26. Bölüm

🌊K.24 Gerçekten aşık mısın?

azimet azimet
azamet_29_2

 

" Seni zaten buldum Alpay."

 

 

Duyduğumuz tanıdık sesle ikimizde kapıya dönerken arka arkaya kurşun sesleri yankılandı barınağın içinde.

*****

ADA

 

Uyku ile uyanıklık arasında gidip gelen zihnimin içinde dolaşan uğultulu sesler azalıp çoğalırken duyduğum tanıdık koku ve yüzüme vuran ayaz yüzünden sarsılan bedenimin üşüdüğünü hissediyordum. Öyle ki etlerime iğneler batıyordu sanki.

 

 

Az sonra keskin soğuk yerini sıcağa bırakırken kolumda hissettiğim acıyla Aahh! Dedim kendimin bile zor duyduğum sesimle. Aynı anda birinin, özür dilerim. Dediğini işittim.

 

 

Bu boğuk sesin kime ait olduğunu kesinlikle anlayamazken neler olduğunu hatırlamaya, zihnimin dağılmış şekilde havada uçuşan her bir parçasını bir araya getirmeye çalışıyordum.

 

 

Bir yandanda gözlerimi açmaya çalışsamda yapamıyordum. Aksine. Gözlerime çöken bir uyku hâli vardı baskın şekilde. Ne olmuştu? Konuşanlar kimdi? Neden algılarım uyuşmuştu. Neden bu haldeydim? Neden canım yanıyordu.

 

 

" Bas gaza."

 

 

Ve bu konuşan kimdi?

 

 

Biraz daha çabayla göz kapaklarımı nihayet aralayabildiğimde karşımda gördüğüm Karadeniz'i hatırlatan dalgalı maviler ona aitti. Demir'e.. Duyduğum sesler yine ona aitti. Yan tarafıma çevirdim gözlerimi. Farkeyyyki bir arabanın içinde Demir'in kucağında yatıyordum.

 

 

İşte o an da hatırladım olan herşeyi. Barınağın kapısından giren Demir'i, bir anda çekilen silahları, ölümüne sıkılan kurşunları... Sonra seken kurşun yüzünden sol omuzumda hissettiğim acıyla geriye düşerken başımı çarptığımı...

 

 

Gözlerini karşıya dikti.

 

 

" Hemen en yakın hastaneye sür Ziya!"

 

 

Omuzumdaki yaraya bastırdığı eline çevirdim gözlerimi bu kez. İnanamadım. Yaralıydım.

 

 

" Hastane olmaz uşak!"

 

 

Diyen dayı beyi duydum sonra.

 

 

"Adli vakadur!

 

Polis peşumüze düşer. O kadar ölüyu ve yangunu nasul açuklayacağuz!"

 

 

Ölü mü?

 

Yangın mı?

 

 

Adamları öldürüp barınağı mı yakmıştı bunlar.

 

 

" Dahasu Yalçın pusuda beklei. İlk yapacağu polisa adunu vermak olur! Sonra eski defterler açulur "

 

 

" Onu o zaman düşünürüm dayı!

 

Bir an önce hastaneye gitmeli."

 

 

" Sadece siyrık!

 

Ölmez! "

 

 

Dedi sert şekilde. Onu ilk gördüğüm âna döndüm. Demir için herkesi öldürebilecek İlyas'ı... Bazen yumuşak görünsede gerçekten gaddar bir yapısı vardı bu adamın. Demir için herşeyi göze alabiliyordu.

 

 

" Hastane falan yok!

Ziya! 

 

Diğer eve çek sen!

 

Metin'a söyleruz Ümit'i alır gelur!"

 

 

" Dayı!"

 

 

" Olmaz uşak!

 

OLMAZ!

 

Seni hapishanede görmek istemeiyrım! "

 

 

" İyiyim. " dedim acı dolu çıkan sesimle.

 

 

" Sadece sıyrık."

 

 

Umarım öyledir. Diye ekledim içimden görmediğim yaramın üzerindeki ele bakarken.

 

 

Öndeki İlyas denen adama kaydı gözlerim. Biliyordum ki ölecek bile olsam izin vermezdi hastaneye gitmemize. Demir'i tehlikeye atacak hiç bir şeye izin vermezdi. Demir yaralıyken beni zorla getirtende o değil miydi?

 

 

Kahretsin!

 

Diye tısladı Demir önce. Ardından,

 

 

" Ümit'e söyle gecikmesin!"

 

 

Dedi. Sesinde endişe vardı.

 

&

 

 

Gözleri üzerimde gecenin karanlığında yol almaya devam ederken,

 

 

" Özür dilerim."

 

 

Dedi yeniden. Karanlıktaki gözlerine baktım.

 

 

" Bir özür kurtarmaz."

 

 

" Affetmek için ne istediğini söyle yeter."

 

 

Gözlerimi devirdim. Affetmek düzelecekti sanki herşeyi. Yorgun çıkan sesimle konuşmaya devam ettim.

 

 

" Şu hâlime bak."

 

 

Diğer elimi acıyan başıma götürdüm.

 

 

" Başım acıyor, omuzum kanıyor. Hepsi senin yüzünden. Söylediğin yalan yüzünden bu hâldeyim."

 

 

" Ne yalanı? "

 

 

" Hâlâ ne yalanı diyorsun.

 

O pislik beni karın sanıyordu. Bu yüzden kaçırdı beni."

 

 

Gözlerini kaldırıp ön koltuktaki dayısına bakıp bana döndü tekrar.

 

 

" Kırk yılda bir kendime vakit ayırmıştım gelip içine etti o adi pislik herif."

 

 

" Nasıl yani?

 

Ben evdekilerin dışında kimseye senden bahsetmedim. Ada karım demedim. O piç nereden biliyor bunu? "

 

 

Yavaş yavaş bulanan beynim, dolanan dilimle,

 

 

" Nereden bileyim.

 

Keşke hiç gelmeseydim buraya."

 

 

Derken ağırlaşan gözlerim yeniden kapanıyordu. Kolumdaki yara sıyrık da olsa sarsmıştı bedenimi.

 

 

" Ada.."

 

 

" Hımm..."

 

 

Sesim belli belirsizdi.

 

 

" İyi misin? "

 

 

" Uykum var. Yorgunum...

 

Uyumak istiyorum. Ne olur uyuyayım. Uyandığımda İzmirde olmak, yaşadığım herşeyin bir rüya olmasını istiyorum."

 

 

Kollarıyla sarsarak,

 

 

" Ada."

 

 

Derken avuç içini yüzüme yasladı.

 

 

" Ada!

 

Kahretsin!

 

Ateşi var! Yanıyor!"

 

 

Ateşim mi vardı?

 

Normaldi. Soğuk, stres, korku ve kurşun yarası. Bağışıklığım zaten zayıfken bir de son yaşadıklarımın üzerine bu olanlar... Zavallı vücudum daha fazla dayanamamıştı galiba.

 

 

" Ziya hızlan!

 

Dayı ara şu Ümit'i gecikmesin!

 

 

Ada sık dişini biraz, iyi olacaksın."

 

 

Zihnimde karanlık bir el beni uykuya doğru çekerken son duyduğum cümle bu olmuştu.

 

*****

 

 

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözlerim kapalı, şuurum gidip geliyordu. Nerede olduğumu bilemezken kulağıma gelen ayakkabı sesi birinin yanımda hızlı adımlarla ileri geri yürüdüğü anlatıyordu.

 

 

" Neden hâlâ kendine gelemedi?"

 

 

Duyduğum cümlenin ardından yeniden karanlığa kayıp giderken herşeyin bir rüya olmasını istiyordum.

 

*****

 

 

Uzuuun bir karanlık koridordan geçmiş gibi hissederek gözlerimi açtığımda sımsıcak bir güneşin altındaydım. Üstelik o kadar parlaktı ki resmen göz alıyordu. Üzerimde en sevdiğim tek parça yeşil mayom şezlonga uzanmış sahildeydim. Ellerimi güneşe siper ederek sağıma soluma baktım önce. Sahil...

 

 

Sahildeydim. Hızla yerimde doğrulup oturarak yeniden inceledim etrafımı. Gerçekten sahildeydim ve etrafımda çoluk çocuk birçok insan vardı. Bazı çocuklar kumdan kale yaparken bazıları anne babalarıyla denizde eğleniyor, bazıları benim gibi güneşin ve şemsiyenin altında güneşin tadını çıkarıyorlardı. İnanamadım.

 

 

Ne oluyordu? Ne işim vardı benim burada. Hızla ayağa kalktığımda ayaklarım sıcak kuma battı. Gözlerim ayaklarımda parmaklarımı hareket ettirdim. Bu gerçekmiydi. Kendi etrafımda bir tur dönerken bir denize bir insanlara bir kendime baktım tekrar tekrar. İzmir'de sahilde denizin karşısındaydım.

 

 

Yaşadığım herşey bir rüyaymış meğer.

 

 

Dedim yüksek sesimle. İçimde bir hafiflik aynı zamanda bir boşluk hissi duydum. Kalktığım şezlonga bıraktım kendimi yeniden. Ellerimi saçlarıma geçirip geriye doğru alırken kendi kendime sesli şekilde gülmeye başladığımda yan tarafındaki yaşlı kadının gözleri beni buldu. Aldırmadım.

 

 

Allah'ım şükürler olsun ki sadece rüyaymış. Buradayım. Kendi şehrimde. Kendi evimde.

 

 

Şükürler olsun.

 

Şükürler olsun.

 

Şükürler olsun.

 

 

Hızla yerimde doğrulup ellerimi yanlarıma dayarken derin bir nefes çekip bıraktım.

 

 

Allah'ım neydi o yaa?

 

Rizedeymişim, yağmurmuş, karmış, soğukmuş.

 

Ya kaçırılmak...

 

 

Dedim daha yüksek sesle gülerken. Hemde kaç kere. Bir de Karadenizli dediğim biri.

 

Neydi adı. Hah! Demir...

 

 

Demir Demirkaya. İsme bak. Bir insanın adıyla soyadı aynı olur mu?

 

 

Yerimden kalkıp kollarımı yukarıya doğru kaldırarak sonuna kadar esnedikten sonra dalgalara doğru koşar adım ilerledim. Denize girmenin, dalgalarda yüzmenin özlediğim keyfini yeniden hissetmeliydim. Denizin kokusunu içindeyken çekmeliydim ciğerlerimin en ücra köşelerine. Hemde derin derin.

 

 

Nihayet ayaklarım önce ıslak kuma sonra denizin yalayıp geçen dalgalarına ulaştı. Gözlerim yeniden ayaklarımda hareket ettirdiğim parmaklarıma bakıyordum. Sevinçle Evet! Diyerek devam ettim.

 

 

Adım adım geçtim dalgalar arasından. Önce ayak bileklerim sonra dizlerim sonra bütün bedenim buluştu suyla. Nede çok özlemişim bu hissi. Daha da ilerleyip belime kadar gelen dalgaların arasından suya daldım. O kadar güzeldi ki. Saniyeler sonra suyun üzerine çıkıp yeniden daldım. Bir süre suyun altında öylece kalıp anın tadını çıkardım. Bunu sık sık yapardım.

 

 

Saniyeler sonra suyun altında gözlerimi açtığında tuhaf bir şey oldu. Sanki denizde değil durgun bir suyun içindeydim. Göl yada havuz gibi.

 

 

Tuhaf bir korku çöktü içime. Hissettiğim o korkuyla suyun yüzeyine çıkmaya karar verdim. Ama yukarıya doğru yüzerken bir anda ayak bileğimde bir el hissettim. Korkuyla aşağıya çevirdiğim bakışlarımı. Gördüğüm şeyle korkunun ve şokun en büyüğünü yaşarken bileğimden tutan kişiyle herşey başa döndü.

 

 

Bir rüyadan uyandığımı sanarken bir kabusun içinde olduğumu öldüğünü hatırladığım ama şuan bileğimden tutan ve ölü bedeninden kanlar sızan vücudun sahibi Alpay ile idrak ettim.

 

 

Kabus...

 

Korkum hat safhada kendimi kurtarmaya çalışarak suyun yüzeyine çıkmaya çalışırken kâbus gördüğümü biliyor ama uyanamıyodum. Bedenim ölü bir bedene ait el tarafından suyun dibine çekiliyor ama uyanamıyor, kurtulamıyordum. Çığlık atmak, yardım istemek için uğraşsam da boğulma korkusuyla yapamıyordum. Ellerim boğazımda boğulmamak için debelenirken Demir geldi aklıma.

 

Yanımda olmalıydı.

 

 

Demir uyandır beni. Ne olur. Ne olur uyandır.

 

 

O anda sarsılarak gelirken kendime korkuyla açtım gözlerimi. Demir'i gördüm karşımda. Korku dolu mavileri bende, elleri yüzümde,

 

 

" Nefes al!

 

Ada nefes al!" Diyordu.

 

 

Koluna yapışıp derin bir nefes çektim önce ciğerlerime, sonra arka arkaya devam ettim. Gördüğüm kâbus gerçekten farksızdı.

 

 

Üzerime eğilen Demir saçlarımı öperken ben hızlı hızlı nefes almaya devam ediyordum.

 

 

" Korkma buradayım. Yanındayım. Sadece bir rüya."

 

 

" Ka-kabus gördüm."

 

 

Dedim kuruyan boğazım yüzünden zorlukla yutkunarak. Hemen ayağa kalkıp elinde küçük bir su şişesi ile geri döndü. Kapağı açıp bir dizinin üzerine çöktükten sonra sol kolunu arkamdan geçirip doğrulamamı sağladı. Suyu dudaklarıma uzatırken ellerimle şişeyi tutmak istesemde yara ve serum yüzünden sol kolumu kaldırmayınca sağ elim ve Demir'in yardımıyla bir kaç yudum içip geriye bıraktım kendimi. Yerden kalkıp yattığım koltuğun ucuna oturdu.

 

 

" Daha iyi misin?"

 

 

Başımı sallayarak, Evet. Dedim.

 

 

Oysa kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu hâlâ. Uzun süre aklımdan çıkmayacaktı o görüntü.

 

 

" Gerçek gibiydi.

 

 

Be-ben İzmirdeydim. Sahilde..

 

O kadar gerçekçiydi ki olanların hepsinin rüya olduğunu düşündüm.

 

Sonra denize girdim. Ama çıkamadım. O...

 

O adam. Ölü haliyle denizde bileğimden yakaladı. Ölmem için dibe çekiyordu beni. Denizden çıkamadım. Nefes alamadım.

 

Çok korktum."

 

 

Yüzümü avuçları arasına aldı.

 

 

" Tamam ağlama geçti."

 

 

Ağlamak?

 

Ağlıyor muydum?

 

Baş parmaklarıyla yüzümü silerken,

 

 

" Sadece kabustu."

 

 

Dedi. Neyse ki sadece kabustu diye düşündüm. Üzerimdeki pikeyi açıp yerimden kalkmaya çalışırken, kendimi gördüm. Atlet... Üzerimde atlet olduğunu yeni fark etmiştim. Sol omuzumda bir bandaj üzerimde sadece atletimle yatıyordum. Anında geri yatıp pikeyi üzerime çektim yeniden.

 

 

" Kazağım!"

 

 

" Kazağını yaraya bakmak için keserek çıkardık."

 

 

Gözlerim tavanda bıkkın,

 

 

" En sevdiğim kazaklarımdan biriydi." Dedim sanki tek sorunum kazagımmış gibi.

 

 

" Benimkilerden birini veririm sana. Hem kalkma zaten.

 

Dinlen. Ateşin vardı. Yeni düştü."

 

 

Ayağa kalktı.

 

 

" Sana yiyecek birşeyler getireyim. Sıcak çorba iyi gelir."

 

 

O sırada kapı açıldı. Giren kişi Dayı Beydi.

 

 

" Oo uyanmişsun."

 

 

Bir tarafım saydır şu adama derken Demir'e döndü.

 

 

" Ümit'i hastanedan çagirdular. Şüphe çekmemek içun yolladum.

 

Çantayi bıraktu. İçinda herşey var dedu. Kızımız doktordan kalmaz nasilsa."

 

 

Ne desem bilemeden alık alık baktım sadece.

 

 

" Diyecaklerum bitmedi. Çorbayi al gel konuşalum."

 

 

Dayı bey yanıma doğru gelirken Demir odadan çıktı. Karşımdaki koktuğa geçip oturdu. İşte o anda zihnimde bir flaş patladı. Hızla yerimde doğrulup üzerimdeki pikeye sarılırken etrafıma bakındım. Aynı koltuklar aynı pencere aynı konsol. Bu ev o evdi. Demir'in yarasını tedavi etmem için zorla getirildiğim gece de buradaydım. Yattığım koltuğa çevirdim gözlerimi. Demir'i tam burada görmüştüm. Yüzünde bir örtü kanlar içinde yatıyordu. Şimdi aynı koltukta ben yatıyordum. Ve karşımda yine İlyas vardı.

 

 

Bu nasıl şans yada kaderdi. Kapı açıldı. Demir elindeki küçük bir kase çorba ile kapıdan içeri girdi.

 

 

" Neden kalktın?"

 

 

Diyince, " Burası, bu ev.." Dedim.

 

 

" Evet. Aynı eve getirdim seni."

 

 

Derken yanan sobanın yanından geçerek aldığı sandalye ile birlikte önümde durdu. Sandalyeyi yere bırakıp kaseyi de üzerine koyduktan sonra kolumdaki kelebeği kapatıp serumu çıkardı. Ardından çorba kasesini alıp sandalyeye oturarak bana döndü.

 

 

" Seni dinliyorum dayı."

 

 

Bunu derken gözleri bende doldurduğu kaşığı dudaklarıma doğru getirirken bir dudaklarına kıstırdığı sigarasını yakan İlyas'a bir Demir'e bakıyordum.

 

 

" Cihanla konuştum. AVM deki güvenlik kameralarunu hackledi. Son iki günun göruntuleru tamamen silundu. "

 

 

Duyduğum şeyle hayretle İlyas'a döndü gözlerim. AVM de olduğumu oradan kaçırıldığımı nasıl biliyorlardı.

 

 

" Balıkçı barunagu tamamen yanmuş. Alpay'ın cesedu baluk yemi oldi. Bundan boyle Alpay diye biri yok. "

 

 

Duyduğumuz şeyleri tepkisiz dinleyen Demir'e çevirdim gözlerimi yeniden. Hiç bir şey olmamış gibi bakıyordu.

 

 

" Hadi bir kaç kaşık iç şundan, saatlerdir açsın." diyince daha fazla dayanamadım.

 

 

" Şaka mısınız siz?"

 

 

İkisi birden bana bakıyordu şimdi.

 

 

" Sizler başka dünyada ben başka bir dünyada mı yaşıyoruz.. Yoksa bende mi bir acayiplik var. Ben artık yaşadıklarıma tahammül edemezken siz nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz? Şu hâle bir bakın. Kolayca birilerini öldürüyor, bunu yaparken arada masum biri kalır...

 

 

Mesela ben! Ada!"

 

 

Dedim üstüne basa basa vurgulayarak.

 

 

" Vurulur yaralanır. Yada ne bileyim ölür! Demi!

 

 

Demiyorsunuz! Sonra ortalığı ateşe veriyor ölenleri yakıyor yada balık yemi yapıyorsunuz.

 

 

Ve hiç birşey olmamış gibi rahat rahat oturup, konuşup hayatınıza devam edebiliyorsunuz."

 

 

" Ada..."

 

 

" Ne Ada! "

 

 

Dedim sinirle Demir'in mavilerine bakarak.

 

"NE?!

 

Valla çok merak ediyorum ya! "

 

 

Dedim biraz da sakinleşmeye çalışarak.

 

 

" Nasıl yapıyorsunuz bunu? "

 

Ciddi ciddi soruyorum. Galiba sıkıntı bende çünkü ben yapamıyorum. Sizin gibi olamıyorum. Çünkü kâbuslar görmeme, kafamın içinde saçma sapan şeylerin dolaşmasına, yanmış insan kokusu duymama engel olamıyorum. Kafayı yememe az kaldı vallaha!"

 

 

Bunu söyler söylemez gelen kusma hissiyle elimi dudaklarıma kapadım. Bir anda gelen öğürme ile,

 

 

" Midem." Diyebildim.

 

 

Demir hâlime bakıp elindekini yere bıraktığı gibi üzerimdeki pike ile birlikte beni kucağına alırken İlyas hemen arkasındaki kapıya koştu. Kapının açılmasıyla Demir'in kucağında balkonda buldum kendimi. Beni yere bırakmasıyla birlikte ahşap korkuluktan tutunarak aşağı kusmaya başladım. Demir buz gibi havada titreyen bedenimi arkamdan tutarken boş midemden çıkan tek şey safraydı.

 

 

Arka arkaya gelen öğürmelerden sonra kusmam nihayet bitince derin bir nefes çekerek üzerimdeki örtüye sildim dudaklarımı.

 

 

" Daha iyi misin?"

 

 

" Hı hı."

 

 

Başımı yukarıya kaldırdım. Lapa lapa yağmakta olan kara baktım. İzmir'in sıcağı, Rize'nin soğuğu ve karı...

 

 

" Üşüyeceksin içeri girelim."

 

 

Kucağına kaldırıp geri getirdi odaya. İlyas kapıyı kapatıp sobaya bir kaç odun daha atarken koltuğun üzerine yatırdı. Yan dönüp üzerimdeki pikeye sarındım iyice. İlyas,

 

 

" Ben adamları kontrol edeyim."

 

 

Diyerek çıkıp gidince Demir sandalyeye oturdu yeniden.

 

 

" Şimdi nasılsın?"

 

 

Önce mavilerine sonra önüme döndüm. Ve sadece başımı salladım. Derin bir nefes alıp verdi.

 

 

" Bizi, beni birazda olsa tanıdın Ada. Acımasız, ruhsuz, vicdansız birisi olmadığımı biliyorsun... Ama değer verdiğim kişiler için geçerli bu. Ne Egemen, ne Alpay, ne de onlar gibiler için zerre acıma duymam. Değer verdiğim insana zarar verenlere acımam. O şerefsizle eskiden kalan bir hesabımız vardı zaten. Bana karşı yapacağı hiçbir şeyden korkmaz umrumda olmazdı.

 

 

Ama sırf bana karşı kullanmak için seni kaçırması, alıkoyması. Sana dokunması... Ölmesi için yeterli sebepti.

 

 

Bana senin resmini yolladığında ne yapacağımı bilemedim. İlk yaptığım şey Yalçın'a vurmak oldu. Çünkü onun yüzünden düşmanım oldu o Alpay şerefsizi.

 

 

İlk defa çaresiz hissettim Ada. Korktum... Sana birşey olmasından, seni kaybetmekten korktum.

 

 

Demir'in gözlerindeki bakışı ilk kez farkettim. Çok başka bakıyordu.

 

 

Senin Alpay'ın yanında olduğunu bilmek, konumunu bulamamak. Sana ulaşamamak zulüm geldi. Zaman geçtikçe öfkem kinim dahada arttı. Düşündükçe delirdim. Pişman değilim. Şimdi olsa yine yaparım. Tek hatam yaralanmana sebep oldum.. Özür dilerim."

 

 

" Neden geldin?"

 

 

Kaşları çatıldı.

 

 

" Anlamadım."

 

 

" Neden geldin?

 

Alpay'ın tek amacı vardı. Seni öldürmek. Beni zaten öldürecekti. Sen neden gelipte hayatını riske atıyorsun."

 

 

" Senin yine ateşin çıktı galiba.

 

Yada beni dinlemiyorsun.

 

Yarım saattir ne anlatıyorum ben?"

 

 

Elini alnıma dayadı.

 

 

" Evet ateşin var.

 

Hemen bir çorba daha getiriyorum. Yiyecek ve ilacını içeceksin."

 

 

Koktuğa oturmama yardım etti önce. Ardından bir kâse çorba daha alıp geldi. Sonrada karşımdaki sandalyeye yeniden oturup çorbadan yedirmeye başladı. Bir başkasının elinden çorba yemek rahatsız edince kaşığı yavaşça elinden alıp kendim yemeye başladım. Kısa zaman sonra aklımdaki soru yüzünden sessizliği ben bozdum.

 

 

" Sen gerçekten bana aşık mısın?"

 

 

Gözleri gözlerimde öylece kaldı bir süre. Sonra

 

 

" Evet." Dedi.

 

 

" Aramızdaki yaş farkına rağmen mi?"

 

 

" Evet. "

 

***********************

 

Evet canlar bölüm sonu.

 

Gelecek bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

Bölüm : 30.06.2025 16:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...