
Selâm canlar.
Bu bölümde. 🔞kısım olacak.
Rahatsız olacaklar ve yaşı uygun olmayanlar okumasın lütfen.
🌊🌊🌊
Üzerimdeki ağırlık hissi ile uyandığımda ilk gördüğüm ahşap tavan ve kitaplık ile yerimde doğrultup etrafıma bakındım. Büyük bir yatak büyük bir pencere...
Ne oluyor? Neredeyim, diye düşünürken güncelleme yapan beyninle hatırladım nerede olduğumu. Demir ile birlikte onun evine gelmiştik. Önce dizlerimin üzerine oturdum. Ardından yine dizlerimin üzerinde büyük cama doğru ilerleyip perdeyi yana çektim. Dışarda hâlâ kar yağıyordu.
Sonunda mahsur kalmasak bari.
Derken aklıma geldi. Bı dakika ben burada uyuduysam Demir nerede uyudu. Yoksa koltukta mı? Hızla yatağın üzerinden geçip indim. Yerde gördüğüm kışlık tetkikleri ayağıma geçirip merdivene doğru gelerek korkuluktan tutup aşağıya baktım.
Tahmin ettiğim gibi alt bölümdeki koltukta üzerinde bir battaniye ile uyuyordu. Yavaş adımlarla aşağıya indim sessiz olmaya çalışarak. Burnuma yanık odun ve ateş kokusu gelirken hoşuma gitti bu koku. Şömine hâlâ yanıyordu çünkü.
Yanındaki büyük odunlar azalmıştı. Demek ki Demir sabaha kadar ateşi canlı tutmuştu. O yüzden ev böyle sıcaktı. Isının devamı için odunların yanına gelip iki kalın odun alarak alevlerin arasına koydum. Kuru odunlar anında yanmaya başladı.

Yerimde doğrulup Demir'e baktım. Hâlâ uyuyordu. Sessizce diğer tarafa döndüm. Banyo neredeydi acaba. Diyerek ilerledim. Küçük koridorda durup sağımdaki ve solumdaki iki kapıya baktım. Şansımı sağ taraftaki ile denedim. Ve bingo banyo burasıydı.
İçeriye girip rutin işlerimi hallettikten sonra elimi yüzümü yıkayıp güzelce kurulanıp çıktım.
Mutfak bölümüne doğru ilerlerken bir kez daha baktım Demir'e. Uyumaya devam ediyordu. Dün akşamdan kalan çayı döküp yeniden çay suyu koydum çaycıya. O ısınırken dolaba yürüdüm. Dün aldığımız kahvaltılıkları bir bir çıkarıp tezgahın üzerine bıraktım. Kahvaltı tabağı varmıydı acaba. Üst dolabın kapağını açıp göz gezdirdim.
Evet. Vardı. Küçük tabaklarıda alıp tezgaha bıraktım. Sonra kaynayan su ile çayı demledim.
Peynir, zeytin, bal, tereyağ hepsini küçük tapaklara koydum.
" Mutfağa çok yakışıyorsun."
Kulağımın dibinde duyduğum ses yüzünden korkuyla bir çığlık atarak gerilerken neredeyse düşecektim. Ama Demir yakaladı belimden.
" Napıyorsun?
Böyle sessiz gelinir mi ödüm patladı."
Dedim yerimde doğrularak.
" Özür dilerim korkutmak istememiştim."
" Hayaletmisin, uçarak mı geldin? Hiç duymadım."
" Hayır yürüyerek geldim."
Tezgaha dönüp işime devam ederken çenesini getirip omuzuma koydu.
"Imm...
Çay çok güzel kokuyor. Elinin değdiği belli oluyor. "
Derken kollarını belime doladı.
" Ama ben bununla doymam."
" Omlet de yapacağım."
" Yine de doymam."
" Yok artık beni de ye o zaman."
Dediğim lafın nereye gittiğini Demir'in nefesini tenimde hissettiğimde anladım. Sonra dudaklarını hissettim tenime dokunan. Yutkunarak ve yavaşça kollarının arasından çıkarken salak! Dedim kendi kendime.
" Sen bunları tepsiyle şöminenin oradaki sehbaya götür, ben de ellerimi yıkayıp geliyorum. Sana süper bir kuymak yapacağım."
" Kuymak mı?"
" Evet."
" Kahvaltı da?"
" Evet. Hem sende öğrenirsin."
Derken banyoya doğru gidiyordu. Oysa ne yemeye ne öğrenmeye niyetin vardı.
Tezgah üzerindeki kahvaltılıkları, dolaptan aldığım bardakları, çatal ve kaşıkları tepsiye alıp şöminenin önündeki sehbaya götürüp bıraktım.
Geri döndüğümde Demir ellerini yıkamış tezgahın önündeydi. Önce dolaptan bakır bir tava çıkardı. Ardından tezgahın üzerindeki tereyağı yanına aldı. Erzak dolabının içinden küçük bir paket un çıkarttıktan sonra buzdolabından da peyniri alıp döndü. Önce peyniri küçük küpler hâlinde doğrayıp hazır etti. Ardından tavayı ateşe koydu. Çekmeceden aldığı tahta kaşıkla kocaman bir parça tereyağını tavaya bıraktığında ağzım açık izliyordum.
" O kadar yağ damarını tıkayıp insanı öldürür. Sen kuymak yapmayı bildiğinden emin misin?"
" Birincisi tereyağ damar tıkamaz. İkincisi çok güzel kuymak yaparım sen de beğeneceksin. Hatta yerken parmaklarını yiyeceksin."
" Bence sen kendine göre yap ben içinde bu kadar yağ olan hiçbir şeyi yiyemem. Benim için omlet yeterli. Tabi az yağlı."
Bana bir bakış attıktan sonra önündeki un paketini açtı.
" Mısır unu mu o?"
Bilmiş bilmiş,
" Kuymak mısır unuyla yapılır."
Derken bir yandan da unu tavaya koyuyordu.
" Ben sadece balık kızartırken kullanırım mısır ununu."
Bana bir bakış daha atıp tavandaki unu yağ ile kavurmaya başladı.
" Elinede yakışıyor ha!"
Dedim takılmak için.
" Silahta tutarım kepçede diyorsun."
Sonra gülmeye başladım. Kendi esprisine gülen ben... Kavrulan una azar azar su ilave ederken ben hâlen dikkatle izliyordum.
" Tereyağlı hamura benzedi bu."
Beni umursamadı tabi. Bir yandan karıştırmaya devam ederken diğer yandan peynirleri içine boşalttı. Hızlı ve dikkatli şekilde karıştırmaya devam etti. Bir süre sonra peynirler ısıdan eriyip un ve tereyağının içinde eriyerek harmanlandı. Ağır tereyağı kokusu ile kavrulmuş un kokusu el ele verip bütün evi sarmıştı.
" Birazdan hazır olacak."
" İşin bittiyse sen tavanı al bende omletimi yapayım."
" Omlet mi ciddi olamazsın.
Kuymak varken omlet mi yenir?"
" Neden olmasın. Hadi al tavanı diğerlerinin yanına götür ben de 2 yumurta kırıp geliyorum."
Yüzünü asarak tavayı ve ekmeklikten ekmeği alıp şöminenin yanına giderken arkasından bakakaldım.
" O şeyi ekmekle mi yiyeceksin?"
" Kuymak ekmekle yenir."
" Desene kuymak demek ekmeğin içine ekmek koymak demek."
"Abarma Ada."
Başka bir tava çıkarıp çay kaşığı ölçüsünde tereyağını ısırarak iki yumurta kırdım. Ala çiğ pişirdikten sonra ocağın kapatıp tavayı alarak şöminenin önüne geldim. Sehba üzerine bırakırken Demirde çay kupalarını doldurup geldi.
Berjerleri birbirine çevirip sehpayı ortamıza aldık. Kupayı elime alıp bir yudum içtikten sonra çatalı alıp omlet girişecekken bir anda bir banak kuymak burnumun ucunda belirdi.
" Aç ağzını."
Bir ekmekten sarkan hamur yığını gibi görünen şeye bir Demir'e baktım.
" Sağol ben omletten gideceğim. Sana afiyet olsun." Diyerek elini iterken,
" İlk kez biri için birşey pişirdim."
Gözlerindeki hevesi görünce pes ettim.
" Tamam. Ama bir lokma. Başka yiyemem."
Elindeki ekmek parçasını almama izin vermedi.
" Aç ağzını."
Mecbur açtım. Parmak uçları ile tuttuğu lokmayı ağzıma bıraktı.
Çiğnerken gözleri gözlerimde ne diyeceğimi bekliyordu.
" Nasıl?"
Ağzımın içinde çoğaldığını hissettiğim lokmayı zar zor çiğneyip yuttuktan sonra,
" Tereyağını kaşıklamış gibi hissettim." Diyiverdim.
" Eline sağlık, ama ben başka yiyemem. Sana afiyet olsun."
" Gerçekten seninle işimiz var. Ben anlamam. İlerde senin elinden yemek isterim. Yemesende yapmayı öğren bari."
" İlerde?"
Böldüğü ekmeklerle kuymağa bodoslama dalarken,
" İlerde işte." Dedi.
Ne diyor anlamaya çalışırken,
" Hadi." Dedi.
" Kahvaltını yap sonra antibiyotiğini içeceksin ve pansumanını yapacağım."
Yeniden önümdeki omlete dönüp çatallamaya başlarken bir yandanda peynir zeytin attım ağzıma. Yerken,
" Kendim halledebilirim." Dedim.
" Kendin halletmeyeceksin.
Ben halledeceğim."
Buna da sustum. Bir kaç lokmadan sonra yemeye devam ederken bir yandan evin içinde dolaştırdım gözlerimi. Her köşesi başka bir ayrıntıydı.
" Bu evi yaptırmak nereden geldi aklına. Çok güzel..."
Ağzına deptiği kuymaklı ekmeği yerken etrafta gezdi gözleri benim gibi. Sonra da yutup konuştu.
" Evde o kadar çok bunalıyordumki kaçacak bir yerim olsun istedim."
Bir yandan yemeye devam ederken bir yandan düşündüm. Zenginlik böyle birşey işte Ada. Dedim kendi kendime. Paran olursa bir dağ evi, bir bağ evi, bir de şehirde dubleksin oluyor.
" Ne zaman istersen geliriz."
Diyen Demir'e döndüm yine. Son parça ekmekle tavanın dibini kalaylıyordu. O kuymak denen şeyin hepsini bitirmişti.
" Kış aylarında soğuk olsa da yaz aylarında gayet güzel oluyor. "
Diye ekledi çayını alıp arkasına yaslanarak.
" Seni yaz ayında da getiririm. Dışarda mangal keyfi de yaparız."
Ciddi ciddi ikimizin üzerinden yapıyordu gelecek planlarını. Bardağından büyük bir yudum aldı.
" Bitirdin mi? "
" Evet."
Bardağı sehbaya bıraktı. Ayağa kalkıp kapının yanında duran sağlık çantasını getirerek büyük beyaz koltuğun önündeki orta sehbanın üzerine yatırdı. İçini açıp kullandığım antibiyotiği alıp geldi. Tableti çıkarıp bana uzattı.
" İç sonra da koltuğa gel pansumanı yapalım."
Dedikten sonra şömineye iki kütük daha atıp,
" Ellerimi yıkayıp geliyorum."
Diyerek banyo tarafına doğru yürüdü. Tableti ağzıma bırakıp kupada kalan son yudum çay ile yuttum. Sonra yerimden kalkıp, gelen Demir ile birlikte koltuğa geçtim. Demir sehpayı koltuğa yaklaştırıp açık olan çantadan pamuk ve baticonu çıkarıp hazırlarken bende üzerimdeki kazağı çıkardım. İşin kötü tarafı içimde atlet yoktu bu kez. Demir'in karşısında yarı çıplak utana sıkıla dururken Demir'in gözleri açıkta kalan tenimde geziyordu.
" Öyle bakacaksan ver ben yapayım."
Dedim sıkıntılı. Yavaşça uzanıp bandajı çıkarırken ben sadece önüme bakıyordum. Tamam. Önceki zamanlara göre daha fazla yakınlaşmıştık hatta. Derken o sahneyi yeniden yaşayınca ateş bastı bir anda. Evet öpüşmüştükte ama o zaman giyiniktim. Böyle çizgi üstü oluyordu. Ben çaktırmadan derin bir nefes vermeye çalışırken yavaşça bandajı çıkardı önce. Ardından elindeki pamukla baticonu sürmeye başladı. Bu sırada yaraya çevirdim gözlerimi. Daha iyiydi. Demir pansumana devam edip, az sonra işi bitince yarayı yeniden bandaj yapıp kapattı.
" Tamam bitti."
Dedi bana bakarken. Evet bitmişti ama ne o, ne de ben kıpırdayamıyorduk. Demir'in mavileri yeşillerimin arasında gidip geliyor o bakışları yüzünden ben kaskatı kesilmiş hipnoz olmuştum sanki. Sonunda kıpırdayıp pamuğu sehbaya bırakarak elini bana doğru uzattı. Ne yapıyor diye bakarken yüzüme dayadığı avucunun içi sıcacıktı. Baş parmağı elmacık kemiğim üzerinde hareket ederken daha da yaklaştı. Yine hızlandı nefesim. Yine körük gibi inip kalkmaya başladı göğüs kafesim. Heyecan değildi bu. Şuan hissettiğim başka bir duyguydu. Yaklaştı yaklaştı, dudakları yeniden dudaklarımı buldu. Nazikce ve uzuuun bir öpüşle öperken gözlerim kendiliğinden kapandı. Allah'ım. Dedim içimden. Ne yapıyorum ben?
🔞🔞🔞
Rahatsız olacaklar ve yaşı uygun olmayanlar okumasın lütfen.
Demir yavaş hareketlerle öpmeye devam ederken inlemelememe engel olamadım. Dudakları yakıp kavuruyordu. Bir anda kollarımın altından tutup kendine çekince Demir'in kucağında yatar hâlde buldum kendimi. Düşmemek için kaslı koluna yapışmıştım. Elleri sırtımda yeniden öpmeye başladığında bu kez daha hırçındı. Acıta acıta öpen dudakları dudaklarımdan sonra boynuma doğru kayarken başımı geriye bıraktım. İçim çekiliyordu. Şuan ne yaptığımın farkındaydım ama kendime engel olamıyordum. Bu haz rehin almıştı hem bedenimi hem de zihnimi.
Demir'in beni kendimden geçiren ateş gibi dudakları boynuma, oradanda aşağıya doğru inmeye başladı. Bunu yaparken geçtiği her noktada diliyle ıslak izler bırakıyordu.
Nihayet göğüs olduğuma dayadı burnunu. Derin bir nefes çekti. Dünyadaki en güzel koku. Derken tenime değen dudakları bir mühür bastı sanki aynı noktama.
Ardından dili çamaşırımdan taşan göğüslerimin üzerinde dolaşmaya başladı sırayla. Nefesim iyice yoldan çıkmıştı. Demir arada öpüyor, arada dişlerini geçiriyordu. Neydi hem canımı yakan hem haz veren bu duygu. Hissettiğim bu haz yüzünden bütün kadınlık hormonlarım harekete geçmiş kasıklarımdaki sızlama acıya dönüşmüştü. Dişlerimi sıkarken aynı anda Demir'in elini hissettim pantolonumun üzerinden en hassas noktamda.. Eli arsızca hareket ederken yeniden dudaklarıma döndü. Yeniden öpmeye başladığında büyük eli göbeğimin üzerinde tenimi okşuyordu şimdi. Birden pantolonumun düğmesini açtı. Anında elini tuttum.
" Demir..."
Dedim dudakları arasında zor çıkan sesimle. Geri çekildi.
" Şşiiştt...
Sakin ol. Sadece rahatla istiyorum. İleri gitmeyeceğim.
Söz veriyorum."
Ne yapacağımı bilemedim. Sanki bir uçurum kenarındaydım. Atlasam öleceğim beklesem öleceğim bir uçurumun kenarı... Kulağıma doğru fısıldadı.
" Böyle bırakırsam canın yanar. İzin ver. Söz veriyorum ileri gitmeyeceğim. Benim olman için daha var."
Uyuşuk beynim yüzünden doğru düzgün düşünemiyordum. Buradan geri nasıl dönülür onu da bilmiyordum. Ellerimi yavaşca çeksemde utancımdan yüzüne bakamayıp gözlerimi kapattım. Kasıklarımın üzerindeki sıcak eli önce fermuarı açtı. Sonra bacağımı aşağı itip yavaşca pantolonumdan içeriye doğru ilerlerken deli gibi atan kalbimin sesi kulaklarımda nefesim sanki saatlerdir koşuyormuşcasına hızlanmıştı.
Sonunda en hassas noktamda hissettiğim parmağı ile aniden ve derin bir nefes çekerken geriye esnedim. Parmak uçları bir süre aynı noktamda oyalanırken kulağıma doğru eğilip Hmm! Dedi.
" Çok sıcaksın Ada. Ve... Islak.."
Şuan utançtan ölebilirdim. Dudaklarıma kapandı yeniden. Deli gibi öperken parmak hareketlerini hızlandırdı. İstemsiz şekilde sesler çıkarırken koluna yapıştım. Geri çekildi. Araladığım yaş dolu gözlerim karşımda beni izleyen ve hâlimden haince zevk alan Demir'i buldu. Parmakları daha da hızlanırken tekrar öpmeye başladığında ruhum bedenimden bin parça olarak ayrılıyordu sanki. Sonunda kocaman bir aahhh! Çıktı dudaklarımdan, Demir'in dudakları arasında kayboldu. Dudaklarımdan ayrılıp yeniden kulağıma doğru eğildi. Ben arka arkaya hızlı nefesler alıp verirken yeniden fısıldadı.
" İlkti değil mi?"
Dilim damağım kurumuş konuşacak hâlde değildim. Müthiş bir zevk yaşamıştım. Ama böyle arsızca soruşuna da kızmıştım. Elimle iterken, hafiften kaldırıp sarıldı.
" Sana bütün ilklerini ben yaşatacağım."
Ayağa kalkarken dağılmış bedenimi de kaldırdı kucağına. Merdivenlere gelip üst kata çıkarken beynimin içindeki karıncalanma ve kulaklarımdaki tıkanıklık geçmeye başlıyordu. İlk kez hissettiğim duygu... Hoşuma gitmişti. Lâkin yeterli değildi. Dahasına diktim gözlerimi. Az önceden sonra ar damarım yırtılmıştı galiba.
Beni yatağa yatırıp doğruldu. Yattığım yerden yüzünü izlerken üzerimi örtmek için yorgana uzanmıştı ki gerisin geri ayağa kalktım. Tam önünde durup gözlerine bakarken yarı çıplak bedenimi bedenine yasladım. Ona temas etmek bile yeniden harekete geçirmeye yetmişti kadınlık hormonlarımı.
Mavileri sırayla harelerimi dolaşırken elimi kaldırıp göğsü üzerine dayadım. Aşağı yukarı hareket ettirirken gözleri bir elime bir gözlerime gidip geldi. Niyetin ne? Der gibi bakınca elimi aşağıya doğru kaydırıp kazağının altında içeriye soktum. Elime ilk gelen sert baklava kasları ile derin bir nefes çekerken diğer elimide aynı şekilde içeriye soktum. Bu kez daha yukarılara doğru ilerledim. Gerçek olamayacak kadar kusursuzdu bu adamın vücudu. Her bir parmağımı ayrı hareket ettirip okşarken başı geriye doğru gitti. Derin bir nefes çekerken alt dudağı dişlerinin arasına gitti.
Hoşuna gittiği bariz belliydi. Birden kollarımı tuttu elleriyle. Gözlerime dikti gözlerini.
" Şşiiştt.
Uslu dur Ada.
Yoksa sözümü bozmak zorunda kalırım. Bunu mu istiyorsun?"
Ellerimle oynadığım kaslarından destek alıp parmak uçlarıma yükseldim. Kulağına doğru tıpkı az önce aşağıda onun bana yaptığı gibi fısıldayarak konuştum.
" Hayır." Dedim
" Aksine bana verdiğin sözü tutmanı istiyorum."
Diyip geri çekilerek gözlerine diktim gözlerimi, yine onun gibi. Anlamaya çalışıyor hareketlerimin gerçekliğini sorguluyodu şuan. Oysa ben bile emin değildim bu Ada gerçekten ben miyim? Ellerimi aşağıya doğru kaydırmaya başladım bu kez ama tırnaklarımı etine sürterek.
" Demir...
İlkim ol..."
Dedim delirmek yolunda bir adım daha atarak. Kaşları havaya kalktı ilk. Sonra kolunu belime sarıp aniden kendine bastırdı bedenimi. Gözlerini gözlerime dikti yeniden. Üzerime doğru eğilirken konuştu.
" Ada...
Bu dediğin aşağıda yaşadığına benzemez."
Gözleri önce yarı çıplak gögüslerimin, sonra dudaklarımın üzerinde gezdi. Sonrada yeşillerim arasında gidip geldi ve sabitlendi.
" Geri dönüşü olmaz."
Geri dönmek...
Geri dönme ihtimali var mıydı? Söylediği onca şeyden sonra...
" Geri dönmek mi istiyorsun?"
Kaşları çatıldı.
" Ne? "
" Yani benden...
Bana söylediklerinden sonra vazmıgeçtin?"
" Senden vazgeçmek... Asla!
Sen beni nerenle dinliyorsun?"
Bu kez benim kaşlarım çatıldı.
" Geri dönüşü olmaz. Çünkü ilkin olursam genç bir kız olan Ada kalmaz. Kadın olan, kadınım olan Ada olursun. Buna şu şehvet sarhoşu hâlinle değil aklın başına geldiğinde karar ver diyorum."
" Emin ol sarhoş falan değilim. Ben kararımı verdim."
Dedim net bir tavırla.
" Benim ilkim benden küçükte olsa tam bir erkek olan Demir Demirkaya olsun istiyorum."
Yüzünde hem bir şaşkınlık hem hain bir gülümseme belirdi. Bir kaç saniye yüzümü inceledikten sonra üzerindeki kazağı uçlarından tutarak başından çıkarıp kenara bıraktı.
Karşımdaki vücut Yunan heykellerini aratmıyordu. Birden sarılıp kendine bastırırken dudaklarıma yapıştı yeniden. Deli gibi öpmeye başlarken ellerini hissettim bir yandan sudyenimin kopcasını açan. Çekip attı kenara. Ardından geriye doğru iterek yatağın üzerine yatırdı.
" Her isteğin benim için emirdir bundan sonra."
Üzerime doğru uzanıp öpmeye devam etti. Acıta acıta, sömüre sömüre öptü dakikalarca. Vücudumun her noktası şimdi onu istiyordu, sonunu düşünmeden hemde. Ardından boynuma indi dudakları. Sonra dahada aşağılara...Göğüslerimde dilinin dudaklarının ve dişlerinin değmediği nokta kalmazken her temâsı çıldırtıcıydı. Ve ben her temâsta daha beter oluyordum. Bir göğsümü koklaya koklaya öperken diğerini eliyle yoğuruyordu. Islak dili iyice aşağılara inip göbeğimin üzerinde göbek deliğimin içinde dolaştı. Sonra dizlerinin üzerine kalktı yatağın üzerinde. Ardından ellerini hissettim pantolonumun iki yanında. Tek harekette çekip çıkardı bacaklarımdan. Karadeniz mavilerinde fırtınalar kompuş gibiydi bakışları. O bakışlar bütün vücudumu dolaşırken ben sadece gözlerine bakıyordum. Beni böyle gören tek erkekti. Yavaşça üzerime uzanıp tekrar öpmeye başladı. Az önce dolaştığı her noktayı dakikalarca öptü sevdi kokladı yeniden. Bu kez dudaklarının ve dilinin dokunmadığı hiç bir yerim kalmamış, nefes nefese deli gibi atan kalbîm ve duyduğum arzu ile ölecek gibi hissediyordum. Gözlerim kapalı kıvranırken birden üzerimden kalktı. Bu fırsatı değerlendirip dinlemeyi düşünürken yeniden hissettim tenini. Sonra en hassas noktamdaki elini... Derin bir aahhh çekerken bacaklarımı iki yana yatırıp kendine yer açtı. Az önce elinin yerinde hissettiğim sertliğinin baskısıyla gözlerim bir anda kocaman oldu.
Başımı kaldırıp baktığımda resmen yutkundum. Demir ellerini iki yanıma dayayıp üzerime doğru eğilirken dudaklarımız arasında sadece bir nefeslik mesafe vardı.
" Ada." Derken bir yandan kendini bana sürtüyordu.
" Buradan dönüşün yok."
" Demir." Dedim titreyen sesimle..
" Şey... Ben...
Korkuyorum.
Ya çok..."
Dedim çekinerek. Kulağıma doğru eğilip önce kulak mememi öptü.
"Sadece gevşe. Kendini bana bırak."
Demesi kolaydı. Canı yanacak kişi bendim. Saniyeler içinde kendini yavaşça bana doğru bastırırken ellerim tutunduğum omuzlarını ben dişlerimi sıkıyordum. Kendini biraz daha iterken gevşe dedi. Kendimi duyacağım acıya hazırlanırken önce yavaşladı sonra durdu. Hareketsizdi. Neden durmuştu. Açtığım gözlerim tavanda ne oldu diye düşünürken bir anda kendini bana doğru itince tiz bir çığlık attım.
" Özür dilerim Ada.
Ama korkuyordun. "
Gözlerim de yaş omuzlarını yumruklarken hırladım.
" Beni kandırdın."
Tekrar tekrar özür diledi gözlerimden öperken.
" Bundan sonra benim kadınımsın Ada Demirkaya.
**************************
Bölüm sonu canlar. Gelecek bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 32.11k Okunma |
2.23k Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |