
“Kristalin sesi kesildiğinde, bu sıradan bir taş ölümü değildir. Bazı taşların içinde yalnızca ışık saklıdır; kırıldıklarında karanlık yayılır ve biter. Bazı taşların içindeyse bir isim bekler. O isim henüz söylenmeden kristal parçalanırsa kırılan şey taş değil, bekleyen zamandır. Kırık zaman, sahibini aramaya çıkar.”
— Elyxis İğnesi İç Kayıtları,
Hexade Chrona Dairesi Tasnif Notu
Elyxis İğnesi’nin gövdesi, kumun ve taşın üstüne bir hançer gibi saplanmıştı. Kule, Dimenia gecesinin içinden göğe uzanıyor; gövdesindeki kristal şeritler, aşağıda çölün üstüne soluk, titrek çizgiler saçıyordu. En alt katlarda Kadran Muhafızlarının ağır adımları yankılanırken, yukarı katlarda yalnızca kum tanelerinin birbirine sürtünürken çıkardığı hafif, kuru ses duyuluyordu.
Kristal Harita Odası, bu sessizliğin kalbinde duruyordu. Dairesel salon, duvar boyunca yükselen sayısız kristal sütunla çevriliydi. Her sütunun içinde, başka bir yerin solgun yansıması, başka bir anın kırpılmış izi saklıydı. Ortada, kumla kaplı geniş bir alan; kumun üzerine çizilmiş dairesel halkalar, harita çizgileri yerine “zaman izlerini” işaret ediyordu. Bu kumun tam üzerinde, tavandan ince zincirlerle sarkıtılmış büyük bir küre vardı: Hexade Chrona’nın dünyaya açılmış gözlerinden biri.
Küre, o ana kadar sabit ve ağır bir nefesle ışıldıyordu. Ta ki içinden, çok kısa, neredeyse duyulmaz bir “çıt” sesi gelene kadar.
Ses o kadar küçüktü ki salonda nöbet tutan sıradan bir Vigil bile duymayabilirdi. Ama nöbetçi, Vigil değildi. Kum-Sayacı Silsilesi: Maeritha Zae’Velyss, kristalin en küçük titreşimine bile alışkın parmaklarıyla kumun üstünde oturuyor, gözlerini kapatmış hâlde kürenin nefesini dinliyordu.
“…Değişti,” diye mırıldandı. Sesini duyan yoktu; yine de kelime, odanın taşlarına yazılmış gibi ağır düştü.
Kumun üzerinde oturduğu yerden kalktı. Ayaklarının altındaki kum, her adımında rengi değişen ince halkalar hâlinde titreşti; bir süre önce geçen kervanların, izci birliklerinin gölgeleri kısa süreliğine görünür oldu, sonra yine silindi. Maeritha, kumun içine parmaklarını daldırdı, kristalin içinden süzülen anlık şeridi yakalamak ister gibi havaya kaldırdı.
Kürenin ışığı çatallandı. Bir an için mağara tavanını andıran koyu bir taş dokusu, sonra sürekli dönen bir cisim, sonra da kırmızımsı bir ışık kırılması belirdi. Küre, içindeki sahneyi tam göstermeden sarsıldı; içinden bir kere daha, bu kez daha net bir “çıt” sesi geldi.
Işık söndü. Küre, bir anlığına kör kaldı. Maeritha’nın gözleri açıldı. Zamanı okuyanların öğrendiği o donuk sakinlik, yüzünden kısa süreliğine silindi.
“Bu… sıradan bir kırık değil,” dedi, kendi kendine. Kumun üzerinde beliren artıklara baktı. İnce, solgun çizgilerin birinde tanıdık bir titreme vardı: Alphia soğuğunun rengi. Ama onun üzerine binen başka bir iz daha vardı; çizginin tam ortasında, kumda bir boşluk, yazılmamış bir satır gibi duran küçük, karanlık bir halka.
“Boş bir isim yeri…” diye fısıldadı. “Zaman, sahibini yazmadan kırıldı.”
Tereddüt etmedi. Kristal küreyi yoklayan bakışlarını geri çekti, kumun üzerine çizilmiş daireleri ayağıyla bozmadan salonu terk etti. Elyxis İğnesi’nin spiral merdivenlerine adım attığında, kum taneleri iz olarak değil, uyarı olarak arkasından aktı; her basamakta solgun bir parıltı ateşleniyor, hemen sönüyordu.
Fynthera Or’Elyxis’in katına çıkan son merdivenlerde hava değişiyordu. Aşağı katların taş kokusu ve kumun kuru nefesi, burada başka bir şeye karışıyordu: ince tütsü, soğutulmuş hava, seslerin gecikmeli geldiği o belirsiz yankı hâli. Elyxis İğnesi’nin bu katında, zaman bile Fynthera Or’Elyxis’inin nefes alışına göre hareket ediyordu.
Maeritha, Fynthera Or’Elyxis’in odasına açılan yüksek kapının önüne geldiğinde, kapının iki yanında bekleyen Null Kesenler duruşlarını sertleştirdi. Zırhlarının üzerindeki sarkaç motifleri, hafif bir salınımla ileri geri titredi.
“Fynthera Or’Elyxis’in huzuruna çıkmam gerek,” dedi Maeritha, ellerini göğsünde birleştirerek. “Kristal ağında… kırık var.”
Sağdaki nöbetçi başını kaldırmadı bile. “Fynthera Or’Elyxis’in huzuru, bugün için mühürlü,” dedi. “Zaman Dairesi’nden yalnız Zamanın Kör Yarası çağrılırsa açılır.”
Maeritha, bunu zaten biliyordu. Yine de merdivenlerden çıkarken içinden geçen kısa umut, nöbetçinin sözleriyle birlikte kum taneleri gibi dağıldı. Dudaklarını sıktı.
Tam o sırada, koridorun yan tarafındaki karanlık kemerden ince bir gölge ayrıldı.
Lythienne Or’Eryxis, karanlıktan ışığa adım atan biri gibi değil, ışığın içinden fazlalık bir gölge çekilip alınmış gibi belirdi. Üzerine giydiği ağır, koyu renkli kumaş, omuzlarından aşağı sarkıyor; ince, kristal işli bastonunu taş zemine her vurduğunda, sessiz bir “tik” hissediliyor fakat duyulmuyordu. Yüzü, sanki uzun zaman önce bir yerde çatlamış da üzerine ince bir maske geçirilmiş gibiydi; gözlerinin çevresindeki çizgiler, ne gençlik ne de yaşlılık değil, yıpranmış zaman katmanlarını andırıyordu.
Nöbetçiler, aynı anda başlarını eğdiler. Bir şey söylemediler. Çünkü Lythienne’in yanından geçerken fazla söz etmek, dimdik duran kumun içinde gereksiz bir adım atmak gibiydi; iz bırakırdı.
Maeritha, onu görünce derin bir nefes aldı. Ardından, bir Hexade Chrona üyesine yakışan ama içten sakladığı telaşla diz çöktü.
“Lythienne Or’Eryxis,” dedi, sesi neredeyse fısıltıya inmişti. “Kuzey dağ halkalarından biri… sustu. Harita taşlarımızdan. Alphia soğuğu taşıyan, mağara içi gözetleme kristali.”
Lythienne’in başı, hafifçe Maeritha’ya döndü. Gözlerinin içindeki donuklukta, çok hafif bir çatlama oldu; sanki içten içe başka bir ışık kısa süreliğine kabardı.
Maeritha devam etti:
“Kırıkta… boş bir satır var. Zaman, adı yazılmamış bir iz üzerinde büküldü. Kumda, Mesih zincirinin kıyısına benzeyen bir titreşim hissediliyor. Emin olmasam, buraya kadar gelmezdim.”
Lythienne’in göğsü çok hafif kalkıp indi. Nefes alışı, düzgün bir akış değildi; kırık bir flütten çıkan aralıklı, boğuk sesleri andırıyordu. Konuştuğunda, sesi taş duvarda değil, sanki kumun arasında sürünerek ilerledi:
“Kristal… tamamen… sustu mu?”
Maeritha başını eğdi. “Evet. Işığı kesildi. Kalan yankıları, kumda hemen dağıldı. Yalnızca boş satırın izi kaldı. Fynthera Or’Elyxis’in bilmesi gerektiğini düşündüm.”
Lythienne, ona daha fazla bir şey söylemedi. Bir anda elinde beliren bastonunu taş zemine bir kez vurdu; bu sefer, nöbetçiler de o sessiz “tik”i içlerinde duydu. Sonra başını kapıya çevirdi. Kapının üstündeki kristal şerit, Lythienne’in nefesini tanır gibi hafifçe parladı. Null Kesenler, tek kelime etmeden yana çekildiler.
Fynthera Or’Elyxis’inin kapısı, içeriden görünmeyen bir el çevirmiş gibi ağır, sessiz ve itaatsiz bir süratle aralandı.
Yalnızca Lythienne içeri girdi. Maeritha, kapının eşik çizgisinin önünde diz çökmeye devam etti; çünkü o çizgi, Dimenia’da bir kum tanesinin boynunu eğmesi gereken yerle, kaldırmaması gereken yerin tam ortasını işaret ediyordu.
Fynthera Or’Elyxis’inin odası, Elyxis İğnesi’nin içinde başka hiçbir yere benzemiyordu. Dışarıdan bakıldığında kulenin bir katı gibi görünen bu daire, içeride zamanın duvarlara çarpıp geri döndüğü bir boşluk hâline geliyordu.
Zeminde kum yoktu; kumun yerine, koyu renkli taş paneller kullanılmıştı. Her panelin üzerinde, sarkaç kabartmaları ve ince, zaman halkalarını andıran oyuklar vardı. Dairenin ortasında yükselen ince bir platform, etrafında da yarım ay biçiminde yerleştirilmiş alçak oturma taşları bulunuyordu. Yukarıda, tavandan sallanan uzun, tek bir kristal, duvarlara sinik bir ışık yayıyordu; sanki ışığın kendisi bile bu odada yüksek sesle parlamaktan çekiniyormuş gibiydi.
Platformun üzerinde, siyah ve kırık beyazın arasında bir noktada duran bir figür oturuyordu. Ebedi Dünyalar Kraliçesi, Dimenia Mesihi, Zamanın Yüzü: Fynthera Or’Elyxis. Saçları, çöl gecesinin kumlarını andıran koyu bir dalga gibi omuzlarına yayılmış; gözleri, içlerine bakmaya cesaret edene sanki bir anını değil, bütün ömrünü tartıyormuş hissi veriyordu. Üzerindeki ince, katmanlı elbise, kristal işlemelerle değil; sarkaç şekilli, donuk taş parçalarıyla süslenmişti. Her hareketinde, bu taşlar birbirine hafifçe çarpıyor; tıpkı çölün altındaki kırık zaman damarı gibi kısa bir ses çıkarıp susuyordu.
Platformun sol yanında, hafif gölgede, başka bir siluet ayakta duruyordu: Volarna Mesihi, Lavın Kılıcı: Pyrorex Axtje. Siyah–kızıl tonlarda, lav izlerini andıran desenlere sahip giysisi, odanın serinliğine inat sıcak bir gölge taşıyordu. Saçları daha kısaydı; gözlerinde, Fynthera Or’Elyxis’in gibi mutlak kontrol değil ama benzer bir sertlik ve keskin bir öfke kıvılcımı vardı.
Kapı açıldığında, ikisi de başlarını çevirmedi. Çünkü bu kapı, sıradan bir rapor için açılmazdı.
Lythienne eşiği geçtiğinde, Fynthera Or’Elyxis’in bakışları yavaşça ona döndü.
“Zamanın Kör Yarası,” dedi, sesi keskin olmayan ama içindeki gücü saklamayan bir tonda. “Seni bu katmanda görmek, iyiye işaret olmalı.”
Lythienne, bastonunu önünde tutarak diz çöktü; gövdesi, eski bir ağacın yorgunluğuyla eğildi ama kırılmadı. Başını eğdi, alnını bastonunun tepesine hafifçe yasladı.
“Fynthera Or’Elyxis,” dedi, nefesini toparlayarak. Sesi, sanki boğazından değil, çatlamış kristallerin arasından çıkıyordu. “Kuzey dağ halkalarından biri… sustu.”
Pyrorex Axtje, gölgede duran yerinden çok hafif kıpırdadı. Gözlerinde kısa bir parıltı belirdi; sonra yine karanlıkta kaldı. Fynthera Or’Elyxis’in dudaklarının kenarı ise, gülümsemeye benzeyen ama gülümsemenin hatırasından doğmuş gibi duran çok ince bir çizgiye kavuştu.
“Hangisi?” diye sordu. “Mağara içi gözetleme taşlarımızdan mı, yol üstü kırıntılardan biri mi?”
Lythienne, boğazında takılan nefesini bir kez daha zorlayarak konuştu:
“Mağara içi. Vahdet Ormanı… dış halkalarından. Sürekli dönen parça… Çifte Kırılma eşiği olarak işaretlenmişti. Kristal… az önce kırıldı. Kumda… boş bir satır kaldı.”
Fynthera Or’Elyxis’in bakışları değişmedi; ama platformun altındaki taş paneller, sanki bu kelimelerin ağırlığını duymuş gibi hafifçe titredi.
“Boş bir satır…” diye tekrarladı. “Yani taş, isminden önce öldü.”
Pyrorex, gölgede kaldığı yerden bir adım öne çıktı. Sesinde, Volarna lavlarının içten gelen uğultusunu andıran bir tını vardı: “Mesih zinciriyle kesişen bir parçamızdı o,” dedi. “Rapor kayıtlarında öyle geçiyordu. Kim dokunduysa, onu sıradan bir avcı sayamayız.”
Fynthera Or’Elyxis, başını azıcık yana eğdi. Uzun, ince parmaklarıyla oturduğu taşın kenarındaki sarkaç kabartmasını yokladı; sanki oradaki çizgilerden zamanın kendisinin ne düşündüğünü okumaya çalışıyordu.
“Kristal, son nefesinde ne gösterdi?” diye sordu. “Kum-Sayacı ne gördü?”
Lythienne, gözlerini kaldırmadan cevap verdi:
“Maeritha, kumda Alphia soğuğunun… izini hissettiğini söyledi. Fakat bunun üzerinde… başka bir tını vardı. Limenya… değil. Erken uyanmış bir çıban… değil. Daha derinde, daha eski bir kırık… Taşın tam ortasında, yazılmamış bir isim yeri… Harita, bunu… Mesih zincirinin kıyısına yakın bir yerde işaretliyor.”
Pyrorex’in gözlerinde, kısa süreliğine tanıdık bir kılıç ışığı parladı. “Çifte Kırılma…” diye mırıldandı. “Demek ki o satır, sonunda hareket etmeye başladı.”
Fynthera Or’Elyxis, bakışlarını Pyrorex’e çevirdi. Onların arasında başka kimsenin duyamayacağı, ama Lythienne’in bile varlığını hissedebildiği eski bir dünya yankısı geçti. Sonra Fynthera Or’Elyxis, Lythienne’e döndü.
“Boş satırın nefesini tanıyorum,” dedi sakince. “Bir zamanlar, bu dünyanın üzerine dert olan bir yükü ortadan kaldırdığımda, hepimiz aynı sesin etrafında dönüyorduk. Bazılarımızın isnadı, isimle mühürlendi. Bazılarımızınki… küfürle.”
Dudaklarının kenarındaki çizgi derinleşti; bu kez gülümsemeye daha çok benziyordu ama içinde hiçbir sıcaklık yoktu.
“Bazılarımızınki ise hiç mühürlenmedi. O çatlak çocuk gibi…”
Bu ismi söylerken, odanın ortasından geçen sessizlik, bir anda daha keskinleşti. Pyrorex, başını çok hafif eğdi; o da bu eski imayı tanıyordu, Fynthera Or’Elyxis kadar eskiyi hatırlayanlardan biriydi. Lythienne ise, ismi duyduğunda göz kapaklarını kısa süreliğine indirdi; lanetin sisleri, eski bir görüntünün etrafında kıvrılıp dağıldı.
Fynthera Or’Elyxis devam etti:
“O, kendine hangi adı kondurursa kondursun, çöl için fark etmez. Alphia’nın kırık torunlarının üzerinde parıldayan soğuk, onun nefesini taşır. Kırdığı taş, o nefesin yanından geçen gözümüzdü. Şimdi o göz yok.”
Pyrorex, sakin ama sert bir tonla sordu:
“Fynthera Or’Elyxis, ne yapmamızı istersiniz? Yeni kristal dizilimi mi, yoksa doğrudan sahaya inen Hexade birlikleri mi?”
Fynthera Or’Elyxis, parmağını sarkaç kabartmasının üzerinden yavaşça kaydırdı. Elinin altında, taşın yüzeyindeki zaman halkaları adeta geri çekilip yeniden yerleşti.
“Hayır,” dedi. “Bu kez acele etmeyeceğiz. Zaman kendini kırdığında, ilk refleks, daha fazla taş dikmek olur. Oysa kırığın niyetini anlamadan atılan her taş, başka bir çatlama sebepleri toplar.”
Gözleri, Lythienne’in üzerine sabitlendi. “Boş satırın izini işaretle. Komet haritalarını, Kome’nin alt yakasına kadar yeniden tarayın. Kayan kaya, çatlak değirmen, kuzeyçeşme… oralardaki gözler, bundan sonra iki kat açık olacak. Ama,” dedi, kelimenin ucunu bilemeyeceğini bildiği bir keskinlikle, “kimse dokunmayacak. Ne Kadran Muhafızları, ne Null Piyadeler, ne de Chrona Avcıları. O nefes, şimdilik sadece izlenecek.”
Pyrorex, hafifçe kaşlarını çattı. “Onu serbest mi bırakacağız?”
Fynthera Or’Elyxis’inin bakışları, bir anlığına sertleşti; sadizmin o ince, tehlikeli hattı gözlerinin derinliğinde parladı.
“Serbest bırakmak mı?” dedi. “Hayır. Bizim izin vermediğimiz hiçbir şey gerçekten serbest kalmaz. Sadece, kendi kendine daha iyi bir kapanın içine yürüsün diye yol açarız.”
Az sonra, sesi daha da alçaldı. “O adinin koyduğu anchor-seed’ler hâlâ dünyayı taşıyor. Elimizdeki gücün şifresinde yapılacak tek bir yanlış deneme, hepimizi onunla birlikte boşluğa fırlatır,” duraksadı ve sonra devam etti. “O yüzden onu öldüremem. Henüz… Onu, Mesih zincirine umut olarak dönüştürecek kadar büyümesine de izin veremem. Alphia’daki kırık veletlerin gözlerinde ‘kurtarıcı’ diye parlamaya başlarsa, Terrestia da ayağa kalkar. Sonra Pulq, sonra Veyheros… Kome’nin küçük ormanlarından, Amura’nın dar sokaklarına kadar yeni bir yangın çıkar.”
Pyrorex, sessizce başını salladı. Volarna lavlarının savaşta görmeye alışık olduğu yüzünü değil, daha hesaplı hâlini takınmıştı şimdi.
“Terrestia’nın izinde yaptığım hatayı tekrar etmeyeceğim,” dedi. “Bu kez zincirin boş halkasını göz göre göre kaçırmayız.”
Fynthera Or’Elyxis, onun sözlerini duymuş gibi gözlerini kısmadı bile. Sanki bu cümleyi zaten duymuş, yüzlerce kez tekrar ettirmiş gibiydi.
“Bu kez,” dedi yalnızca. “Bu kez hata payımız yok.”
Bakışlarını Lythienne’e çevirdi.
“Zamanın Kör Yarası. Kristal ağında kırılan her taşın nefesini bundan sonra sen okuyacaksın. Maeritha ve diğerleri, yalnızca kum hazırlayıp önüne serecek. Çifte Kırılma’nın ikinci yarısı yaklaştıkça, boş satırın hızı artacak. Onun attığı her adımı, Elyxis İğnesi’nin duvarlarına kazıyacaksın.”
Lythienne, bozuk nefesini toparlayarak başını eğdi. “Emredersiniz… Fynthera Or’Elyxis,” diyebildi ancak. Sesinin çatlaklığı, sanki kabul edilen bir kurban payıydı.
Fynthera Or’Elyxis, Pyrorex’e döndü. “Sen,” dedi, bu kez sesinde daha farklı bir ağırlık vardı. “Pyrorex Axtje. Lavın Kılıcı. Zaman geldi.”
Bu “zaman”, kuledeki sarkaç kabartmalarının içinden geçmiş gibi yankılandı.
“Nereye?” diye sordu Pyrorex, gözlerinde kısa bir beklenti kıvılcımı yanarken.
Fynthera Or’Elyxis’in dudaklarındaki çizgi, yeniden o tanıdık, acımasız gülümseme hâline geldi.
“Amura,” dedi. “Torbacıların döndüğü, derilerin sayı yapıldığı, sessiz torbaların dolaştığı o güzel şehir… Kome’nin eteğinde dolaşan bu boş satır, yalnız Mesih zincirini değil, köylülerin rüyasını da kaşıyacak. O kaşıntı Amura’ya gelecek. Sen, lavın ateşiyle değil, Hexade’nin gölgesiyle gideceksin. Adınla değil, unvanınla yürüyorsun.”
Pyrorex, omzunu geriye çekti; lavın içinden çıkmış çeliğin soğuk hâlini takındı. “Emredersiniz, Fynthera Or’Elyxis,” dedi. Fynthera Or’Elyxis’e bakarken gerçek isminden bahsetmedi; çünkü o ismi, bu odada bile yalnızca iki kişi birbirine karşı kullanabilirdi.
Fynthera Or’Elyxis, başıyla ufak bir işaret verdi. Pyrorex, daha fazla söz söylemeden geri çekildi; gölgesi platformun yanından, taş panellerin üstünden süzülerek kapıya doğru aktı. Kapı açıldığında, koridordaki Maeritha, hem Pyrorex’in hem de Lythienne’in dışarı çıkışını görmek için başını kaldırmaya bile cesaret edemedi; gözlerini kum rengine yakın taş çizgisinde tuttu.
Lythienne, yavaş, kırık adımlarla kapıya yöneldi. Bastonunun her vuruşunda, odanın içindeki sessizlik bir anlığına titreyip yerine oturdu. Kapı aralandı, Fynthera Or’Elyxis’in iki kol üyesi de dışarı çıktı. Koridor, arkalarından sessizce kapandı.
Odada tek başına kalan Fynthera Or’Elyxis, bir süre yerinden kımıldamadı. Elyxis İğnesi’nin gövdesinden yukarı doğru yükselen bütün sesler, sanki bu katta duruyor; kulenin dışındaki kum fırtınaları bile bu odanın kapısının önüne geldiğinde susuyordu.
Uzun parmaklarını, oturduğu taşın kenarındaki sarkaç kabartmasından çekip havaya kaldırdı. Parmakları arasında görünmez bir çizgi tuttu; sanki kumun üstünde olmayan bir haritayı okur gibi havada bir şeyler işaretledi.
“Çatlak…” diye fısıldadı, bu kez kimsenin duyma zorunluluğu yokmuş gibi. İsim, odanın taş duvarına çarpıp geri dönerken bile lanetin sisine çarpmıyor; yalnızca Fynthera Or’Elyxis’in kendi belleğinde yankı buluyordu.
“Seni burada, bu kırık dünyanın içinde yürütmek zorunda bırakan kişi ben değilim,” dedi. “Ama bundan sonra atacağın her adımın bedelini, bu kumla ödeyeceğim. Senin nefesini söndüremem. Henüz. Fakat seni… eğebilirim. Kırılmış bir kristalin, başka bir şekle girmesi gibi.”
Gözlerinde, sadizmin ince ışığı bir kez daha parladı. “Mesih olamayacaksın,” diye devam etti, kendi kendine konuşur gibi. “Alphia’nın beyaz saçlı, kızıl gözlü umudu… olmayacaksın. Kome’nin ormanlarına, Terrestia’nın köklerine, Pulq’un enginlerine, Veyheros’un rüzgârına adını yazdırmana izin vermeyeceğim. Seni, bu dünyanın en karanlık koridorlarında, yalnızca çığlığınla hatırlayacaklar.”
Parmaklarını havadaki görünmez çizgiden çekti. Sanki bir satır sonuna gelmişti. “Zaman geldi,” dedi son kez, odanın ortasına doğru. “Sarkaç, bir kez daha benim tarafıma doğru salınıyor. Bakalım, bu kez kim düşecek: Boş satır mı, yoksa onu yazmaya çalışan el mi?”
Elyxis İğnesi’nin tepesindeki kristal, çok hafif bir süreliğine parladı. Dimenia çölünün üstünden geçen rüzgâr, kuleye çarpıp yön değiştirdi. Kule, bu rüzgârın içinden, yeni bir kırığın kokusunu almıştı.
Fynthera Or’Elyxis, gözlerini kapadı. İçinde bir yerlerde, Elystria’ya duyduğu nefret, ince ince kıvrılan bir gülümsemeyle birlikte, bir süre daha sessizce beklemeye koyuldu. Zaman, bu bekleyişi kaydetti; çünkü Hexade Chrona’nın kayıtlarında bile, bazı anlar yalnızca öncesi için yazılırdı. Sonrası henüz boş satırdı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.16k Okunma |
424 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |