35. Bölüm

🌊K. 32 Ben bu adamı tanımıyorum.

azimet azimet
azamet_29_2

 

" Ne oluyor abi?" dedi Alperen.

 

 

" Kafasuna gelen kurşun kizin hafuzasunu almuş."

 

 

İlyas yatağındaki kızı izlemeye devam ederken Ümit girdi içeriye.

 

 

" Gel uşak.

 

Şimdi de bağa ne oldi bu kiza da aklı ucti."

 

 

Ümit kızın yanına gelip genel bir muayene yaptı. Başındaki yarayıda kontrol ettikten sonra çıkardığı bandajın yerine dikkatli bir şekilde yenisini taktı. Hemşireye bir serum takmasını içine de kızı rahatlatacak bir ilaç ismi söyledi. Sonra İlyas'a döndü.

 

 

" Korkacak bir şey yok genel muayenesi iyi. Hafıza kısmına gelince..."

 

 

Derken parmaklarıyla saçını karıştırdı.

 

 

" Kurşun yarası, korku, başını çarpması, yaşadığı travma...

 

Sebep hangisi bilemiyorum ama geçici bir hafıza kaybı yaşıyor gibi görünüyor."

 

 

" Neeh!

 

Hafıza kaybı mı?"

 

 

Tam da lafın üstüne gelmişti yıllık iznini alıp arkadaşının yanında refakatçi olarak kalmak için gelen Pelin. Ama duydukları ile daha kapıdan giremeden şok olmuştu resmen.

 

 

" Ciddi olamazsınız.

 

Na-nasıl olur bu?"

 

 

Arkadaşının yanına gelip elini tuttu. Kendini onun yerine koydu. Dahada üzüldü.

 

 

" Böyle bir çok vaka var."

 

 

Dedi Ümit. Ada'nın eli Pelin'in avuçlarında Pelin'in ağlamaklı gözleri Ümit'in gözlerinde,

 

 

" Evet birkaç kere ben de tanık olmuştum bu tür vakalara. Ama kendi arkadaşımın başına geleceğini hiç düşünmemiştim.

 

Ne yapacağız şimdi, nasıl düzelir bu durum."

 

 

" Bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Zamanla düzelebilecek bir şey."

 

 

Gözleri doldu Pelin'in.

 

Arkadaşına baktı yeniden.

 

 

" Zavallı talihsizim." Dedi.

 

 

" Ama kısa sürede toparlar ve yavaş yavaş her şeyi hatırlamaya başlar diye düşünüyorum."

 

 

İlyas hızla gelip adamın yakasından tuttu.

 

 

" Ne kadar kısa uşak!"

 

 

Hemen yarın gibi birşey desin istiyordu adam. Canını sıkıyordu bu durum. Her taraftan kapana kısılmış boğulacak gibi hissediyordu. Ümit İlyas'ın ellerini yakasından indirirken.

 

 

" Yani ne diyebilirim ki.

 

Hastaya göre değişiyor. Kısa sürede iyileşenler de var, birkaç ay sürende. Ya da anılarının bir kısmını hatırlayıp bir kısmını hatırlamayanlar..."

 

 

" Abi." dedi Ziya.

 

 

" Ne var ula!?"

 

 

Öfkeyle çevirdi başını adamına.

 

 

" Bu kız uyandığında yine buradan kaçmaya çalışacak."

 

 

" Ne?! "

 

 

Dedi Pelin şaşkın.

 

 

" Ada uyandığında kaçmaya mı çalıştı."

 

 

" Ne sizi hatırlar ne diğerlerini nasıl zapt edeceğiz bu kızı. Demir abi desen.."

 

 

İlyas bir Pelin'e bir Ziya'ya bir Ûmit'e baktı, sonunda patladı.

 

 

" Sus ula!

 

Zaten kafam sikik, konuşup da kafamı daha fazla karuştırma! "

 

 

Ümit'e döndü yeniden.

 

 

" Bizim uşağun durumu ne?"

 

 

" Aynı. Stabil. Bi aksilik olmazsa kısa zamanda uyanır diye bekliyor hocalar."

 

 

Kendini koltuğa bıraktı Salih.

 

 

" Sikeyim boyle işi."

 

*****

 

 

Aradan saatler geçti. Ada kolunda serum yatağında uyumaya devam ederken Pelin de hemen yanındaki sandalyede elleri hâlâ kızın ellerinin üzerinde Allah'a dua ederek uyanmasını bekliyordu.

 

 

Bir ara Ada'nın kasılmalarına şahit oldu. Uykusunda kâbus görüyordu arkadaşı olan kız. Yaşadıkları bilinç altından çıkıyordu. Ve şuan kapalı bilincinin karanlığında peşinde bir adamdan kaçıyordu. Ağaçların arasındaydı. Gök gürlüyor yağmur yağıyor, çamurların içinde yürümekte zorlanıyordu.

 

 

Adaaa!

 

 

Yüksek sesle duyduğu adı ormanın içinde yankılanıyordu. Uyanmak istiyordu ama olmuyordu. Bağırmak istiyordu sesi çıkmıyordu. Hem koşuyor hem ağlıyordu sadece, karanlık kabusunun içinde. Mırıldanarak uyanmaya çalışırken Pelin elini Ada'nın saçına koydu. Kulağına eğildi sonra. Bir yandan saçlarını okşayarak konuştu.

 

 

" Ada. Korkma burdayım.

 

İyi olacaksın. Her şey yoluna girecek."

 

 

Yalçın'a gelince. O kendi odasında karısı Mercan yani başında uyuyordu. Durumu en kötü olan Demir yoğun bakımda yatmaya devam ediyordu.

 

 

İlyas ise arada kalmış deli gibi bir aşağı bir yukarı dolaşıp duruyordu odaların arasında. Canı daraldıkça adamlarına patladı. Şimdi de elindeki telefona bağırıyordu koridorun ortasında.

 

 

" Laan!

 

Lan nasul bulamazsunuz?!

 

Bulacanuz ula. O piçleru bulmadan gelenun beynunu daguturum!"

 

 

Dedikten sonra elindeki telefonu bütün siniriyle karşı duvara fırlattı. Parça parça olan telefon yerlere dağılırken ellerini saçlarına geçirdi bu kez. Bu da yetmedi yanında dikilen Ziya'nın yakasından tutup sinirle kendine çekti.

 

 

" Nasul ula! Nasul kayboldu bunlar!

 

Hangi cehannemun dibine gittilar da bulamuyorsunuz?"

 

 

" Çocuklar her yerde arıyor abi merak etme en kısa zamanda buluruz."

 

 

" Bul Ziyaa!

 

Bul! "

 

 

Kolundaki alçıya bir bakış attıktan sonra devam etti.

 

 

" Bulamazsan senda kaybol!"

 

 

Öyle bir bağırdı ki İlyas sesi koridorda yankılanırken odadaki Ada'yı kabusundan uyandırdı. Öyle ki kız nefes nefese doğruldu yerinde. Pelin,

 

 

" Ada!"

 

 

Derken duyduğu adıyla yan tarafına döndü.

 

 

" Korkma."

 

 

" Pelin!"

 

 

Dedi kız. Tanıdı arkadaşını.

 

 

" Gerçekten sensin."

 

 

Bir anda kollarını kıza sararken ağlıyordu.

 

 

" Pelin bana yardım et.

 

Bi birşeyler oluyor.. Başımda bir yara var. Tanımadığım insanlar beni zorla burada tutuyor. Gitmek istiyorum ama...

 

Ama..."

 

 

Ada elini kızdan çekip alnına dayadı.

 

 

" Başım.

 

Başım çatlıyor. Aaahh! "

 

 

Dedi kız duyduğu acıyla. Pelin hemen müdahale etti.

 

 

" Ada."

 

 

Önce elini alnından indirdi.

 

Sonra yüzünü avuçları arasına alarak gözlerine odaklanarak ağlayan gözlerini kendisine çevirdi.

 

 

" Ada..

 

Ada bana bak lütfen..."

 

 

Yüzünü kızla aynı hizaya getirdi. Ada'nın gözleri kızın gözlerindeydi. Ne diyecekti?

 

 

" Arkadaşım önce derin bir nefes al ve sakinleş. Korkma lütfen. Herşey yolunda. Herşeyi anlatacağım sana. Tamam mı?"

 

 

Ada arkadaşının dediğini yaparak bir kaç derin nefes çekti ciğerlerine.

 

 

" Şimdi nasılsın?"

 

 

Başını aşağı yukarı sallasada iyi değildi. Kafası karışık, başında bir ağrı, sol yanında bir ağırlık vardı.

 

 

" Anlat Pelin. Ne biliyorsun ne oluyor anlat. Neden başımda bir yara ile hastanedeyim. Neden tanımadığım insanlar var etrafımda."

 

 

Yatağın kenarına oturdu kız.

 

 

" Hatırlamıyor musun?"

 

 

Dedi bir umut hatırlar düşüncesiyle.

 

 

" Neyi?"

 

 

Bir şeyler hatırlayıp hatırlamadığını anlamaya çalışıyordu Pelin ama hayır, hatırlamıyordu.

 

 

" Sakince dinle beni anlatacağım.."

 

 

Derken ister istemez gözleri doldu

 

 

" Bak Ada...

 

Dünden beri buradasınız.

 

Dün...

 

Dün senin nikahın vardı."

 

 

Duyduğu şeyle Ada'nın kaşları havaya kalkarken gözleri büyüdü.

 

 

" Nikâh dairesinden çıkarken bir saldırı oldu. Sen, Demir ve abisi yaralandınız. Resmen ölümden döndünüz. Başındaki yara. O...

 

Kurşun sıyırmış. 1 santim daha içeriye girseydi belkide ölecektin."

 

 

Ada elini yeni bandajın üzerine koyarken Pelin devam etti anlatmaya.

 

 

" Yalçın Bey de şanslıymış.

 

Ama Demir...

 

Demir Bey yoğun bakıma alındı. Ama doktorlar umutlu!

 

İnşallah iyi olacak."

 

 

Ada boş boş kızın yüzüne baktı bir süre. Ardından kaşları çatıldı

 

 

" Ne anlatıyorsun Pelin?

 

Ne nikahı ne saldırısı?

 

Ben kimseyle evli falan değilim."

 

 

Pelin kızın elini kaldırıp kendi parmağındaki yüzüğü gösterdi. Ada yeni farkettiği yüzükle şok oldu. Anında elini kendine doğru kaldırıp yüzüğü inceledikten sonra çıkarmak istedi ama aldığı serumlar yüzünden parmakları şişmiş olduğu için parmağına oturan yüzük kıpırdamıyordu bile.

 

 

" Bu yüzük bana ait değil!"

 

 

Hâlâ çıkarmaya çalışırken,

 

 

" Öyle birşey olsa bilirim." Dedi.

 

 

Çünkü bilinçaltında erkeklerden uzak durduğu anısı vardı hâlâ. Bu yüzden kimse onu evlenmiş olduğuna ikna edemezdi.

 

 

" Bilemezsun."

 

 

Duyulan sesle kapıya baktı iki kız. İlyas yanında Ümit ile içeri girdi. Ada anında hatırladı İlyas'ı. Bu adam hastaneden çıkmaya çalışırken engel olan adamın ta kendisiydi. İşaret parmağını şakağına dayadı İlyas.

 

 

" Hafuzanu kaybetmuşsun."

 

 

Saf saf baktı karşısındaki iki adama. Sonra histerik bir gülümseme bıraktı.

 

 

" Hafızamla ilgili bir sorunum yok. Öyle olsa Pelin'i hatırlamazdım! Hemşire olduğumu hatırlamazdım!

 

Yada Ardeşen'deki çalıştığım hastaneyi hatırlamazdım."

 

 

İlyas ellerini ceplerine sokarak dikleştirdi bedenini. Kızın yeşillerine dikti gözlerini.

 

 

" Evet!

 

Devam et!

 

Başka neyu hatirlamazdun.?

 

Konuş gelun hanum. Kendunu anlat bağa. Kimsin necisun?"

 

 

Kendinden emin kollarını göğsünde birleştirdi Ada.

 

 

" Adım Ada Öztürk.

 

29 yaşındayım. Buraya İzmir'den tayinle geldim.

 

Yaklaşık 6 aydır da buradayım."

 

 

" Peki nedan İzmir gibi bir yerdan Rize gibi bir yere tayin istedun."

 

 

İlyas Ada'nın sapık biri olduğunu burada öğrendiği Egemen'in evine hediyeler yollaması yüzünden buraya kaçtığını gayet iyi biliyordu. İlyas biliyordu da Ada hatırlamaya çalıştı ama hatırlayamadı. Zihni sanki bir taşa takılıp durmuş, anı ormanına bir sis çökmüş gibiydi.

 

 

İlyas hâlâ elleri ceplerinde rahat bir tavırla kızın yanına doğru yürüdü ağır ağır. Sonra üzerine doğru eğilerek konuştu.

 

 

" Söyle bakayum gelun hanum. Egemen kim?"

 

 

" Egemen? Mi?"

 

 

Kısa bir süre daha düşündü Ada.

 

 

" Arkadaşım.

 

İzmir den... Sen nereden tanıyorsun Egemen'i? "

 

 

" Yakundan gordüm diyelum.

 

Peki şimdu nerda o it?"

 

 

"İt mi?

 

Arkadaşım hakkında doğru konuş! Hem... Ne biçim sorular soruyorsunuz? Nerede olacak İzmir'de tabii ki."

 

 

İlyas'ın sinirden bütün damarları gerilmiş başı önüne düştü. Eliyle alnının ortasında beliren damarı ovuşturdu. Gerçekten hatırlamıyordu.

 

 

" Alperen!"

 

 

Diye bağırdı birden. Yerinde sıçradı kızlar. Kapıdan giren adam,

 

 

" Emret abi."

 

 

Derken İlyas'ın gözleri hâlâ kızdaydı.

 

 

" Gelin hanuma bir sandalye getur! Kocasunu gormeye gidecek."

 

 

Birkaç saniye adamın yüzünü izleyen Ada,

 

 

" Kafayı mı yediniz siz?

 

Ne kocası? Ben evli falan değilim.

 

Hiç evlenmedim hiç de düşünmedim. Nasıl bir oyun oynuyorsunuz bilmiyorum ama kimseyle bir yere gitmiyorum!"

 

 

Pantolonunun cebinden çıkardığı elini ceketinin cebine attı İlyas.

 

Demir'in ameliyata girmeden önce çıkarılan kıyafetlerinin içinden aldığı evlilik cüzdanını alıp kızın önüne bıraktı.

 

 

" Al! Bak! " Dedi.

 

 

Üzerinde kan lekesi olan cüzdanı eline alıp açtı kız.

 

 

" Orada gördüğun kan da resimda kocana ait."

 

 

Ada cüzdanı inceliyor ama hatırlamıyordu. Karşısında gördüğü resim güya kocasına, evlendiği adama aitti ama ne adamı hatırlıyordu ne nikahı.

 

 

Kapıdan girdi Alperen. Kızın yanına kadar getirdi sandalyeyi.

 

 

" Yardım edeyim yenge."

 

 

Derken elini uzatırken kaşlarını çattı Ada. Bir elindeki cüzdana bir Alperen'e bir İlyas'a baktı.

 

 

" Kimseyi görmeye gitmiyorum ben."

 

 

Diyerek elindeki cüzdanı ayak ucuna doğru fırlattı.

 

 

" Söylediğiniz hiçbir şeyi inandırıcı değil, bu cüzdanın sahte olmadığı ne malûm. Ne sizi tanıyorum ne bu adamı tanıyorum ne de söylediklerinize inanıyorum."

 

 

Pelin'e döndü.

 

 

" Sen de mi bu işin içindesin Pelin?"

 

" Ne?

 

Ne alaka?

 

Ada, bu adam Demir Bey'in dayısı ve doğru söylüyor. Bizzat vardım nikahında arkadaşım, neden yalan söyleyelim."

 

 

Ada'nın alt dudağı dişlerinin arasına girdi. Bir yandan kemirirken bir yandan düşünüyordu ki, bir anda yanında beliren İlyas yakasından tutup kendine doğru çekti. Ada tiz bir çığlık atarken eli İlyas'ın bileğine yapıştı.

 

 

" Bırak beni? bırak !"

 

 

" İlyas Bey ne yapıyorsunuz?"

 

 

Diyen Pelin'i duymadı bile İlyas.

 

Resmen hırlayarak konuştu.

 

 

" Oğlum senun yüzunden yedi o kurşunlaru!

 

Senu korumak içun!

 

Eğer senun onune geçmeseydu sen ölurdun oda o odada olmazdu!

 

Benda burada senunla ugraşmazdum."

 

 

Kızı biraz daha çekti kendine.

 

 

" Aç o sağur kulağunu!

 

Kocan olarak kabul et ya da etma. O iki kurşunun hakku içun buradan kalkacaksun, şu siktiğimun sandalyesune oturacasun, gidecesun ve o çocuğu göreceksun! Belki o zaman o boş beyinun herşeyu haturlar."

 

 

Çok sinirlenmişti İlyas. Demir'in o hâlini gördükçe kendini tutamaz olmuştu. Hırsla geri çekti ellerini. Ada da İlyas da öfke ile bakıyorlardı birbirlerinin gözlerinin içine. En sert şekilde konuştu Ada.

 

 

" Tanımazsam çıkıp giderim ve bana engel olmayacaksınız."

 

 

Sinirden dudaklarını ısırma sırası İlyas'a gelmişti. Bu kızın hafızası gidince kişiliği değişti diye düşündü. Hiç bir şey söylemeden sadece geri adım attı. Hatırlayacağına dair umudu vardı çünkü. Ada yerinden kalkmaya çalışırken Pelin yardım etti sandalyeye oturmasına. Arabayı Alperen sürdü. Yalçın'ın odasının önünden geçerken,

 

 

"Dur! İçeri gir!"

 

 

Dedi İlyas. Açık kapıdan içeriye sürdü Alperen tekerlekli sandalyeyi. Yalçın odaya girenlerin yüzlerine baktı birbir.

 

İlyas kıza döndü.

 

 

" Hatırladın mı bu adamu?"

 

 

Sorduğu soru Yalçın'ı şaşırtmıştı.

 

 

" Ne oluyor burada dayı?"

 

 

Dedi zorlukla. Kızın bakışları kendilerini izleyen Yalçında başını iki yana salladı.

 

 

" Hayır."

 

 

İlyas'tan 2. soru geldi.

 

 

" Kadını hatırlıyor musun?"

 

 

Kastettiği kişi Mercandı ve o da şu an kocası Yalçın gibi şaşkın olan şeyi izliyordu.

 

 

" Ne oluyor dedim dayı?"

 

 

Bıkkın konuştu İlyas.

 

Gelin hanum kimseyi hatirlamayi.

 

 

" Neh! "

 

 

İlk tepki Mercandan gelmişti.

 

 

" Ne demek kimseyi hatırlamıyor, neden?"

 

 

Arkada duran Ümit verdi cevabı.

 

 

" Kısmi hafıza kaybı Yalçın Bey. Yaşadığı olayın şoku, aldığı yara ve darbe kısmi hafıza kaybına sebep olmuş. Bazı şeyleri hatırlıyor ama bazı şeyleri hatırlamıyor."

 

 

Yanındaki doktora sinirle baktı Ada.

 

 

" Size hafızamla ilgili bir sorunum yok dedim!"

 

 

Ada'nın sarf ettiği cümle hem Mercan'ı hem Yalçın'ı daha da şaşırttı.

 

 

" Peki şimdi ne olacak, nereye gidiyorsunuz?"

 

 

" Bu boş kafayı Demir'in yanına indiriyorum."

 

 

" Ya sabır." Dedi kız.

 

 

" Şansumuz varsa Demir'i görunce haturlar."

 

Birlikte odadan çıkıp asansöre binip Demir'in olduğu yoğun bakım katına geçtiler. Asansörden inip koridorda ilerlerken düşünmeye devam eden Ada'nın zihni ve anıları iyice karışmıştı.

 

Beyni sanki bir boşlukta süzülüyordu. Anılarını hatırlamaktan geçmiş şu an düşünmeyi bile beceremiyordu. Gerçekten bir hafıza kaybı yaşayıp yaşamadığını hemşire olmasına rağmen anlayamıyordu. Gerçek olabilir miydi? Gerçekten hafızasını kaybetmiş olabilir miydi? Hayır hayır! Böyle bir şey olmuş olamazdı.

 

 

Ben hafızamı kaybetmiş olamam.

 

 

Diye mırıldandı. Peki neden inatla aynı şeyleri söylüyordu bu adamlar? Ve Pelin... Nikâhında olduğunu söylüyordu. Herkes yalan söylese Pelin yalan söylemezdi. Bunun için sebebide yoktu. Ama hatırlamıyordu işte. İnsan kendi nikahını nasıl unuturdu ki.

 

 

Aniden durdu sandalye. Önce yanındaki Pelin'e ardından İlyas'a baktı. İlyas koridorla oda arasındaki camı işaret etti çenesiyle. Kalk ve kendi gözlerinle gör diyordu bakışları.

 

 

Tereddüt ederek kalktı ayağa kız yavaşça. Ellerini camın kenarına dayayıp içerideki yatağa çevirdi gözlerini. Entüpe cihazına bağlı uzun boylu adama baktı. Hiç kıpırdamadan hortumlara ve kablolara bağlı şekilde öylece yatıyordu.

 

 

Bu mu?

 

 

Dedi kendi kendine.

 

Bu adamla mı nikah masasına oturmuşum ben. Bir süre Demir'in yüzünü izledi. Ardından gözlerini kapattı, düşündü düşündü hatırlamaya çalıştı. Ciddi ciddi zorluyordu kendini. Gerçekten bu yakışıklı adamla evli ise hatırlamak istiyordu her anını nikahının.

 

 

Aradan dakikalar geçti. Ada diyen Pelin'in sesi ile açtı gözlerini. Yanındakilerin meraklı bakışlarını buldu gözleri. Özellikle İlyas'ın gözleri. Adamın gözleri, hatırladım de bana diyordu sanki.

 

Hatta yalvarıyordu bakışları.

 

 

Yorgun bir nefes bıraktı kız. Ardından başını iki yana salladı.

 

 

" Hatırlamıyorum!"

 

 

İlyas'ın beti benzi attı.

 

 

" Gerçekten hatırlamıyorum! Dakikalardır düşünüyorum hafızamı yokluyorum geçmişi, şimdiki zamanı, her şeyi ama yok! Ne sizin ne de bu adamın görüntüsü zihnimde yok işte! Hatırlasam neden söylemeyim.

 

Evime gidebilir miyim artık."

 

 

" Evin mu?

 

Sana bu adamla evlu olduğunu söyliyrum. Bu adam kocan diyirum. Sen ise gelmuş gidebilirmiyum diyisun.

 

Şimdi kafama sikacagum ha!"

 

 

" Sıkarsan sık! Zorla mı tutacaksınız?"

 

 

Bir kez daha nefes alıp bıraktı.

 

 

" Bakın. Bu adam..."

 

 

Derken başı dönmeye, karşısındaki herkesi çift görmeye başladı. Dengesini kaybederken düşmemek için tutunacak yer aradı boşluktaki eli. Bulamadı. Kayan gözleriyle geriye düşerken arkasına geçen Ümit tuttu kollarının altından. Engelledi yere çarpmasını.

 

 

"Ada! İyi misin?"

 

 

" İ-iyiyim."

 

 

Dedi dolanan diliyle. Ama değildi.

 

 

Alperen'in ve Ümit'in yardımı ile tekerlekli sandalye oturdu tekrar.

 

 

" Tansiyonu düşmüş olmalı."

 

 

Dedi Pelin.

 

 

" Kaç gündür doğru düzgün birşey yemedi."

 

 

" Olabilir." Dedi Ümit.

 

 

" Bir şeyler yemeli.

 

Odaya dönünce hemşirelere söyleyelim yemek getirsinler size."

 

 

Sadece başını salladı Ada. Ardından.

 

 

" Pelin." Dedi.

 

 

" Sonrada evime götür beni."

 

 

Sustu kız. Kısa süre boşluğa takılı kaldı gözleri.

 

 

" Aah! Pardon. Ben otelde kalıyordum."

 

 

Yine karışmıştı kafası. İlk zamanlardaki gibi otelde kaldığını sanıyordu.

 

 

" Otel mi?"

 

 

" Evet Pelin otel.!

 

Unuttun mu hâlâ getirmedim eşyalarımı. Ev bakıyorum."

 

 

" Şimdi kafayu yiyecam! "

 

 

Diye bağırdı İlyas. Tam ağzını açmıştı ki Pelin girdi araya.

 

 

" Ada. Bir kaç gün bende kal canım. Bu halde otel odalarında sürünme. Eşyalarını da otelden aldırtırım ben."

 

 

Derken gözleri ilyas'ta idare edelim derecesine bakıyordu.

 

 

" İyi olur aslında."

 

 

İki kız geri dönerken diğerleri arkadan baka kaldılar. Birkaç adım sonra durdu Pelin sandalyeyide durdurdu. Sandalyenin arkasından önüne geçerek Ada'nın önünde bir dizi üzerine çöktü. Kısık sesiyle ve arkasındaki adamlara kısa bakışlar atarak konuştu.

 

 

" Ada gerçekten hiç birşey hatırlamıyor musun?"

 

 

" Hatırlasam söylerdim Pelin. Neden yalan söyleyeyim."

 

 

" Ne bileyim belki de evlendiğine pişman oldun ve bu fırsatı değerlendirip ayrılmak istiyorsun diye geldi aklıma."

 

 

" Pelin...

 

Bilmediğin şeyler var. Ben 29 yaşındayım. Bu yaşa kadar evlenmememin sebebi erkekler ve alayları. Geçmişte kötü anılarım var. Kolayca evlenecek biri değilim ben. Yani hiç mantıklı değil benim evlendiğimi söylemeniz.

 

 

Ben bu adamı tanımıyorum da hatırlamıyorum da. Şu saatten sonra tanımak da istemiyorum.

 

Ölmüş kalmış o da umrumda değil! Tek istediğim bu hastaneden gitmek."

 

 

Bir anda yoğun bakım odasındaki cihazın sesi duyuldu. Alarm veriyordu cihaz.

 

 

İyi tanıyordu bu sesi Ada. Hastanın kalp atışları zayıflamıştı ya da durmuştu. Bu alarm doktoru çağırıyordu. Hasta ölüyor müdahale edin diyordu. Koridordan koşarak geçen doktor ve hemşireyi görürken sol yanında bir ağrı hissetti. Arkasına dönüp baktığında odaya giren doktoru ve dışarda duvarı yumruklayan İlyas'ı gördü.

 

*************************

 

Bölüm sonu canlar.

 

Gelecek bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın ♥️

Bölüm : 04.07.2025 07:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...