
Odaya girdiğimde odada bir kargaşa hakimdi. Güzellik tanrıçası öldüğünden olsa gerek aşk tanrıçası ve doğa tanrıçası gibi güzellikle ilgisi olan tanrı ve tanrıçalar etraftaydı. Etrafta muhafızlarda vardı. Yavaşça onların olduğu yere gittim. Aşk tanrıçasın beni görünce gülümsedi.
“Edalyn, hoş geldin ama senin kraliçenin yanında olman gerekmez miydi? Etrafta Buzul Katil dolaşıyor biliyorsun.” Dedi. Hemen ardından etraftaki birkaç görevliye emir verdi. Odadaki temel renkler siyah, beyaz, sarı ve kırmızıydı. Cennet ve cehennemin odada birlikte olacağını yansıtıyordu.
“Kraliçe ve kral günlerinin çoğunu odalarında geçirdiği için Muhafız Luther sadece durmayı tercih ediyor. Bende etraftaki olaylarla yakından ilgileniyorum.” Dedim. Sona onun etrafına baktım. Willow hala siyah toprağın orada olmalıydı.
“Muhafız Willow’a siyah toprağın yanına gitmeyi siz görevlendirmiş olmalısınız.” Dedim. Böyle bir zamanda muhafızının yanında olmaması onu savunmasız bir av yapıyordu.
“Evet ben görevlendirdim. Son zamanlardaki zehir ile ilgili bilgileri merak ediyorum. Eğer bana da aynısı olursa nasıl davranmam gerektiğini bilmem lazım nasıl olsa.” Dediğinde başımla onayladım. Birden etrafı bir cam kırılma sesi yankılandı. Sesin geldiği yere baktığımda yerde cam parçaları ve altın parçaları gördüm. Altın süslemeli bir cam obje kırıldığı belliydi. Objenin kırıldığı yere hemen Denge Tanrısı geldi. Yüzünden sinirli olduğu belliydi.
“Biraz daha dikkatli olsana! Cehennemin Kralı’nın gelmesine az kaldı ve böyle dikkatsizliklerin son anda olmasını kimse istemez. Abuk temizle şurayı!” Görevli konuşacak gibi olduğu gibi Denge tanrısı yüzüne bir tane tokat attı ve görevli camların üstüne düştü.
“Bir tanrı veya tanrıçanın sözüne ters gelmeye çalışarak dengeyi bozmaya çalışma seni acınası insan.” Dedi. Sonra ise arkasını dönüp işine devam etti. Birkaç görevli onun yanına gidecek gibi olduğunda Denge Tanrısı onlara ters bir bakış attı. O bakışla herkes görevine devam etti. Camların üstüne düşen görevlinin bacakları kırık camlardan dolayı kanamaya başlamıştı. Denge tanrısına bakmadan yanına gittim. Hiç kimse yardım etmeden kalkamayacağı belliydi. Ben yanına giderken Denge Tanrısı beni görmüş olacak ki konuşmaya başladı.
“Hey sen muhafız, kimse ona yardım etmeyecek çabuk onun yanından çekil!” dediğinde onu duymazdan geldim ve cam kırıklarına dikkat ederek görevliyi kaldırdım.
“İyi misin?” Görevli bana baktı ve başıyla onayladı. Genç bir kadındı. Saçları Hermine’nınkinden bile oldukça kısaydı ve kızıl renkteydi. Gözleri ise gri idi. Denge tanrısı o sürede yanımıza gelmişti. Saçımı sıkıca kavradığını hissettim. Saçımı çekiştirerek ona bakmama zorladı.
“Ne cüretle emirlerime karşı gelirsin? Bana kimin muhafızı olduğunu ve ismini söyle hemen!” dedi. Duygularım olsa ya da benim yerime başkası olsa birçok farklı duyguyu yaşayabilirdi. Ona bakındım.
“Strateji Tanrıçası, yani kraliçenin muhafızı Edalyn’ im. O gelmeden önce odanın durumuna bakmaya gelmiştim.” Dediğim gibi salonda sessizlik oluştu. Denge Tanrısı direk saçımı tutmayı bıraktı.
“Oh, çok özür dilerim. Lütfen kraliçeye söylemeyin.” Dedi. Birkaç görevli sonradan geldi ve Denge Tanrısının isteği ile yaralı görevliye yardım ettiler ve kırıkları temizlediler. Etraf bu olaydan sonra dahada sessizleşti. Herkes işine odaklanmıştı. Aşk tanrıçası yine yanıma geldi.
“Disiplin için senin olman gerekiyor galiba Edalyn. Tanrılar olsa bile odada senin varlığın ağırlık basıyor." Dedi. Bu her zaman olan bir şeydi. Genellikle insanlar gözlerimden korkardı ya da garipserdi. Özellikle maske taktığımda ise herkes bana meraklı gözlerle bakardı. Herkes kendi arasından fısıldaşırdı.
Doğa tanrıçası yanımıza geldi. Elbisesinde yeşil ve kahverengi tonları hakimdi. Üstü toz pembe çiçeklerle kaplıydı. Saçları kahverengiydi ve neredeyse yere değiyordu. "Edalyn değil mi?" Dedi ve başımla onayladım.
"Fazla gözlemci bir muhafız gibisin. Dekorasyonda bana yardım etmeye ne dersin? Kraliçenin zevkini daha iyi biliyor olmalısın." Dedi.
"Kraliçe daha çok sadeliği sefer. Sade olsa da nasıl şık olacağını iyi bilir." Dedim. İki Tanrıça da bana baktı.
"Ah, çok doğru. Her zaman nasıl normalde giyilse kötü duracak parçaları birleştirip şık kıyafetler yapar." Dedi aşk tanrıçası.
Doğa Tanrıçası başıyla onayladı ve işe devam etti. Çoğu işi Doğa Tanrıçası yapıyor gibiydi nasıl eşyaları getirmeleri söyleyip duruyordu. Denge Tanrısı ise eşyaların nasıl dizilmesi gerektiğini söylüyordu. Aşk Tanrıçası pek iş yapmıyordu. Sadece Denge Tanrısı ve Doğa Tanrıçasının dediklerini onaylıyordu ya da eklenebilecek bir şey söylüyordu. Fakat zevki hiç kraliçeninki ile uyuşmuyordu. Söylediklerine bakılırsa Aşk Tanrıçası daha çok parıltılı, modern ve şık bir zevki vardı.
“Aşk Tanrıçası, dediklerin hiç kraliçenin zevkine uymuyor. Ayrıca hatırlatırım. Kraliçenin dediğine göre Cehennemin Kralı, Kraliçe gibi sadeliği ve koyu renkleri seviyor.” Dedi Denge Tanrısı. Onlarda sonunda zevklerin uymadığı ve ona rağmen Aşk Tanrıçasının kendi zevkinden vazgeçmediğini fark etmişlerdi.
“Biliyorum ama böylede çok sade sanki sıradan bir toplantı olacakmış gibi. Ayrıca şu çiçekleri biraz daha süslü seçseydiniz çok güzel olurdu. Mesela siyah kala zambağı ve banotu gibi.” Dediğinde Doğa tanrıçası endişeyle ona baktı.
“Dediğiniz çiçekler sadelikten uzak ve çok koyular ama. Ayrıca çağrışımları hiç politik bir konuşmaya uygun değil. Beyaz laleler ve kırmızı laleler çok daha uygun olur. İstenen barışı temsil eder.” Dedi. Aşk tanrıçasına baktığımda sinirlenmiş gibiydi.
“Ablam aynısını deseydi onaylardınız ama!” dediğinde anlamaya çalıştım. Aşk Tanrıçasının ablasının kim olduğunu hatırlamıyordum. Denge Tanrısının da sinirlendiğini elini sıkmasından anlamıştım. Benim varlığımdan olacaktır ki dışarı vurmuyordu.
“Güzellik Tanrıçası deseydi tabikide onaylardık çünkü senin gibi düşünmezdi. O herkesin zevkini ezbere bilirdi ve ona göre fikir sunardı.” Dedi Denge Tanrısı. Güzellik Tanrıçası ile kardeş olduğunu bilmiyordum. Ama Lauren güzellik ile aşkın birbiriyle oldukça benzer olduğunu çünkü insan âşık olduğunda âşık olduğu kişiyi her yönüyle güzel bulduğunu çokça söylerdi.
“O zaman o kadar çok biliyorsanız kendiniz yapın!” dediğinde sesinin her yöne yayıldığına emindim. Arkasına dönüp çıkışa yöneldiğinde Doğa Tanrıçası öne çıktı.
“Aşk Tanrıçası! Muhafızın yok. Kraliçenin emrine göre yalnızken illaki bir muhafız yanımızda bulunması gerektiğini söylediğini unuttun mu?” dedi ama Aşk Tanrıçası duymamazlıktan gelmiş olacak ki yanıt vermedi. Doğa Tanrıçası hemen bir muhafızın adını seslendi ve muhafız Aşk Tanrıçasının yanına hızlı adımlarla gitti. Doğa Tanrıçası bana döndü.
“Kargaşa için üzgünüm Edalyn. Aşk Tanrıçası hala ablasının ölümünün yasını tutuyor. Ayrıca bizden oldukça küçük bir Tanrıça olduğu için çoğu tanrı ve tanrıça ile geçinemiyor.” Dedi. Başımla onayladım. Denge Tanrısı hala sinirli gibiydi.
“Onun ablasının yasını tuttuğu yok. Küçüklüğünden beri tek isteği sadece kendi dedikleri olsun ve pohpohlanmak o kadar.” Dedi. Birden içeri Luther girdi.
“Cehennemin Kralı gelmek üzere. Herkes odayı boşaltsın.” Dedi. Herkes başıyla onayladı ve odadan ayrıldılar. Herkesin çıktığına emin olduktan sonra bende çıkıp üstümü değiştirmek için çıktım.
Merhaba sevgili okurlarım, umarım hepiniz iyisinizdir!
Sonunda yazma zevkim geri döndü, yazmayı gerçekten özlediğimi fark ettim.
Ayrıca eğer aklınızda kalan sorular varsa söylemeyi unutmayın! Sonraki ay görüşürüz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |