
Odama gidip beyaz üstün üzerine yerleştirilmiş kirli altın hatlı, omuzları belirgin, yüksek yakalı bir üst ve kirli altın işlemeli, yüksek bel ve arkaya dökülen parçalanmış bir etek gibi duran beyaz İspanyol paça giydim. Eldivenlerimi düzelttim. Saçımı at kuyruğu yaptıktan sonra hızlıca odamdan çıktım.
Tanrıçanın odasının önüne gittim. Luther da kıyafetlerini değiştirip gelmişti. Oda siyah saçlarını dağınık bir şekilde toplamıştı. Her zaman giydiği türden siyah gömleği ve pantolonun da altın süslemelerle süslenmişti. Bir an bana döndü.
“Toplantı odasında sorun olmuş galiba” dedi. Başımla onayladım.
“Denge tanrısı bir görevliye sert davranıyordu. Ona engel oldum o kadar.” Dedim. Luther’a baktığımda normalde bana baktığı gibi bakmadığını hissettim. Sanki bir şeyler fark etmiş gibi bakıyordu.
“Bir sorun mu var?”
“Hayır, hiçbir sorun yok.” Dediğinde kral ve kraliçe odadan çıktı. Kraliçe ikimizede gülümsedi.
“Hadi gelin. Cehennemin kralı sarayın kapısının önüne gelecek.” Dedi. Zarif adımlarla ilerlemeye başladığında arkasından yürümeye başladım. Kralda yanındaydı ve onunda hemen arkasında Luther vardı.
Kraliçenin elbisesi her zamanki gibi sadeydi ama altın kemerindeki yıldız şeklinde sarkan süsler bu sade elbiseyi oldukça dikkat çeken bir parçaya dönüştürdüğü belliydi. Yıldızlar, pencerelerden gelen ışıkları yansıtıyordu. Kral ise kraliçenin aksine beyaz bir gömlek giymiş, altına kirli altın sarısı bir kot pantolon vardı ama her yerinde en az bir tane altın eşya vardı. Kemeri, süs gibi görünen altın omuzlukları. Altın zincirleri gibi bir çok aksesuarı vardı.
Sessizce kapının önüne kadar yürüdük. Karşısında bizi gören muhafızlar saygı ile eğiliyor, tanrı ve tanrıçalar ise iyi ve barış dolu günler diliyordu. Kraliçe hepsini gülen yüzle karşılıyor, kısa sürecek konuşmalar yapıyordu.. Kral ise kraliçede gördüğüm gibi gülümsemiyordu. Daha çok Luther’ın Hermine tarafından utanç verici bir duruma sokulduğunda konuyu saptırmak için yaptığı bir gülümseme idi.
Bir an karşımıza Şaka Tanrısı ve Alexander çıktı. Alexander bizi görünce saygı ile eğildi. Şaka Tanrısı ise gülümsedi. “Bakın kim sonunda politik olaylarla ilgileniyor! Umarım bu konuşma size tranva bırakmaz kralım.” Dedikten sonra kısa süre güldü ve gülümsemeye devam etti. Alexander merakla krala bakıyordu. Biraz tedirgin olduğu da belliydi. Alexander bize çoğu zaman tanrısının fazla ciddi eşek şakaları yaptığını bu yüzden kötü bir şey olacak diye korktuğunu dile getirirdi. Bu anında böyle bir zaman olduğu belliydi. Krala baktığımda o zoraki gülümseme gitmişti.
“Bizi eşek şakası bile denilmeyecek sözlerinle oyalama. Cehennemin kralı ile görüşeceğiz.” Dedi ve yürümeye devam etti. Kraliçe ise sadece yavaşça başını salladı ve kralın peşinden yürümeye devam etti. Bizde saygı göstergesi olarak eğilip peşlerinden gittik. Halkın oraya açılan kapı altından yapılma zeytin ağacı motifine sahipti ve nedense biz o kapıya yaklaştıkça bir gürültü artıyordu. Anlam veremedim. Acaba dışardaki sesin sahibi halk mıydı? Luther gergin görünüyordu. Bana bir bakış attı. Bir şeylerin olduğunun işareti idi.
“Kralım, kraliçem önünüze geçmek isteriz. Gelen seslere bakılırsa bir sorun var.” Dedi. Kraliçe bize baktı. Bir şeyler düşünüyordu.
“Haklısın Luther. Sen önden gidip dışarıya bakar mısın?” Dediğinde Luther saygı ile eğildikten sonra hızlı adımlarla kapıya yöneldi. Kılıcının sapını sıkıca tutmuştu. Bende kral ve kraliçenin ortasında onların bir tık gerisinde duruyordum. Önden bir saldırı gelirse hızlıca öne atılabilir ya da arkadan saldırmaya çalışacak biri olursa onlara yakınlaşmadan durdurabilirdim. Luther kapıyı aralayıp dışarı baktı. Sonra ise bize döndü.
“Halk, cehennemin kralını burada istemiyor. Pankartlarda ‘Buzul Şeytanı al, bizi rahat bırak’, ‘Cehennemin dibine geri dön.’, ‘Cehennemin Karanlığı, Cennetin kapılarından içeri giremeyecek!’ Tarzı yazılar var kralım ve kraliçem. İsterseniz daha fazla muhafız getirip halkı dağıtabiliriz.” Dedi.
“Evet onu yapalım en mantıklısı o.” dedi kral ama öyle düşünmüyordum. Bu daha çok halkı kızdırırdı ve muhafızlara zarar verme olasılığını artırırdı. Kraliçeye baktım. O da bana bakıyordu. Düşündüklerimi anlamış gibiydi.
“Sen ne düşünüyorsun canım? Aklında başka bir düşünce var gibi.” dedi bana gülümseyerek. Başımla onayladım.
“Halkı bilgilendirmedik. O yüzden bu kadar sinirli olmalılar. Muhafızlar onlara güç uygularsa onlara zarar verebilirler. Cehennemin Kralı gelmeden bir bilgilendirme yapılmalı bence.” Dedim. Kral hoşnut durmuyordu. Luther dediklerimi analiz ediyormuş gibiydi.
“Çok iyi düşünmüşsün canım. Ben halk ile konuşurum siz ne olur ne olmaz yanımızda durun.” Dedi. Kral kaşlarını çatmıştı.
“Sevgilim, bu tehlikeli ya o Buzul Şeytan ortaya çıkarsa? Kendimizi koruyamayız.” Dedi kral ama kraliçe çoktan yürümeye başlamıştı. Bizde hemen peşinden gittik. Kral arkamızda kalmıştı, gitmek istemiyor gibiydi.
“Sevgilim! Beni dinle, en azından o kız veya Luther gidip anlatsınlar. Dediğim gibi çok tehlikeli.” Öne atılıp kraliçenin kolunu sıkıca tutmuştu. Endişesi gözlerinden belliydi ama kraliçe kolunu hemen kralın tutuşundan kurtardı.
“Sakin ol, hiç bir şey yapamazlar.” Dedi ve kapıyı ardına kadar açtı. Halk kraliçeyi görünce sessizleşti. Bütün o gürültü yok olmuştu. Luther şaşkınlıkla etrafa bakıyordu. Bunu beklememiş olmalıydı. Bana göre bu normaldi zaten kendisi cennetin en saygın tanrıçasıydı. O yapıyorsa bir bildiği cardır diye düşünürlerdi. Kraliçe halkı selamlarken gülümsüyordu.
“Merhaba sevgili halkım. Lütfen sakin olunuz. Nefretinizi anlıyoruz ama Buzul Şeytan’ı alt etmenin tek yolu Cehennemin Kralı ile konuşmak. Lütfen düşününüz. Daha fazla kişinin zarar görmemesinin en iyi yolu nedir? Tabikide onlarla görüşmek ve bir uzlaşmaya gitmektir. Şimdi lütfen o pankartlarınızı kaldırın ve Cehennemin Kralı geldiğinde ona bizim gibi saygı gösterin.” Dedi. Halk pankartları indirmeye başladı. Fakat o sıra havada parlayan bir şey dikkatimi çekti. Renginin mavi olduğunu fark ettim. Bu Kahell’di.
“Kraliçem Kahell zehri!” Tam kraliçenim üstüne geliyordu. Kraliçeyi hızlıca olağan gücümle uzaklaştırdım. Kraliçeyi uzaklaştırdığım tam o sıra belimden tutulduğumu ve ayaklarımın yerden kesildiğini fark ettim. Bir cam kırılma sesi geldi. Ardından halkın ayak sesleri. Az önce durduğum yere baktım. Kahell zehri tam oraya düşmüştü. Cam kırıkları ve mavi zehir dağılmıştı. Beni uzaklaştıran kişiye baktım. Luther’dı. Etraftakilere bakıyordu.
“Bu bölgeye gelmeyin! Cildiniz temas ederse kısa süre içerisinde ölürsünüz.” Halk bu sözler ardından geriye çekildi. Kendimi Luther’ın tutuşundan uzaklaştıracakken Luther iki eliyle beni tutmayı bıraktı ama bir eli hala belimdeydi. Bana baktı.
“Kahell zehri bacaklarına ya da üstüne gelmedi değil mi?” derken vücuduma bakıyordu.
“Beni merak etme, kraliçem siz iyi misiniz?” dedim. Kraliçeye bakarken etrafında olan şeffaf altın sarısı daireyi fark ettim. Böyle bir gücü olduğunu hatırlamıyordum. Kral ve bir kaç muhafız hemen etrafımızı sardı. Birkaç görevli kişi hemen kahell zehrinin bulaştığı toprağı kazıp uzaklaştırdı biri ise etraftaki cam kırıklarını topladı. Muhafızların yarısı kahell zehranim geldiği yöne gitti. Diğerleri ise halkla bizim aramıza dizildi.
Birden yer sallandı. Luther beni sıkıca tutuyordu. Elini belimden uzaklaştıracakken önümüzde siyah ve kırmızılardan oluşan bir portal oluştu. İlk gördüğüm zamanda aynı şekilde gelmişti. İlk mor bir pelerinin içine saklanmış siyah giyinmiş biri çıktı. Bu büyücülerden biri olmalıydı. Elleri arasında kırmızı daireler vardı. Pelerinin parçası olan şapkadan dolayı yüzünü göremiyordum. Tıpkı ilk seferki gibi. Fakat bu seferki ilk gördüğüme kıyasla daha uzundu. Büyücünün ardından Simsiyah bir pantolon ve siyah bir gömlek giymiş Cehennemin Kralı geldi. Saçları beyazdı ve gözleri ise kan kırmızısı. Cehennemin kralının yanında iki kadın vardı. Onlardan biri kızıl uzun saçlı ve mavi gözlü idi. Simsiyah bir elbisesi ve solmuş güllere sahip bir cadı şapkası vardı. Cadı olduğunu görünüşü ile haykırıyordu. Diğeri ise altın sarısı saçlı ve kırmızı gözlüydü. Kırmızı ve siyahlardan oluşan bir elbise giyiyordu, saç aksesuarı olarak ise kırmızı gül takmıştı. Sarı saçlı olan Cehennemin Kralının yanındaydı. Kızıl olan ise arkalarındaydı.
Az önce kraliçeyi dinlemiş ve Kahell zehrinden dolayı geri çekişen halk birden bağırmaya başladı. Pankartları tekrar gözüküyordu. Onlara doğru yürüyorlardı. Kılıcımı anında çıkardım. Luther da aynısını yapıp kral ve kraliçenin oraya yöneldi.
“Sen Cehennemim Kralına git!” dedi gitmeden önce. Başımla onayladım ve gelmekte olan halkı engellemek için aralarına geçtim. Birkaç zırhlı muhafız bana katılıp cehennemden gelenleri daire içine aldık. Kadınlar endişeyle etrafa bakıyordu. Büyücü ise az önce yaptığı portalı daha yeni kapattığı için güç toplamakla uğraşıyordu.
“Geri çekilin! Onlar saldıranlar değil. Saldıran başka yöndeydi.” Diye bağırmama rağmen bizi geçmeye çalışıyorlardı. Muhafızlarla aynı anda kanatlarımı açtım. Böylece aralardan geçemeyeceklerdi. Uçarak gelenleri uçan bir kaç zırhlı muhafız tuttu. Fakat halkın sayısı bizden oldukça üstündü ve ellerinde etrafta buldukları taşlardan eşyalara her şeyle saldırıyorlardı. Birisi bana doğru taç attığında kılıcımla taşı savurdum. Cehennemden gelenlere baktığımda büyücü sonunda portalı tekrar yapmıştı. Hepsi içine girdi fakat portal kapanırken portaldan bir ışığın bize doğru geldiğini fark ettim ama söyleyecekken ışık çoktan bize gelmişti.
Geçmiş kadınlar gününüz kutlu olsun!
Bölüm hakkında veya merak ettiğiniz şeyleri yazmaktan çekinmeyin lütfen
Sonraki ay görüşürüz!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |