
Uzunca bir sessizlik oldu odada. Gözleri hâlâ gözlerimde öylece bakıyordu. İkimizde hareketsiz, ikimizde sessizdik.
" Benim yüzümden." Dedi aniden.
Gözlerindeki dalgalar daha fazlaydı şimdi.
" Hepsi benim yüzümden. Koruyamadım seni."
Gözlerini kapatırken yumruklarını sıktı. Ölüm sessizliği devam ederken yavaşça geri geri gitmeye başladım. Burada daha fazla durabilecek gibi değildi ruh hâlim. Kalbimin yüksek sesli ve hızlı atışları kulaklarımı zorluyordu. Hissettiğim garip duygulara bir isim bulamadım.
Korku...
Heyecan...
Endişe...
Panik...
Hangisiydi avuç içlerimin terlemesine, nefesimin hızlanmasına sebep olan...
Ben kendi içimde çatışırken aniden açtığı gözlerini bana çevirdi. "Olsun!" Dedi mavileri yeşillerimde.
" Yaşıyorsunya nefes alıyorsunya, seni görüyorumya bu yeter bana."
Elini yeniden bana doğru uzattı.
Zorlanarak konuştu gittikçe kısılan sesiyle.
"Yeniden başlarız herşeye. En baştan tanışırız. En baştan severiz."
Yorgundu. Yoğun bakımdan yeni çıkmıştı. Şuan ilaçların etkisiyle uyuyor olmalıydı. Ama direniyordu açık tutmaya çalıştığı göz kapaklarıyla. Konuşmak için direniyordu.
" Ada..."
Dedi. Gözleri yanıma gel diye yalvarıyordu âdeta. Aynı anda İlyas'ın ve Safiye Hanım'ın bakışları da beni bulunca üzerimde müthiş bir baskı hissettim. Ne duruyorsun gelsene bakışı atıyordu ikiside. Ama kolay değildi benim için. Nefesim dahada hızlanırken ne yapacağımı bilemedim. Karşımdaki insanların yüzünde dolaşırken gözlerim, yeniden duydum sesini.
" Ada...
Lütfen...
Uzak durma benden."
Göz göze geldik tekrar.
" Ü-üzgünüm.
Be-ben..."
Sonunda zor da olsa dudaklarımdan iki kelime çıkmıştı.
" Biraz hava alsam iyi olacak."
Dedikten sonra hızlı bir kaç adımda kapının dışına attım kendimi.
" Ada!"
Duyduğum sese rağmen arkama dönmedim. Kapının yan tarafına geçip elim kalbimin üzerinde sırtım duvarda derin nefesler çekmeye başladım. Hâlâ anlayamıyordum bu hâlimin sebebini.
Yeniden "Ada! " diyen Demir'in ardından Safiye Hanım'ın konuşmasını duydum.
" Sabırlu ol oğlum.
Karuna karşu sabırlu ol.
O kızcağuzda zor zamanlar geçireyi. Evdeku hâlıni görsen bulut gibi gezeyi odalarda. Sureklu dalgun."
Tam olarak öyleydim. Günlerdir bilmediğim bir evin içinde anılarımı bulmaya çalışıyordum. Lâkin kaldığım oda, yattığım yatak gördüğüm her ayrıntı bana yabancıydı.
" Allah'uma şükürler olsun sizi bize bağuşladu. Hepinızda iyisunuz. Gerusu hallolur..."
" Nasıl babaanne? "
Dedi Demir kahırlı.
" Bana nasıl baktığını görmedin mi? Resmen kaçıyor benden.
O benden korkan çay yeşillerini göreceğime ölseydim."
Duyduğum son cümle yutkunmama sebep oldu.
" Geçecek uşak.
Herşey yoluna girecak."
Kapının önünden dahada uzaklaşarak sırtımı yeniden duvara yasladım. Ardından olduğum yere oturup dizlerimi kendime çektim. Kollarımı bacaklarıma dolarken alnımı dizlerime dayadım. Onlar odada ben dışındaki koridorda dakikalarca bekledim.
Nereye varacaktı bu işin sonu. Bir yanım buraya ait değilsin sen. Kendi hayatına dön. Derken görünmeyen bir zincir beni onun yanına bağlamıştı sanki. Ne kalabiliyordum ne gidebiliyordum. Bu ikilem beni öldürecek...
Gözlerimin dolmasına engel olamazken duyduğum ayak seslerinin ardından önümde bir çift ayakkabı gördüm.
" Yenge iyi misin?"
Duyduğum tanıdık sesle başımı kaldırıp karşımdaki adama baktım. Ziya dedikleri adamdı. İlyas'ın dibinden ayrılmayan adamı. Koluna çevirdim gözlerimi.
" Alçı çıkmış."
Dedim alakasız şekilde. Yüzünde kırık bir gülümseme belirdi.
" Kolum kopaydıda o gün yanınızda olaydım."
Nikâh gününden bahsediyordu. Sonra sorusunu yeniledi.
" İyi misin yenge?"
Başımı iki yana salladım.
" Bende bilmiyorum artık nasıl olduğumu."
Yerimden kalkarken uyuşan bacaklarım yüzünden zorlanınca kolumdan tutarak kalkmama yardım etti. Yinede ayağa kaltıktan sonra sırtımı duvara yaslamak zorunda kaldım.
Bu sırada koridorda koşturarak gelmekte olan Pelin'i gördüm.
Adımlarını daha da hızlandırıp yanıma gelerek kolumdan tuttu.
" Ada iyi misin canım?"
" İyiyim Pelin."
Neden buradasın sen bakışı atınca.
" Eve uğramıştım. Demir Bey'in uyandığını ve buraya geldiğinizi söylediler. Gelirken de sizi rahatsız etmemek için Ziya'yı Pa-pardon Ziya Bey'i aradım. Bu katta olduğunuzu söyledi."
Bir Pelin'e bir Ziya'ya baktım. İkisi de bakışlarını kaçırıyordu. Üstünde durmadan Pelin'e döndüm.
" Evet, Demir çıkmış."
Çenemle kaldığı odayı işaret ederek,
" Odaya alınmış." diye ekledim.
Aynı anda odadan çıkan Safiye Hanım ve İlyas'ı gördüm. Yanımıza kadar gelip durdular.
" Uyuya kaldı.
İlaçların etkisi devam ediyor dedi doktoru."
Başımı önüme indirdim.
" Yoğun bakımdan çıkan hastalar birkaç gün çoğunlukta uyur. Uyur uyanır yeniden uyur. "
Bakışları üzerimde, bir açıklama bekliyorlarmış gibi hissettim.
" Ben a-az önce."
Yutkundum. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Boğazıma bir yumru oturunca, devamda edemedim.
" Birşey söylemena gerek yok kizum."
Dedi Safiye Hanım.
" Zamanla olacak. Duzelecak herşey."
Devamı İlyasdan geldi.
" Ama bunun içun sen ona, o da sağa yardum etmelisunuz. Senunla ne konuştuğumuzu hatırlaisun değil mu?"
Anında hatırladım gitmek istiyorsan Demir uyandıktan sonra onunla konuştuktan sonra git diyişini. Ziya,
" Abi ben buradayım. Adamlarda...
Siz aşağıya inip bir şeyler yiyin iki gündür doğru düzgün bir şey yemedin. Demir Bey uyanırsa sana haber veririm."
İlyas tamam diyince hep birlikte aşağıya hastanenin içindeki kafeye indik. Yerlerimize geçip oturduğumuzda Alperen,
" Abi isterseniz dışarıdan bir şey getirebilirim."
" Gerek yok." Dedi İlyas. Bir süre sonra hepimizin önünde börek simit çay sessizce oturuyorduk. Ben önündeki çayı ve böreği izlerken İlyas ve Safiye yaşanan olayın kritiğini yapıyorlardı. Bir ara Yalçın'ı sordu İlyas. Safiye, karısı Mercan ile odadan çıkmadıklarını söyledi. Yemekleri bile odalarına çıkıyor dedi.
Oturmaya devam ederken diğer adamlarından Hasan dediği kişi geldi. Yanında durup Abi! dedi önce. İlyas'ın bakışları adamı bulunca Hasan İlyas'ın kulağına doğru eğilip elini siper ederek kimsenin duyamadığı birkaç cümle söyledi.
" Tamam." Dedi İlyas.
" Gözünüzü dört açın her şeyden haberim olacak!"
" Emredersin abi!"
Hasan uzaklaşırken İlyas'ın yüzü asıldı. Önündeki çaya dikilen bakışları birşeyler düşündüğünü söylüyordu. Ve düşündüğü şeylerin iyi olmadığını...
Zaman ilerledikçe içimde bir sıkıntı daralma hissettim. Sanki ciğerlerim sıkışıyor nefesim zorlanıyordu. Ayağa kalktım. Bütün gözler üzerime dönünce,
" Biraz dışarı çıkıp hava almak istiyorum."
Dedim.
" İstersen ben de geleyim."
Diyen Pelin'e gerek yok.
Diyerek hastane çıkışına oradan da dışarıya temiz havaya ulaştım. Biz gelirken yağan kar durmuş soğuk hava yüzüme çarpıyordu. Gözlerimi önce gökyüzüne kaldırdım.
Ne zaman gelecek bahar Allah'ım.
Diyerek derin bir nefes çektim az önce sönüyor gibi hissettiğim ciğerlerime. Ardından kendi etrafımda gezdirdim gözlerimi. Siyah kıyafetli siyah kabanlı şu 4 adam kesinlikle İlyas'ın adamlarındandı. Bu adamlar her yerdeydi. İster istemez Demir nasıl bir biri ki bu kadar adamı var diye düşündüm. Diğer yöne baktım sonra. Yaşlı teyzeler, tekerlekli sandalyede gelen hastalar, sürekli giriş çıkış yapan insanlar.... Bugün hastane gerçekten yoğundu.
Birkaç adım öne ilerleyip yan taraftaki küçük bahçenin içine baktım. İnsanlardan uzak olduğu için rahatça biriken karı izledim. İzmir'de yaşarken hiç kar görmediğim için, tabii gökyüzünden yağarken eriyenler hariç... Karı çok seviyordum. Her zaman en azından bir karış kar olsa da içine yatıp kar meleği yapsak derdim.
Üzerimdeki kabanın fermuarını boğazıma kadar çekip küçük bahçeye doğru yürüdüm. Ne el, ne de ayak değmemiş karın üzerine uzanıp sırt üstü yattım. Etraftan geçen insanların beni izlediğini hissedebiliyordum ama umursamadım. Kollarımı ve bacaklarımı iki yana açıp gözlerimi kapatarak öylece bekledim.
Bekledim... Bekledim...
Kar meleği yapacak kar vardı ama benim canım istemiyordu bu kez.
Öylece beklerken bir anda zihninin içinde belli belirsiz karanlık silüetler belirdi. Kim oldukları kesinlikle anlaşılmazken,
" Kar meleği yapabilir miyim?
Lütfeeennn!"
Diyen kendimi görüyorum.
" Kar görünce aklın uçtu senin."
Cümlesi boşlukta yankılanıyor...
Biri yanıma yaklaşıp kulağıma doğru eğiliyor.
Sıcak nefesi boynumu yalayıp geçiyor.
" Benden büyük olduğuna emin misin sen? "
Boşlukta yankılanan 2. cümle ile gözlerim sonuna kadar açtım.
Galiba bir anı yakalamıştım sisli zihnimin boşluğunda. Saniyeler boyu gözlerim gökyüzünde az önce anımsadığım anıyı zihnime kaydetmeye çalışıyordum. Bu anıyı yeniden hatırlayacağıma emin olduktan sonra yerimden kalkmaya çalışırken bir el uzandı. Gördüğüm kişi Alperen...
" Yardım edeyim yenge."
Yavaşça kalkerken sağol gerek yok dedim.
" Neden buradasın?"
"Yarım saattir dışarıdasın yenge. Gelmeyince İlyas abi git getir şu kızı hasta olacak dedi."
Girişe doğru bir bakış atıp yürüdüm. Gerçektende üşümüştüm. Bunu içeriye girip yüzüme sıcak havayı yiyince anladım. Yeniden kafeye girip kalktığım sandalye oturdum. Anında sıcak bir çay kondu önüme. Daha ben gelirken istenmişti anlaşılan. Safiye Hanım,
" Kizum bu soğukta o kadar durulur mu dişarda."
Derken sıcak çayı tutuyordum, üşüyen ellerimin biraz olsun ısınması niyetiyle.
Bardağı dudaklarıma götürüp büyük bir yudum alarak içtim. Sonra bir yudum ve bir yudum daha. Ellerim ve içim ısınırken, bacağımdaki pantolonun ıslak olduğunu farkettim. Gözlerim masadaki yarım kalan böreğimde sessiz oturmaya devam ederken az önce anımsadığım görüntülerin peşine düştüm zihnimin içinde. Bir boşluğun ortasındaki o görüntülerin önü ya da arkası olmalıydı, onu bulmaya çalışıyordum işte. Elimde hayali bir kazma zihnimin tabanını kazıyordum kaybettiğim anılarımı bulmak için.
" Ada! "
Duyduğum adım ve kolumda hissettiğim el ile geldim kendime.
" Hı! Efendim."
Dedim yanımda endişeli gözlerle beni izleyen Pelin'e.
" İlyas Bey sana sesleniyordu. Duymadın."
Başımı kaldırıp masanın yanında ayakta dikilen Safiye Hanım'a ve İlyas'a baktım.
" Duymadım.
Gidiyor muyuz?"
" Hayır. Yukarı çıkıyoruz."
" Demir Bey uyanmış."
Diyen Pelin'e baktım.
" Hmm!
Tamam." Dedim ayağa kalkarken.
Ardından kolunu tuttum.
" Pelin senden birşey isteyebilir miyim." Dedim kulağına doğru eğilip fısıldayarak.
" Tabiki.
Nedir."
" Bana kuru kıyafet getirebilir misin?"
Gözlerimi kendi üzerimdeki pantolona indirdim.
" Dışarıda ıslandı da."
" Ne, neden şimdiye kadar söylemedin? O zamandan beri ıslak pantolonla mı duruyorsun.
Delirdin mi sen, kesin hasta olacaksın."
Dedi tıslayarak sonrada,
" Tamam. Yakınlarda bir mağaza var. Hemen oraya gider gelirim. Sen de ben gelene kadar kalorifer peteklerine yakın dur bari."
Pelin ile ayrılıp Safiye Hanım'ın yanına doğru yürüdüm. Bu sırada arkamdan gelen konuşmayı duydum.
" Nereye gidiyorsun? Bir şey lazımsa biz halledelim."
Diyen Ziya'ydı.
" Sizin halledebileceğiniz bir şey değil. Yakındaki mağazaya gidiyorum. Gidip gelirim hemen."
" Bekle ben götürürüm seni."
O ikisini geride bırakıp Safiye Hanım ve İlyas tabii yanımızda da adamlar ile birlikte asansöre yürüyüp Demir'in olduğu kata çıktık.
Kapının önüne geldiğimizde Safiye Hanım ve İlyas geride kaldı. Bir kapıya bir arkamdakilere bakıyordum. İlyas çenesi ile içeriye gir işareti yaparken gözlerimdeki bakışları içeriye gir ve konuşun diyordu.
Kapıya döndüm. Başım önümde derin bir nefes çektim ciğerlerime.
Ardından içeriye doğru ilerledim. Demir gözleri tavanda dalgın yatarken yanındaki hemşire serumu değiştiriyordu. Şuan eklediği ilaç ise antibiyotikti büyük ihtimalle. Aldığı yara vücudunda enfeksiyona sebep olmasın diye.
Geldiğimi farkedince gözleri saniyesinde beni buldu.
" Ada " Dedi.
Sesi öncekinden daha iyi geliyordu. Hemşire odadan çıkarken yeniden konuştu.
" Ada...
Uzak durma benden.
İki kurşunun yapamadığını sen yapma. Öldürme beni."
Yutkunarak baktım yüzüne. Ardından yanına gelip durdum.
Tam elini elime uzatacakken arkamdaki koltuğa gerileyip oturdum. Bir süre hâyal kırıklığı düşen gözleri ile o bana ben ona baktım. Saniyeler sonra,
" Zayıflamışsın." Dedi.
" Gözlerinin altı çökmüş. Harelerindeki yeşil taze çayları soğuk vurmuş sanki. Renkleri solmuş."
Söylediği cümleyi düşünürken, bakışları alnıma kaydı.
Kaşları çatıldı.
" Canın yanıyor mu?"
Başımı iki yana salladım.
" Senin." Dedim.. Kendimin bile zor duyduğu sesimle.
" Seni görene kadar acı vardı."
Dedi. Sonra devam etti.
"Artık yok."
Kısa bir süre daha sessizlik oldu aramızda. Aynı anda ben Demir, o Ada! Dedik.
" Önce sen." Dedim.
Gözlerimiz yeniden buluştu. Birkaç saniye sadece baktı. Ardından,
" Gerçekten..." Dedi
Ne demek istediğini hemen anlamıştım.
" Evet gerçekten ikimizle ilgili hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Doktor kısmi hafıza kaybı diyor. Ne sen ne de seninle ilgili bir anı, ne nikah günü, ne de olanlar...
Aramızda yaşanan hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Sebebini bilmiyorum ama hatırlayamıyorum.
Histerik bir gülümseme bıraktım.
Önceleri inanmadım. Evlenmiş nikahı olmuş biri değilim ben dedim. Evlilik cüzdanının sahte olduğunu bile söyledim. Çünkü hayatım boyunca öyle bir niyetim olmadı. Kendimle çelişmem dedim. Anılarımla çelişmem... Hatta şimdiye kadar giderdim buralardan. Ama dayın... Bağıra çağıra o ikna etti beni. Gideceksen önce Demir ile konuşacaksın sonra gideceksin dedi. Konuşmak için buradayım Demir Demirkaya."
Bu cümlemden sonra kaşları yeniden çatıldı. Mavileri alev aldı sanki.
" Demir Demirkaya, ha!"
Fazla resmi bulmuştu sanırım.
" Bizimle ilgili hatırlayabildiğim hiçbir şey yok."
Diyerek devam ettim. Bahçede hatırladığım anıdan bahsetmeden..
" Eğer varsa. İkimizle ilgili bütün anılarım şu an sende. Bana bizi anlatmanı istiyorum. Çünkü kalmam ya da gitmem buna bağlı."
Başını yastığından kaldırarak bana baktı.
" Gitmem...
Ne demek gitmem buna bağlı! Ada!?"
Başını iki yana salladı.
" Bunu yapmana izin vereceğimi mi düşünüyorsun?"
" Hayır düşünmüyorum.
Ama seni hatırlamayan biriyle devam edeceğini de düşünmüyorum. Bu yüzden bana her şeyi anlatırsan ben de hatırlarsam o zaman..."
Başını yastığın üzerine bırakıp gözlerini kapattı. Sinirli şekilde kendi kendine gülerken,
" Buna inanamıyorum!" Dedi.
" Buna gerçekten inanamıyorum. Kendi karım beni hatırlamıyor ve böyle devam ederse benden ayrılacağını söylüyor... kabus...
Kesin kabus olmalı."
" Evet bir kabus olmalı. Ve ben uyanmak istemiyorum artık."
Derken boğazımda bir yumru vardı.
" İki arada kalmaktan...
Baktığım her objede bir anı aramaktan yoruldum.
Ruhum uzaklaşıp gitmek isterken kendimi zorla burada tutmaktan yoruldum.
Şu ana kadar beklememin tek nedeni senin bana anlatacaklarındı.
Anlat Demir. Ne olur anlat. Kurtar beni bu kabustan. Nasıl tanıştık. Nasıl alıştık birbirinize. Nasıl ikna oldum evlenmeye."
" Tamam." Dedi.
"Herşeyi bir bir anlatacağım. Ama şunu iyi anla. Anlattıklarımdan sonra yine de hatırlamazsan bunun arkasına sığınıp gitmene izin vermem."
Boş boş yüzüne bakarken devam etti.
" Kaybolup giden anıların bir önemi yok. Daha güzel anılar yaratabilir yaşlandığımızda o anıları hatırlayabiliriz."
Bunu söylerken gerçekten samimiydi.
O sırada Pelin geldi elinde bir çantayla istediğim şeyi getirmişti bana. Konuştuğumuzu anlamış olacak ki elindeki poşeti bana verip çıkıp gitti. Banyoya geçip üzerimdeki ıslak pantolonu değiştirdikten sonra tekrar yerime geçip oturdum.
Demir başladı anlatmaya. İlk tanıştığımız zamandan başladı. Çatışmada yaralandığı geceden... Vurulmasından... Sonra adamlarının beni kaçırıp yanına getirmesinden.
" Hayatımı sana borçluyum."
Dedi arada. İlyas'ın bahsetti şey buymuş demek. Diye düşünürken devam etti. Yanında kaldığım birkaç günün ardından beni evime bıraktığı akşamı anlattı.
Sonra şöyle dedi.
" Benim adım ne Ada."
Önce şaşırdım. Sonra,
"Demir Demirkaya." Dedim.
" Benim bir adım daha var, onu hatırlıyor musun?" diye sordu.
" Hayır." Dedim.
" Karadenizli." Dedi.
"Bu ismi sen taktın bana."
Düşündüm ama hatırlayamadım. Böyle bir şeyi neden yapmış olabilirdim ki?
" Neden?" diye sordum.
" Adımı bilmediğin için ayrıldığımız gece bana Karadenizli diye seslendin ve öyle kaldı."
Ve devam etti anlatmaya. Bir gece arayıp yardım et Karadenizli! Dediğimi anlattı. Peşimdeki birinden kaçarken nasıl yaralandığımı anlattı. Kimdi o adam hatırlamıyorum. Dediğimde en iyi arkadaşım olarak bildiğim Egemen'in beni kaçırtıp bana saldırdığını anlattı. Egemen'i de biliyordu yani. Sonra İzmir'den kaçmama sebep olan sapığın Egemen olduğunu da anlattı. Egemen'in nerede olduğunu sorduğumda onu öldürdüğünü de anlattı. Duyduklarımla şok okurken diğer yandan midemin bulanmaya başladığına hissettim.
Anlatmaya devam etti. Aldığı ilaçlar yüzünden uyuya kalana kadar anlattı.
*****
Üç gün... Tam üç gün hastaneye gelip gittim. Ben evdeyken İlyas veya Safiye Hanım kalıyorlardı yanında. Yanına geldiğim her gün biraz daha fazla şey anlattı bana. Hatta bahçede anımsadığım kar meleği yapmak istediğim anının gerçek halini bile anlattı. Hatta, hatta aramızdaki yaş farkı meselesi yüzünden çıkardığım tartışmaları. Her anlattığı beni biraz daha ikna ediyordu. Ama bugün,
" Seninle bir hafta başbaşa tatil yaptık."
Dediğinde kafamın içinde bin türlü düşünce öylece yüzüne bakıyordum.
"İstersen her ânını an.l.."
" Hayır!" Dedim yüksek sesle ellerim havada.
Tahmin ettiğim sözleri duymak istemiyordum. Bana bir hafta boyunca yaşadıklarımızın her ânını anlatmasını istemiyordum.
" Anlatma!
Duymak istemiyorum! "
Dedim. Ama bu onu engellemedi.
Tepemden aşağı kaynar su indiren cümleyi söyledi.
" Sen nikahtan önce de benim karımdın Ada..."
En büyük şoku o an yaşarken ayağa fırladım.
" Şaka yapıyorsun?
Değil mi? Şuna bir şok yaşatayım da her şeyi hatırlasın diyorsun değil mi? "
" Hayır." Dedi gayet sakin.
Hatırlayamasamda şu ana kadar anlattığı ve aramızda geçen herşeyi biliyordum artık. İnanmıştım da. Ama bu son dediği inanılası bir şey dediği. Ba-bana göre değildi. Benim yapabileceğim bir şey değildi. Delirmiş olmam gerekirdi evlenmeden önce bir erkekle birlikte olmam için.
" Nasıl.?
Nasıl olur bu?"
" Sevince, sevilince, birbirimize aşık olunca oluyor işte."
Arkamdaki koltuğa düştü bedenim. Demir'in söylediği herşeyi dinlemiş, kabulde etmiştim. Ama son duyduğum. Hayır hayır! Bir anda kendi kendime gülmeye başladım.
" Yapmam dediğim ne varsa yapmışım!"
Demir'in şaşkın bakışları arasında ayağa kalkıp pencereye doğru yürüdüm sonra. Gözlerim dışarıdaki manzarada devam eden gülmelerim kahkahaya dönüşürken sesim dahada yükselmeye başladı. Delirmiş gibiydi hâlim.
" Her haltı yemişim ama hiç birini hatırlamıyorum."
Derken gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı artık. O anda arkamdan sarılan kollarla irkildim. Korku içinde öne kaçmaya çalışırken, onu duydum.
" Ada... Lütfen...
Lütfen uzak durma artık benden."
************************
Evet canlar bölüm sonu.
Gelecek bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 32.11k Okunma |
2.23k Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |