6. Bölüm

4.Parça – Leke Ne Renktir?

BEIVA
beiva.universe

 

“Leke, rengi bozana mı denir; yoksa rengi ortaya çıkarana mı?” Bir el alnına dokunduğunda; taş yerinden azıcık oynadı. Siyah, beyazı kirletti sanırsın, oysa lekeler önce aynayı gösterir. Kaderini çizerken, kir mi yıkıyor seni, yoksa aynanın gösterdiği yüz mü?

 

— İmgesel Varoluşun Arşivi,

IV. Not: “Kaderin Mürekkebi”

 

 

Ben… neredeydim? Düşünmeye çalıştıkça içimde ağır bir baskı kabarıyordu. Görüntü perdemin yakınlarında, adını koyamadığım bir taş parçası sanki her düşünceyle çalkalanıyor, zihnimi yarıyordu. Ama bu his bana yabancı değildi. Daha önce de yaşamıştım; en son böyle olduğunda, perdemin yavaşça kapanışını hatırlıyordum. Sonrası ise yalnızca bir muamma. Ve işte, buradaydım. Fakat… gerçekten neredeydim?

Etrafıma bakındım. Her şey bulanıktı; net bir şey seçmek mümkün değildi. Yine de buranın en son kendimi bıraktığım yer olmadığını anlayabiliyordum. Kabiliyetlerim işlemiyordu. Durum vahimdi. Görüntü perdemin içindeki o ağır, ağrılı taş var oldukça kalkamayacaktım. Bedenim, görünmez zincirlerle zemine çakılmış gibiydi. Ama zemin… tuhaftı. Ne sertti ne de yumuşak. Ne batıyordum ne de ayakta duruyordum. Sadece… oradaydı. Sanki varlığıyla yokluğu aynı anda dayatıyordu. Benim gibi…

Derken uzaklarda bir karaltı gördüm. Her şeyin beyazımsı bir boşluktan ibaret olduğu bu mistik âlemde, bir karaltı… zıtlığın, değişimin sembolü. Yaklaştıkça, bir bedene ait olan hatlar çizdim zihnimde. Bulanık ve eksik olsalar da çizgiler, onun kim olduğunu anlamam uzun sürmedi. O’ydu. Daha önce peşime düşen, ifadesiz bir gölge; felaketlerin bekçisi. Benim için geliyordu.

Ancak mıhlıydım. Uzuvlarımı kontrol edemiyordum. Bedenim, beni dinlemiyordu. İçime oturan taş, her şeye engel koymuştu. O’nun her bir adımı varlığıma işlerken, bu sefer kaybettiğimi düşündüm. Her şeyin bittiğini, elime geçen tek bir şansı değerlendiremediğimi… Oraya geri dönersem eğer ne kadar dayanabilirdim, bilmiyordum. İçimde taşıyacağım yaşamın acı-tatlı deneyimi ile o hiçlikte bir başıma ben… Düşünmek istemiyordum. Ama kader… kaçamazdın. Bazen olması gerekenler engellenemezdi. Işığın sonunda bir uçurum dahi olsa, bazen kader seni aşağı iterdi. Her ne kadar kendini sağlama alsan da düşerdin.

O dibime geldiğinde, bakamadım. Uzatamadığım uzuvlarıma bakakalmıştım çünkü. O’nun ifadesizliği, çaresizliğimi yüzüme vuracakmış gibi geliyordu. Bakmak istemiyordum.

Eğildi. Nereden geldiğini bilmediğim bir ışığın altında, karaltının gölgesi üzerime düştü. “Gönder beni” diyemedim. “Bırak beni” de… Sadece durdum. Zaten istesem de yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Kaderim O’na armağan edilmişti. Halbuki, ben sahiplendiğimi sanmıştım.

O, uzuvlarından birini tepemdeki tellerin ardına yerleştirdi. Katran gibi bir sıvı, dokunduğu tellerimi siyaha boyamaya başladı. Bedenini daha da eğdi. Kaldırdığı tellerin ardına gizlenmeyi umuyordum, ama beni saklandığım yerden çekip çıkarmıştı. Kendi uzuvlarıma bakmaya devam ettim. İkisinin de üzerine uzattığı uzvundan aynı kara sıvı damlıyordu. Anlık bir cesaretle, O’na bakmaya karar verdim. Görüntü perdemi birden kaldırdım ve gördüğüm şey… beni hayrete düşürdü.

İfadesiz olması gereken yer… bir ifadeye bürünmüştü. Bir şey gibi… adı aklıma gelmiyordu. Ancak onlar gibiydi. Bu her şeyi açıklıyordu. Bana saldırmasını, amacı ve gayesini… Belki de beni en başından o hiçliğe sürükleyen onlardı. Onlar…

İçimdeki taş birden çalkalandı ve daha fazla düşünemeden her şey yarıda kesilmek zorunda kaldı. Görüntü perdem, eski konumuna geri döndü. Ben uzuvlarıma bakarken, O’nun tellerimde duran katranlı uzvu biraz daha yukarı çıktı. Tam tepeme, taşın hemen üstüne. Sonra… elini nazikçe hareket ettirmeye başladı. Ağrı, azalıyordu.

Bu… ne demekti? Ben karıştırmış mıydım? Ama onlar… Bu mümkün değildi. Tekrar ona baktım. İfadesi… Hayır! Yüzü. Evet, yüzündeki ifade! Başının hareketleri, organları, tıpatıp onlarla aynıydı. Tellerinin hafiften sallanışı, hepsi! Ama neden? Neden ben… kendimi rahatlamış hissediyordum?

Görüşüm daha da bulanıklaşmıştı. Hareket edemeyişim, karşı koyamayışım ve üstüne, bu hissettiğim utanç verici rahatlama hissi birleşmişti. Beni boğuyordu. Bana daha kötü ne yapabilirdi ki diye düşündüm. Meğer yapmıştı. Bu… en kötüsüydü.

Aşağılık pislik! Kendimi toparladım, görüntümü keskinleştirmeye çalıştım. Hepiniz yok olmayı hak ediyordunuz. Keşke yok olsaydınız.

O, sanki düşündüklerimi duymuşçasına yüz ifadesini değiştirmeye başladı. Benimle iletişim mi kurmaya çalışıyordu? İstediği kadar deneyebilirdi. Zaten sonumun geldiğini biliyordum. Ona tenezzül etmeyecektim.

Bir süre sonra, duymaya başladım ne demeye çalıştığını. Ama anlaşılmıyordu. Sonra… fısıltılar. Parçalanmış sesler. Boğuk heceler. Bir uğultu, bir yankı, sonra sessizlik. En sonunda ise sanki bütün zincirler çözülmüştü. Ve son bir şey söyledi, bedenimin ve varlığım derinliklerine kadar titreten bir söz:

“Uyan. Uyan ki kaderini çizmeye devam edesin. Uyan. Geçmişini bu uğurda feda eden fedai… Varlıkla yokluk arasındaki mazlum…”

Bir anda, bedenimde bir delik fark ettim. Simsiyah, yoğun bir sıvı… O’nun katranlı uzuvları gibi. Beyaz düzleme damlıyordu.

O deliğin ortasında bir atım vardı. Tok, ritmik bir ses. Her vuruşta birkaç damla daha aktı. Uzuvlarımdan birini deliğe uzattım. Daha dokunmadan, atımı hissettim. Kavradım.

Temas ettiğim anda O konuştu:

“Hisset. Hisset ki doğru kaderi çizesin.”

Sözleriyle birlikte katran daha da hızlandı. Uzvum damlamayı durduramıyordu.

O’nu gördüm. Doğruldu, ağır adımlarla uzaklaştı. Arkasına bakmadı. Ardında yalnızca izlerini bıraktı: beyazlığı kirleten o kara sıvı. Ve şimdi, aynı sıvı benim içimden akıyordu.

İnsani bir tabir ile: bardaktan boşalırcasına…

Bu terim nasıl ve nereden aklıma gelmişti, bilmiyordum. Ancak, ‘insan’ tabirinin içimde uyandırdığı şey barizdi. O’nu benzettiğim varlığın ta kendisiydi.

En azından bir şeyleri hatırlatmıştı bana. Yüzlerini, gözlerini, kalplerini… Bulunduğum dünyaya ait terimleri… Onların ne kadar aşağılık, sahtekâr olduklarını…

Katran büyüdü, çoğaldı; artık beni yutuyordu. Beyaz düzlemi göremiyordum. Sanki bir çukurun içine doluyordu sıvı. Ve o çukurun dibinde ben vardım. Görüntü perdemi de içine aldığında, karanlıkla boğuk sesler çevreledi etrafımı. Derinliklerden o ritmik atım sesini işitmeye devam ettim. Fakat hepsi zamanla etkisini kaybetti. Her şey giderek uzaklaştı. Sesler silikleşti, hisler söndü.

Sonunda bilincim, bu âlemi terk etmeye karar verdi.

Bölüm : 10.10.2024 23:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...