38. Bölüm

🌊K. 35 Ne halt ettunuz?

azimet azimet
azamet_29_2

Oylar ve yorumlar itina ile alınır 🤗

🌊🌊🌊🌊

" Ada... Lütfen...

Lütfen uzak durma artık benden."

 

Demir yatağından kalkmış yanıma kadar gelmiş arkamdan sardığı kolları arasına almıştı beni. Burnunu boyun girintime dayadığında bir kez daha irkildim. Derin bir nefes çekti içine.

 

" Seni bu kadar özlemişken, teninin kokusuna hasret kalmışken, daha fazla uzak durma benden ne olur..."

 

Yaşadığım psikolojik dalgalanmalar kendini midemde de belli etmeye başlayınca hissettiğim bulantı ile bir elimi mideme bir elimi dudaklarıma bastırdım. Gelen öğürme hissine rağmen kendimi tutarak hızla kollarının arasından çıkıp pencereye koştum. Açarak başımı dışarıya uzattım. Soğuk ama temiz havadan arka arkaya derin nefesler çekerken tekrar arkamda belirdi Demir.

 

" Ada? "

 

Bu kız sesinde korku vardı.

 

" Neyin var iyi misin? "

 

Bir kaç nefesten sonra başımı aşağı yukarı salladım.

 

" İyiyim.

Dünden beri birşey yemedim ondandır..."

 

Bir de duyduklarım var tabi. Yaşadıklarım az birşey değilmiş ki. İnsanın ne ruhu dayanır ne bedeni. Diyemedim.

 

" Tamam hemen adamlara söyleyim. Birşey..."

 

" Gerek yok."

 

Geri geri uzaklaşarak.

 

"Eve gidince yerim birşeyler."

 

Diyerek kapıya doğru yürürken yeniden duydum sesini.

 

" Ada..."

 

Durup arkama baktım. Sağ elini sırtına doğru çevirip yarasına dayamış bana bakarken,

 

" Benden uzak durmaya çalıştığının farkındayım. "

 

Dedi. Sonra,

 

" Şunu bil ki huzur içinde olabileceğin tek yer benim kollarımın arası."

 

Gözlerim kısa bir an sessiz kaldım.

 

" Zamana ihtiyacım var."

 

Dedikten sonra aklıma gelen şeyle koltuğun önündeki pantolonumu poşete alıp odadan çıktım. Aynı anda İlyas, Safiye ve Pelin ile göz göze geldik tabi. Kapının önünde bekliyorlardı.

 

" Ada?

Herşey yolunda mı?"

 

Sorunum sahibi Pelin diğerleri ise sessizdi. Çünkü Pelin'in aksine onlar olanları farkındaydı.

 

" Pek sayılmaz. Pelin...

Rica etsem beni eve bırakır mısın?"

 

" Ziya bırakur." Diyen İlyas'a döndüm.

 

" Ziya!"

 

" Emret abi."

 

" Gelunu bizim eve Pelin hanumu da kendu evuna birakun."

 

" Emredersin abi."

 

Onlar odaya girerken biz aşağıya inip hastane binasından çıktık. Geldiğimiz araca bu kez Ziya ve Alperen ile bindik.

*****

Bir saat sonra birkaç gündür kalmaya devam ettiğim Demir'in evine geldik. Bir ihtiyacın olursa hemen ara. Diyen Pelin ile vedalaşıp ve de teşekkür edip arabadan indim. Ziya Pelin ile devam ederken soğuk havada daha fazla kalmamak için hemen kapıdan girdim. İçerde Yalçın ve Mercan karşıladı beni. Yalçın üzerinde takım elbise çıkmaya hazırlanırken Mercan,

 

" Daha tam iyileşmedin, gitmesen olmaz mı? "

 

Diyordu kocasına. Demir'i ziyarete gidiyor galiba diye düşünürken Mercan'ın sarf ettiği cümle ile yanıldığımı çabuk anladım.

 

" İşlerin biraz daha bekleyebilir tam olarak düzelmedin."

 

O an yeni fark etmiştim.

Günlerdir biz Demir'in yanına gidip gelirken bu adam hastanede olduğu günlerde dahil Demir'i görmeye bir kere bile gitmemişti.

 

" Olmaz Mercan gitmem gerekiyor, işleri daha fazla bekletemem koca şirket boş mu kalsın? Hem daha kaç kere söyleyeceğim iyiyim ben."

 

" O zaman izin ver ben de geleyim yanında."

 

Kısa bir süre düşünen Yalçın,

 

" Tamam." Dedi.

 

" Hazırlan in ben arabada bekliyorum."

 

Mercan üst kata çıkarken Yalçın yanıma kadar gelip üstten bir bakış attı.

 

" Bir şeyler hatırlayabildin mi bari?" dedi irdeleyici şekilde.

 

Bu adam mı sıkıntılıydı yoksa bizimle mi bir sıkıntısı vardı anlayamıyordum. Sessiz iki yana salladım başımı.

 

Hiçbir şey söylemeden yanımdan geçip gitti. Merdivenlere doğru yürürken Mercan'ın elindeki kabanını giyerek inişini izledim. O da Yalçın gibi yanımdan geçip gitti. Yüzüme bile bakmadı. Bu ailede ki herkes garipti.

 

İkisinin arkasından bakarken evin çalışanı olan Hatice geldi.

 

" Ada hanım.

Yemek hazır. "

 

Kolumdaki saate baktım. Üçe geliyordu. Neden bu kadar aç hissettiğimi daha iyi anlarken bir anda damağımda bir tat hissettim.

Tereyağlı, unlu, peynirli... Arzuladığım tadın neye ait olduğunu çözmeye çalışırken geçmişte bir yerde belli belirsiz hatırladığım tat ile ancak bu olur dedim içimden. Kuymak... Sonra düşündüm. Ben hiç kuymak yememiştimki. Yoksa yemişmiydim? Onuda hatırlayamadım. Tek bildiğim şu an canım acayip şekilde kuymak çekiyordu. Hatice'nin ardından mutfağa geçtim.

 

" Hatice."

 

" Buyrun."

 

" Şey...

Sen kuymak yapmayı biliyor musun? "

 

Saf saf yüzüme baktı kız.

 

" Kuymak mı istedi canınız?"

 

" Şey evet. Aklıma nereden geldi bir anda bilmiyorum.

Biliyor musun yapmayı?"

 

" Karadeniz'de herkes bilir kuymak yapmayı."

 

" Öyle mi?"

 

" Siz temizlenip inene kadar yapıveririm."

 

" Teşekkür ederim."

 

Sulanan ağızla mutfaktan çıkıp üst kata yönelirken kuymağı nerede ne zaman yedim diye düşünüyordum hâlâ. Sonunda düşünmeyi bırakıp, günlerdir kaldığım odaya girerek önce üzerimdeki kabanı ve kıyafetleri çıkardım. Kabanı askıya asıp çıkardıklarımı banyodaki kirli sepetine bıraktım. Ardından dolaptaki temiz kıyafetlerimden temiz çamaşır ve bir eşofman takımı alıp yatağın üzerine bırakarak banyoya geçtim. Sıcak suyu açıp altına girdim. Bir süre öylece beklerken son üç günü ve Demir'in anlattılarını, ardından bugün yaşadıklarımı düşündüm durdum. Onca şey nasıl silinir bir insanın aklından anlayamıyordum. İki elimi yumruk yapıp bir kaç kere kendi kafama indirdim.

 

Çalış la*et olası çalış...

 

Olmadı yerinde sayıyordu zihnimin içindekiler. Pes ederek duşumu alıp işim bitince kabinden çıkarak bornozumu giydim. Küçük havluyla saçlarımı sarıp çıktım. Önce saçlarımı sonra bütün bedenimi kurulayıp temiz kıyafetlerimi giyindim. Saçlarımı tararken aynada kafamdaki yara izine baktım bir kez daha. İyileşiyordu. Ama izi kalacaktı.

 

Bu yaraya sebep olanlara içimden hiç etmediğim küfürleri ettim.

 

Sonra da taradığım saçlarımı dağınık topuz yapıp odadan çıkarak merdivenlere geldim. Tam bir basamak inmiştim ki dönen başım yüzünden sendeleyince trabzandan tutundum. Bir kaç saniye kapalı gözlerimle toparlamaya çalışırken ne oluyor dedim kendi kendime. Saniyeler sonra gözlerimi açtığımda daha iyiydim.

 

Düşündüm. Kaç gündür doğru düzgün yemek yemezsen böyle tansiyonun düşer işte Ada.

 

Diyerek merdivenleri inmeye devam edip mutfağa yöneldim. Burnuma gelen kokuyla resmen ağzım sulanırken kuymağı ne zaman nerede yemiş olabileceğimi bir kez daha düşündüm, ama yine tık yoktu zihnimde.

 

Kapıdan girdiğimde elinde bakır bir tava ile gelen Hatice ile karşı karşıya geldik.

 

" Nereye?"

 

" Yemek odasına götürüyordum."

 

" Şu an evde benden başka kimse yok. Ben burada da yiyebilirim boş yere odaya götürmeye zahmet etme."

 

" Emin misiniz?"

 

" Eminim."

 

Dedim mutfak masasına geçerken. Ben sandalyeye oturdum Hatice de tavayı masanın üzerine önüme bıraktıktan sonra tezgahın üstündeki ekmeklikten bir parça ekmek çıkarıp onuda önüme koydu.

 

" Ekmek ne için."

 

"Ekmeği banıpta yemelisiniz. Tadı öyle çıkar."

 

Dedikten sonra bir parça ekmeği bölüp banak yaparak bana uzattı. Elinden alıp ağzıma bıraktım. Yoğun tereyağı, mısır unu ve peynir tadı resmen damağımda eriyip ruhuma dağıldı. Ağzımdaki lokmayı dilim ve damağım arasında ezerek ve emerek yediğime inanamadım. Neden bu kadar lezzetliydi.

 

Bir tava kuymak ve yarım ekmek midemde geriye yaslanıp ellerimi göbeğime koydum. Allah'ım uzun zamandır böyle yememiştim.

 

" Eline sağlık Hatice."

 

" Afiyet olsun. Ne zaman isterseniz yine yaparım."

 

" Teşekkür ederim."

 

" Üstüne çay alır mısınız?"

 

" Hazır var mı?"

 

" Her zaman olur."

 

" Varsa alırım."

 

Hatice bir bardakta çay bıraktı önüme, hemde ince belli bardakta. Yediğim kuymağın üzerine çok iyi gelmişti doğrusu.

 

Çayımıda içip bir kez daha teşekkür ettim Hatice'ye. Yediğim kuymak ağır gelmiş olacakki yavaştan bir uyku çökmüştü şimdide.

 

Hatice masayı toplarken bende yerimden kalkıp mutfaktan çıktım. Merdivenleri gözüm yemeyince salon bölümüne geçip koltuklardan birine uzanıp gözlerimi kapattım. Ama aklıma hastaneden gelecek olan İlyas ve Safiye Hanımı düşünüce zorla kaldırdığım bedenimi merdivenlere doğru ittim.

 

Ağır adımlarla çıkıp odama geçerek yatağımın üzerine bıraktım yorgun ruhuma ev sahipliği yapan uykulu bedenimi. Ardından komodinin üzerindeki saate baktım. 5 e gelmişti. Olabildiğince fazla uyuma niyetiyle gözlerimi kapattım.

 

Ama uykuya bir adım bile atamadan zihnime doluşan düşünceler seni uyutmayız diyordu.

 

Uyuyacağına ne yapacağını düşün.

 

Diyen içimdeki Ada ise yangına körükle gitmekle kalmıyor bir de benzin döküyordu ateşe.

 

Unuttuğun bir adamla yaşamaya devam mı edeceksin.

 

Yerimde doğrulup oturdum.

 

Bir yabancı gibi gelecek sana. Aynı odada, aynı yatakta nasıl yatacaksın. Sana dokunmak isteyecek. O zaman ne yapacaksın?

 

Düşünceler bir yılan gibi sarınca uykumda duman olup kayboldu.

Şimdi sadece karşı duvarı izleyen bir Ada vardı odada.

 

&

 

Dakikalarca aynı pozisyonda oturup aynı duvarı izledim. Kaybettiğim anıları bulmaya çalışıp, bulamayıp, gelecekte ne yapacağımı sorgulayarak düşündüm, düşündüm düşündüm... Sonuç yine sıfır. Zihin yorgunluğuda cabası.

 

Kendimi yeniden yatağa bıraktım. Sadece uyumak bütün düşüncelerden kaygılardan kaçmak istiyordum. Bir süre sonra başardımda... Kapanan gözlerime izin verip geçicide olsa kurtuldum düşüncelerimden.

 

&

 

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Uyku ile uyanıklık arası kapımın açıldığını duydum. Yada bana öyle geldi. Belkide rüya görüyordum. Gözlerimi açmak, gelen kim, rüya mı yoksa gerçek mi diye bakmak istedim ama yapamadım. Bir kaç gündür doğru düzgün uyuyamadığım için gözlerim intikam alırcasına açılmıyordu. Sonunda kırılan irademle yeniden kapandılar.

 

&

 

Bir zaman sonra duyduğum tanıdık gelen ses ile göz kapaklarım açılmasada yeniden aralandı uyku kapılarım.

 

" Ne yapıyorsun burada?

 

Safiye hanımdı konuşan. Kiminle konuşuyordu? Bana mı söylüyordu? Galiba...

 

" Çok yorgunum, uyuyorum."

 

Dedim dolaşık dilimle. Cevap vermedi. Bir süre sessizlik hüküm sürdü odada.. Sonra ayak seslerini duydum. Sonrada açılıp kapanan kapının sesini. Safiye Hanımın gittiğine hükmedip uyumaya devam ettim. Uyudum uyandım geri uyudum.

 

Zamanın nasıl geçtiğini bilmeden bir sağıma bir soluma dönüp dönüp uyumaya devam ediyordum. Yataktan çıkmak kimseyle konuşmak istemiyordum, ama bir yere kadardı bu da. Sonunda yatmaktan ağrıyan kemiklerimin ve hissettiğim sıkışıklık yüzünden uyanmak zorunda kaldım.

 

Önce yerimde doğrulup esneyerek gerindim. Sırtımdaki birkaç kemiğin tıkladığını duydum. Ardından yatağın kenarına oturdum. Gözlerimi dışarıya çevirdim sonra. Akşam oluyor gün batıyordu. Yerimden kalkıp banyoya yürürken farkettiğim şey ile aniden durdum. Anında saate baktım. 5 buçuktu.

 

Nasıl? Nasıl 5 buçuk olurdu. Kendimi yatağa attığımda 5 ti zaten. Kesin saat durdu diye düşünüp saatin yanına gelerek elime aldım. Dijital saatte gördüğüm tarih ile gözlerim sonuna kadar açılırken bir kat daha arttı şaşkınlığım.

 

Yirmi dört saat mi!? Yirmi dört saattir uyuyor olamazdım. Ama bu saat öyle olduğunu söylüyordu. Saati yerine atarcasına bırakıp hızlı adımlarla banyoya girdim. İşimi halledip elimi yüzümü yıkadıktan sonra kurulanıp önce banyodan sonra odadan çıkıp merdivenlere yöneldim. Basamakları hızlı hızlı inip mutfağa koşturdum.

 

Hatice! Demiştim ki Safiye Hanım'ı ve İlyas'ı gördüm. Mutfak masasında ikisininde önünde birer kahve konuşuyorlardı. Tabi beni görüp susana kadar.

 

Bir Safiye Hanım ve İlyas'a bir Hatice baktım. Yeniden Hatice'ye döndüm.

 

" Hatice ne zamandır uyuyorum ben."

 

Kız ağzını açamadan Safiye Hanım verdi cevabı.

 

" Yirmi dört saattur uyuyormuşsun."

 

" Neh! Nasıl yah! Gerçekten mi?

Nasıl o kadar uyudum ben."

 

" Sağlukçu olan sensun. Sen soyle."

 

İlyas'a diktim gözlerimi. Tam cevap verecekken aniden Demir geldi aklıma.

 

" Siz, ikiniz birden, neden evdesiniz?"

 

" Hastanede kalmamuz için bir sebep kalmaduda ondan. Demir taburcu oldu."

 

" Taburcumu oldu?

Ne zaman?"

 

" Bu sabah."

 

Masaya yaklaşıp boş sandalye oturdum.

 

" Nasıl izin verdi?

İyileşmiş mi yaraları."

 

" Sayulur. Zaten de doktoru dinleyen kim. Demir inat etti durmam diye. Eve gelmek istedu. Gelur gelmaz da seni sordu. Hatice dun akşamdan beru uyuyor diyinca enduşe edup yanuna geldi. Hem de iki kere. Farketmedun mu? "

 

" Ben... Farketmedim.

Bir ara uyku semesi hâyal gördüğümü sandım sonra da sizin sesinizi duydum o kadar. Benimle konuştuğunuzu sanmıştım."

 

" Demir ile konuşuyordum."

 

Diyen Safiye Hanım'ın ardından İlyas devam etti yine.

 

" Biz de Ümit'i de alıp geldik. Şimdi odasunda dinleneyi. Ümit de yanunda. Evdeyken o ilgilenecek Demir ile. "

 

Kötü olsa bırakmazdı doktor diye düşünürken,

 

" Yemek odasına geçebilirsiniz. Yemek hazır." Dedi Hatice.

 

Yanımdakiler ayağa kalkarken ben oturmaya devam ettim.

 

" E hadi." Dedi Safiye Hanım.

 

" Ben yemeyeceğim. Size afiyet olsun."

 

" O neden o?"

 

" Canım hiç birşey istemiyor."

 

Arkamdaki Hatice'yi duydum yeniden.

 

" İsterseniz yine kuymak yapayım size."

 

Karşımdakiler bize bakarken,

 

" Kuymak mı? O... Olur. " Dedim.

 

Adını duyunca yine canım çekmişti.

 

" Sen kuymak yiyormuydun?"

 

" Hem de nasıl Safiye Hanım."

 

Dedi Hatice benden önce.

 

" Dün bir tavanın hepsini iştahla yedi. Ada hanımda da Karadenizlilik var bence."

 

Safiye Hanım gülümseyerek bakarken ne yalan söyleyeyim biraz utandım.

 

Birlikte mutfaktan çıkıp yemek odasına geçerken Yalçın ve Mercan girdiler kapıdan. Anlaşılan bugünde birlikte çıkmışlardı. Şeytan tüyü vardı bu adamda. Demir'e iki kurşun bu adama bir kurşun, hemde ölümcül olmayan bir yerden.

 

İyi akşamlar. Diyip üst kata çıktılar birlikte. Biz yemek odasına geçtikten on dakika sonra onlarda inerken benim için pişirilen kuymakta gelmişti.

 

Herkes normal yemek yerken ben üzerimdeki bakışlara aldırmadan bir tava kuymağı mideme indirdim yine. Nasıl bu kadar lezzetli geliyordu tadı anlamıyordum. O kadar ki beni izleyen bakışları bile umursamamıştım.

 

*****

 

Akşam yemeği faslı bittikten sonra herkes salona geçerken İlyas Demir'in alt kattaki odasına girdi. Bir kaç dakika sonra da çıktı.

 

Uyuyor diyerek yerine geçip otururken bana bakıyordu gözleri. Anında önüme indirdim bakışlarımı. Az sonra çaylar ve tatlılar geldi. Herkes sessiz çayını yudumlarken Yalçın bozdu sessizliği.

 

" Bir gelişme var mı dayı?

Bu işi kimin yaptığına dair bir ipucu? Demir'in ve benim ölmemizi isteyen kim? Demir ne diyor bu konuda?"

 

" Yok!" Dedi İlyas. O an hastane kantininde otururken adamının gelip kulağına birşeyler söylediğini hatırladım. Bence bildiği şeyler vardı ama söylemiyordu.

 

" Demir nasıl?"

 

" Dediğim gibi uyuyor."

 

Bu Yalçın'ı anlamıyorumdum ben. Geleli kaç dakika olmuştu daha yeni soruyordu. Dahası hastanede bile görmeye gitmemişti. Taburcu olduğu gün bile.

 

Aklımdan dilime çok cümle yürüdü ama sustum. Yerimden kalkıp ben odama çıkıyorum. Size iyi geceler. Diyerek merdivenlerin yolunu tuttum. Kendi odama gidip önce banyoya geçtim. İşlerimi halledip dişlerimi fırçaladıktan sonra yatağıma geçip gözlerimi kapattım. Ama yine rahat vermedi düşünceler.

 

Dakikalarca düşündüm. Düşünmekten bıkma raddesine gelene kadar. Sonunda bir karara vardım. Yarın Demir ile konuşup bir yol çizecektim.

 

*****

 

Ertesi gün erkenden kalkmak istesemde yine çöken ağır uyku yüzünden saat 9 olmuştu gözlerimi açtığımda. İki gündür uyanamaz olmuştum. Kuymak kan şekerimi çıkarıyor galiba. Diyerek yerimden kalkıp yine banyoya girip rutin işlerimi hallettikten sonra dönüp dünden beri üzerimde olan kıyafetleri çıkarttıktan sonra dolaptan açık mavi bol paça kot pantolon üzerine de beyaz balıkçı yaka ince bir kazak giydim.

 

Saçlarımı açık bırakıp kapıdan çıkarak merdivenlerden salon bölümüne indim. Boştu salon. Kimseler yoktu. Yan tarafıma doğru döndüm. Demir'in odasina. Tereddüt ederek kapıya kadar geldim. Bir an önce konuşmak istiyordum. Elimi kapıya uzatıp yavaşça açtım. İçeriye doğru süzüldüm. Demir yatağında hâlâ uyuyordu. Sessiz bir kaç adımda yatağın yanına gelip Demir'i izlemeye başladım.

 

O sırada kaşları çatıldı. Bir süre öyle kaldıktan sonra normale döndü. Ya canı acıyordu ya da kabus görüyordu. Yüzünü izlemeye devam ederken söylediklerini hatırladım bu kez. Beni bırakmayacağını söylemişti. O sevdiği kadını bırakmak istemiyordu. Lakin ben sevdiğim adamı bulamıyordum.

 

Şu andan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım. Hatırlayamadığım birine seviyormuş gibi aşıkmış gibi davranamazdım. İstesem de yapamazdım. Aynı odada aynı yatakta onunla olamazdım. Zaman gerekiyordu.

 

İçimden uyandığında konuşuruz. Diyerek odadan çıktım. Salon bölümüne yürürken merdivenlerden Yalçın indi. Bu kez tek başınaydı ve kabanını giyiyordu. Çıkmaya hazırlanıyor, acelesi olduğu belliydi. O sırada mutfaktan Safiye Hanım çıktı.

 

" Nereya uşak."

 

" İşim var babaanne."

 

" Herkesun işi var. Da!

Önce kahvaltıunu yap."

 

Duymazdan gelen Yalçın direk kapıya yürüdü ve çıktı.

 

" Keçu." diyen Safiye Hanım arkasından bakıyordu.

 

" Babasi kılıkli. "

 

" Gel kizum.

Mercan Hanum da hâlâ uyuduğuna gore kahvaltuyu birlikte yapacağuz."

 

" İlyas?"

 

" İlyas bir yere gidip geleceğum diyip çıktu. Ümit de ilaç almağa gittu."

 

Gözlerim kapıya kaydı. İlyas'ın işi var, Yalçın'ın acelesi... Bir şeyler dönüyordu bence.

 

Kolumdan çekiştirerek mutfağa girdim. iki kişi olduğumuz için mutfağa hazırlanmıştı kahvaltı masası. Masadaki kahvaltılıklarda gezdi gözlerim. Canım hiç birinden isteniyordu. Bakışlarımı gören Safiye Hanım,

 

" Ne oldi? " Diyince,

 

" Ben sadece çay içeceğim." Dedim.

 

Sandalyeye oturduğumda Safiye Hanım kaşları çatık baktı.

 

" Aç acuna yaşanur mu? Sana kuymak yapsın Hatice. "

 

" Olur hemen yaparım."

 

Diyen Hatice tezgahın önüne geçti. Bir şey diyemedim tabi. Masada çayımdan ufak yudumlar alırken Safiye Hanım'ın gözleri üzerimde bakışları değişikti.

 

" Birşey mi diyeceksiniz?"

 

Sadece başını salladı iki yana. Az sonrada aynı bakır tava önüme geldi yine.

 

Çok güzel kokuyordu. Masadaki ekmeği alıp bölerek tavaya giriştim. Bütün tavayı silip süpürdüm resmen. Kahvaltının ardından salona geçtik. Az sonra arkamızdan kahveler geldi. Büyük camın önündeki karşılıklı duran berjerlere geçip oturduk. Hatice getirdiği kahveleri ortadaki yuvarlak sehpa üzerine bıraktı.

 

Afiyet olsun. deyip mutfağa döndü. Kahvemi yudumlarken Safiye Hanım gözleri elindeki fincanda düşünceliydi. Ben ise bir yandan dışarıda yağmaya devam eden karı izliyordum. İzmir'e hiç kar yağmazken burada kar kesilmiyordu neredeyse. Gözlerimi dalgın hâli devam eden Safiye Hanım'a çevirdim.

 

" Bir sorun mu var?"

 

Gözleri gözlerimi bulurken başını iki yana salladı.

 

" Yok."

 

*****

 

DEMİR

 

Gözlerimi açtığımda çoktan sabah olmuştu. Hastanedeki günleri düşününce rahat uyayabildiğim ilk geceydi. Yerimde doğrulup oturduğumda aklıma ilk gelen Ada oldu. Tenini, kokusunu, sıcaklığını özlediğim, ama yaklaşamadığım Ada. Karım olan Ada. Eve geldiğim gibi odasına gidip uyurken bulduğum Ada. Dakikalarca izlediğim izledikçe özlediğim Ada.

 

Yumruklarımı ve dişlerimi sıktım. Bizi bu hale getiren şerefsizleri bulduğumda hiç acımadan öldürecektim.

 

Hastanedeyken dayım ile olan konuşmamızı hatırladım. Günlerdir o şerefsizlerin izini sürüyorlarmış. Ve nihayet bir ipucuna ulaşmışlar. Bugün de bizzat kendi gidip araştıracaktı. Dayıma güveniyordum. Onun elinden hiç bir şey kaçmazdı. Bulsun yeterdi. O adamları öldürmek benim işimdi hiç kimseye bırakmayacaktım onları. Bizzat kendim sıkacaktım kafalarına. Ama önce bu işin esas mimarı kim onu öğrenecektim. Aklımda tek bir isim vardı. Bu yüzden bir an önce iyileşmeye çalışıyordum.

 

Düşüncelerimi bir kenara sıyırarar yavaşça yerimden kalkıp banyoya yürüdüm. Kapı Pervazına elimi dayayıp soluklandım. Yaralarım hâlâ sızlıyordu. İçeriye girip rutin işlerimi hallederek elimi yüzümü yıkadıktan sonra kurulanıp çıktım. Dolabımın önüne gelip içindeki kıyafetlerimin arasından eşofman takımlarımdan birini alıp dikkatlice giyindim.

 

Odadan çıkıp salon bölümüne geldiğimde babaannemi ve Ada'yı gördüm. Büyük pencerenin önünde oturmuş dışarıyı izliyordu. Beni görünce ayağa kalktılar.

 

" Günaydın." dedim gözlerim sevdiğim kadında. Günaydın. Dedi.

 

Salona doğru ilerleyip koltuğa yürüdüm.

 

" Nasılsın?"

 

" Daha iyi."

 

Dedim otururken. Babaannem aramızdan geçti.

 

" Söyleyeyimde sana kahvaltı hazırlasınlar."

 

Belli etmemeye çalışsa da bizi yalnız bırakmak istediği açıkça belliydi.

Ada yan tarafımda kalan koltuğa geçip oturdu. Gözleri yerdeki halıda geziyordu.

 

" Bende uyanmanı bekliyordum."

 

Duyduğum cümle ile kalbim titredi. Devamının canımı sıkacağını anında anladım.

 

" Dinliyorum" dedim gözlerim üzerinde. Başını kaldırıp gözlerime baktı.

 

" Çok düşündüm...

Herşeyi...

Kendimi dinledim...

Kalbimi dinledim...

Duygularımı dinledim..."

 

Gözlerini kırpmadan kararlı şekilde konuşuyordu.

 

" Ayrılalım!"

 

Dedi aniden. Duyduğum kelime ile kalbime bir hançer girerken ayağa fırladım.

 

" Ne!?"

 

Şok şekilde yüzünü izlerken yavaşça ayağa kalktı.

 

" En azından bir süre."

 

" Asla!" Dedim.

 

" Senden asla ayrılmam!"

 

" Demir anlasana.

Bu şekilde yapamayız.

Sana karşı hissettiğim bir duygu var idiyse ve seninle bu yüzden evlenmiş isem... O duyguları yeniden bulmadan seninle kalamam."

 

" Saçma sapan konuşma Ada! Sevdiğim kadından ayrılmayacağım! Ne olursa olsun!"

 

Kaşları çatılırken bir adım öne geldi. Daha yüksek sesle konuştu.

 

" Sen sevdiğim kadını bırakmam diyorsun!

Ama ben sevdiğimi söylediğin adamı bulamıyorum! O nasıl olacak?"

 

Gözleri doldu. Bir anda,

 

" Hatırlamıyorum işte hatırlamıyorum."

 

Diyerek iki elini yumruk yapıp kendi kafasına vurmaya başlayınca hızla bileklerinden tuttum.

 

" Kes şunu Ada! Kes!"

 

Hırsla çekti bileklerini. Geri geri yürürken,

 

" Hayatıma seninle ve hiç bir şey olmamış gibi devam edemem! Sana aşık numarası mı yapayım! Seviyor numarası mı yapayım! Yoksa herşeyi hatırlamış numarası mı? Bunu mu bekliyorsun benden. İster istemez uzak dururum senden. Ona da sen razı olmazsın."

 

Sinirle bakıyordum yüzüne. Söyledikleri canımı yakmıştı çünkü. Ağır ağır üzerine doğru yürürken geri geri adımladı. Sonunda arkasındaki konsola dayanarak durdu. Ama ben durmadım. Artık bir şeyi iyi anlaması gerekiyordu.

 

Konsol ile arama sıkıştırınca yana doğru kaçmaya çalıştı ama konsola dayadığım kolumla önünü kestim. Beni dinlemeden gitmesine izin vermeyecektim.

 

Diğer taraftan kaçmak istediğinde aynı şekilde diğer kolumuda dayayarak yine izin vermedim.

 

Ellerini göğsüme dayayıp itmeye çalıştı ama ateşe dokunmuş gibi anında geri çekti. Bu hareketi yediğim kurşunlardan daha çok acıttı canımı.

 

" Neden çektin elini? "

 

Dedim sinirli. Neden bu kadar büyük tepkiler veriyordu. Hatırlamazsa ne olurdu ki. Yeniden başlarız demiştim, yeniden severiz... Neden kabul etmiyordu.

 

" Bu kadar mı soğudun benden... Bizden..."

 

Derken yumruğumu konsola indirdim. Bana bakan göz bebekleri titredi. Korkmuştu. Günlerdir sabırla bana gelmesini bekliyordum. Ama o dahada uzaklaşıyordu.

 

" Aç kulağını beni iyi dinle. Ne olursa olsun senden ayrılmayacağım. Senin gitmenede izin vermeyeceğim. Ne yapacaksan ne yaşayacaksan benim yanımda olacak."

 

" Zorla mı tutacaksın yanında."

 

" Gerekirse evet! "

 

Gözlerinin içine bakarken kendi kendime konuştum. Senden bunları duyacağıma ölseydim keşke. Ben senden nasıl vazgeçerim Ada?

 

Yutkunarak bakmaya devam ederken geri çekildim. Hareket edip merdivenlere yöneldi. Basamaklara gelip ağır ağır çıkarken önümdeki konsola bir yumruk daha indirdim.

 

Bu sırada babaannem geldi. Önce Ada'ya baktı ardından hızlı hızlı yürüyerek yanıma gelip koluma yapıştı. Ne oluyordu?

 

" Ula uşak ne ettinuz siz?"

 

Hiç birşey anlamadan yüzüne bakıyordum.

 

" Allah aşkına babaanne neden bahsediyorsun sen?

Zaten canım burnumda. Bir de senin..."

 

" Nikahtan önce ne halt yedunuz?"

 

Kaşlarım çatık bakarken hâlâ ne demeye çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Çimdiği koluma geçirirken gözleriyle Ada'yı işaret edip dişlerinin arasından konuştu.

 

" Bu kiz aşeriyor."

 

Duyduğum şeyle gözlerim kocaman bakakaldım.

 

"Ne? Ne diyorsun sen babaanne? Ne aşermesi?"

 

Bu kez yumruğunu koluma geçirdi.

 

" Bu kiz hamile diyorum!"

 

" Ne ha-hamile mi?"

 

" Üç gündür sadece kuymak yiyor. Hem de deli gibi. Anan gibi bu kız da kuymağa aşeriyor işte. Dahasu kendide farkunda değul."

 

Şok oldum. Kuymak mı? Gözlerim merdivenlerin ortasında duran Ada'ya çevrildi. Ada kuymak sevmezdi ki. Dağ evindeyken bir lokma ancak yemişti oda benim zorumla. Nasıl üç gündür kuymak yiyordu. Doğru muydu? Gerçekten hamile olabilirmiydi.

 

" Ula ne halt ettunuz?"

 

Gözlerim Adada babaannemi kenara itip merdivenlere yürürken Ada'nın sendelediğini görünce hızlandım. İlk basamakta Ada! Dememle geriye dönüp bana doğru baktı. Sol elini bana doğru uzatırken, Demir... Demesiyle geriye doğru düşmesi bir oldu.

 

" Adaa! " Hızla öne atıldım ama engel olamadım. Ancak aşağı doğru yuvarlanırken yakalayabildim. Kollarımın arasına alıp kendime çevirdim yüzünü. Gözleri kapalı kendinde değildi.

 

" Ada! Ada cevap ver! "

 

Elimi yüzüne dayadım. Sarsarak

 

" Ne olur aç gözlerini! Yalvarırım aç!"

 

Arkamdaki babaannemi duydum o an.

 

" Eyvahlar olsun! "

 

Önce babaanneme sonra da gözlerinin diktiği noktaya döndüm. Yaşadığım korkuyla gözlerim kocaman oldu.

 

Olamaz! Kanaması vardı. Gerçekten hamile ve kanaması vardı.

*************************

Evet canlar bölüm sonu.

Gelecek bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

 

 

Bölüm : 06.07.2025 15:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...