindeki havaydı.

 

"Kanı yok diye" dedi dişlerinin arasından.

 

"canını yok saydınız etinden kemiklerinden utandınız. Adını sildiniz nefesini yük bildiniz."

 

Sevda'nın omuzları çöktü. Elif ilk kez onda bir çatlak gördü ama acımadı. Çünkü o çatlak yıllar önce hasta bir çocuğun alnına konmayan bir elin bıraktığı boşluktu.

 

"Benim günlerim hastane koridorlarında geçti," diye devam etti Elif.

 

"Gece nöbetlerinde sabaha kadar ateş sayıklarken. Sen neredeydin Sevda Hangi aynanın karşısında kendine masum baktın"

 

Bir an sustu evdeki bebeklerin soluk soluğa nefesleri duyuldu. Hayat bütün bu kirli hesaplara rağmen içerde akmaya devam ediyordu.

 

"Şimdi kalkmış annesiyim diyorsun" dedi Elif dudaklarında acı bir tebessümle.

 

"Anne olmak kapıya dayanmaktır sanıyorsun. Oysa anne olmak herkes giderken kalır"

 

Sevda dişlerinin arasında

"Ben sürgün edildim keyfimden değil"

 

Elif bir anda bağırdı.

Sesi duvarlara çarpıp geri döndü.

 

"Neden ha"

 

Sevda irkildi.

 

"Çünkü sen oğlunun Mevlüdü okunurken kendi kocanın yatağında kuzenim dediğin aşığınla basıldığın için "

 

Sevdanın dudakları kıpırdadı ama inkâr bile edemedi. Gözlerindeki panik, yıllardır saklanan bir sırrın yakalanmış haliydi.

 

"El âlem o gün çocuğa dua ediyordu," diye devam etti Elif sesi şimdi daha alçak ama daha yakıcıydı.

 

"Sen günahını saklamaya yer arıyordun."

 

Tam o anda, odanın içinden ince ama kararlı bir ses yükseldi.

"Anne bu kim"

 

Elif'in kalbi yerinden sökülmüş gibi oldu. Başını çevirdiğinde onu gördü.

Kapının eşiğinde duruyordu.

 

Bir zamanlar yürüyemez denilen yaşaması bile mucize sayılan çocuk...

Kendi ayaklarının üzerinde dimdik.

Sevda'nın gözleri fal taşı gibi açıldı.

 

Nefesi kesildi.

Bir adım geri sendeledi.

 

"Y... yürüyor" diye fısıldadı, sesi boğazında düğümlendi.

 

Cevap vermek yerine kapıyı onun yüzüne kapatmayı seçmişti Elif.

Tahta, sert bir sesle kasaya çarptı.

 

O ses, yılların biriktirdiği her şeyi mühürler gibiydi. Sevda'nın nefesi itirazı adı hepsi kapının öte yanında kaldı.

 

Elif sırtını kapıya yasladı. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Ellerinin titremesini bastırmak ister gibi yumruklarını sıktı.

 

Dışarıda bir gölge vardı artık; içeri sızamayan, içerdekine

hükmedemeyen bir geçmiş.

Oğlu sessizce yanına geldi.

 

Elif dizlerinin üzerine çöktü, onu kollarının arasına aldı. Başını çocuğun saçlarına gömdü.

 

O saçların arasındaki izi hissetti; parmaklarıyla değil yüreğiyle dokundu.

 

"Geçti," dedi fısıltıyla.

 

"Artık geçti."

 

Çocuk annesinin omzuna yaslandı. Evdeki bebeklerin nefesi yeniden düzene girmişti.

 

Duvarlar hâlâ eskiydi acılar silinmemişti ama ev ayaktaydı. Çünkü içindeki anne ayaktaydı.

 

Elif gözlerini kapadı.

Kapının ardında kalan her şey karanlığa karıştı.

 

İçerde ise sadece bir hakikat kaldı:

Kanla değil kalmayla kazanılmış bir annelik.

 

 

 

 

─────✧❅✦❅✧──────❅

 

Ayşe uykunun en derin yerine sürüklenirken, kocasını sorgu muharebesine çekeceği o mühim sahneye bizzat şahit oluyordu.

 

Aziz Ağa, karşısındaki kadınla sarmaş dolaş oturmuş, kahkahalar savuruyordu geceye. Esmer tenli kadın, ellerini kocasından çekmiyor her temasında Ayşe'nin içi biraz daha sıkışıyordu.

 

Ayşe onlara doğru gitmek istedi.

Ama bir an durmak zorunda kaldı.

Adım atamıyordu. Yürümek ağırlaşmıştı. Ellerini kaldırdığında fark etti parmakları şişmişti, karnı yarım dünya olmuştu.

 

Yan odanın penceresine vuran yansımasını gördüğünde kendi hâlinden ürktü.

Saçları darmadağındı.

 

Üzerinde koca kadınların ağır elbiseleri vardı.

Şu an bir sıcak hava balonu gibiydi; şişkin, hantal ve yabancı...

 

Sonra gözlerini tekrar karşısındaki afete çevirdi.

Aziz yüzüne yaklaşmıştı. Nefesini hissedecek kadar yakındı. Dudakları tam dudaklarına değecekken Ayşe var gücüyle bağırdı.

 

"Azizzz!"

Öyle bir çığlıktı ki bu;

hayal âleminden kopup gerçekliğin sert yüzüne çarptı.

Ayşe bir anda uyandı.

İsmi hâlâ dudaklarında titrerken kalbi göğsünü yumrukluyordu.

 

Aziz uykunun en derin yerindeydi top patlarsa uyanmayacak moddaydı ama karısının kıskançlığı kıyamet alametiydi.

 

Kocasının yanında huzurla uyuduğunu görünce

Daha çok sinirlemişti.

 

"Tabi boynuzu taktın camış gibi yatarsın benamûs"

 

Ayşe hiç düşünmeden elini kaldırdı.

ŞAAAK!

 

Aziz yüzünde ki yanma hissiyle sıçramış panikle etrafa bakınmaya başlamış taruza geçmişti.

 

" Bebek mi geliyor birşey mi aşerdim Limon limon ağacı nerde itfaiye evet evet itfaiyeyi arıycam"

 

Onun sersem gibi sıraladığı ihtimalle daha çok sinirlenmiş bu sefer öfkeyle kocasını yataktan atmıştı Ayşe..

 

Ayşe öfkeden deliye dönmüştü artık.

Yatakta ne bulduysa Aziz'in yüzüne fırlatmaya başladı.

Önce yastık...

Sonra yorganın ucu...

Ardından gece başucunda duran tişört.

 

"Al bunu da rüyadaki sevgiline götür" diye bağırıyordu.

Aziz yerde cenin pozisyonuna geçmişti. Yastık her yüzüne çarptığında ayrı bir savunma geliştiriyordu.

"Vallahi ben uyuyordum lan ne oluyor "

 

"Allah belanı versin" diye haykırdı Ayşe.

"Utanmadın mı beni aldatmaya beni , Beni Ayşe'ni tühh yazıklar olsun sana"

 

Aziz yerden doğrulmaya bile cesaret edemeden, korkudan direk savunmaya geçti.

Ellerini havaya kaldırdı sesi titriyordu:

 

"Ne yaptım, vallahi masumum

Aziz Gül'ün suçu dinime imanıma"

 

Ayşe bir an durdu sonra gözlerini kısıp üstüne yürüdü.

 

"Demek Gül 'dü kızın adı o Gül'ün dikeni götüne batsın emi" dedi sakin ama ölümcül bir tonla.

 

Aziz yutkundu.

 

"Dil sürçmesi tamamen bilinçaltı ben aslında sen diyordum."

 

Ayşe Bihter modundan Ferhunde moduna geçti yatakta bir adım daha yaklaştı.Gözleri kısılmış, sesi alçalmıştı ama bu, fırtına öncesi sessizlikti.

 

"O kadın kimdi" dedi.

 

Aziz şaşkınlıkla kaşlarını çattı.

 

"Hangi kadın ulan?" dedi hâlâ tokadın şokunu atlatamamış hâlde.

 

Ayşe işaret parmağını ona sallayıp çattık kaşlarıyla:

 

"Gördüm rüyamda" diye patladı.

 

"Öpüyordu seni Hem de öyle masum masum değil Dudak dudağa Esmerdi, İncecikti, Ellerini boynuna dolamıştı"

 

Aziz birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

sırtı halıya yapışmış hâlde...

Gözlerini kırpmadan Ayşe'ye baktı.

 

Bir saniye...

 

İki saniye...

Sonra yavaşça başını yana eğdi.

 

"Yani" dedi temkinli bir sesle

 

"Ben şimdi..."

Bir an durdu, kelimeleri tarttı.

Hayatta kalma içgüdüsüyle devam etti:

 

"Bir rüya için mi yedim ben bunları"

 

Aziz ellerini iki yana açtı.

 

"İyi de Ayşe, rüyayı gören sensin, dayağı yiyen benim"

 

Ayşe bir adım daha yaklaştı.

 

"Demek suçu bana atıyorsun kalkıp kendi kendimi mi döveyim "

 

Aziz hızla geri vitese aldı.

 

"Yok yok Estağfurullah

Ben sadece kaderime isyan ediyorum."

 

Ayşe bir adım daha yaklaştı.

"Ben seni rüyamda başka kadını öpmek üzereydin"

 

Aziz rahatlamış gibi derin nefes aldı içinden söylediğini sandığını sözleri maalesef dıştan söylemenin hatasına düşmüştü.

 

"Allah'tan öpmemişim öpsem Azraile cehneme çift kişilik bileti imzalamıştım"

 

Aziz söylediğini fark ettiği an dondu kaldı.

 

Söz,ağzından çıkmış geri dönüşü olmayan bir uçurumdan yuvarlanmıştı sanki.

 

Ayşe'nin gözlerindeki parıltı değişti. Öfke yerini daha tehlikeli bir şeye bıraktı soğuk bir dikkat.

 

Aziz bunu sezdiVe hayatta kalmak için yavaşladı.Ellerini indirip acele etmeden doğruldu.

Üzerindeki yorganı düzeltti, sesini bilerek alçalttı.Şakayı bırakan, ciddiyete bürünen bir adam vardı şimdi karşısında.

 

"Bak Ayşe..." dedi usulca.

"Eğer gerçekten biri olsaydı...

Ben şimdi burada nefes alıyor olmazdım muhtemelen döşümü delik deşik ederdin

"

Kocası haklıydı silah olarak kullanacağı herşeyi onun kafasına atmıştı.

 

Sadece bakıyordu.

O bakış, Aziz'i dizlerinden vuruyordu.

Aziz bir adım attı, durdu.

Bir adım daha...

 

Sanki yanlış bir hareketinde idam edilecekti.

"Rüya bu" dedi.

 

"İnsan rüyada kendini bile tanıyamaz.

Bilinçaltı denen şey var ya Onun içinde sen varsın, korkuların var, hamileliğin var, gecenin ağırlığıvar"

 

Ayşe'nin kaşları istemsizce çatıldı.

Öfke hâlâ vardı ama sarsılmaya başlamıştı.

 

Aziz devam etti:

 

"Benim elim kolum bağlıydı rüyanda çünkü o ben değildim eğer ben olsaydı"

Kısa bir duraksama yaptı.

 

"sana bakarken başka bir yüz görmezdim."

 

Ayşe'nin eli yavaşça indi.

Parmakları hâlâ titriyordu.

 

"Esmerdi," dedi Ayşe bakışlarını kaçırıp kısık sesle.

 

"Esmerdi," dedi yine homurdanarak.

Sonra karnına baktıp iç çekti dört çocukla ortada kalmış kadınlar gibi.

 

"Ben artık şiştim Aziz. Balon gibiyim. Yuvarlanarak yürüyorum. Sen rüyanda bile fit kadınlarla takılıyorsun."

 

Aziz bir an durdu.

Sonra yerde, hâlâ yarı cenin pozisyonundayken kaşlarını kaldırdı.

 

"Estağfurullah" dedi ciddiyetle.

 

"Ben rüyada bile senden başkasını tanımam."

Ayşe ters ters baktı.

 

"Az önce tanıyordun ama."

 

Aziz ağa oflayıp en son çareye baş vurdu konuyu değiştirmek için

 

" Güzelim rüya işte adı üstünde"dedi yumuşak bir sesle fırtınanın tam dinmediğini sezdi.

 

Ve hayatta kalma içgüdüsü devreye girdi.

 

"Ben akşam sana pazardan limon aldım böyle sulu ,sulu ekşi dalından"

 

Başını sallayıp devam etmişti sözlerine hadi bu sefer frenkasları değiştireceksin Aziz dedi içinden:

 

Ayşe'nin gözleri bir an gerçekten parladı.

Aziz'i değil...Anlattığı o limonları görüyordu sanki.

 

Dişleri istemsizce birbirine vurdu.

Ağzı sulandı.

Burnunu çekti.

 

"Nasıl limon" dedi, farkında olmadan.

 

"Sulu mu dedin?"

 

Aziz bunu yakaladı.

Hayatta kalma içgüdüsü sevinçle çığlık attı.

 

"Dalından" dedi hemen.

 

"Böyle kabuğu ince Kestik mi masaya suyu akar.Hani sen seviyorsun ya ekşiden gözlerin kapanıyor."

 

Ayşe'nin kaşları yavaş yavaş indi.

Öfke yerini başka bir şeye bıraktı.

Canı çekmeye.

 

"Yalan söyleme" dedi ama sesi eski sertliğinde ama isyan barındırıyordu.

 

"Geçen hafta portakal almıştın benamûs herif gebeyim ben gebe."

 

Karısı o kadar çok limon yiyorduki artık limon eve almayı yasaklamıştı.

 

Aziz panikle başını salladı.

"Valla aldım" dedi.

 

"Bak yemin ederim aldım."

Ayşe kaşlarını çattı doğruldu.

 

"E aldıns hani nerde"

 

Aziz bir an düşündü sonra işaret parmağını havaya kaldırdı.

 

"Balkonda eski kirli sepet var ya onun içinde.

 

Ayşe'nin gözleri parladı.

Bir saniye bile düşünmeden yataktan fırladı.

 

"Dur!" diyecek vakit yoktu.

Aziz ancak arkasından bakabildi.

Ayşe pijamasıyla balkona doğru koşarak gidiyordu.

 

Kapı kapanır kapanmaz Aziz yere çöktü.Ellerini göğe açtı dudakları kımıldadı.

 

"Ya Rabbi şükürler olsun.Bu vakayı da sorunsuz atlattık."

 

İçeriden Ayşe'nin sesi geldi:

"Allah belanı Aziz versin bozulmuş bunlar!"

 

Aziz kapıya bakarken yatağın kenarına çöktü.

Kendi kendine homurdanarak mırıldandı:

 

" Sen şimdi yedin naneyi'

 

─────✧❅✦❅✧──────❅

 

 

 

Bahçede hafif bir rüzgâr dolaşıyordu. Dut ağacının dallarından kuş sesleri düşüyordu toprağa. Ayşe masanın üzerindeki küçük tahta parçalarına baktı lakin hiçbir anlam veremedi.

 

Aziz’in

 

“Seninle çok önemli bir işim var”

 

deyişi hâlâ kulaklarındaydı önemli dediği şey gerçekten bunlar mıydı.

 

Bahçe kapısının gıçırtısıyla bakışlarını oraya çevirdi elinde küçük birkaç poşet ve tamir çantasıyla bahçeye giren kocasını gördüğünde:

 

“Allah aşkına yüreğim,” ded afif bir sitemle: “önemli dediğin iş bu tahta parçaları mıydı?”

 

Karısının sözleri dudaklarının kıvrılmasına sebep olurken elindekinleri masaya bırakıp sevdiği kadını çekip kollarına aldı.

" Senin sitemine ölsün Aziz kızma kadın hem sen değilmiydin sıkıldım diyen "

 

  

Ayşe, kollarının arasından başını hafifçe kaldırdı. Kaşlarını çattı ama gözlerindeki gülüşü saklayamadı.

 

"Yoksa eskiden olduğu gibi oyun mu oynayacaksın benimle"

 

Ayşe'nin en iyi oyun arkadaşı kocasıydı onunla büyümüş onunla çocuk olmuştu annesinin hoyratça çektiği saçları Aziz ağa öperek iyileştirmişti...

 

Herkesin çekindiği adam karısıyla saklanbaç oynayacak kadar çok değer vermiyordu...

 

Karısı ay başı olacağı günlerde canının yanacağı ihtimali için gözyaşı döken bir adamdı...

 

"Kadın sen iste ben seni omuzuma alıp tüm mahalleye gezerim"

 

Bir gün Aziz ağa karısıyla çarşıda gezerken karısının bir babanın kızını omuzuna alıp gezdirdiğine tokalar aldığına imrenerek baktığına şahit olmuştu.

 

Ve ertesi aynı gün ona belli ettirmeden aynı tokaları almış Karısını üzüm bahçelerinin arasına getirmiş onu Omuzuna alıp tüm bahçede gezmiş elleriyle topladığı üzümleri yedirmişti.

 

Ve kadın da biliyordu yüreği onun için herşeyi yapardı utanmadan ,kırmadan.

 

"Yaparsın Yüreğim sen kırlangıç'ın için Mezopotamyayı eğdirmiş adamsın"

 

Baş uçlarında öten kırlangıç ile ikisinin bakışları oraya çevirmişti.

 

Ayşe heyecan ile ağacın dalında ki kırlangıçların kanat çırpınışlarını seyrederken Aziz ağa arkadan beline sarılmış çenesini karısının omuzuna koymuştu.

 

"Mevsim yine sen kadın yuva bulmaya değil artık yuva yapmaya varmısın"

 

Şimdi parçaları birleştirmişti kadın o küçük tahta parçaları kocasının mutluluğu:

 

"Yoksa o tahta parçaları"

 

Aziz ağa sevdiği kadının kulağının yakınına bir yerelere dudaklarını bastırıp mırıldandı.

 

"Evet kadın onlarında evi olmasın mı evladımız kuş cıvıldılarıyla açsın gözünü her kanat çırpınışında gökyüne kaybolsun kuşların rotası kırlangıçın kalbi olsun"

 

Ayşe sözlerin ağırlığını bir anlığına nefesinde taşıdı. Göğsünün ortasında usulca büyüyen o sıcaklık gözlerini nemlendirdi. Aziz Ağa’nın kollarında değil de sanki bütün bahçenin ortasınd rüzgârın ve kuş seslerinin kalbinde duruyordu.

 

“Sen” dedi kısık bir sesle:

 

“insanın kalbine ev yapıyorsun önce.”

 

Aziz Ağa güldü öyle yüksekten değil toprağı ürkütmeyecek kırlangıçları kaçırmayacak bir gülüştü bu.

 

Ellerini masadaki tahta parçalarına uzattı birini aldı diğerinin yanına yerleştirdi.

 

Parmakları sertti ama dokunuşu ustalıklaydı aylardır okul inşaatında çalıştığı için eli ehlileşmişti bir yadan tahtaları şekillendirirken diğer yandan sevdiğiyle sohbete koyuldu:

 

“Ev dediğin” dedi.

 

“önce bir niyettir kadın sonra sabır bir de içine konan sevda.”

 

Ayşe yanına çömeldi. Eteği toprağa değdi, dizleri çiğ oldu ama aldırmadı. Tahtaların birleştikçe bir yuvaya dönüşmesini izledi.

 

Her parçada Aziz’in sessizliği her çivide onun koruyucu hâli vardı. Bir yuvanın içine sadece kuşlar değil, geçmişleri de sığacaktı sanki.

 

“Çivi çakmayı becerebilir miyim”

 

diye sordu Ayşe çocukça bir hevesle.

Aziz Ağa çekici uzattı.

 

“Beceremezsen de olur” dedi “Yanında durman yeter”

 

Ayşe’nin o hevesli sesi bahçede asılı kaldı Aziz Ağa bir an durdu çekici uzatacakken eli havada kaldı kaşları hafifçe çatıldı. Ayşe’nin parmaklarına sonra çivinin sivri ucuna baktı.

 

“Yok,” dedi yavaş ama net bir sesle.

 

“Olmaz kadın… ya parmağına gelirse”

 

Ayşe dudaklarını büzüp sustu. Hevesi, söylediği cümlenin ucunda yarım kalmıştı Gözleri bir an çekicide asılı kaldı sonra sessizce ellerini eteğine indirdi.

 

“Peki ” dedi, bildiği sakinlikle. Ama sesi içindeki kırıntıyı ele veriyordu.

 

Aziz Ağa bunu duydu. Daha doğrusu hissetti.Karısının çenesini iki parmağıyla tutup yavaşça kaldırdı.

 

Ayşe’nin gözlerine baktı o tanıdık bakışa kırılmamak için direnen o bakışa.

 

“Güzelim,” dedi alçak bir sesle, “senin canın yanarsa ben ne yaparım”

 

Ayşe bir şey demedi. Sadece baktı.

Ama Aziz Ağa o bakışın içinde hâlâ durmadan çırpınan hevesi gördü.

 

Onun yapmak istemesini…

 

Bir ucundan tutma arzusunu…

 

Derin bir nefes aldı. Sonra elini çekice uzattı. Bu kez uzatırken tereddüt etmedi çekici Ayşe’nin avucuna bıraktı.

 

  

Öteki eliyle çiviyi aldı tahtaya yerleştirdi.

Çakmaktan vazgeçeçeken Aziz ağa "hadi bakalım terlik atmak kadar ustamısın çivi çakmakta"

 

Ayşe çekici bir kez daha kaldırdı.

Bu kez daha kararlıydı kolundaki tereddüt yerini heyecana bırakmıştı.

 

Çekiç indiği anda metalin sesiyle birlikte Aziz Ağa’nın parmağına da değdi.

 

Canı yandı.

 

Öyle böyle değil ama yüzü kıpırdamadı.

 

Sadece çenesindeki kas bir anlığına gerildi.Gözlerini Ayşe’den ayırmadı.

 

“Devam et” dedi hemen sesi aynı tonda.

 

“Güzel gidiyorsun.”

 

Ayşe hiçbir şey fark etmedi.

Sadece çivinin biraz daha yerine oturduğunu gördü.

 

Bir kez daha vurdu.

 

Aziz Ağa bu kez nefesini tuttu ama yine de belli etmedi.Canını dişlerinin arasına almıştı sanki.

 

“Bak” dedi Ayşe sevinçle

 

“Oluyor yüreğim!”

Aziz Ağa gülümsedi.

Acının içinden süzülen, kimsenin bilmediği bir gülümsemeydi bu.

Çiviyi tutan eli titremesin diye ötekini masaya dayadı.

“Olur,” dedi yine,

“Sen isteyinc

e olur.”

Ayşe son vuruşu yaptı.

Çivi tamamen yerini buldu.

Çekici indirdiğinde Ayşe’nin yüzündeki o gurur,

Aziz Ağa’nın canından daha ağır bastı.

Elini yavaşça çekti, parmağındaki sızıyı avucunun içinde sakladı.

Ayşe ona döndü.

 

“Ben yaptımVe işte o an

Aşk büyük sözlerde değil

 

Birinin canını saklayıp ötekini incitmemesinde duruyordu.

 

Biri vururken diğeri acıyı sessizce tutuyor

İkisi de aynı yuvayı tamamlıyordu.

Bahçede bir kırlangıç daha kondu dallara.

Yuvalarını yapmışlardı.

 

Tahtadan değil sadece…

 

Birbirlerinin kalbinde.

 

......

 

Bölüm : 10.02.2026 23:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...