
Öncelikle hoş geldiniz.
Bugün biraz geç geldi ama olsunn. İlerleyişimiz çok hızlandı, 2025 bomba gibi bitiyor... 2022'den beri başımın belası olan Ayza ashajshasjahs. Şaka maka o gün Nil ve Gobi'yi hayal eden kız bugün onların hikayesini yüzlerce insana anlattığını bilseydi oturur mutluluktan ağlardı sanırım...
100 yorum, 75 oy sınırımız var her zamanki gibi.
İyi okumalarrr.
-OTUZ DOKUZUNCU PERDE-
"Kalbim kırılmıştı."
-♡ ♡ ♡-
28 Nisan 1995
Arzu’dan
Yalnızlık. İmkansızdı. O varken. En azından, öyle sanmıştım.
Yanağıma konan tüy gibi bir öpücükle gözlerim aralandı, yüzümdeki tebessüm sahiciyken yeni uyanmanın verdiği sersemliğe rağmen duygularım berraktı.
Başımda keskin bir ağrı vardı. Gözlerim direkt onu buldu. Azra kocaman açtığı yeşilleriyle bana bakıyordu. İçim sıcacık oldu, onun tarafından uyandırılmak benim için nimetlerden en büyüğüydü.
“Günaydın,” dedim biraz daha açılan uykumla, sesimdeki hayattan bezmişlik hissedilirdi. Azra’nında gözünden kaçmadı. “Günaydın,” diye karşılık verdi coşkulu bir neşeyle. Bu hallerine alışmıştım. O her zaman sevgi doluydu, benim aksime her zaman bir neşesi olurdu ve bu neşesini bana da bulaştırmaya çalışırdı.
Yataktan kalkar kalkmaz odadaki lavaboya girdim. Azra kapının diğer ucunda kaldı. Yaşadığımız ev büyüktü ve ihtişamlıydı. Buna rağmen Azra her zaman benim odamda olurdu. Annemin ısrarıyla odalarımız ayrılmış olsa bile gece gece kimi zaman gizlice yanıma gelir, sabahı benimle ederdi.
Aramızda bir yaş farkı olmamasına rağmen benim onu her zaman küçük kardeşim gibi gördüğüm gibi o da beni koruyucu bir abla olarak görüyor demek daha doğruydu.
Bu dönem ne kadar kavgalarımız daha şiddetli geçmeye başlamış olsa bile bugün olduğu gibi süprizlerle yanıma gelirdi. Yüzümü yıkadıktan sonra onu fazla bekletmek istemeyerek geri odaya döndüm.
Beni görünce gülümsedi, yatağıma oturmuştu. Yanına gelmem için elini birkaç kez yastığımın yanına vurdu. Usul adımlarla yanına geldim. O ne kadar heyecanlıysa ben de o kadar sakindim.
Yanına oturduğumda yine büyük bir heyecanla bana döndü. En küçük bir olayda bile mutlu olmayı becerir, her şeyden kendine olumlu bir şeyler katardı. O olumlu olan tarafımızdı. “Bugün müsait misin?” diye sordu masum masum.
Muhtemelen daha bana sormadan bir sürü plan yapmıştı bugün için. Derin bir nefes çektim. Onu reddederek kırmak gibi bir isteğim yoktu ama annemin bugün benimle planladıkları başkaydı.
İç çekerken “Azra,” dedim sabırla. Benimle ilgili benden habersiz planlar yapmasından hoşlanmıyordum. Onun aksine benim sorumluluklarım vardı ve bu yüzden her anımı ona göre planlayamazdım. Böyle sürpriz planlar yaparak elde ettiği tek hayal kırıklığı oluyordu.
“Biliyorum. Sana sormadan plan yaptığım için bana sinirlisin ama seni özledim Arzu. Şu sıralar kavga etmeden adam akıllı geçirdiğimiz gün neredeyse hiç yok. Özlüyorum seni.” Sesindeki üzgün ton benimde üzülmeme yol açsa da elden bir şey gelmiyordu.
“Biliyorsun da işte bile bile yapıyorsun. Sonunda üzülen ben olmuyorum kardeşim. Annemle işimiz var,” dedim elimden geldiğince anlayışlı olmaya çalışarak. Özellikle son cümlemi duyduğunda gözlerinde tahmin ettiğim gibi bir hayal kırıklığı meydana gelmişti.
Üzüldüğünü görünce derin bir nefes verdim. Onun için sürekli kendimden ödün vermekten nefret etsem de oydu konu, zaafımdı. “Akşam müsait olurum ama,” dedim ona pek bakmayarak. Anında kocaman gülümsedi ve boynuma resmen atladı.
“Sen süpersin!” diye şakıdığında bende güldüm. Göz kırparken “Biliyorum şekerim,” dedim onu taklit ederek. Devamında biraz daha benimle konuştu, saat akıp giderken onunla her şey güzeldi.
Kahvaltı saati gelince hazırlanmak için Azra’yı gönderdim. Annem biraz eski kafalıydı, kahvaltıda bile nizami olmamız gerektiğini düşünürdü. Babamsa annem ne derse onu onaylardı. Evdeki tüm güç anneme aitti.
Yaşımdan kat kat daha fazlasını gösteren kıyafetlerin içerisine girdiğim kıyafetlerle aynadan kendime baktığımda içimde oluşan acıya anlam veremedim. Merdivenlerden aşağıya indiğimde önümden geçen iki hizmetçiyle göz göze geldik. Anında başlarını eğerek uzaklaştıklarında onlara fazla takılmadım.
Yemeklerin yendiği odaya geçtiğimde annem ve babam çoktan yerlerini almışlardı. Masaya göz ucuyla bakınca ne kadar dolu olduğunu fark etmiştim. Yeniden anneme döndüm, yaşına rağmen oldukça genç duruyordu. Öyle ki dışarıdaki insanlar için daha çok abla-kardeştik.
“Günaydın. Oturabilir miyim?” diye sordum ikisi de sadece bana bakmakla yetinince. Annemin bakışları saate kaydığında bende saate baktım. Onu bir geçiyordu. Muhtemelen o bir dakika da bakışmaya gitmişti.
Annem bana döndüğünde bir dakikayı olay yapacak diye korksam da beni yanılttı, eliyle hafif bir işaret yaparak yanına çağırdı. Ona en yakın sandalyeye oturduğumda yüzünde gizleyemediği bir mutluluk vardı.
Azra geç kalmıştı.
Herkes sofraya oturmadan yemeğe başlanmazdı. Onu beklerken ezberlediğim masa örtüsüne odaklandım. O bile bir iştihama sahipti. Krem renginin üzerine nizami şekilde eklenmiş altın rengi detaylar vardı.
Masa pek büyük değildi, bir yanda babam hemen karşısında da annem olurdu. Azra ve bense bazen yan yana bazen de karşılıklı otururduk. Onun arası babamla bir nebze de olsa iyiydi. Bense annemle iyi sayılırdım. O yüzden ben annemin yamacındayken o babamın yamacına sığınırdı.
Azra beyaz kapının yanında belirdiğinde annemin yüzünde korkmama neden olan bir tebessüm vardı. O geç kalınmasından nefret ederdi. Azra giydiği mavi elbisesinin eteğini tutup kaldırdı, bu bir nevi selamlamaydı.
“Gelebilir miyim?” diye sordu, sesini neşeli tutmaya çalışsa bile annemin yanında gerildiğini saklayamıyordu. Annem saate baktı, onu on geçiyordu. “Geç kaldın.” Sert sesiyle odayı buz kesti. Bağırmamıştı ama yarattığı etki bağırmaktan fazlasına neden olmuştu.
Derin bir nefes çektim içime. Göz ucuyla babama baktığımda yaptığı tek şey durmaktı, ortamdan kendini tamamen soyutlamıştı. Bakışları duvardaki servet değerindeki o tablolardan birindeydi ama gördüğü şeyin tablo olmadığına emindim.
Geri kardeşime odaklandım. Az önce eteğini tutan elleri titriyordu. “Benim yüzümden,” dedim onu annemin gazabından kurtarmak için. Azra bana döndüğünde kaşları anlamsızca çatılmıştı. Eş zamanlı olarak annemde bana döndüğü için onun bu şüpheli tepkisini görmemişti.
“Açıkla.” Kısa ve netti. Azra’ya dönmezken yalanlar sıraladım. “Sabah benimleydi, onu zorla odama çağırdım ve onu oyaladım. Benim hazırlanmam çabuk sürer anne, biliyorsun. Kardeşim öyle değildi, bunu unuttum. Suçlu benim, ona kızma.”
Annem açıklamamdan sonra göz ucuyla beni süzdü. Üzerimde siyah, düz bir elbise vardı. Altıma da beyaz külotlu çoraplarımı giymiştim. Göz altlarımı kapatmadığım için morluklarımı dikkate aldığına da emindim. Anneme göre ailemize yaraşır değildim ama hızlıca oluşturulan bir kombin olduğu belli oluyordu ve şu an önemli olan da buydu.
Sonra bakışları tekrardan Azra’ya döndü. Üzerindeki hoş detaylara sahip göğsünde minik bir dekolte bulunan uzun tüllü elbisesine baktı. Saçları maşalanmıştı, yüzündeyse belli olacak kadar makyaj vardı.
Söylediğim yalansa kusursuzdu. Annem bana güvenmeyi seçti, ona pek yalan söylemezdim zaten. Azra’ya bakarken bakışları keskindi “Geç.”
İlerleyen yıllarda her şeyin sarpa saracağını bilseydim anneme hiç yalan söylemezdim. Onun ileride değişceğini bilemezdim. Hata yapmıştım.
- ♡ ♡ ♡-
“Arzu, sen bu ailenin mirasçısısın ve ona göre davranman gerektiğini anlaman gerekiyor.” Annemin kesintisiz her hafta çektiği nutuğu dinlerken başım dikti. Ailemiz oldukça derin köklere dayanıyordu. Geleneklerimiz ve oldukça paramız vardı.
Annem iki kızı arasında bu gelenekleri öğretmek için beni seçmişti. Annemin akrabalarında da hep anaerkil bir düzen vardı. Annem de bu düzene sadık kalma taraftarıydı. Onlara göre kadınlar her zaman daha değerliydi.
“Anne elimden geleni yapıyorum,” diye sızlandım. Yaşım böyle şeyleri öğrenmek için erkendi ama annem bir türlü bunu anlayamıyordu. Haftasonları beni çalıştırırdı. Bazen sadece rahmetli annesini anlatırdı, bazen kıyafetler hakkında konuşurdu, bazen iş yerindeki işlerden bile bahsederdi. Elimden geldiğince dediklerini anlamaya ve de uygulamaya çalışırdım.
Zaman zaman Azra’yı da denerdi. Büyüyünce onunda istediği gibi bir kız olabileceğine yönelik bir inancı vardı. Annem elindeki çetvele benzeyen şeyle elime vurduğunda acıyla inlememek için mücadele verdim.
“O duruşunu düzelt! Ben senden elinden geleni istemiyorum. Fazlasını istiyorum. Bugün bu kadar. Git ve derslerini yap.” Bağıtması korkarak iki adım gerilememe neden olduğunda acıdan gözlerim dolmuştu.
Dolan gözlerimi annem fark etmesin diye kırpıştırdım. Ağlayacaksam bile bunu onun gözünün önünde yapmazdım. Ağlamayı güçsüzlük olarak gören birinin gözü önünde en hassas duygularımı yaşayamazdım.
Sırtımı dikleştirdim. Elim sanki hiç acımıyormuş gibi onu yanıma koydum. Başımı dikleştirdim, bakışlarımı hissisleştirdim. Bir oyundaymış gibi düşündüm, birazdan bitecekti ve alkışlanacaktım.
“Haklısın,” dedim. Söylemek isteyip söyleyemediklerim boğazımda birikti. Ağrısı kalbimi yaktı. “Odama çıkabilir miyim?” diye sordum, bakışlarım gözlerindeydi. Gözlerim ona çekmişti ve bu bile aynalardan nefret etmem için bir nedendi.
Bakışları yumuşadığında canımın yandığını anlamıştı. Ne kadar iyi bir oyuncu olsam da karşımdaki bu oyunun kurucusuydu. “Her şey senin iyiliğin için bebeğim. Şimdi git ve dinlen.”
Hayır, dedim içimden. Hiçbir şey iyiliğim için değildi. Sadece kendine bir oyuncak arıyordu ve bula bula beni bulmuştu. Dediklerine inanmış gibi ona gülümsedim. Bakışları yüzümdeki gülümsemeye takıldı.
Devamında arkamı döndüm ve ondan uzaklaştım. Evin arka bahçesindeydik, ferah bir yerdi ve şaşırtıcı derecede sadeydi. Annemden beklenilen altından bir çeşmeydi.
Eve girmek için ön bahçeye yöneldim. Burası arka bahçe kadar sade değildi. Sarmaşıklarla süslenmiş bir çardak vardı. Yerlerde çimen olsa da altın renginde taşlarla bir yürüme yolu oluşturulmuştu. Işıklandırma da her şey gibi abartılıydı. Bazen yemeklerin yenildiği boş bir alanda vardı.
Anahtarım yoktu. Annem eve giriş ve çıkışlarımızı bile kontrol etmek istediği için anahtar vermeyi doğru bulmazdı. Kapıyı çaldım ve çok geçmeden bir hizmetçi kapıyı açtı. Beni görünce başını eğdi. “Hoş geldiniz,” diyerek beni selamladığındaysa karşılık vermeden yanından geçip gittim.
Üst kata çıkarken Azra ile karşılaşmak istemediğim için adımlarım aceleciydi. Odama girdiğimdeyse sonunda rahat bir nefes aldım. Omuzlarım düşerken nefeslerim düzensizdi. Kapıyı kitlerken artık aceleci değildim.
Yorgun adımlarla yatağıma geçtiğimdeyse gözlerim dolu doluydu. O kadar yorulmuştum ki. Okulum, derslerim bir yana annem… Hepsi tek başına bile birini yormaya yetecekken hepsiyle başa çıkmam gerekiyordu.
Dayanamıyordum.
Gözlerimden usul usul yaşlar akarken üzerime bir ağırlık çökmüştü. Gözlerim kapanırken bunun farkında bile değildim.
- ♡ ♡ ♡-
Kapımın sertçe çalınmasıyla o kadar hızlı bilincim açıldı ki bu bir an sersemlememe neden oldu. Hızla yattığım yerden kalktım ve kapıya yöneldim. Bakışlarım bir yandan saatteydi. Neredeyse iki saattir uyuduğumu fark etmem şaşırmama neden oldu.
Ne ara uyuduğumun farkında bile değildim. Kapıyı açtığımda Azra’yla karşılaştım. Endişeli gözlerle bana bakıyordu. Odaya girdiğinde bakışları dağınık yatağıma kayınca rahatlamıştı. “Beş dakikadır falan kapıyı çalıyorum. Senin için endişelendim.”
İçini rahatlatmak için gülümsedim. “Bir şeyim yok. Sadece uyuyakalmışım.” Benim gülümsememle onunda yüzünde bir tebessüm oluşmuştu. Bakışlarıyla yatağımı işaret ederken “Farkettim onu,” dedi alayla.
Yatağımın hemen yanındaki koltuğa kurulurken Azra da karşıma geçmişti. Odam büyüktü, buna rağmen pek dolu sayılmazdı. İki tane koltuğum, komidinim, çalışma masam, gardırobum ve yatağım dışında bir şey yoktu.
“Sen neden gelmiştin?” diye sorduğumda Azra dudağını kemirmeye başladı. Kem küm etmemesi için ona acaleci gözlerle bakarken “Akşam birlikte bir şeyler yaparız demiştin,” dedi.
Aklımdan çıktığı için utançla ona baktım. Unuttuğumu fark etmişti ve bu üzülmesine neden olmuştu. “Özür dilerim. Uyuyunca aklımdan çıkmış.” Usulca kafasını sallamakla yetinince huyuna gitmeye karar verdim.
“Asma suratını, hala vaktimiz var. Ne yapmak istersin?” diye sordum. Bu sefer bakışları heyecanla bana döndüğünde üzerime atladı. “Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim…” o kadar hızlı konuşuyordu ki sayamıyordum söylediklerini.
“Sakin şampiyon, seninleyim,” dedim bu haline gülerken. Bu kadar sevinmesi beklenmedik olmuştu. Azra yine hüzünlenirken “En son seninle ne zaman bir şeyler yaptık, hatırlamıyorum. Aramız açılıyor ve korkuyorum. Bir gün seni tamamen kaybetmekten korkuyorum.”
Endişeleri kalbimi doldurdu. Onunla aramızın açıldığının bende farkındaydım ama bazı şeyler elimden gelmiyordu. Bütün yük omuzlarımdayken ve o sırf renkli kişiliği sayesinde bunlardan kurtuluyorken takılı kalıyordum.
Yine de onu rahatlatmak istercesine “Bizim aramızı kimse açamaz. Seni her şeyden koruyorum ve koruyacağım da. Endişelerin gereksiz,” dedim ardından akşam yemeğine kadar istediklerini yaptık ve doyasıya güldük.
Yıllar sonra aramızın açılacağını dediği gibi beni kaybedeceğini bilmiyorduk.
Eğer olacakları öngörebilseydim her zaman bu günde kalmak isterdim.
Hiçbir şey istediğimiz gibi olmamıştı.
Kalbim kırılmıştı.
- ♡ ♡ ♡-
Ve Otuz Dokuzuncu Perde kapanır.
Bu sahne günlüklerden çok daha öncesine ait. Daha araya Ayhan'ın girmediği zamanlar yanii. Biliyorum sevmiyorsunuz ama hepsi bir yerde Ayza'ya bağlanacak yaaa.
Umarım okumuşsunuzdur ahasjhashja. Eminim ki ben geçmiş sahnesini atlayayım diyip buraya gelenler olacak, çabuk çıkıp okuyunn.
Instagram hesabımdan da bölüm sonrası kritiği yapacağız. Bekleniyorsunuzz.
Diğer bölümlerde görüşmek üzere.
Allah'a emanet olun.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161.62k Okunma |
11.86k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |