
"Sana diyorum, nereye gidiyorsun böyle? Ne yapabilirsin ki?" dedim arkasından ilerlemeye devam ederken.
Onların bulunduğu masaya yetiştikten sonra durdu.
Aklında ne vardı hiç bilmiyorum. Böyle yaparak ne kazanabilirdi ki?
"Sizin ne işiniz var burda?" dedi onlara, pat diye.
Ulan onlar bize 'Asıl sizin ne işiniz var burda' diye sormazlar mı şimdi?
Ne diyecekti acaba çok merak ediyorum.
"Asıl sizin ne işiniz var?" dedi Seda. Ama tuhaftı biraz.
Sanki biz değil de, o yakalanmış gibiydi... Çok garip.
"Ya hadi seni geçtim, sen o hain Nazım ile birliksin. Ulan bu adam ne alaka? Ne ayaksın lan sen Ayas efendi?" dedim ben de üstlerine gitmek için.
Ama içim de bir tık dahi olsa rahat etmedi değil yani...
"Görevdeyiz biz, dikkat çekmesene sen de ya!" dedi Seda.
"Aynen canım, görevdesiniz. Türkiye'nin ipini çekmek isteyen asalakların toplandığı bu davette hainlerin en pisliğinden Nazım'ın kardeş bildiği Seda, burda görevde." dedim tek nefeste.
Ben bile nasıl öyle konuşabildiğimi anlamamış, şaşmış kalmıştım. O yüzden Tarık komutanın bana olan ilginç bakışlarına aldırış etmedim.
"Seda ile ilgili ne biliyorsunuz, ne yaşadınız bilmiyorum ama biz de burda görevdeyiz. Tıpkı sizin gibi." dedi Ayas.
Ben bu adamın adını bile o hastaneden gittikten sonra bir hemşireden öğrenmiştim. Şimdi ne bu bilmiş tavırlar?
"Siktir lan, hani kanıt? Bana şuan ispatlamak zorundasınız bunu." dedim ben de kendimi daha fazla tutamayarak.
Ama bir dakika ya, ben en son buraya Tarık komutanı bir şey yapmaması için engellemeye gelmemiş miydim?
Hatlar çok az karıştı da...
Ayas bir şey demeden telefonunda galeriyi açtı ve kimliğinin fotoğrafını gösterdi.
Gerçekten de MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) görevlisiymiş.
"Tamam seni anladım, e bunun kimliği nerde?" dedim Seda'yı göstererek.
O da Ayas ile aynı şeyi yapıp telefonundan kendi kimliğinin fotoğrafını gösterdi.
"Vay anasını arkadaş ya. Hiç böyle bir şey beklemiyordum." dedim kendimi tutamayarak.
"Vallaha yalan yok, ben de senden hiç böyle bir şey beklemiyordum yani." diyen Tarık komutanla söylediklerim bir anda dank etti kafama.
"Ay çok özür dilerim komu- Koray, ben biraz kaba konuştum değil mi?" dedim.
"Koray ne alaka?" diyen Seda'ya SANANE diye haykırmamak için kendimi zor tuttum desem yeridir yani.
"Ben Koray YANICI, bu yanımdaki de kız arkadaşım Mira KIZILTAŞ." dedi Tarık komutan imayla.
Anlamazlarsa artık nasıl MİT mensubu olduklarına dair çok büyük şüphelerim oluşur yani.
"Ben de Enes ÇOLAK, bu yanımdaki de eşim Nazlı ÇOLAK." dedi Ayas.
İyi bari en azında bu biraz daha zeki...
Fırat komutanla bir süredir iletişimi kestiğimizi hatırlayınca kullaklığı aktifleştirdim çaktırmadan.
Seda ve Ayas'a "Sizinle sonra tekrardan görüşeceğiz." diyip Tarık komutanın koluna girip yanlarından ayrıldım.
Boş bir masa görünce de oraya ilerledik. Çifti oynuyoruz diye mecburen adamla dip dibeydik hep. Ve bu durum sinirimi bozmuyor da değildi.
Belki adamın gerçekten de bir sevgilisi vardı... Nerden bilebilirdim ki?
Her neyse, zaten bu da sadece bir görev.
O da kulaklığını aktifleştirdiğinde Fırat komutan "Niye bana cevap verilmiyor acaba?" diye gürledi.
Nasıl gürledi ki, diye sormayın kesinlikle açıklayamam.
Tarık komutan açıklama yapmak için "Komutanım-" diye söze başlamıştı ki Fırat komutan onun sözünü kesti.
"Tarık kafasına göre onların yanına gidiyor. Tam diyorum iyi bari Deniz onu durduracak. Deniz de onlara bir güzel fırça çekiyor. Siz kafayı mı sıyırdınız? Oraya birilerini azarlamaya, hesap sormaya gitmediniz! Hedefinizden şaşmayın." dedi.
Haksız diyemem...
"Komutanım biz onları görünce hain sandığımızdan, onlar bizim fişimizi çekmeden biz çekelim dedik. Ama neyse ki bütün fişler sağlam kaldı." dedim ben de.
Yaptık ama haksız da değildik yani biz de sonuçta.
"Hey Allah'ım bir de üste çıkıyorlar. Şimdi daha fazla şüphe çekmeyin ve ordakilerle biraz sohbet edin normal bir şekilde. Sonra da Taylan kendiliğinden Deniz'in yanına gelecektir zaten. Tarık'ın bir süreliğine Deniz'i yalnız bırakması yeterli olacaktır." dedi Fırat komutan.
"Emredersiniz komutanım." diyip kalabalığa doğru ilerledik.
Rastgele bir masaya geçtik. Ordakiler de hiç yadırgamayıp sohbetlerine dahil ettiler zaten bizi.
Ama bu kadın o kadar çok soru soruyordu ki, her an patlayabilirdim.
"Vücudunun çok farklı bir havası var, sporla yakından bir ilgin mi var?" dedi annem yaşlarında hâlâ platin sarı saç sevdalısı olan teyze.
"Ah evet, sporla çok yakından ilgim var. Özellikle de dövüş sanatlarıyla." dedim yüzümdeki yapay ve hiç de çekici olmayan gülümsememle.
Kadının gözlerindeki ışıkla gülmemek için zor tuttum kendimi. Onu her an dövebileceğimi falan sanmıştı herhalde. Ondandı bu korkusu.
Oh, beter olsun! Dakikalar içinde kafamı plates topu kadar şişirmişti. Biraz da korkudan onun bir yerleri şişsin, ne olacak.
Bir kaç dakika sonra Taylan'ı gördüm ve mimiklerimle çaktırmadan Tarık komutana da gösterdim.
O da anlamış olacak ki "Ben bir lavaboya gideceğim, izninizle." dedi.
Ben de "Ben de içecek falan alacağım." diyip ayrıldım.
Neyse ki içeceklerin olduğu kısım kalabalık değildi. Ben oraya gideli iki dakika olmadan Taylan denen pislik dibimde bitti.
Daha on metre uzağımdayken geldiğini anlamama rağmen o gelince şaşırmış gibi yaptım.
Şimdi bana yıllarca verilen eğitimin hakkını verip Deniz TAŞKIRAN'ı bir kenara bırakmam ve Mira'nın yapması gerekenleri yapmam gerekiyordu.
"Sizi görmek ne güzel." dedim her ne kadar tam tersi şekilde hissetsem de...
"O sizin güzelliğiniz. Yalnız şu sizli bizli konuşmaları kaldıralım artık." dedi.
Hayır hayır hayır, bu herifin suratına tokat patlatmamalıyım şuan. Bunun cezasını işimiz bittiğinde kendi ellerimle keserdim zaten.
Şuan tek yapmam gereken işime odaklanmamdı.
"Ben de ne zaman bunu söyleyeceksin diye bekliyordum." dedim samimiyetten uzak bir sırıtışla.
İğrenç bir kahkaha attıktan sonra "Sevgilin, Koray kızmasın sonra bize. Malûm bu güzeller güzeli sevgilisini şuan ondan alıkoymuşum gibi duruyor da..." dedi.
Ulan sen kim beni alıkoymak kim?
"Yok canım ne kızması, Koray rahat biridir öyle pek takılmaz böyle şeylere. Zaten şuan gözünün bizi gördüğünü falan da sanmıyorum." dedim ona yeşil ışık yakarak.
Ben şuan bu söylediklerimden tiksinmiştim. Ama başka da çarem yoktu...
"Bu çok güzel öyleyse."
"Öyle."
"Dans etmeye ne dersin Mira'cığım?"
Aslında bu iyi olabirdi, aklımdaki şeyi yapabilmem için...
"Çok güzel olurdu. Ancak müzik bile yok ki." dedim.
"O kolay ya, hemen hallediyorum." dedi ve yanından geçen bir garsona bir şeyler söyledi.
Çok geçmeden değişen müzikle mekandaki atmosfer de değişti.
Taylan'ın uzattığı eli tutup piste doğru ilerledim onun gibi.
Belimi saran ellerini her ne kadar şuan kırmak istesem de ellerimi onun omzuna koyabildim sadece.
Omuzlarında olan ellerimi ensesinde birleştirdim ve o fark etmeden yapmayı planladığım şeyi başarıyla hallettim.
Şuan işim bitmişti ama hâlâ ayrılmamıştık. Daha fazla dayanamazdım. Çünkü bu herif o iğrenç gözlerini dudaklarıma dikmeye başlamıştı.
Öpmeye çalışmasın diye başımı omzuna yaslamak zorunda kaldım. O anda bize bakan Tarık komutanı gözünce gözlerim parladı diyebilirim.
Kurtuluşumu bulmuştum çünkü.
Kaş göz yapıp çağırdım. Anlamadı...
Bir elimi gel anlamında oynattım. Sonra da bize doğru gelmeye başladı.
Gelince de "Taylan Bey, sevgilimi alabilir miyim artık?" dedi.
Al, al vallaha bak hiç çekinme. Kurtarın beni bu heriften komutanım.
"Hay hay." diyip benden ayrıldı.
Bana hafif sessiz bir şekilde "Nasılsa biz görüşürüz." dedi ama Tarık komutanın duyduğuna kalıbımı basardım.
O gidince Tarık komutanla dans etmeye başladım bu defa.
İyi de burdan gidebilirdik. Herhangi bir masaya geçebilirdik. Dans etmemiz gerekmezdi ki.
"Evet?" dedi soru sorarcasına.
"Ne, evet?"
"Neden dans ediyordunuz Mira'cığım?"
"Öyle gerekti." dedim umursamazca.
"Bu herifin niyeti hiç iyi değil ama haberin olsun." dedi.
Ben bilmiyordum sanki, sağ ol ya.
Sessizce "Öyle bir değneği elime aldım ki, ne tarafını tutsam boklu çıkıyor anasını satayım." dedim sinirle.
Ama duyduğum gülme sesiyle pek de sessizce söyleyemediğimi anladım.
"Çok pardon kom- ııı, Koray'cığım." dedim. Hepi topu adama Koray diyecektim. Ama her seferinde kom diyip çeviriyordum.
Neyse ki henüz birilerinin yanında hiç kırmadım bu potu.
"Aytaç da aynı böyle, asla ağzını tutamaz. O yüzden alışkınım ben." dedi.
Müzik sesi kesilince biz de diğer çiftler gibi pistten uzaklaştık. Ne ara bu kadar insan dans etmek için gelmişti, onu da anlamamıştım ya. Neyse...
Taylan mikrofonu alıp konuşmaya başlayınca söyleyeceklerini iyice anlamak için dikkatimi toplamaya çalıştım.
"Sevgili konuklarımız. Babam Yaman KALAYCI yaşadığı minik bir talihsizlik sonucu bu gece aramızda olamayacak." diyip durdu bir süre.
Tarık komutanla birbirimize baktık. Ne olmuş olabilirdi de bu adam böyle bir geceye, kendisinin düzenlediği bu geceye katılamamıştı hiç bilmiyordum.
Boğazını temizleyip "Ama merak etmeyin, organizasyonumuzda hiç bir değişiklik olmayacak. Babam burda olmayabilir, ancak ben burdayım. Her şey olması gerektiği gibi olacak." dedi Taylan.
Bu da demek oluyor ki Taylan her şeyi biliyor. Yaman pis işlerini ondan hiç gizlememiş.
"Tarık, Deniz." diyen Fırat komutanın sesi geldi kulaklığımdan.
Kimsenin duyamayacağı, sadece Fırat komutana ses gidecek şekilde "Emredin komutanım." dedik.
"Duyduğunuz gibi Yaman orda değil ve olamayacak da..." dedi.
Biz onu onaylayınca da "Çok değil, 15 dakika sonra Taylan ve orda bulunan kişilerden bazıları gizli bir toplantı yapacaklar. Sizin yapmanız gereken ise, ne yapıp ne edip, o toplantı odasında konuşulacakları duymanız..." diye devam etti.
"Ama bu mümkün değil, biz o odayı asla dinleyemeyiz ki." dedi Tarık komutan.
Ben ise yaptığım şey için içimden kendimi tebrik ettikten sonra "Aslında duyabileceğiz her şeyi." dedim.
"O nasıl olacakmış?" dedi Tarık komutan.
"Taylan ile dans ederken ensesine yani ceketine belli olmayacak şekilde minik bir dinleyici yerleştirdim. Ama küçük olduğundan işlevi de küçük. Bu yüzden de aktif kalmasını sağlamak için yakınında bulunmalıyım. Bir nevi Bluetooth gibi." diye açıkladım.
"Aferin Deniz. Şimdi de ona yakın olabilmenin yolunu bul bakalım." dedi Fırat komutan.
Bu adam benimle dalga falan mı geçiyordu? Nasıl yakın olabilirdim ona acaba?
Daha nerede toplanacaklarını bile bilmiyorduk üstelik.
"Elinizi çabuk tutun. Toplantının başlamasına çok az kaldı." dedi Fırat komutan ve yine ses gitti.
Tarık komutana baktım çaresizlikle. Çünkü benim aklımda bir şey yoktu.
Kısa bir süre sonra "Bir an önce o Taylan'ı bulup konuş onunla. Bir şeyler yapmak istediğini söyle, sana 'İşim var' diyecektir. Bu yoldan belki nereye gideceğini öğrenebilirsin en azından." dedi Tarık komutan.
Başka bir yol da görünmüyordu zaten.
Gözüm Taylan'ı bulunca hemen yanına doğru ilerledim.
"Bir şeyler mi yapsak? Burası çok gürültülü benim başım ağrıdı." dedim.
"İnan çok isterdim. Ama biraz işim var şimdi. Bittikten sonra neden olmasın." dedi.
Oldu, başka?
"Ne işin var ki? Üstelik bu organizasyonu bile sen düzenlemişken bir yere kaybolman saçma olmaz mı?" dedim gülerek.
"Sen fazla mı zekisin acaba?" diyip pis elleriyle saçlarıma dokunmaya başladı.
Cevap beklediğimi belli edecek şekilde yüzüne bakmaya devam ettiğimde ise "Aslında burdaki bazı kişilerle minik bir toplantım olacak sadece, sonra tekrar buraya döneceğim." dedi.
"Ne toplantısı ki bu? Hem nereye gideceksiniz, bunca davetli burdayken?" dedim şüphelenmemesi için elini de tutmuştum.
Keşke şu an o elini kırma emri verilseydi bana. Seve seve yerine getirirdim...
"Sorun olmayacak, çünkü uzağa değil üst kata gideceğiz sadece. Zaten kısa bir toplantı olacak." dedi.
"Anladım. Üst katlara falan gidilebileceğini bilsem ben de çoktan giderdim. Gürültüden pek hoşlanmıyorum da." dedim.
Umarım en azından bu kadarını yapıp yukarda bekleyebileceğimi söylerdi.
Neyse ki umduğum gibi oldu.
"İstersen ben yukarda toplantıdayken bir odada bekleyebilirsin toplantıdan çıkmamı." dedi.
Tamam istediğim oldu ama, herif niyeti de bozdu...
"Ah, harika." dedim ben de.
"Ben şimdi bir kaç şey halletmeliyim. Yukarı çıkacağım zaman seni de bulurum." dedi.
"Ben buralarda olacağım." dedim ve o da yanağımdan öpüp gitti.
Uzaklaşır uzaklaşmaz yanağımdaki iğrenç kalıntısını sildim.
Yanağımı silecem diye dakikalarca boyadığım yanağımdaki makyaj da kaydı ama, şu an asıl sorun o değildi.
Ben tam konuşmak için Tarık komutanın yanına gidecekken onu yanıma gelirken gördüm.
"Ben de tam yanınıza gelecektim." dedim.
"Evet?"
"Birazdan elemanlar yukarı çıkacak. Güya toplantı yapmaya... Taylan'ı ikna ettim ve benim de yukarda onun toplantıdan çıkmasını bekleyebileceğimi söyledi.
Onun girdiği odayı öğreneceğim önce. Daha sonra ise o da odaya girince size yani sana haber vereceğim ve sen de yukarı geleceksin.
Odaya en yakın ve güvenli konumu bulduktan sonra ise dinleyiciyi aktifleştirebileceğim." dedim bir çırpıda.
"Tamamdır. Ben şimdi gidiyorum yanından. Ve senden haber bekleyeceğim. En ufak bir terslik hissedersen de yine bana haber ver." diyip cevabımı beklemeden gitti.
Ay Allah razı olsun beyim!
Bir süre oyalandıktan sonra Taylan geldi.
"Hadi bakalım, bize yol göründü." diyip kolunu uzattı.
"Ben de beklemekten sıkılmaya başlamıştım zaten." diyip koluna girdim.
Daha sonra ise beraber üst kata gittik. Bir odanın önünde durduğumuzda kolumu serbest bıraktı.
"Burası senin rahatça beni bekleyebileceğin oda." dedi gevşek gevşek.
"Peki sen nerde olacaksın? Benim çok uzağımda olmanı istemiyorum." dedim ceketinin yakasını tutarken.
"Merak etme uzağında olmayacağım." dedi sol yanağımı okşarken.
Şu an o elini tutup da kırmak vardı da...
"İnanmam. Göster bana odayı. Nerede olacağını bilmek istiyorum." dedim.
Hafif gülüp elimi tuttuktan sonra "İyi o zaman gel benimle de sana göstereyim odayı, meraklı güzel." dedi.
Anandır meraklı, dingil!
Sakin ol Deniz, sakin ol. Daha işin bitmedi bu yavşakla.
Benim güya bekleyeceğim odanın sağ tarafında bulunan koridora doğru ilerledik.
Nasıl uzun bir koridorsa artık, git git bitmiyordu...
Sonunda durduğumuzda tam karşıdaki kapıyı gösterip "İşte ben burda olacağım." dedi.
"Neresi yakınmış ya buranın? Bir de beni kandıracaktın." dedim ben de.
"Hadi ama herkes içeride beni bekliyor." dedi.
"Tamam o zaman sen git hemen. Ben odada seni bekliyor olacağım." dedim ben de gülümseyerek.
Tam uzanıp pis dudaklarını dudaklarımla buluşturacakken kendimi geri çekip "Hadi daha fazla bekletme onları." dedim.
"Peki" diyip odaya girdi.
Kapı kapandıktan sonra ise kilit sesini duydum.
Hemen kulaklığımı aktifleştirip Tarık komutanla irtibata geçtim.
"01 ?" dedim soru sorarcasına.
"Dinliyorum" cevabını alınca da "Hemen yukarı gelin komutanım." dedim fısıldayarak.
"Tamam." diyen sesini duyduktan sonra da ses kesildi yine.
Bir süre sonra ise "Şu an nerdesin 02 ?" dedi.
"Bulunduğu odanın biraz ilerisindeyim. Asıl siz nerdesiniz?" dedim.
"Ben de şimdi yukarı çıktım." dedi.
"Şimdi sağdaki koridordan dümdüz ilerleyin. En sonda tam karşınıza çıkacak olan kapı o odaya ait." dedim.
Kısa süre sonra ise karşıdan gelen Tarık komutanı gördüm.
"Ben burdan denedim ama sanırım çok mesafe var. O yüzden de aktifleşmedi. Yakın olmak için başka çözüm yolu bulmalıyız." dedim o gelir gelmez.
"Onlar şimdi burda mı?" dedi Taylan'ın girdiği odayı göstererek.
"Evet." dedim ben de.
Sol taraftaki kapıyı açmaya yeltendiğinde ise "Ne yapıyorsunuz?" dedim panikle.
İşaret parmağını dudağıan dokundurup "Şşş." diyerek beni susturdu.
Sonra da dikkatle kapıyı açtı.
Kapının ardında merdiven olabileceğini hiç tahmin etmemiştim.
"Hadi" diyince ben de arkasından ilerledim.
Beraber yukarıya çıkan merdivenlere yöneldik. Tabi kapıyı da arkamızdan kapatmayı unutmamıştım.
Kapı kapanır kapanmaz kapkaranlık oldu her yer.
Ama biz yukarı çıktıkça aydınlanmaya başladı. Çok çıkmamıştık ki sağa doğru minik bir yol vardı. O yoldan ilerledik.
Karşımıza küçük bir pencere çıktığında durduk.
Tarık komutanın sessizce "İşte bu!" dediğini duydum.
Sessiz söylediyse nasıl duydun? Demeyin. Ben bir askerim çünkü.
Onun önüne geçip pencereye doğru ilerlediğimde ise Taylan'ın toplantı yaptığı odanın havalandırma maksadıyla kullanılan penceresinin önünde olduğumu anladım.
Hemen dinleyiciyi aktifleştirmek için yapmam gerekenleri yaptım.
Kusursuz bir şekilde çalışıyordu ve karakoldakiler yani Fırat komutan da her şeyi duyuyordu.
Bizim için ise gerek yoktu çünkü zaten bütün konuşulanları duyabiliyorduk.
Bir süre böyle dinlemedeyken merdivenlerden ses geldi.
Birileri yukardan aşağıya doğru iniyordu.
Ve bizi görme ihtimalleri çok yüksekti.
Eğer kör değillerse kesin görürlerdi yani.
Tarık komutana baktığımda onun da gözlerinin benimkiler gibi kocaman açıldığını gördüm.
"İki kişiler. Halledebiliriz aslında. Ama sessiz olmak zorundayız." diye fısıldadı kulağıma.
Başımı hareket ettirip onu onayladım. Biz tam harekete geçecekken aşağı inenlerden birinin diğerine "Her şey kusursuz işliyor Yaman Bey, siz hiç merak etmeyin." dediğini duyduk.
Yaman Bey mi?
Hani bu şerefsiz bugün gelemeyecekti lan buraya?
Bu adama zarar veremezdik. Ama burda da onlardan saklanamazdık.
"Hassiktir, amına koyayım ya!" dedim sinirle.
Sonra da Tarık komutanın da "Bu defa gerçekten de Hassiktir!" dediğini duydum.
İşte bu defa kurtuluşumuz için bir mucize falan gerekiyordu...
Ayyyyy baktım da bölüm istiyormuşsunuzzz.
Bölümler zaten var hazır. Yorum falan hiç gelmeyince atasın gelmemişti sadece, okuyan yok mu acaba diye...
Bölümü düzenleyemedim hata falan varsa affola
Bölüm nasıldı? Bol bol yorum yapın ki ben de yeni bölümü geciktirmeyeyim ♡
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |