
8 Mart'a bir gün rötarlı giriş yaptım fakat inanın tam olarak toparlayamadığımdan. Bu kez uzun isyanlar yok, kızgınlıklar da. Bu kez koruyamadığımız her bir hemcinsimize karşı hüzün ve utanç var. Göz yumulan her karaktersiz eyleme, cezasız kalanlara, gülerek yaptıklarını anlatabilme cesaretinde bulunanlara karşı nefret ve tiksinti var. Yılın ilk çeyreğinde, tarih tam 8 Mart iken 71 canımızı kaybetmişliğin hüznü var. Keşke hepinizi bir araya toplayabilsem güzel kadınlarım, toplasam ve savaşmadan, birbirimize destek olarak yaşayıp gitsek...
71 tane koparılan, yaralanan, canı alınan çiçek... Hepimizin kutlu olsun kadınlar günü fakat onların ki bir başka kutlu olsun... Umarım oldukları yerde kimsecikler yoktur kendi hemcinsleri dışında...
Ve siz sevgili okurlar, bu kitabın başta nasıl başladığını biliyorsunuz, hala da aynı içtenlikle devam ediyor, yavaş ilerlese de...
Sizin de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun...
Birbirimizi gömdüğümüz değil, tacını düzelttiğimiz, göğsümüzün genişlediği ve yüzümüzün çiçeklendiği günlere...
İletişim ve daha fazla bölümlerden bilgi alabilmek adına, instagram; BiCeruVar
--------------------------------------------------------
Hepsinin karşısında ancak en çok Dirim'in gözlerinde ateş gibi parlayan bir kadın vardı. Bu kadının gücü, duruşu, bakışı Themis heykeli gibiydi. O heykelin isyanını anlatır gibi parlıyordu hareleri. Dirim'in bakabildiği de görebildiği de sadece buydu. Karşısında Themis'in vücut bulmuş hali vardı işte. Bir kadının her gün taşıdığı görünmeyen ve çoğu zaman fark edilmeyen yüklerin ateşle kavrulmuş hali. O Themis heykeli çok şeyi hatırlatırdı. Kadının yalnızca bir rol olmadığını. Yalnızca anne, çalışan veya her şeye yetişmesi gereken birisi olmadığını. Kadının görünür olması gerektiğini ve içinde yanan ateşi. Kendi için, kendi olmak için isyan çıkaran Müjgan gibi bakıyordu. Dahası farkındaydı Dirim, ateşlerin arasında yakacaktı bu kadın onu ve kendisi de dur demeyecekti. Ateş ondan gelsindi de, varsın yansındı gözlerindeki harlarda....
'Ohaaaa.' Bunca zaman Pera'dan böyle bir kelime işitmemiş herkesin bakışları kadına dönse de Pera'nın ve Elfe'nin gözleri Dirim'deydi.
'Dilediğiniz zaman bakabiliriz.'
'Davalarınız tamamlandıktan sonra kendinize sağlam bir avukat bulmanızı öneririm.'
'Neden?'
'Sizi ben dava edeceğim, o yüzden.'
'Kendinize karşı dava yürütmek zor olacaktır Müjgan hanım, iyi hazırlanacağınızı umuyorum. Keza şirketimin davaları kolay kolay bitmez.' Aldığı cevap çenesini hafifçe havalandırmasına neden olduğunda dibine kadar gelmiş adama tek kaşını havalandırarak gülümsedi.
'Sizi öyle bir bezdireceğim ki, önümüzdeki birkaç yüzyıl paşa keyfinize göre hareket etmekten çekineceksiniz.' Bakışları usulca arkada kalmış ve onları şaşkınlıkla daha doğrusu şokla izleyen insanlara döndü. Hareleri Dağhan'a odaklanırken gülümsemeye çabaladı.
'Umarım o geniş çevrende emlakçı da vardır enişte. Malum, ev bulmam gerekecek.'
'Var.' Dağhan başını sallasa da gözleriyle Dirim'i işaret ettiğinde Müjgan seğiren gözüyle dudaklarını ıslattı.
'Otele tüm maaşımı dökmeyi tercih ederim. Ben bir elimi yüzümü yıkayayım.' Geldiği gibi tekrar içeri yöneldiğinde Müjgan'ı Elfe takip etse de Pera şaşkın gözlerini Dirim'e dikmişti.
'Kafasının dikine giden bir kadın olduğunu belirttiğim halde alenen kendini mimlemenin sana ne tür bir katkısı olacak acaba?'
'Dikkatini çekeceğim yenge.' Hafifçe omuz silktiğinde Pera üst üste kırptı gözlerini dudaklarını aralasa da diyecek bir kelam bulamamıştı fakat Dirim iç çekerek derin bir nefes aldı, 'Bir de bu damarına basmam minimum altı ay benimle uğraşmasını ona şart koşacak. Altı ay birini tanımak için güzel zaman. Öncelikle bakalım güzel kavga edebiliyor muyuz...'
'Üç sene önce fitili ateşlenmiş hali canlandı gözümde.' Ege Dağhan'a doğru mırıldandığında keyiflice baktı arkadaşına. Üç sene önce fitili ateşlenmiş olabilirdi ancak şuan yangın yeriydi Dirim. Çok daha fazlası olacak halde.
'Ne kadar sürede okey deriz ikisi için sence?' ikisinin tepesinden uzanan başla gözleri Manya'yı bulduğunda Dağhan'da Ege de derin bir nefes aldı.
'İş sadece Dirim'e kalsa bir ay derim fakat Müjgan'ı tanımıyorum.' Dedi Dağhan. Arkadaşının net bir adam olduğunu biliyordu, aklını kaybetmiş gibi davranması bir şey değiştirmezdi, öyle de böyle de keskin ve kararlıydı duruşu ancak Müjgan'da öyleydi. Sınırları ve duvarları bir zırh gibi oracıkta vardı. Normalde o kadar ablayla yaşamış bir adam olarak kadın ruhundan anlayan Dirim daha sakin bir kadını bir ayda ikna ederdi ancak Müjgan için aynı standartların geçerli olacağını sanmıyordu.
'Çok hızlı değil mi peki sizce bir şeyler? Karşılaşalı üç saat olmadı çünkü.' Ege'nin sesiyle Dağhan'da Manya'da bakışlarını ona çevirdi.
'Ne bakıyorsunuz, tamam Dirim bu, hiç yavaşı yok fakat dikkatinizi çekmek isterim üç saat önce tanıştığı bir kadın için hatır gönül davasını diline döktü.' Üçünün bakışları yeniden Dirim'i bulduğunda Dağhan karısının şaşkınlığına dikkat kesildi. Keza Dirim telefonunu çıkarıp birini aradıktan sonra ''Elinizde olan en küçük neden ve sebeplere dahi dava açın'' dedikten sonra o şaşkınlık artarak çoğalmıştı.
'Sanırım sizi denk dahi getirmemeliydim fakat şunu sormak istiyorum. Saplantılı bir manyak değilsin değil mi?'
'Asla. Sahiplenici ve koruyucu bir adamım ama saplantılı bir ruh hastası asla değilim yenge.'
'O zaman kolay gelsin Dirim. Çünkü arkadaşım kendi kendini koruyup sahiplenebileceğinden son derece emin bir kadın. Kolay kolay da teslim olmaz.'
'Belki de hoşuma giden bu ayrıntıdır yenge.' Pera'ya gülümsese de Dağhan derin bir iç çekince bakışları ona döndü.
'Karımla iddialaşmanı önermem, haksız çıktığı bir zaman dilimine rastlamadım.'
'Asla iddialaşmam. Beni on beş dakikadır tanırken uygun gördüğü kişiyi gördükten sonra iddialaşmaya meyil dahi etmem.'
'Şerefsiz diyeceğim ayıp olacak ama anlıyor kadın ruhundan.' Ege'nin gergin çıkan sesi herkesin kahkaha atmasına neden olduğunda elini yüzünü yıkama bahanesiyle gitmiş Müjgan ve pıtı pıtı onu takip eden Elfe bahçeye geri dönmüştü ancak farklı şekilde. Çünkü Müjgan değiştirdiği üzerini tekrar değiştirip bordo diz kapaklarının altında biten kalem bir elbise giyip topuklularını da zırh gibi ayağına geçirmişti. Herkesin garipser gözleri onun üzerinde olsa da odaklandığı tek bir nokta vardı.
'Şirkete geçelim, iş beklemez. Gerçi sizinle bir işim yok hukuk departmanınıza bilgi verin yeterli Dirim bey.' Diş bileyen haline rağmen Dirim memnuniyetle gülümsemesini genişletti.
'Size eşlik etmekten onur duyarım.' Kadının arkasındaki kapıyı işaret ettiğinde Müjgan dönüp ilerlese de onları yolcu etmek için ayaklananları bir el işaretiyle yerine çaktı Dirim. Müjgan'ın kaşla göz arasında kendi arabasını alarak yola koyulmasını istemiyordu, keza çok hızlı şekilde insanı tongaya getirecek bir kadına benzediğini de es geçemezdi. O yüzden hızlı davranıp herkese dur diyerek kendi götürmeliydi. Kendi götürünce de tabi ki centilmen bir adam olarak geri dönüşte de taksiye emanet etmeyecekti.
'Tek araç gidelim. Nasılsa döneceğimiz nokta belli.' Diyerek dibine kadar ulaştığı kadına çıkış kapısını araladığında Müjgan'ın hareleri tebessüm ederek kendine döndü.
'Benim kararlarım dışında işimi yöneten bir adama yol hakimiyetini teslim edeceğimi sana ne düşündürdü?' oldukça ciddi olsa da Dirim usulca iç çekip cebindeki anahtarı çıkararak uzattı Müjgan'a.
'Ben zevkle yol hakimiyetini de, kararı da sana bırakırım Müjgan.'
'Edebiyat parçalama Dirim, seni parçalara ayırmak zorunda bırakma beni.' Adamın uzattığı anahtarı alıp sert adımlarla ilerlemeye başladığında arkasından bakan bedeninin tebessümünün farkındaydı. Sinirden gözü falan kararmamıştı kadının ancak hoş bir adam da olsa, ağzı iyi laf yapıp bir yerlere hükmü geçiyor olsa da direncini sonuna kadar koruyacaktı. Dirim'e göre değil, kendi hayatına göre onlardan kasaba da olmazdı, köyde. Burada mesele fikir dahi danışılmadan hayatının yönünü değiştirmesi, çok hızlı şekilde kendine koşar gibi yürümesi değildi. Mesele tamamen Müjgan için bire bir kendisiydi. Diş çıkarmayı bilen bir kadındı sonuçta, bu meslek kolay kolay elde avuçta tutulmazdı, eğer onun için şartlar normal olsa Dirim'le didişerek çok güzel vakit geçirir, ondan hoşlanır, zamanın her deminde dibinde olmak isteyebilir hatta aşık dahi olabilirdi. Ancak şuan bu olmazdı, şuandan sonra da olmazdı. Karşısına almaya meylettiği bu adam ufak tefek, yeni yetme, aklı havada bir tip değildi çünkü. Kendisinin de yaşı yeni yetmeyle uğraşacak kadar küçük değildi.
Aklındaki bin bir düşünce zihninin duvarlarına çarpadursun bahçede kalanlar durumla aşırı eğleniyorlardı. Fakat bu eğlenceye sadece Pera ve Elfe dahil olmuyordu. Daha doğrusu olamıyorlardı. Ege'nin Dirim'in arkasından yarı övgü yarı küfür dolu lafları, Pamir'in o hep öyleydi cümleleri veya Dağhan'ın çok eğleneceklerini belirten beyanları keyiflerini yerine getirmiyordu. Hali hazırda ikisi de Müjgan'dan bir şeyler öğrenmişti ve neden ona ağır bir yük gibi geldiğini anlayabiliyorlardı.
'Neyin var güzelim?' Dağhan kolunu omuzuna sararak şakağına ufak bir öpücük bırakıp fısıldarcasına konuştuğunda Pera'nın hareleri zorlukla onu buldu.
'Ağrın falan mı var? Yoksa Dirim'in dik kafalılığından mı endişelisin? Eğer Dirim'se mesele emin ol Müjgan'ın kalbini kıracak tek bir şey dillendirmez dahi.'
'Dirim'in kalbi kırılabilir ama.' O da fısıltıyla mırıldandığında Dağhan'ın kaşları çatılsa da sevdiği kadının gözleri etrafta gezinince rahat olmadığını anladı.
'Siz keyfinize bakın biz geliyoruz birazdan.' Diyerek ayağa kalkarak Pera'nın elini tuttuğunda usul adımlarla ilerlediler içeri. Basamakları tırmanıp girdikleri odayla yatağın kenarına oturan Pera'ya dikkat kesildi.
'Erkek arkadaşı falan mı varmış Müjgan'ın?'
'Yok.' Başını usulca sağa sola sallasa da Dağhan derin bir nefes aldı.
'Neden kalbi kırılacak Dirim'in o zaman?'
'Bunu benim söylemem doğru değil Dağhan. Yani, bu Müjgan'ın hayatı ve o isterse ancak o zaman-'
'Pera, ben senin kocanım ya hani... Bir sır varsa dahi bana söyleyebilirsin. En azından gizli saklı yapabileceklerimize bakarız.'
'Müjgan geri adım atmayacak Dağhan. Bu aralarındaki tatlı bir atışma gibi görünüyor ama değil, yıldırma politikası, üstelik çok hızlı olan bir şeye karşı.'
'Neden yıldırmaya çalışacak ki? Daha tanımıyor bile Dirim'i, belki tanıyınca işler değişecek. Tamam arkadaşım ve överim ama Dirim'de bir anda kör kütük olmaz, şuan yaptığı tanımak için bir zaman aralığı bulmak.'
'Ben bilmiyordum. Yani biliyordum da durumun rehavetini bilmiyordum.'
'Ne durumu?'
'Aramızda kalacak, Dirim'de dahil kimseyle paylaşmayacaksın.'
'Söz, söz güzelim.'
'Senelerdir yumurtalıklarında kist vardı Müjgan'ın. İlaçlar kullanıyordu, çok büyük bir şey değil gibiydi. Fakat kötü huylu kist olduğu ilerledikten sonra anlaşıldı. Bu son diyerek gitti Almanya'ya bu kez. Bende ne bileyim bitti sandım. İnsan neden son der ki sonuçta. Bilmiyordum, yani yemin ederim bilmiyordum, bilsem eğer Dirim'in aklına böyle bir fikri asla getirmezdim.'
'Pera...' ellerini avuçları arasında kaybeden adamla omuzları düştü Pera'nın ama Dağhan çok geçmeden parmaklarının üzerine ufak bir öpücük bırakıp gülümsemeye başladı.
'Sen söyledin diye bir anda çarpılmadı Dirim. Eğer kapıda Müjgan değil, başka bir isimde ama aynı kişi olsaydı yine çarpılacaktı. Arkadaşımı tanıyorum, şok olup şaşkına dönmeseydi sen aralarında muhabbet kurmaya çalışsan dahi umursamazdı. Burası çok hassastır Dirim'in.' Parmakları Pera'nın sağ göğsüne dokunduğunda kadının ağlamak için hazırda bekleyen yaşlarına gülümsemeye çabaladı.
'Ağlama... Gönlündeki terazi bir anda ağır basmasa böyle şeyler de yapmaz, kartlarını açıkta oynamaz. Bu senin veya benim değil, Dirim ile Müjgan'ın meselesi. Hem bakma Dirim sert görünür, bazen buz gibi bakar ama kısa sürede bir terslik olduğunu anlar. Müjgan'dan öğrenir. Öğrendiğinde de karar onlara ait olur.'
'Adam aile kurmak istiyor Dağhan.' Pera'nın isyan eden sesiyle sol yanağına yuvarlanan yaş bir olduğunda anında sildi parmak ucuyla Dağhan. Ağlaması hoşuna gitmiyordu ancak hamileliğin hormonlara halay çektirdiğini de unutmuş değildi.
'Aile sadece bir kadın hamile kalıp doğum yaparsa mı kurulur? Mesela sadece Deva olsaydı ve sen o anda olan dağınık psikolojinle, korkunla bir daha çocuk yapmak istemeseydin, seninle aile olamaz mıydık?' itiraz için dudaklarını aralayacak olsa da Dağhan anında yanağındaki yaşı sildiği baş parmağını dudaklarının üzerinde gezdirip kaşlarını havalandırdı.
'Bu değil Pera. İnan bana bir kadının çocuk doğuruyor veya doğurmuyor oluşu değil aile olmak. Hem bilemeyiz hayatın ne getireceğini.'
'Dağhan, gelecek sefer gittiğinde yumurtalıklarını alacaklar ve Müjgan şuan kötü de olsa birisi kalsın bari düşüncesinde.'
'Hayat belki Müjgan'ın karnında değil de kalbinde büyüyecek bir çocuk verecek onlara. Bilebilir miyiz bunu?' az önce zaten dolu dolu olan siyahları artık sağanak bir yağmur misali dökülmeye başladığında Dağhan'da yatağa oturup göğsüne çekti Pera'yı.
'Bırakalım onları onlara. Belki Müjgan hiç açıklamayacak bunu ve çocuk doğurmak istemediğini söyleyecek. Belki de bir anda açıklayacak ve Dirim evlat ediniriz diyecek. Belki de en başta bu meseleler yokken uymayan bir şey olacak ve hiçbir şey başlamayacak.'
'Birbirlerinden hoşlandılar.'
'Bu evlenmelerinin şart olduğu anlamına gelmiyor. Yaşasınlar, hayat onların, zaman onların, kalp onların, bırak nasıl isterlerse öyle yürüsünler yolda, canları isterse olmayan yolu açsınlar kendilerine. Ne sen ne ben, başkasının yargısı veya sözüyle ayrılır mıydık mesela? Hayır. Bizim bunun için dert sahibi olmamız da onları yollarından etmeyecek.'
'Ya aşık olurlarsa ve Dirim bunu sonradan öğrenirse? Ya öğrendiğinde kabullenemez ve kalpleri kırılırsa?'
'Ya Dirim bunu bugün öğrenirse ve kabullenmek kenarda dursun diz çöküp Müjgan'a evlen benimle derse?'
'Kötü olana bakmalıyız.'
'İşin sayesinde hep en kötüyü değerlendirdin fakat hamileyken daha karamsar bir kadın oluyorsun. İyi de kötü de bizim için. Şuan oturup konuşalım, açıklayalım ve farz edelim üzülsünler. Burada kapansın mesele, ikisi ayrı hayatlara dönsün. Kader değişecek mi? Belki de gerçekten yaşamaları gereken bu ve biz önlerine duvar olmuş olacağız, geciktireceğiz kaçınılmaz sonu.'
'Fazla kadercisin.' Pera mızırdanıp yaslandığı göğüsten çekilirken Dağhan dudaklarında derin bir tebessümle baktı sevdiği kadına.
'Herkes kendi yolunda yürüyor güzelim ve o yol hep mümkünlerin kıyısında. İmkansızlıklar gözde büyütülüyor o kadar.'
'Hissediyorum...' düşürdüğü alt dudağıyla iç çektiğinde Dağhan göz kırpıp başını sağa sola salladı, 'Aşık olacaklar. Hem de taş üzerinde taş bırakmayacak kadar.'
'Desene çok eğlenceli olacak.'
'Dalga geçme.'
'Geçmiyorum... Sırılsıklam aşık Dirim'i hayatım boyunca ne kadar görmeyi beklediğimi bilemezsin. Umarım Müjgan onu sürüm sürüm süründürür.'
'Vicdansızlık ama bu, arkadaşına karşı bu kadar gaddar olamazsın...' uyarsa da Dağhan bu düşüncesinden bir adım geriye çekilmeyecekti. O aşıkken kendine yaptığı vicdansızlıkları, kalbini oyar gibi konuşmalarını hala hatırlıyordu. Gaddarlık kendi istediği değil zamanında büyüttüğünü düşünen Dirim'in tavrından doğmuştu. Şimdi kendi istediği ise arkadaşının kapılarda sürüneceği kadar kendini kaybetmiş bir aşk yaşamasıydı. Bunu hem iyi niyetle istiyordu, hem de yaşadığını anlamadan kapanmasın defter diye. Yoksa Dirim'i tanıyordu. O bir kadını çocuk doğurup doğurmamasına göre nitelendirmezdi. Şuan bilinçsizce boş ver diyor gibi görünebilirdi ancak arkadaşının asıl meseleleri farklı olurdu hep. Kendinden emin bir kadının korkuyla sinmesini kabullenemezdi mesela ancak sevdiği kadına evlat edinelim demekten de gocunmazdı. Karşısında kendine dik dik konuşan bir kadından rahatsız olmazdı hatta gurur duyardı ancak mıymıy olan bir kadınla asla zaman geçiremezdi. Şu dakika görmeden bile ikisini karşı karşıya koyduğunda Pera'nın dediği gibi taşın taş üzerinde kalmadığını gözünde canlandırabiliyordu. Varsın kalmasındı. Yıkılsın, tozu dumana katsındı. Ancak kendi hayatında nasıl ki en imkansız dediği noktada bir kapı bulmuştu, Dirim'de, Müjgan'da onu yaşasındı.
Koltuk sırtına kolunu atarak derince soluklandığında bakışları televizyon ekranından dizine dağılmış siyah saçlara döndü. Parmak uçları durmaksızın en sevdiği şeyi yapıyordu, Pera'nın o kömür gibi olan tellerini okşamak. Öyle ki son yirmi dakikadır uyuyor olduğunun bilincinde olsa da durmuyordu. Hareleri bu kez telefonunu bulduğunda derince nefeslendi. Ne Dirim vardı piyasa da, ne de Müjgan. İşin enteresanı ters durum olursa bilgi verin bana dediği halde kimselerden ses solukta çıkmamıştı. Parmaklarını siyah tellerden çekecek olduğunda kapının sesini işitti. Harelerini kapıya çevirdiğinde kıpırdamasa da önce Arjin girdi açtığı kapıdan, hemen ardından Müjgan, son olarak Dirim içeri adım atacakken kadın durdurmak ister gibi adamın göğsüne elini yasladığında hareleri de kendine dönmüştü.
'Arkadaşını evinden kovmam sana sıkıntı olur mu?' Pera'nın uyuduğunu fark ederek sessiz olamaya özen gösterip konuştuğunda Dağhan sımsıkı birbirine bastırdığı dudaklarıyla kaşlarını çatmış Dirim'e göz attı. Kaşlarını havalandırıp başını sağa sola sallıyordu fakat elinde çok güzel bir fırsat vardı, onun da bilincindeydi. Henüz cevap vermemişken Dirim adım atmaya çabalayacak olsa da Müjgan kendindeki harelerini ona çevirdi.
'Kafanı boynunun üzerinde seviyorsun bence.' Derken Pera'da kıpırdanmaya başlayınca Dağhan derin bir nefes alarak karısının açılan kömür harelerine çevirdi bakışlarını.
'Geldiler mi?' Pera'nın uykulu sesiyle başını salladığında onun da bakışları kapıyı bulmuştu ki usulca ayaklandı kadın dizlerinden. Sırf bu yüzden dahi dostunu evinden kovabilirdi Dağhan.
'Neden kapıda bekliyorsunuz?' diyen Pera'yla Dağhan'da oturduğu yerden kalkarak yaklaştı üç bedene.
'Müjgan içeri girmeme izin vermiyor yenge, en yakın arkadaşıma da evinden kovup kovamayacağını sordu ve o sağ olsun asla benden yana gibi görünmüyor.'
'Müjgan-' Pera itiraz edecek gibi olsa da Dağhan anında Arjin'in hala tuttuğu kapıyı yakalayıp ona çıkabileceğini söyler gibi çenesiyle işaret vermişti. Ardından gözlerini Dirim'e çevirdiğinde de gülümsemekten kaçınmadı.
'Arjin, arkadaşa da konuk evini göster giderken.' Diyerek elini usulca Dirim'in omuzuna vurduğunda adamın gözlerindeki hain diyen ifadeyi yeterince net okuyabiliyordu aslında.
'Cidden evinden kovacak mısın beni?'
'Evlilik insanı çok değiştiriyor. Mesela daha önce kararları ben veriyordum artık kadınlar ne söylerse onu yapıyorum.'
'Karın ne söylerse onu yapsan?'
'O sana ayıp olmasın diye kalmanı ister.'
'Mantıklı, bence de bana ayıp olmasın.'
'Bak sana bir anımızı hatırlatacağım şimdi.' Hala omuzunda olan eliyle Dirim'in iki adım gerilemesini sağladığında Müjgan'ın kayan parmakları düşerken aralarına dikilen Dağhan'ın sırtına baktı.
'Bir huzur ver be kardeşim.' Der demez Müjgan'ın da geri çekilmesini sağlayarak adamın yüzüne kapattı kapıyı Dağhan.
'Kindar puşt! Yedi sene oldu yedi!' kapının arkasından gelen Dirim'in yüksek sesine rağmen Dağhan'ın gözleri onu şaşkınlıkla izleyen iki kadına döndü.
'Saat geç olmuş dinlenelim hadi.' Derken ikisi de şaşkın olsa da seslerini çıkaramıyorlardı. Fakat Dağhan az önce yaptığından çok memnundu. Seneler önce kafası güzel bir şekilde Dirim'e dert yanarken, keza konu Pera'ydı, aynısını Dirim'de kendine yapmıştı. Açık vermemek için sadece tek cümle kurmuştu ancak Dirim o akşamı net bir şekilde hatırlıyordu emindi ki. Ki Dirim o zaman evin kapısını da değil, bir bar kapısını yüzüne kapatmıştı. İçmeye en çok ihtiyacı olduğu dönemde bar kapısının suratının ortasına patlaması da elbette aklında mıh gibi çakılı kalacaktı. Henüz bu başlangıçtı zaten. Dirim'in elinden çekeceği çile, yüzüne karşı kahkaha atacağı o kadar çok dalga konusu olacaktı ki bu ufacık bir ayrıntıydı Dağhan'a göre.
Gün ışıklarını yeryüzüne parça parça dağıtırken Dağhan yanındaki boşlukla araladı gözlerini. Henüz oda karanlık olduğu için gözüne öncelikle banyodan sızan ışık çarptı. Elinde olmadan çatılan kaşlarıyla dirseklerinden destek alıp yatakta dikleştiğinde bir iki saniye olan biteni algılamak istese de banyodan çıkan Pera'nın bakışlarına dokundu hareleri. Titreme vardı o katran karalarda, korku, tedirginlik.
'Güzelim.' Diyerek hızlıca yataktan çıktığında kendine uzanan ince parmakları kavradı.
'Dağhan, araba-' avucunun içinde dahi titriyordu parmakları Pera'nın. Sadece gözleri, elleri değil, tüm bedeni ürkek bir kuş gibi titriyordu.
'Ne oldu? Pera, ne oluyor güzelim?' bedenini kontrol etse de dışarıdan görünen herhangi bir şey yoktu fakat Pera aldığı sık nefeslerle ürkmesine neden oluyordu.
'Doktora gidelim. Dağhan, kanamam var.' Beyninin içindeki kaynayan kazan bir anda kendini gösterdiğinde algısını toparlamaya çalıştı. Meva'da olduğu gibi kilitlenmeyecekti, burada ağzının üzerine çarpıp kendine getirecek Pamir yoktu, hemen, hem de hemen kendine gelecekti.
'Sakiniz....' Kendini de sevdiği kadını da telkin etmek için mırıldanıp tuttuğu elleri bırakarak kucakladı Pera'yı. Sesi çıkmıyor, acısı olduğuna dair bir şey hissettirmiyordu fakat titriyordu, haddinden fazla hem de. Hızlı adımlarla odadan çıkıp basamakları temkinlice indikten sonra evin kapısını araladı güçlükle. Bahçede voltalar atarken açılan kapıyla kendine dönen Yuri'yi buldu gözleri.
'Arabayı getir.' Tek cümlesi adamın sigarasını fırlatıp koşar adım park halindeki araca ilerlemesine yeterli gelmişti. Kucağındaki bedeni sarsmamak adına dikkatle hareket etse de, ev ahalisini uyandırıp korkutmamak için çaba gösterse de rengi çoktan atmıştı Dağhan'ın.
'Sancın var mı? Konuş benimle hadi, bak korkacak bir şey yok, Meva'da korkutmuştu bizi hatırlıyor musun?' Pera'nın dolu gözleri kendisini bulurken başını sallasa da duran araba ve adamlardan birinin açtığı kapıyla yerleşti arka koltuğa.
'Hastane Yuri.' Mırıldanıp Pera'nın dizlerinin altındaki elini çekerek kadının saçlarını okşadı usulca.
'Belli ki ablasına benziyor. Biz alıştık değil mi? Bizim çocuklar aksiyon arıyor kendine. Ben buradayım ayağınızı denk alın diyorlar. Var mı ağrın, sancın?'
'Yok.' Fısıltı gibi çıkan sesiyle Dağhan başını salladı usulca.
'Aferin ona, ablası gibi değil, annesinin canını yakmaması gerektiğini biliyor. Çok muydu? Kanaman yani...'
'Bilmiyorum, odaklanamadım, sadece vardı, korktum. Sana seslenemedim bile.' Sık nefesleri devam ederken Dağhan başını onaylarcasına sallayıp alnına dudaklarını bastırıp derin bir öpücük bıraktı.
'Şimdi gideceğiz ve bize bunun sadece yerleşme kanaması olduğunu söyleyecekler, tamam mı?'
'Öyle midir?' korkuyla çıkan sesine rağmen derin bir nefes aldı Dağhan. Kendisi öyle olmasını temenni ediyordu. Henüz küçüktü, o kadar araştırmıştı, başlarda böyle şeyler olabileceği yazıyordu. Bu öyleydi, Dağhan öyle ümit ediyordu.
'Öyledir tabi güzelim.' Derken saçlarını okşadığında hastanenin park alanına giren arabayla tekrar kolunu Pera'nın dizlerinin altına yerleştirdi. Yuri'nin durdurduğu araba ve anında inip açtığı kapıyla derince soluklanarak çıktı dışarı. Panik haldeydi ancak Pera'yı da oraya sürüklemek istemiyordu.
'Evden birine mesaj at, panik yapmasınlar.' Diyerek hastane kapısına ilerlediğinde kendilerine yaklaşan personelle getirdikleri sedyeye bırakıp elini tuttu Pera nın.
'Hamile, kanaması oldu, çok değil sanırım.' Ağzından zorlukla dökülen kelimelere rağmen gözleri ve güç vermeye çabalayan tebessümü sadece Pera'nın harelerindeydi. Bir tek oradaydı varlığı da yokluğu da. Paldır küldür daldıkları alandan bu kez çıkması istenmemişti Dağhan'ın. Etraftaki koşturmanın farkındaydı ancak kovulmadıysa iyiydi bir şeyler. Öyle olmalıydı. Etrafta dolaşan asistanlar, hemşireler sürekli soru sorsalar da cevapları kısaydı ikisinin de. Sanki oldukları alan sadece göz göze kaldıkları kesimdi ve oradan koparlarsa her şey kopacak gibiydi.
'Dağhan.' Pera'nın sık nefesleri arasında konuşmasıyla başını sağa sola salladı.
'Söyle sevgilim.'
'Kötü bir şey var, hissediyorum.' Titreyen çenesiyle sertçe yutkundu adam. Bu sakinlik iyi değildi, kendisi de farkındaydı ancak iyiye yormak istiyordu.
'Bilemezsin... Şuan korktuğundan öyle, doktor gel-' cümlesinin yarım kalması gelen doktorla olduğunda başıyla Pera'ya adamı işaret etti.
'Bak, geldi bile. Korkuyoruz, o yüzden öyle geliyor.' Diyerek adama yardımcı olmak adına pijamasını sıyırdığında hala bir eli sıkıca Pera'nın parmaklarını kavrıyordu. Nefesi kesilir gibiydi. Denileni, konuşulanı duymuyordu Dağhan. İki şey vardı, bir Pera bir de monitör. Doktor sessizdi zaten, hatta öyle ki çıldırtacak kadar. Makineye bağlı cihaz Pera'nın karnında gezinirken Dağhan'ın hareleri tekrar o katran karalarını buldu. Umutsuzca başını sağa sola salladığını gördü.
'Pera...' yapma der gibi olsa da kendinden kopan kömür taneleri doktora odaklandı.
'Kalbi, atıyor mu?' sorusu korkaktı fakat kendine panikle bakan çifte döndü doktorun hareleri. Gözlerinde büyük bir şaşkınlık vardı. Daha önce çok isyan görmüştü ama bu fısıltılı hal...
'Şöyle, bazen çoklu gebeliklerde-'
'Ne? Çoklu gebelik mi?' Pera'nın kaşları çatılırken doktor sanki yanlış bir şey söylemiş gibi ekrana tekrar döndü.
'Evet, haberiniz yoktu sanırım. İkizlermiş.'
'Miş...' Dağhan kaşlarını havalandırdığında adam bu kez derince soluklanıp cihazı makineye bırakarak Pera'ya peçete uzattı.
'Toparlanın öyle konuşalım olur mu?'
'Yaşıyorlar mı?'
'Birisinin kalp atımı durmuş.' Ne cevap vereceklerdi buna. Veya sevinecekler miydi? Üzüleceklerdi tamam fakat ölçüsü nasıl tutulurdu ki bunun?
'Yan odadayım ben siz toparlanın tam olarak konuşalım olur mu, seslenirsiniz?' başlarını salladıklarında kalktığı sandalyeyle Dağhan'ın hareleri Pera'yı buldu.
'Dağhan, ben, tansiyonum düştü benim. Ne tepki vereceğimi bilmiyorum şuan. Ne oluyor anlamıyorum. İkiz ne demek? Böyle bir şeyde birinin yaşayıp birinin kalbinin durması ne demek? Kalbi durduysa eğer kürtaj gerekmeyecek mi? O bebeğe zarar vermek olmayacak mı?' kadının ellerinin daha çok titremesi gözüne çarparken zorlukla silmeye çalıştığı karnını elindeki peçeteyi alıp temizledi anında. Pijamasını düzelttikten sonra doğrulmasını sağladığı gibi yüzünü avuçları arasına aldı.
'Şuan odaklanacağımız şey karnındaki can. Orada, kalbi hala atıyor. Gerekli açıklamayı doktor yapacaktır, bu adamlar onca sene boşuna dirsek çürütmüyor. Kendine gel güzel gözlüm. Onun için kendine gel.' Eli az önce sildiği noktaya uzandığında Pera başını salladı usulca.
'Çağırıyorum.' Diyerek çekilecek olduğunda yakalanan eliyle baktı tekrar aşık olduğu gözlere.
'Eğer birisinin kalbi durdu diye diğerinin de hayatına son vermemiz gerektiğini söylerse kabul etmiyorum bunu. Ölsem bile kabul etmem.'
'Kılınıza dokunup, size zarar vermelerine müsaade etmem. Ağzından çıkana dikkat et. Ne canımdan vazgeçerim, ne cananımdan.' Pera aldığı cevapla başını salladığında Dağhan kapıyı aralamıştı ki yaklaşan doktorla tekrar tuttu kadının parmaklarını. Hala titriyordu, hala korkuyordu. Gerçek şu ki Dağhan'da korkuyordu.
'Su ister misiniz?'
'Ben sadece ne olacağını bilmek istiyorum.'
'Çoklu gebeliklerde bir fetüsün kalbi durur diğeri yaşam fonksiyonlarına aynı şekilde devam ederse ilaç tedavisine başlarız. Bu kürtajın önüne geçip hayatta olan fetüse zarar vermemek için yaptığımız husustur. Verilen destekle yaşayan fetüs zarar görmez, anne zehirlenmez, aynı zamanda kaybedilen fetüs de rahminizde küçülür ve yok olur.'
'Bebeğe zararı yok yani?'
'Yok. İlaçlar bedeninize destek için olacak zaten. Bir kürtaj çeşiti değil bu.'
'Kanama devam edecek mi? Ya devam ederse ve fark etmeden diğer bebeğimizi de kaybedersek?'
'Takviye ve ilaçlar kanamanın bitmesini sağlayacak ancak sizleri kontrollü ilerlemek için birkaç gün misafir edeceğiz.'
'Deva ve Meva?' Pera'nın hareleri anında Dağhan'ı bulurken adam derince soluklandı.
'Herkesi yığarım eve fark etmezler bile.'
'Fark edeceklerini biliyorsun Dağhan.'
'Çocuklarınız mı?' doktorun sesiyle ikisi de başını salladığında adam ufak bir tebessümle baktı.
'Kontrol süreci tehlike var diye değil, ihtimaller için. İsterseniz sürece evde de devam edebilirsiniz ama ufacık bir sancı, ağrı, hatta sızı, lekelenmede gelmenizi istemek zorundayım. Evde de dikkatle dinlenmenizi istemem gerek.'
'Yanlış anlamanızı istemem. Yoğun çalıştığınızın farkındayım. Gerekli ekipmanların tedariğini sağlayıp ve elbette emeğinizin karşılığını versem, her gün kontrol etmek için gelebilir misiniz? Gerçekten sizlere böyle bir seçenekle gelmek istemedim fakat çocuklarımız biz varsak güvende hisseder, özellikle geceleri, böyle bir durumda eşimi bırakıp eve gitmem de mümkün değil.'
'Biraz zor olur ancak maksimum bir hafta sürecek bir zaman zarfı. İdare ederiz. Hastane yönetimi ile görüşmem gerek bu konuyu.' Dağhan başını onaylarcasına sallarken harekete geçen doktora baktı.
'Kartım yok üzerimde ama Dağhan Kalaycı, yönetime bildirirseniz sizleri de zor durumda bırakmamış olurum.'
'Tanıyorum sizi Dağhan bey. Ben birazdan geliyorum, siz dinlenin lütfen.' Adam odadan çıkarken Dağhan'ın bakışları elini yüzüne kapatmış Pera'ya döndü.
'İyi misin güzelim?'
'Bilmiyorum. Ne hissedeceğimi dahi bilmiyorum. Kalbimin bir tarafı parçalanıyor, diğer tarafı heyecanlı. Ne yaparsam yapayım diğer yanıma haksızlık gibi gelecek. Daha dikkatli olmalıydım.'
'Pera, asıl haksızlık kendini suçlaman. Eğer elinden bir şey geliyor olsaydı gözün kapalı yapacağını ikimiz de biliyoruz.' Pera'nın şakağına dudaklarını bastırdıktan sonra gelen doktorla beraber birkaç test olması adına odaya geçmişlerdi. Dağhan kan alan hemşireyi fırsat bilip geliyorum diyerek bedenini dışarı attığında kapıda bekleyen Yuri'yle çarpıştı gözleri.
'İyi mi yenge?'
'İyi sayılır, sigara içeceğim, sen kal burada.' Nefesi içine sığmıyordu. Pera'ya telkin vermişti ancak kendisi de onun gibi hissediyordu. Eğer o gece kendisi olan biteni dökmeseydi bugün ikisi de yaşıyor olabilirdi mesela.
'Çocuklar burada, gel hadi.' Diyerek Dağhan'ın terasa yönelmesi için asansörü işaret ettiğinde sesinin çıkmamasına daha çok dikkat kesildi. Asansörde de tek kelime etmemişti, uzun koridordan teras kapısına ulaşana kadar da. Açtıkları kapıyla anında bir sigara ateşleyen adama dikkat kesildiğinde isyan dolu sesini de işitti sonunda.
'Benim bütün sıkıntılı anlarım niye sevdiğim kadının hamileliğine denk geliyor ya! Ulan tamam sınanayım da hep mi evlatla olacak.'
'Çarpılacaksın...'
'Bırak çarpılayım Yuri. Ulan olay var diyorum, Pera hamile çıkıyor, üzerimize ateş açılıyor karımın doğum sancısı başlıyor, korumaya aldım artık açıklayayım diyorum, hamileyim diyor, ortalık yangın yeri, çıkıyor doktor ikizlermiş diyor. Miş ne lan. Miş ne!'
'Kalpleri mi durmuş?' Yuri'nin korkuyla sorduğu soru üzerine Dağhan başını sağa sola salladı.
'Birinin. Ama insan sevinemiyor Yuri. Diğeri yaşıyor diye sevinemiyorum kafamda sürekli aynı soru var. Ben otu boku ortalığa döktüm diye mi durdu kalbi. Ya evlatla sınanmak ne ya!' ardı ardına nefes çektiği sigarasını söndürüp bir tane daha yaktığında başını gökyüzüne kaldırdı.
'Ulan normal şekilde baba olduğumun haberini de almadım, normal şekilde doğan çocuğum da olmayacak herhalde benim. Şu kafama sıkacağım en sonunda! Karımla evlatlarım huzur bulsun diye sıkacağım ya!' isyanıyla kendine yaklaşan Yuri'yi fark etmese de yüzünde patlayan yumruğu sayesinde birkaç adım sendeyerek baktı adama.
'Ne yapıyorsun lan!'
'Kendine gel ulan! Kafasına sıkacakmış göt! Büyük halt başarmış olacak sanki! Gelmiş isyan ediyorsun! Aşağıda karınla çocuğun yaşıyor senin! Buna şükür edeceğine isyan mı ediyorsun sen! Bunca yaşadığından sonra çok şükür bir aradayız diyeceğine şükürsüzlük mü ediyorsun puşt!' Dağhan ağzını açacak olsa da anında yakasına yapıştı Yuri.
'Bana bak, seni şurada bayılana kadar döverim! Patron falan demem rezil ederim! Benim yüzümden belki diyeceğine in aşağı karının yanında dur, yapman gerekeni yap, sebep hissetme kendini! Burada kıçından felsefe uydurup isyan ediyorsun diye o kadın aşağıda yalnız hissederse işte o zaman sık kafana! Şu eline ayağına sahip ol artık! Üç çocuk, bir sevdalı, hepsinin de köpek gibi yanında olacaksın! Düştüysen de düşmeyeceksin artık Dağhan! Babasın lan sen! Kocasın! Dizin paramparça olsa da, aklın darmadağın olsa da hissettirmeyeceksin! Kendini unutacaksın onların yanına olacaksın!'
'Ben farklı bir şey mi düşünüyorum amına koyayım!' sonunda tepki verdiğinde Yuri avuçları arasındaki tişörtü bırakıp geriye itti.
'O zaman ne duruyorsun burada karının yanına gitsene!'
'Herkes ayar çekiyor artık! Ya sabır! Ya sabır!' sitemle terastan içeri girdiğinde arkasından gülerek bakan Yuri'nin farkında bile değildi. Oturup vicdan yaparsa eğer Pera'nın çok yakınında olamayacağını biliyordu adam. O yüzden damarına basması şarttı. Yoksa Dağhan'ın aptal gibi hamile karısına kendi cenazesinde göz yaşı döktürmeyeceğini biliyordu. Şu saatten sonra ayağını denk alması gerektiğini hatırlatması iyi olmuştu. Hiç yoktan doğuma kadar uslu dururdu Dağhan, o sırada da kendileri ellerinden geldiğince temizlerlerdi ortalığı. Çocuk doğup, Dağhan artık etrafa bakabilmeye başladığında ise çözülecek problem azalmış, hatta kalmamış olabilirdi.
'Anladığın dilden konuşunca nasıl yapman gerekeni biliyorsun.' Diyerek güldüğünde cebinden çıkardığı paketten bir dal alıp dudaklarının arasına sıkıştırdı. Bu kadardı Dağhan işte ona göre. Gözünün gördüğü, gönlünün bazen küfür etmek istediği kadar. Çocukken, ergenken o kadar yalnızdı ki var olan bir babayla babasızlık ne Dağhan'ı izlerken öğrenmişti. Şimdi ise bazen birilerinin onu silkelemesi gerektiğinin asıl nedenini anlıyordu. Bunu gerçekten baba vasfı ile yapacak, doğru olan tarafı işaret edecek kimsesi olmamıştı Dağhan'ın. O hep içine dönük, ailesinden uzak, sessiz, sanki doğma büyüme bir sülaleye sahip değilmiş gibi bir noktaya koymuştu kendini.
'Yenge, Meva daha anlamaz da, Deva bu ufaklığa ne diyecek ya?' Yuri'nin gözleri arka koltuktaki kadını bulurken Pera gülümsemeye çalıştı önce.
'Bir şey demeyecek, tahminlerimce kıyamet fragmanı yaşatacak.' Usul gülüşüyle Yuri derin bir iç çekti.
'Sadece fragman olduğunu düşünüyorsun yani. Ben Deva'yı alıp çocuk on sekizine gelene kadar tatile mi çıkarsam?' adamın takılmasıyla ikisi de gülmeye başladıklarında açılan büyük demir kapıya göz attı Yuri. Şu araziyi birileri eşmeye çalışsa ne sırlar ne karanlıklar dökülürdü. Fakat işte bunca karanlığın orta yerinde insan kendini güvende hissedebiliyordu. Oysa en çok burası güvensizdi kendine kalırsa. Tabi kendileri dışında herkes için böyleydi.
Bu yer Dağhan'ın sadece planı değildi aslında. Çalıştığı bütün adamların ezbere bildikleri konumlardandı. Daha önce koca koca evlerin olduğu yerlerde sırasıyla konteynırlar vardı mesela. O konteynırlarda kar, soğuk, yağmur, fırtına demeden yaşayan, eğitimin en çetin zamanlarına şahit olan, bu ormandan nasıl kaçılacağını deneyerek öğrenen fakat şimdi çok akılları başlarındaymış gibi nöbet tutan adamlar yaşamıştı. Dağhan hepsine abi olmuştu, bazısı için baba dahi olmuştu ancak en çokta azap olmuştu. Hiç kimse onun kadar ağır standartlar görüp yetişmemişti fakat Yuri biliyordu, vicdanını kenara bırakmayı başarabildiği her an üstlerine gitmişti. Şimdi ise başkaları için en ufak şeyde çekip gidecekler potansiyeli taşıyan bu adamların onca acıya ve zulme rağmen burada kalmakta kararlı olduklarını biliyorlardı. Ve sadece bu ormana o kadar ızdıraptan sonra tekrar gelmek bu yüzden mutlu etmişti insanları. Çünkü tanıdıkları yerdi burası, hiç kimse değilken var oldukları, tek başlarınayken sırtlarında bir güç hissetmelerini sağlayan yerdi.
Ortalık hem sakindi, hem sessiz. Kocaman alanda birkaç adam bıraktıkları konumda nöbetlerine devam ediyordu. Farklı olan iki şey vardı, birisi siyah kıvırcık uzun saçları olan kadın, diğeri ise basamaklara oturup sigara içerken araca gözünü dikmiş Dirim. Yanındaki yığından anlaşılacağı kadarıyla Yuri Dirim'le iletişime geçmişti fakat Pera'nın gözleri o kadındaydı.
'Şu kadın kim? Daha önce hiç karşılaşmadım sanırım onunla...' Pera'nın sorusuyla bakışları siyah uzun saçlı kadını buldu Yuri'nin. Onunla beraber Dağhan'da odaklanmıştı. Arabayı kapının önüne çektikten sonra kontağı kapattığında derince nefeslendi. O kadın hem izdi, hem de giz. İki anda da kaliteliydi.
'Velara...' ismini söylerken bakışları da arkadaki Pera'ya döndü Yuri'nin. Sanki sadece kadının ismini söylemiyordu da bir şiir mısrası mırıldanıyordu. Fakat aşk, sevgi değildi bu. Yuri hayranlık dolu bir şekilde dile getiriyordu ismini.
'Bu muhabbet uzar, siz konuşun ben sigara içeceğim.' Dağhan anında arabadan inerken Dirim'de ayağa kalkıp ona yaklaştığında Pera kaşlarını havalandırsa da tekrar Yuri'ye baktı.
'Sevmez fazla bahsetmemi. Senin sorularının da önüne geçemeyeceğini biliyor...' omuz silkse de Pera'nın bakışları tekrar siyah saçlı kadına döndü. Kıvırcıktı her bir teli, belirgin parlayan bukleleriyle dahi beline uzanıyordu saçları. Gözleri buradan seçebileceği kadar kahverengi ateş parlamalarına sahipti. Üstelik bu sadece bir benzetme dahi olamazdı, Pera inceledikçe bunu fark ediyordu. O hareler kendini belli eden, parlayan, turuncu gibi yanan kahvelere sahipti. Esmer, uzun boylu, zarif bir kadın gibi duruyordu ancak zarafetin ürkütücü olabileceğine de ilk kez şahit oluyordu.
'Ne yapıyor peki? Yani bu kadar adamın arasında sıkılmıyor mu?'
'Sıkılmaz. Çünkü bu kadar adamı o eğitti. Hepsi eğitimleri bitene kadar süründürülecek kişilerdi, eğitimleri tamamlanınca ise kardeşleri gibi oldu.'
'Bunca adamla konuşarak nasıl ömür geçer? Ayrıca yaşı büyük gibi gözükmüyor, nasıl herkesi eğitti.'
'Kırk yaşında.' Pera şaşkınlıkla Yuri'ye bakıp tekrar kadına döndüğünde adam başını onaylarcasına salladı.
'Zeren İmerler'in boyunduruğuna baş kaldıranlardan birisi. Onunla gördü eğitimlerini. Konuşmaz, dinlemez, acısına kaş dahi kırıştırmaz. Garip bir kadın fakat onun kadar işinin ehli yoktur.'
'Onun adamlarından da mı var burada?' Pera büyüttüğü gözleriyle bu kez Yuri'ye baktığında adam ufak bir tebessümünde bulundu.
'Birisi şuan seninle konuşuyor mesela.'
'Sen de mi?!' şaşkınlığına şaşkınlık ekleniyordu. Daha çok şok olacağı bir şey var mı emin olamasa da burada en çok birbirini tanıyanların Yuri ve Velara olduğunu ancak fark edebilmişti.
'Birbirinizi uzun süredir tanıyorsunuz o zaman?'
'Çok uzun zaman oldu. Lara ile aynı yurttaydık biz. Daha doğrusu o kızlar için olan bölümde ben erkekler için olan bölümdeydim.'
'Yurtta mı?' Pera'nın omuzları düşerken Yuri başını salladı tekrar.
'Zeren İmerler onun için çalışacak kişileri çocukluklarından itibaren alırdı yanına. Önce kendine muhtaç hissettirir, o olmadığı zaman hiç olacağını benimsemene neden olurdu. Ailesiz olan çocuklara genelde ufacık bir merhamet gösterdiğinde senin için canını verebilirler. Aynı yurttan beş erkek çocuk, beşte kız çocuk. Aynı gece, aynı yere...'
'Benimle eve geliyorsun. Çay içmemiz gereken konular var, hadi.' Başıyla dışarıyı gösterince itiraz edecek olsa da Pera dinlemeden indi arabadan. Bakışları sigara içen Dağhan'ı ve Dirim'i bulduğunda ön kapının açılmasıyla adam derin bir nefes almıştı.
'Fark ettim de şirket hakkında her bir detayı bilmeme rağmen buradaki insanları ve hikayeleri bilmiyorum.' Dediğinde Dağhan başını usulca salladı. Beklediği bir şeydi bu. Özellikle Didem'in nişanlanacağı günde Ceyhun'la olan yürüyüşlerini gördüğünde bunun olacağını biliyordu. Fakat gündemleri o kadar yoğundu ki ancak zaman bulmuştu Pera. E tabi şimdi bir de dikkatli olması, dinlenmesi gereken bir zaman dilimindeyken tüm bilgi açlığını burayı araştırarak giderecekti. Nihayetinde kendisi karısına itiraz edemiyordu, bunu gören çalışanları mı yok diyeceklerdi.
'Büyük patrondan emir desene.' Diyerek Yuri'ye göz kırptığında adam yapacak bir şey yok der gibi omuz silkerek takip etti Pera'yı. Bu sohbetin bir saatle sınırlı kalacağını üçü de düşünmüyordu hali hazırda. Keza dördüne de uykuları haram olmuştu ve sabahın köründe herkes uyurken bir muhabbet konusu bulmakta en iyi seçenekleriydi.
Pera kendini toparlayıp bahçeye çıktığında Yuri'nin ortaya bıraktığı çay fincanlarına ve kenara iliştirilmiş battaniyeye bakarak gülümseyip koltuğa yerleşti. Dağhan'da, Yuri'de, Dirim'de kendine olabildiğince uzak mesafeye kurulmuş sigara içiyorlardı. Hali hazırda anlat der gibi battaniyeyi üzerine alıp fincanı da avuçları arasına sıkıştırdığında gözlerini Yuri'ye dikti.
'Devam et hadi, anlat.'
'Dediğim gibi hepimiz aile düşüncesindeydik. Yeni bir ev, bir anne, bir baba, hatta belki şanslıyız diye düşündük, o serviste olan çocuklardan biri kardeşimiz olurdu belki ve kendimizi yalnız da hissetmezdik. Fakat Lara öyle değildi. Hep soğuktur o. Çocukken de öyleydi. Biz kendi aramızda bunları konuşurken o bize aptalmışız gibi baktı. Hatta tiksinerek. Bilmiyorum, belki de gerçekleri biliyordu.' Yuri kaşlarını havalandırdığında derince soluklanmayı da ihmal etmedi.
'Bir evin önünde durdu servis. Ev dediğime bakmayın, saray yavrusu. Her bir penceresinden sarı ışıklar yansıyor, sanki o görüntü sadece ışık değil de sıcaklık gibi. Kim inecek diye baktık, servisi süren adam bir şey söylemedi, kapı açıldı, hepimizin aşağı inmesi istendi. Zeren bey yeni eviniz burası dedi. On kişiyiz, on tane çocuk, bir evde. Hiç tahmin ettiğimiz gibi değil. Ayrı değiliz ama ne anne var piyasa da ne de baba. İlk yıl her şey mükemmeldi. Yeni bir okula yazılmıştık fakat ayrı ayrı okullara. Bize dair kalan tek şey isimlerimiz oldu, tüm hayatımız değişti. Burslu olan çocuklar hep özel kolejlerin garip olduğunu söylerdi ancak hiçbirimiz için öyle değildi. Gariplik yoktu, orada okuyanlardan farkımız yoktu. Hatta inanır mısın yenge, bazen orada okuyan çocuklarda olmayan şeyler vardı bizde. Eksik, aidiyet duygusu körelmiş değil de sanki o okullar için yaratılmış gibiydik. İkinci sene çark dönmeye başladı. Okullar aynı, hayat kalitesi maddi anlamda aynıydı fakat artık akşamları uyandırılmaya başlamıştık. Bazen on kişi beraber, bazen üç kişi, bazen tek. Fakat istisnasız her gece...'
'Uyandırıldığınızda ne oluyordu ki?'
'İlk birkaç ay sadece uyandırıldık, sonra belirli eğitimler başladı. Psikolojik, fiziksel... Başta masum, zaman geçtikçe zorlayıcı. On kişi olarak kalmadık hep, zorlayıcı süreçlere girdiğimizde bazı sabahlar aramızda bulamadıklarımız oluyordu. Birer birer eksiliyorduk. Beş kişi kalana kadar. Ben, Velara, Asım, Tuna, Ayça. Ayça'yı bir rahatsızlıktan kaybettik seneler içinde, Tuna bir çatışma esnasında hayatını kaybetti. En son üç kişi kaldık. Aklımızın yıkandığı düşünülüyordu. Ondan başkasının bize el uzatmayacağı, yaşayabilmemizi sadece o sağlayabilirmiş gibi. Dağhan'la o sırada tanıştık. Daha doğrusu Fuat bey Dağhan'ı gözlemem için yönlendirdi beni.' Pera kaşlarını havalandırıp Dağhan'ın elalarına baktığında onun ufak bir tebessümle Yuri'yi izlediğini gördü.
'Pek gözlenebilecek bir adam değildi Dağhan aslını istersen. Bazen aptallık yapar fakat genellikle zekidir.' Dudaklarında zaptedemediği bir kahkaha patladı Pera'nın. Dağhan'ı başkasından dinliyordu, öyle ki şeffaf bir şekilde. Bu şeffaflık insanları rahatsız edebilirdi ancak üçü de ufacık bir pürüz yokmuş gibi davranıyordu.
'Bir hafta ya anlamadı vaziyeti ya da anladığı halde umursamadı. Sonra bir akşam takip ederken ortadan kayboldu. Hayalet gibi desem yeridir. Kimseye bildirmedim, adam ortada yok demedim, tedirgin ediciydi. Üç saat sonra gezdiğim sokakların arasında bir baktım karşıdan biri geliyor. Vakit sabaha karşı, dengede duramıyor ama dik kalmaya da çalışıyor. Önce Dağhan olduğunu düşünmedim ama o sanki adresi bilir gibi üzerime üzerime geldi. Göz göze geldiğimizde de ağzından tek kelime döküldü.' Bakışları usulca Dağhan'a dönerken o derin bir nefes almıştı ki yeniden Pera'ya çevirdi bakışlarını.
'Mide kanaması geçirmek üzereyim. Sonra pat, yıkıldı.' Pera'nın bakışları şaşkınca Dağhan'ın üzerinde dolaşsa da Yuri iç çekerek bir sigara daha yaktı.
'Ben alkolü çok kullandım iması yapmaya çalıştığını düşündüm ama adam gerçekten durum bildiriyormuş. Eline yüzüne su çarptım ama yok, yani sarhoşlukta bir tepki verir insan. O dahi yoktu. Aklıma da sürekli mide kanaması meselesi geliyor, tek seçenek hastane dedim. O top oradan dönmezdi, eninde sonunda Fuat beyin kulağına giderdi ama Dağhan da enteresan bir adam. Tamam aklımızı yıkamaya çalıştılar da insanın iç sesi var. Koruma güdüsü mü dersin, refleks mi bilmiyorum, Lara'yı aradım. Araba olduğunu biliyorum onda, ses çıkarmadan geldi. Gerçekten ses çıkarmadan. Çünkü telefonda da konuşmaz, sen söylersin o dinler. Hastaneye gittik, gerçekten mide kanaması geçirdiğini öğrendik. Tedavi aşamasında ilk uyandırdıklarında iki tane kart verdi elime. Biz de aptalız hala söylemedik Fuat beye. Biri kartvizit, diğeri banka kartı. Bakışı ölü balık gibi olsa da anlaşılıyordu, kartı hastaneye ver, bankadan da yüklü bir miktar çek gel diyordu resmen. Eliyle iki yaptı ama iki yüz bin de yüklü, iki milyon da. Benim akıl henüz beynime buyur edilmemiş, banka kartını tutuşturdum Velara nın eline sadece iki parmağımı gösterdim gitti. Kartvizitle de hastane yönetimine gittim. Ya daha ergen bir herifin hatır gönül işi mi olur diye hayıflanacağım ama varmış. İnan ki varmış.' Şaşkınlığını oturduğu yerden sadece bakarak bile anlayabilirdi Pera. Öyle ki o günü anımsayınca aynı şok olmuş ifadeyle Dağhan'a bakıyordu.
'Sonra peki? Buraya nasıl uzandı hikaye?'
'Sonra kimse bir şey söylemedi Fuat beye. Beni arayıp durum bildirimi istediğinde Dağhan'ın tüm gün okul kütüphanesinde olduğunu söyledim. Üç gün sonra toparlanmaya başladığında da dağ evine götürdüm. Toparlanması zaman aldı fakat başardı bir şekilde. Ve yine döndük başa. Sadece tek farkla, saklanmıyor, kaçmıyor, hatta denk gelirsek hadi gidelim diyordu beni de sürüklüyordu. Velara ise oradaydı hep. Dağhan'la da konuşmadı şimdiye kadar diye biliyorum.'
'Velara sizden nefret ediyor, bana bir kastı yok.'
'Konuşuyor mu seninle?' Yuri'nin de kaşları havalanırken Dağhan başını onay verircesine salladı.
'Bluetooth bağlantılı mıyım Yuri ben, tabi konuşuyor.'
'Bize ne garezi var acaba? Çocukluğundan beri yan yana olduğu insan benim, sen patronusun bu kadının.'
'Demek ki konuşmayı bilmiyorsun.'
'Yok daha neler.' Büyüttüğü gözler adamın üzerinde olsa da Pera güldü hallerine. Normal şartlarda Dağhan Yuri ile bunca zaman geçirmiş değil de işe yeni başlamış bir adammışçasına mesafesini koruyordu. Yuri ise çoğu zaman ortalarda görünmüyordu. Fakat şimdi baktığında o dışarıdan görünen mesafe, patron çalışan ilişkisi, buz gibi bir netlik kayboluvermişti. Çok zaman geçirmişlerdi belli ki beraber, çokta kötü vakitlerdi bunlar. Kolay olmamıştı anladığı kadarıyla Yuri'nin yolu. Taşlar, dikenler, koca okyanuslar görmüştü.
'İrdeleşmeyin şimdi, daha merak ettiğim konular var.' Diyerek gözlerini ikisinde dolaştırıp Dağhan'a odaklandı.
'Velara madem seninle konuşuyor, hikayesi ne?' elindeki fincandan bir yudum alıp bakışlarını tamamen Dağhan'a diktiğinde adamın hafifçe omuzuna doğru düşürdüğü başıyla kendini izlediğini fark etti. Bu izleme sıradan öyle baktım geçtim değildi. Elalarında aşkta vardı, sevgi de, kıyamayan hal de. Dudakları ufak bir tebessümle kıvrılırken iç çekip bakmaya devam etti Dağhan.
'Velara kendini dünyanın karnından çıktım diye tanımlar. Bebekken, kendi bildiği kadarıyla 35 günlükken bırakılmış çöp konteynırına. Dosyasına öyle not edilmiş.' Pera başını omuzuna doğru düşürdüğünde sertçe yutkunurken Dağhan gülümsemeye çabaladı. Velara eğer ki konuşmak istese bütün bu anlattıklarını veya anlatacaklarını yüksek neşeli şekilde dökerdi ortaya. Kendini asla etkilememiş gibi, asla öyle olmasa da.
'48 saate kadar direnmiş o konteynırda ancak ses telleri zarar görmüş. Soğuk ve sürekli ağlamasından. Fakat vücudu pes edeceğinde bir kedi sokulmuş yanına, ağlamaya devam etmiş ama donmaktan böylelikle kurtulmuş. O ses tellerini zedeleyen ağlaması ve bir kedi sayesinde. Size garezi olduğu için değil, sesini kimse duymasın diye konuşmaz.' Bakışları ufak bir anlığına Yuri'ye dönse de onun şaşkın halinden koparak tekrar Pera'ya baktı.
'Çocukken utanmış sesinden, sonra bakmış büyüdükçe illa ki insanlarla konuşması şart değil, susmayı tercih etmiş. Benimle konuşurken de sadece kapalı kapıların ardında konuşur. Aslında devamı Yuri'yle aynı hikayesinin. Sadece farkı evinde 5 köpek, 6 tane de kediyle yaşıyor.'
'Yuri buradakilerin çoğunu Velara'nın eğittiğini söyledi. Konuşmadan nasıl yapıyor?'
'O eğitti, bizimkilerin eğitimlerinde zaten sessizlik önemli olduğu için Velara'nın konuşmuyor olmasını başta garipsemezler. Sonra da alışırlar. Sağlamdır Velara. Eğitimleri, zorlayıcılığı, bir şeyleri başkası söylemeden tahmin yürüterek halletmesi, bizimle beraber devam eden onlarca adamı cüsselerine rağmen parmağında oynatır gibi devirmesi...'
'Herkes mi?' Pera şaşkınca sorsa da Dağhan gururlu bir şekilde başını salladı.
'Ben dahil, herkes.' Sanki kendi çocuğuymuş, elleriyle büyütmüş ve şimdi onun başarılarıyla göğsü kabarıyor gibiydi.
'İsmi neden Velara biliyor mu peki?'
'Yine dosyasına göre bir ihtimal belki yaşar diye bırakan kişi bu ismin yazdığı işlemeli bir battaniye ile bırakmış onu. Belki ismiydi belki değildi bilmiyorum. Hemşire bu ismi vermiş ona.' Başını sallasa da telefonuna uzandığında Dağhan derince iç çekti.
'Koruyucu, gizleyen anlamına geliyor. Araştırdım.' Ortaya usul bir sessizlik çökerken baştan beri sesi çıkmayan hatta varlığı dahi hissedilmeyecek kadar sessiz olan Dirim'e döndü Pera'nın gözleri. Adam kendine kuşkuyla bakıyordu. Biraz da acı vardı harelerinde ama anlamını çözebileceği kadar belli değildi.
'Sen sabah sabah niye merdivenlerdeydin?' diyerek çayından bir yudum daha aldığında Dirim derin bir nefes alarak dikleşti oturduğu koltukta.
'Yuri, Velara'ya mesaj atmış, o da benim kapıma dayandı. Sen iyi misin?' sanki sadece bu soru için dakikalardır sessiz kalmış gibi mırıldandığında Pera gülümsemeye çabaladı. Fakat henüz cevap vermeden ayağa kalkan Yuri'yle mecburen adama dönmek zorunda kalmıştı.
'Bana müsaade. Etrafı bir kolaçan edeyim.' Diyerek eve yönelirken Dağhan'da göz kırpıp onunla gideceğini belli eder gibi baş işareti yaptığında Pera tekrar bakışlarını Dirim'e yöneltti.
'İyi sayılırım... Fakat sen neden bu kadar tedirgin oldun?' dudakları bir anlığına aralandı Dirim'in ancak sanki diline ateş değmiş gibi birbirine sıkıca bastırdığında gülümsemeye çabaladı.
'Dağhan'la tam konuşamadık, üst üste sigara içti. Sağlık durumunuz ne seyirde?'
'Birisiyle iyi seyirde diğeriyle artık yok.' Kırgın bir gülümseme dudaklarına peydah olsa da hala meraklı bakışları adamın yüzünde dolaşıyordu.
'Kendini streste hissediyorsan eğer, yani karargah gibi burası, Dağhan'la konuşabilirim. O korumak için sürekli etrafında dolaşır muhtemelen, hatta belki darlar ama eğer istersen, yani kafa dinlemek, biraz bu komando tugayından uzaklaşmak falan çevremde güvenli oteller işleten arkadaşlarım var. Tatil belki daha rahat olmanı sağlar. İster misin?' bu tedirginliği de ablasındandı, cümleleri de aslında Dirim'in. Anlıyordu, Pera sadece öyle gibi değildi, ablasıydı. Hissiyatıyla, cümleleriyle, hemen anlamasıyla, savruk ve meraklı halleriyle. Hatta tedirgin bakışlarıyla.
'Neden tedirginsin Dirim? Sen bilmiyorum, görünüş olarak sanırım bu tür şeylerden etkilenecek bir adam gibi durmuyorsun...'
'Ablama benziyorsun.' Söylediği cümle Pera'nın kaşlarını havalandırmasını sağlasa da Dirim gülümseyerek başını sağa sola salladı.
'Ama hayır, yeterli dram kotanı günün ilk saatlerinde doldurdun ve ben hem ablama benzeyen hem de hamile olan bir kadına başka dram hikayesi anlatmayacağım.'
'Merak ederim.'
'Biliyorum edersin. Yine de biraz merak, bol hüzünden daha iyi bir seçenek. Sadece, destek atmam gerekirse atarım Pera. İster yenge olarak, ister abla olarak, Dağhan kardeşim de olsa onunla da göğüs göğse çarpışırım.'
'Neden Dağhan'la sürekli birileri zıtlaşma derdinde?' konunun değişmesi hoşuna gitmiş olacak ki ufak bir kahkaha attı Dirim.
'Senin Dağhan'ın ile bizim Dağhan arasında milyon tane fark var çünkü.'
'Nasıl yani?'
'Mesela, Dağhan senin için, senin bildiğin kadarıyla nasıl bir adam?'
'Sevecen, nazik, şefkatli, fedakâr, anlayışlı birisi.' Dirim usulca başını salladığında Deniz'in getirdiği kahveyi alarak gülümsedi. Hemen ardından kucağında Meva ile yaklaşan Liya'yı görünce sakince ayaklanıp fincanı sehpaya bırakarak kadından ufaklığı aldı. Madem yabancılama gibi bir sosyal anksiyetesi yoktu bu ufaklığın o halde Pera'yı da yormaya gerek yoktu. Tekrar yerine otururken kendini merakla izleyen ufak yüzden Pera'ya döndü.
'Bana göre, keza bence sadece bana değil, sen ve kızlarınız dışında herkese göre, sert, uslanmaz, sinir bozucu, sabırsız, nemrut, kafasının dikine giden bir tip Dağhan.' Cümlesi Pera'yı şaşırtsa da kollarındaki ufaklık güler gibi ses çıkarıp ufak parmaklarını Dirim'e doğru uzatmıştı ki hemen yakaladı.
'Evet evet, şaka yapmıyorum, baban bence öyle amcacım. Ama size başka tabi. Dünyadaki en şefkatli adam olarak gördüğün için anlattıklarım komik geliyordur.' Meva tekrar o gülmekle çığlık atmak arasında olan sesi çıkardığında Pera'da kıkırdadı.
'Annen de inanmıyor bence bana, tıpkı senin gibi. Hatta birazdan benim kocam asla öyle biri değil diye itiraz dahi edebilir.'
'Gerçekten senin anlattığın gibi değil.' Gülüşünün arasında mırıldansa da Dirim'in gözleri tebessümle Pera'yı buldu.
'Bu haberle seni sarsmak istemezdim ama Dağhan'da PB ve PY sendromu var.' Anlamaz şekilde yüzünü inceliyor olsa da Dirim'in gözleri Meva'nın harelerindeydi. Sanki oradan kopmak istemez gibi bir anlığına kendine döndüğünde gülümsemesi büyüdü, 'Pera'yla beraberken ve Pera yokken sendromu.' Kısa açıklamasının ardından tekrar Meva'ya çevirdiği bakışlarıyla beraber Pera gülümsemesini genişletmişti ki üzerinde peluş bordo bir sabahlıkla bahçeye adım atan Müjgan'ı buldu gözleri. Komik görünüyor muydu? Kesinlikle. Özellikle bordo sabahlığının tavşan kulaklarının biri sağda biri soldayken, ayağındaki yumuşacık görünen ev botları sürüklenirken ve pek tabi hala kim var kim yok diye gözlerini etrafta gezdirmeyip yumruklarıyla kaşırken. Peki dün olan Müjgan'la bugün olan aynı mıydı? Asla... Hem de kocaman bir asla... Pera izlediği arkadaşından usulca Dirim'e gözlerini çevirdiğinde onun dudaklarındaki ufak tebessümle kadını izlemesiyle karşılaştı. Ufacık bir anda kendine bakmaktan kaçınmamıştı Dirim, kaçınmadığı gibi ses çıkarmadan sadece dudaklarını oynatarak 'Bu haliyle de güzel.' Demiş tekrar dönüvermişti odak noktasına.
'Siz!' panikle bir adım geriye çekilen Müjgan sanki üzerinde bir şey yokmuşçasına sabahlığına daha çok sarıldığında Pera asla kendine dönmeyen, tüm odağı Dirim'de olan arkadaşına gülümsemekten kaçınmadı.
'Sabah sabah ne yapıyorsunuz burada ya! Seni dün akşam Dağhan kovmadı mı!' sesi yüksek olsa da Dirim öncelikli olarak keyfi yerinde olan Meva'yı süzdü. Maşallah genetiği hararete alışkındı herhalde hiç garipsemiyordu Müjgan'ın bağrışını.
'Kalmamam için kovdu, misafir olmamam için değil. Ayrıca sabahlığın çok güzelmiş.' Yorumuyla Müjgan yeni fark etmişçesine bir üzerindeki bordo kumaşı bir de Pera'yı süzdü. Arkadaştı ya hani, insan bir kaş göz yapardı en azından. Keza normal şartlarda yapardı da ama bugün umursamayası tutmuştu herhalde.
'Gereksiz!' Dirim'in suratına çarpar gibi konuşup geldiği istikamete tekrar döndüğünde Pera'da sırıtarak arkasından bakan adama göz gezdirdi.
'Senden hoşlanmadı biliyorsun değil mi?'
'Bu hoşlanmamış hali mi?'
'Hoşlanmış hali mi?'
'Hoşlanmadığım insanların önünde hangi kıyafetle durduğumu önemsemem. Bence Müjgan'da önemsemez. Fakat yaklaşık yarım saat sonra kendime çeki düzen vermiş şekilde ortama geri dönüyorsam orada hoşlandığım birisi muhakkak vardır.'
'Nereden biliyorsun kendine çeki düzen vermeye gittiğini?'
'Deneyip göreceğiz. Peki sen neden hoşlanmadığını iddia ediyorsun?'
'Gıcık ediyorsun onu, sinirlendiriyorsun.'
'Bence benim bilmediğim ama senin bildiğin bir şey var yenge. Ve sadece bu yüzden hoşlanmadığına inanmamı istiyorsun.'
'Ne alakası var. Hem sen değil miydin avukatsa hiç girişmeyelim o işe diyen?'
'Dedim fakat ben sadece avukatsa dedim.'
'E avukat ya!' ikna edemediği için çileden çıkacak gibi içeriyi işaret ederek gözlerini büyüttü Pera.
'Sadece avukat değil, kendisi aynı zamanda bir vukuat.' Duyduğu cümleyle şaşkınlıkla dudakları aralandı Pera'nın. Dirim'in etkilendiğini anlamıştı tamam da bu kadar hızlı da olamazdı bir şeyler.
'Vukuat olması kötü bir şey değil mi Dirim?'
'Avukat, vukuat, tutanak, hatta musibet dahi olsa önemli değil yenge. Mesele Müjgan olması.'
'Bu kadar kısa zamanda aşık olmuş olamayacağını düşünerek-'
'Aşk değil, o hızlı tüketilen bir şey. Tutuldum. Ve seni rahatsız eden şey ne ise o konuda da içini rahatlatacağımı bilmeni isterim öğrendiğim zaman. Fakat bugün bir açığımı bulup bunu beni tutuklatmakta kullansa zevkle izlerim. Gerisini sen hesap et.'
'Dirim, olmaz.' Tedirginlikle yukarı çektiği bacaklarını indirdiğinde Dirim gülümseyerek Meva'ya çevirdi harelerini.
'Oldururuz.' Rahatsızca aldığı cevap sayesinde battaniyeyi kenara sıyırıp iç çekti Pera.
'Saplantılı saplantılı konuşma Dirim.'
'Saplantılı değilim yenge. Olmam da. Fakat birinden etkilendiysem kaçacak, saklanacak, kendimden korkacak bir adam da değilim ben.'
'Ama sana olmaz diyorum.' Sonunda gözleri kızından kendine dönebildi Dirim'in. Dudaklarındaki tebessüm yerli yerinde, kendinden emin fakat bir o kadar da yorgun bakıyordu.
'Neden?'
'Söyleyemem ama ne senin ne de Müjgan'ın üzülmesini istemiyorum. Olmaz, yani, olmaz işte.'
'Gittikçe daha çok benziyorsun ablama. O da birinin sırrı varsa mıh gibi saklardı. Yalvar, yakar, çözerim de yine söylemezdi. Başkası etkilenecekse bu sırdan diretirdi ama yine açık vermezdi. Ama ben o zaman da aynıydım yenge. Yakacak mı canımı o sır, belki, fakat varsın yaksın. Yine de istediğimi yaşamadan ölmeyeyim. Anlıyorsun değil mi beni?'
'Dirim...' boynunu büküyor olsa da anında oturduğu yerden ayaklandı adam. Meva'yı göğsüne yasladıktan sonra elini Pera'ya uzattığında kadın sıkkın nefesini savurup baktı yüzü ve eline.
'Sen bunu düşünme. Koskoca insanlarız, her düştüğümüz yerden kalktık şükür. Hayatın cilvesi biraz yara bere izi oluyor, o da ilerleyen zamanda güzel bir anı olarak akla geliyor. Hava serin zaten, hadi kalk.'
'Ablama benziyorsun diyorsun ya hani.' Derken elinden destek alıp ayağa kalktığında Dirim başını sallayıp bir adım geri çekildi.
'O zaman abla sözü dinle Dirim.'
'Sende kardeşin olarak görüp benim sözümü dinle. Kendine bak, çocuklarına ve oradakine.' Gözleriyle karnını işaret edip gülümsedi, 'Ve bil ki bugün Müjgan İzmir'e gitseydi, bende ardından giderdim. Ben öyle akıllı uslu bir adam değilim. Canımı yakacağı mı var, başım üzerine, ona da razıyım.'
'Ya bu hayatını etkileyecek bir şeyse?'
'İnan bana öyle veya böyle Müjgan'ın hayatımı etkilemesini isterim.'
'Çok zor ve inatçısın.' İçeri doğru bir adım atarken Pera'nın bakışları Dağhan'ı buldu. Aynı standartlar onlar için geçerli olsaydı? Müjgan ve Dirim yerinde ikisi olsaydı ne olurdu? Kendisi kaçardı, istemezdi, olmaz derdi, kalbi başka çığlıklar atsa da mümkün değil nidaları atardı, zıt davranır, her şeye bir kulp bulur Dağhan'ı kendinden uzaklaştırmaya çalışırdı, tıpkı Müjgan gibi... Peki Dağhan, o ne yapardı? Dirim gibi öğrenmek için beklemez, öğrenmek isterdi. Bunun için gereken güvense eğer sonuna kadar sınırlarını zorlardı. Öğrendiğinde? Aslında farklı değildi. Pera'nın bir bebeği olmaz denilmemişti, bebeğini kaybettiğini düşündüğü için bu fikre uzaktı ve Dağhan bile bile itiraz etmemiş, hatta bu bir problem değilmiş gibi yoluna devam etmişti. Sevgisi, duruşu, yaklaşımı değişmemişti.
Kendi adımları Dağhan'a yönelse de ardından gelen Dirim ve kucağındaki Meva mutfağa doğru yöneldiğinde dudaklarını ıslatıp baktı Dağhan'ın elalarına.
'Meva'dan haberdar olmadan önce hiç bebek meselesini konuşmadık. Aklında ne vardı Deva'nın durumunu anlattığımda.'
'Evcil hayvan sahiplenmek.'
'Ne?' şaşkınlıkla güldüğünde Dağhan usulca omuz silkti.
'Evcil hayvan sahiplenmeyi düşündüm. Deva'nın olayı seni incitmiş ve kırmıştı. Kırılmakta haklıydın. Bir daha isteyeceğini, bebek sahibi olmanın aklına geleceğini düşünmemiştim. Sadece iş diye kafayı bozmanı da istemedim açıkçası.' Kaşlarını şaşkınlıkla havalandırsa da Dağhan cümlesini tasdikler gibi başını salladı.
'Yani bir çocuk istemedin öyle mi, öylece silip attın aklından?'
'Aklımdan silip atmadım. Çocuklarım hayatımdaki en değerli şeyler. Elimde olan tüm imkanları önlerine sermekten çekinmem. Fakat o zaman baba olmanın ne olduğunu bilmiyordum. Yani sen vardın işte, yeterliydi bu benim için. Bilmediğim bir hissiyat için seni yıpratmaktansa onu tatmamak çok makuldü bana göre.' Bakışları bu kez basamaklara yöneldiğinde sakin adımlarla inen Müjgan'ı izledi. Dirim'in dediği gibi olmuştu. Jilet gibi hazırlanmış, aynı zamanda burnunu da havaya dikmişti. Ne yazık ki o an buna katılmıyor gibi tavır takınsa da içten içe Dirim'in haklı olduğunu biliyordu. Müjgan'da önemsiyor, hoşlanıyordu fakat ufacık bir fark vardı aralarında. Müjgan mecbur kaldığı için bütün işleri çözecek, koşa koşa İzmir'e gidip ufak bir depresyonla hoşlantısının acısını çekecek ve olan biteni sonlandıracaktı. Ancak bu onun planıydı, Pera'nın gördüğü kadarıyla koşa koşa kaçsa bile ardından gidecek bir adam da vardı, yani o dramı oturup yaşama alanı pek yok gibiydi.
'Söyleyemediğin, bununla karşılaşınca acı çekecekleri için kendi kendini kuruyorsun şuan değil mi?' beline yerleşen büyük avuçla Dağhan'ın nefesini boynunda hissettiğinde başını usulca salladı Pera.
'Hem de ne kurmak... Biri direnir diğeri vazgeçmez... Dirim'in aklına düşürdüğüm dakikaya lanet olsun.' Omuzları usulca düşse de Dağhan dudaklarını boynuna bastırıp derin bir nefes aldı.
'Dirim, Meva'yı Müjgan'a transfer et seninle sigara içelim biz.'
'Saadetimle problemin ne senin?' ters bakışları Müjgan'dan uzaklaşma yanlısı olmadığını gösterirken Pera başını Dağhan'a doğru çevirdi.
'Dağhan, tedirgin hissetmem gereken bir mesele olabilir mi acaba?'
'Meseleleri mesele etmezsen ortada mesele kalmaz güzelim. Siz bakın keyfinize.' Şakağına anında ufak bir buse bırakıp bahçeye yöneldi. Tabi arkasından da Dirim'i sürükleyecek şekilde seslenerek.
'Hadi...' adam bu zorbalığı anlamasa da göğsünde gayet huzur dolu olan ufaklığı Müjgan'ın kollarına bırakıp takip etmişti ki Pera bakışlarını ilk önce kızında ardından da kollarında bomba varmış gibi gerilen arkadaşında gezdirdi. Neyse ki çok zaman geçmeden elindeki tabağı kahvaltı masasına bırakan Liya kızını uzaylı görmüş gibi inceleyen arkadaşından almıştı.
'Kahvaltı hazırken neden bir anda sigara içmek istedi ki kocan?' rahatlamış bedeniyle beraber kendini sandalyelerden birine bırakan Müjgan'la Pera da yaklaştı masaya.
'Umarım sadece sigara içmek istemiştir.' Mırıldansa da Müjgan duyup garipsercesine yüzünü incelediğinde o da sandalyesine oturdu, 'Keza üzüldüğüm konularda ne yapacağını bilmemek beni ürkütüyor.' Hareleri usulca bahçeye döndüğünde bir anlığına kaşları çatılan Dirim asıl amaçları olan sigara paketine uzandı. Ağzını açıp tek kelime etmiyor, hatta pür dikkat Dağhan'ı dinliyordu fakat yaklaşık on saniye önce olan o sakin yüz hiç sakin durmuyordu. Sigarasını ateşledikten sonra bakışları sıkıntıyla etrafta gezindiğinde derin bir nefes aldı Pera. Tam da tahmin ettiği gibiydi. İçine dert ediyor olması Dağhan için kişisel sınırları ihlal etmesi adına yeterli bir sebepti işte. Anlatma dese de anladığı oydu ki şuan Dirim'in avuçları arasına döküyordu her şeyi. Sonunda Dağhan susmuş olacak ki Dirim tekrar Dağhan'a baktığında başını sağa sola sallamış ve cebinden telefonunu çıkarmıştı. Eğer hala eskisi gibi dudak okuyabiliyorsa Dirim arar sorarız demişti, Dağhan ne cevap vermişti bilmiyordu ama Dirim'in küfür edişini anlayabiliyordu. Sonunda bir anlığına Dirim'in gözleri içeriye yöneldiğinde ilk harelerinin odak noktası Müjgan olmuştu. Daha sonrasında ise kendine dönmüştü.
Çok geçmeden ikisi de ayaklandıklarında Pera göz ucuyla Müjgan'a baksa da içeri ilk giren Dağhan oldu, hemen ardından da Dirim.
'Yani anlayacağın o ki dostum, kafama sıksa dönmem ben o yoldan.'
'Yine çok ağır abiyiz bakıyorum... Kim sıkıyor kafana kısmetse.' Müjgan'da laf yetiştirmekten kaçınmadığında Dirim gülümseyerek yerleşti sandalyeye.
'Sen. Tabi tercih edersen.' Rahat tavrına karşın Müjgan umursamadığı, öyle bir goygoy cümlesi olarak havaya attığı lafın dönüşüyle harelerini Dirim'e çevirdi. Anlamaz gözleri birkaç saniye adamın harelerinde kaldığında Dirim gülümseyip kaşlarını havalandırıp indirmişti. Öyleydi ya. Pera'ya söyledikleri hala bakiydi. Aşk değildi bu. Bazen, o kadının o kadın olduğu anlaşılırdı işte. Hissiyat, altıncı his, duygu, hormon, ilgi veya heyecan, ne denirse denilsin o kapının önündeki kadını gördüğü anda anlamıştı Dirim. Pera'nın bahsettiği arkadaşı olup olmaması önemini yitirmişti o an mesela. Ortalığı birbirine katmış olması da, insanlara bir şeyler fırlatması da gözüne görünmemişti. Sadece orta yerde duran Müjgan vardı. O an kuşlar filleri yenmişti. Onun o kadın olduğunu o an anlamıştı. Kulağında tek bir cümle çınlamıştı ablasının sesinden, 'Demişler ki; Yiğit nam salar diyarı titretirmiş, yiğidi bir ceylan gözlü uslandırırmış. Seni de bir ceylan gözlü uslandırır Dirim.' O an uslanacağı kadının kim olduğunu anlamıştı Dirim. Beylik laflar pek etmezdi yoksa. Hatta öyle ki büyük büyük konuşmayı bırakalı çok uzun zaman olmuştu. Her olay için olabilir diyerek geçmeyi, her ihtimale mümkün gözüyle bakmayı öğrenmişti. Şimdi beylik lafı da, bu dik kafalı kararlılığı da anladığı içindi. Yenildiği kadın belliydi Dirim'e göre, sadece nasıl yenilecek onu bilmiyordu.
İki adam usulca masaya yerleşirken Pera gözlerini tekrar dikkatle onlarda gezdirdi. Müjgan'a dair olan bu durum sır mıydı? Belki evet belki hayır. Fakat anladığı kadarıyla kocasına göre öyle değildi. Hatta o kadar değildi ki bir sabah kalbinde gizli saklı kalan şeyler yüzünden sızı oluştu diye pata küte konuşabiliyordu Dağhan.
'Ben bir saat içinde geçeceğim şirkete.' Masadaki sessizliği bozan Müjgan'la bakışlar kadına dönerken onun odağında sadece Dirim vardı. Bir yanı asla gelme derken, diğer yanı sende gelecek misin der gibi bakıyordu hatta.
'Evrakları buraya istesem?' dedikten sonra gözleri Dağhan'a döndü Dirim'in, 'Çalışma odanı kullanmamızda sakınca var mı?'
'Dilediğin gibi.' Koca bünyesindeki ricacı hal dahi güldürdü Dağhan'ı. Birbirlerine karşı ne kadar irdeleyici olurlarsa olsunlar Dirim'i tanıyordu. Pera'ya bakınca kime rastladığını da, hatta şuan tedirgin olup evrak istemesini de anlayabiliyordu. Çünkü tanırdı arkadaşını, o kolay kolay herhangi bir yerde işe yoğunlaşamazdı. Şirkette olmayı daha çok sever, elinin altında bir eksik olsun istemezdi. Dakikalar önce konuştuklarına hitaben şuan olan iki öncelik Dirim'in iş kurallarını ezip geçmişti işte. Öncelikle defalarca sorduğu soru vardı, Pera ve bebeğin durumu. Ablası, bebeği ve hayatlarıyla alakalı olan o gün gibi. Burada olmak Dirim'in içini rahatlatacaktı. Hatta eğer ki doğru tahlil edebildiyse Meva ile kendisi ilgilenirken çalışacak, Deva'yı ise kendi üzerine fırlatıp Pera'yla, Müjgan'a iş bırakmayacaktı. İkinci durum ise Müjgan'dı. Her şey bir kenara tedaviden gelen bir kadını kendisi istemiş dahi olsa dün şirkete götürmek kalbine bir yumruk oturtmuştu. İçine en çok dert olan konuda buydu zaten.
'Ben evde çalışamam.'
'Eminim çalışma odası ofisten farksızdır.' Müjgan'ın itirazına anında karşılık verirken tekrar dudaklarını aralayan kadına bu kez Pera engel oldu.
'Benim için kalmak istiyor.' Tek cümlesi dahi şaşkınlıkla dostunun ona dönmesini sağlamıştı.
'Neden? Ne kaçırdım ben ya?'
'Hamileyim.'
'Kimsin?' büyümüş gözleriyle arkadaşına odaklandığında Pera tebessüm ederek omuz silkti.
'Hamileyim diyorum Müj. Sabahın köründe bu yüzden bahçede oturuyorduk, hastaneden gelmiştik.'
'Ne oldu?' elindeki bıçak ve çatalı fırlatıp büyümüş gözleriyle kendisine baktığında Pera derin bir nefes aldı. Birileri pimpirikli mi demişti? Tamam Dağhan öyleydi de, sadece Dağhan değildi o. Kıyamet varmış gibi davranacak Müjgan'da vardı o panik atak listesinde artık. Üstelik kendi acı çektiği konu olduğu için dillendirmek istememişti ancak Dirim'in de iki arada bir derede olması taraftarı değildi.
'Kötü oldum biraz, hastaneye gittik sabaha karşı.'
'İyi misiniz peki? Niye daha önce söylemiyorsun bu bilgiyi? Neden şuan öğreniyorum! Sağlığınız nasıl?' çıldırmış gibi olan haliyle bakışları Dirim'e dönmese bile işaret parmağı onu göstermişti, 'İste evrakları.'
'Telaş yapacak bir şey yok. Sakin ol.'
'Bir şey olmuş.' Kıstığı gözleriyle Pera'nın sakinliğine dikkat kesildi Müjgan. Böyle durgunsa, sakin cevaplar verip kendini olumlamaya çalışıyorsa kesin bir şey olmuş demekti.
'Müj...'
'Yok Müj, Müjgan var, anlat hemen. Ne olduğunu söyle bana yoksa ilk önce hastaneyi, sonra doktorunu bulur almam gereken tüm bilgileri ondan alırım.' Söylediği kadar rahat şekilde yapacağını o kadar iyi biliyordu ki Pera. Omuzlarını düşürerek göz devirdi.
'İkizlermiş. Birinin kalbi durmuş. Diğerini de etkilememesi için dinlenmemi istedi doktor.'
'Sende bir sandalyede oturup kahvaltı mı yapıyorsun!' şaşkın nidasıyla bakışları bu kez Dağhan ve Dirim'i buldu, 'Siz de buna izin mi veriyorsunuz!' isyanı zaman kaybetmeden harekete geçmesini sağladığında koşar adımlarla mutfağa ilerledi Müjgan. Arkasından şaşkınlıkla bana üç çift gözü önemsemeden topuklusunun sesi kendi sesine karışırken direktif savurduğu fazlaca açık ve netti. Geri döndüğünde ise elinde yine bomba tutar gibi kavradığı Meva vardı. Fakat çok geçmeden Dağhan'a göz atsa da Dirim'in daha iyi olacağını düşünmüştü ki ona yaklaştı.
'Oyala, ağlatma.' Dirim ne olduğunu şaşırsa dahi başını sadece onay verircesine sallarken Müjgan'ın bakışlarının hedefi bu kez Dağhan'dı.
'Karını kucağına al ve koltuğa taşı.' Diyerek anında dudaklarını aralamış Pera'ya işaret parmağını havalandırdı, 'Tek kelime itiraz işitmek istemiyorum.' Dediğinde atağa kalkışacak hali de tuzla buz olmuştu anında. Hepsinin hareleri bu kez Liya ve kollarındaki yastık ile battaniye bütününe döndüğünde Müjgan anında salondaki geniş koltuğu işaret etti. Mutfaktan elinde tepsiyle çıkan Deniz ise şaşkınlığını gizleyemese de Müjgan'ın direktiflerini yeterince anlamış gibi duruyordu. Bu denli kararlı konuşan birine Deniz ve Liya'yı bir kenara bırakırsak adamların bile itiraz etme şansı yoktu ki Dağhan'da bire bir aslında Müjgan'ın istediğini yaptı. Nazikçe koltuğa bıraktığı Pera'ya karşı tebessüm ettiğinde çok uzaklaşmadan göz kırpmıştı.
'Müjgan daha önce hayatımıza girmeliymiş diye düşünsem fırça atar mısın?'
'Biliyordum böyle olacağını. Meva'nın hikayesini bilse sağdan sola çevirmez beni.' Sitemli olsa da Dağhan kaşlarını öyle mi dercesine havalandırdığında uyarır hareleri üzerinde gezinse de umursamadı adam.
'Müjgan, keşke Meva'ya hamileyken de burada olsaydın.' Tebessüm ederek cümlesini kurmuş olsa da kadının kahveleri kendini bulduğunda derince soluklandı.
'Neden?'
'Tehlikeli bir hamilelik süreci geçirmişti ve sana sesini çıkaramayacağını bilsem o zaman haber verirdim. Çünkü herhangi birisi yardımcı olmaya çalışınca sinirleri bozuluyordu.'
'Sahiden mi?' gözlerindeki hem korku hem de şaşkın hal alenen belli olurken Dağhan başını onaylarcasına sallasa da Pera anında sağa sola savurdu. Defalarca telefonda konuşmuşlardı, her seferinde yalan söylemiş çok iyi olduğunu falan dile getirmişti. Kesinlikle Müjgan şuan kendisini doğramıyorsa hamile olduğu içindi. O günlerde de kendisi haber vermediyse ilgi yüzünden boğulmaması adınaydı.
'Her konuştuğumuzda çok rahat bir hamilelik geçirdiğini söylemiştin!' bağırır gibi çıkan sesi daha yoğunlukta isyanda olsa bile hareleri inanamaz gibi Pera'yı süzüyordu. Haber verse de kendi kendine kurulacaktı Müjgan. İş yoğunluğunun arasında gelmeye çalışacak, tüm düzenini allak bullak edecekti. Kendi tedavisi iş düzenini çorba etti diye şikayetlenirken bir de kendisi mevzu bahis olduğunda uyumak için dahi kendine zaman ayırmazdı, biliyordu. Müjgan için görüşülmese dahi değerliydi arkadaşları, çünkü onlar günün bir yerinde, bir zaman diliminde orada varlıklarını hissettirir dışarıdan buz gibi görünen duruşuna tezat oluşturacak şekilde ılıman iklimine şahit olurlardı.
'Anne?' bakışlar şaşkınlıkla Deva'ya dönerken kız kaşlarını çatarak bu kez Pera'da olan gözlerini Dağhan'a çevirdi, 'Baba?' kafasında bazı soru işaretleri değil alenen yatan annesi, dibinde oturan babası ve az önce Elfe'den alıştığı yüksek ses tonundaki Müjgan'ın varlığı söz konusuydu. 'Müjgan abla?' başını omuzuna düşürüp kahvaltı masasında olan ve kucağındaki kardeşiyle kendini şaşkınlıkla izleyen Dirim'e döndüğünde ise alt dudağı büküldü anında.
'Sen de mi Dirim...' bu ufak mırıldanması dahi Dirim'in kucağındaki Meva'yı kıskandığını alenen belli ediyordu ancak adam sanki ateşin üzerinde oturur gibi anında sandalyesinden kalktığında kollarındaki ufaklığı Müjgan'ın bedenine yaslayıp yine bomba muamelesi yapmaması adına ellerini de ufaklığın sırtına yerleştirmesini sağladı.
'Prenses...' diyerek hızlı adımlarla Deva'yı kucağına aldığında bakışlarındaki maviler tekrar kardeşini buldu. Fakat bu defa zaferle. Halbuki zafer denecek bir şey yoktu ortada. Evin içerisinde Deva'nın bu konuda kalbi kırılmasın diye herkes hassas bir yaklaşım sergiler, ikisine de eşit yaklaşımda bulunurlardı. Ancak bazen o ilk ve tek çocuk olma hissiyatı Deva'nın damarında alev gibi dolaşabiliyordu.
'Okulun var değil mi bugün?' Dirim'in sorusu üzerine bakışları önce Dağhan'ı bulsa da tekrar adama döndü.
'Var ama biraz tatil yapmam gerekiyormuş.' Ses tonundan dahi hüzün akarken Dirim'in gözleri sakince Dağhan'a döndü. Ne tatiliydi bu? Onların konuştukları zaman diliminde Deva'nın baş etmeye çalıştığı rahatsızlığını biliyordu ancak son dönemde ilaç ihtiyacı dahi minimum düzeydeydi, bunu da biliyordu. Madem sağlık değildi söz konusu o zaman okulundan neden uzak kalacaktı ki? Arkadaşına baktıkça gözlerindeki o şüphe git gide artarken Deva'nın sıkkınca öfflemesi tekrar ona odaklanmasına yeterli geldi.
'Dün gece konuştuk babamla. Hem sağlığım, hem güvenliğim için eğitimime evde devam etmemin daha uygun olduğunu anlattı. Belki haklı ama ben arkadaşlarımı özlüyorum.' Omuz silktiğinde Dirim az önce hafifçe inip kalkan kolunu okşayıp yere indirdi anında ufak bedeni.
'O zaman bende seni arkadaşlarına götürüyorum. Hem de okulunun olduğu her gün. Hadi git hazırlan.' Göz kırptığında Deva heyecanla gülümsese dahi bakışları önce anne ve babasında dolaştı. Onay ister gibiydi ama ondan önce Dağhan'a tehdit eder gibi bakmaya başlayan Dirim yeterli gelmişti.
'Hazırlan fındığım hadi.' Diyen Dağhan'la kızın adımları koşarak merdivenlere yönelse de Dirim dudaklarını aralayacağı sırada gözleri Müjgan ve Pera'yı buldu. Burası yeri ve zamanı değildi. Hele ki onların tartışmalarına şahit olması gereken en son kişi dahi değildi iki kadın. Tamam belki de yeri değildi ama zamanıydı.
'Sigara içelim biz.' Diyerek gözleriyle dışarıyı işaret ettiğinde Dağhan sıkkın nefesini bıraksa bile Pera'nın şakağına dudaklarını bastırıp takip etti adamı. Keza bahçeye adım attığı dakikada Dirim kapıyı kapatmış ve ağzını açıp gözünü yummakta gecikmemişti.
'Aptal mısın rol mü yapıyorsun? Bazen gerçekten gerizekalı olduğunu düşünüyorum. Kızını koruyabilecek gücün varken okuluna göndermiyorsun, karını koruyabilecek gücün varken şirkete göndermiyorsun, ne olacak sanıyorsun! Hayatları boyunca burada, isterse hektarlarca büyüklüğü olsun, öylece kalıp saklanacaklarını mı! Kızını hayata sahiden böyle mi hazırlıyorsun! Deva senin gibi bir adamdan saklanmayı mı öğrenecek! Kendin saklanmazsın ki! Bilmediğin bir şeyi ona nasıl öğreteceksin! Hayatının devamında sindirilmiş bir kadın olarak büyümesine mi neden olacaksın!'
'Onlara zarar gelirse yaşayamam ben Dirim. Sana göre saklamak olabilir ancak bana göre bu korumak. Ona uygun bir dille anlatıyorum, Deva'nın asla sindirilemeyecek bir çocuk olduğunu senin de görmüş olman lazım.'
'Şuan gerçekleri bilmiyor fakat kızından hayatının sonuna kadar gerçekleri saklayamazsın. Bütün olan bitene de hayatı boyunca şahit olacak ve alışarak öğrenecek. Peki sadece olan bitene mi alışacak Dağhan? Sence alıştığı sadece çevresinde yaşananlar mı olacak yoksa şuan senin korumak diye iddia ettiğin ama aslı saklamak olana da mı alışacak. Kızına acımasızlık ediyorsun.'
'Onun saçının bir telinin dahi ne kadar değerli olduğunu bilmeden bana boş yorumlar yapma.'
'Karın, Dağhan... Karının neler yaşadığı, nasıl direndiği, ne tür savaşlardan galip çıktığı ve üstelik hiçbirinden korkup saklanmadığını iyi biliyoruz. Sen direnen bir kadının kızını sakınıyorsun. Deva zamanı gelince ya gölgeni arar, ya da sana savaş açar bu gidişle.'
'O beni anlar. Anlayacak, kızımı tanıyorum, onun için yaptığımı şimdi dahi biliyor.'
'Mesele seni anlaması değil. Kız kardeşin, neydi ismi? Daha tanışmadım ama namı yeri göğü inletiyor. Saklandı mı? Sen kadınları tanıyan adamlardansın, ne oldu sana ya?'
'Tanıyorum, çok iyi tanıyorum ama bu başka Dirim.'
'Kendi iç huzurun için onları koruma kisvesi altında abluka altına alıyorsun.'
'Yapmak istediğimin bu olmadığını biliyorsun.'
'Yapmak istediğin bu demiyorum, yaptığın bu. Kızını korumak istiyor musun? Pekala, bu çok anlaşılır. Gerekirse sınıfının kapısında bekle, dibinden ayrılma ama hayatını kısıtlama. Karını şuan yerinden kıpırdatmamanı sağlıksal açıdan mantıklı bulurum fakat tüm bunlar geçtikten sonra yanında elli korumayla dahi olsa bırak, işine gitsin. Sen onlar seni anlıyorlar diye düşünürken isyan çıkarma olasılıkları çok yüksek bir cinsiyetle baş ediyorsun, farkında dahi değilsin.' Dağhan bir anlığına sessizliğe gömülürken hareleri etrafta dolaştı. Geniş bahçedeki her bir ağacı, havuzun karolarını, özenle budanmış bitkilerin duruşunu inceleyecek kadar sürdü bu suskunluğu.
'Sana oturup hayatlarımızın nasıl olduğunu anlatma ihtimalim hiç aklımdan geçmemişti.' diyerek sonunda o keskin sessiz uğultuyu bozduğunda derince soluklandı.
'Hayatlarımızın nasıl ilerlediğini biliyorum da, hatırlıyorum da. Ancak şuan mesele bizim hayatlarımız değil, onun da farkındayım. Deva, benimle tanışırken senin soyismini söyledi. Başkası değil Dağhan, senin soyunun adını geçirdi. Kalaycı olduğunu dile getirdi. Hangi Kalaycı saklanır söylesene bana?'
'Onlar daha küçücük Dirim. Bilmiyorlar, tehlikeyi, problemli insanları, kendilerini korumalarını, gizlenmeyi bilmiyorlar.'
'İşte bu senin için bir fırsat. Madem şuan gerekiyor bunları bilmeleri, Deva'ya öğret. Baban gibi sert değil, Deva'nın babası nasıl öğretirse ve senin kızın nasıl öğrenirse kendi usulünüzce öğret.' Derin soluğuyla Dağhan dudaklarını aralasa da vazgeçti konuşmaktan. Dirim ise ufak bir tebessümde bulundu. Eli destek vermek istercesine omuzuna vurduğunda kendine odaklanan gözlerle tek kaşını kaldırıp indirdi.
'Onlara kıyamamanı anlıyorum, gözünden sakınırsın, bir lafına dünyayı alt üst edersin, inan ki anlıyorum. Tamam, bir çocuğum yok, belki de-' bakışları içeri dönse de tekrar arkadaşına odaklanmayı seçti, 'Belki de olmayacak. Fakat seni tanıyorum, korkunu da görüyorum, tedirginliğini de. Bunları hissetmen bana oldukça makul ve mantıklı da geliyor esasını istersen. Sadece Meva için belki kaçabilirsin bir süre daha ama Deva kaçacağın bir nokta olmayan yaşta.'
'Kendini korumayı biliyor.' Az önceden beri dut yemiş bülbül misali olan Dağhan'ın cümlesiyle kaşları çatıldığında destek vermek için vurduğu omuz hafifçe yukarı aşağı hareket etti.
'Onu büyüten herif, sevmem, keza öldü fakat kendini nasıl koruyacağını da, nasıl saklanacağını da öğretmiş. Ben gerçekte kim olduğumu Pera'ya açıkladıktan sonra ona bir söz verdim. Benim olduğum bu duruş ve sınırlar yüzünden Deva'nın saçının tek bir teli dahi incinmeyecek dedim. Dolambaçlı bir adam olabilirim ama karıma verdiğim sözleri tutmayı seviyorum.'
'Tamam, ben karına bir söz vermedim.' Az önce aşırı ağır başlı şekilde konuşan Dirim gülerek içeri yöneldiğinde Dağhan gözlerini kapatıp iç çekti. Bu yüzden dahi kimse arkadaş olduklarına inanmazdı işte. Laf cambazıydı Dirim. Kelimeleri seven bir laf cambazı. Keza karısının da onunla aynı olduğunu bildiği için arkasından takip edip eve girdi. Ortalığın tepe taklak dönmesini istemiyordu çünkü.
'-sana bir söz vermiş öğrendiğim kadarıyla. Fakat tehlike ne olursa olsun insan hayatının kısıtlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu ışıkta da sana bireysel bir söz ile geliyorum. Kızını okula götüreceğim yenge. Ve ev ile okul arasında veya okuldaki derslerde saçının tek teline zarar gelmeyeceği konusunda teminat benim.' Bakışları Pera'dan Müjgan'a döndüğünde derin bir nefes aldı.
'Şirketten evrakları istedim fakat biz okuldan dönene kadar ilgilenmezsen sevinirim. Keza akşamları daha odakta olurum ve aklını karıştıran bir şey olursa dosyaları incelerken çevrende bulunmak isterim. Tabi ki takdir sana kalmış.' Merdivenlerden Deva'nın ayak seslerini işittiğinde kollarını göğsüne bağlayıp kendine ufacık ama memnun bir gülümsemeyle bakan Müjgan'dan da çekti harelerini.
'Dirim.' Pera'nın sesiyle merdivenlere doğru yönelecek olsa da anında ona döndüğünde iç çekmeden beklemeye çalıştı. İtiraz istemiyordu.
'Kızımı koruyacağına inanıyorum ama ufak bir rica, okuldakileri kızımdan koru olur mu?' anlamaz bakışları kısılsa da elini yakalayan ufak parmaklarla gözleri Deva'nın mavilerini buldu.
'Annem abartmayı seviyor Dirim.'
'Yolda anlatmak ister misin? Bugün beraberiz nasılsa...' ufaklık başını salladığında bir çırpıda kucağına alıp çıkışa doğru yöneldi. Ardından bakıp gülen Pera ve Dağhan'ın farkında dahi olmadan üstelik. Dışarı çıkar çıkmaz ikisi de gülmeye başladığında Müjgan havalanmış kaşlarıyla odaklandı ikisine. Neden bu kadar eğleniyorlardı ki? Kendinin bilmediği ne vardı acaba?
'Deva için neden uyardın?'
'Korunması gereken Deva değil diğer çocuklar. Fakat pozitif tarafından bakarsak artık okuluna alıştı, çok büyük sıkıntılar çıkarmaz.' Diyen Pera duraksadığında hareleri Dağhan'la çakıştı, 'Yani en azından öyle olacağını umuyorum.' İkisi de gülmeye başladığında Müjgan'ın hareleri şaşkınlıkla üzerlerinde dolaştı. Deva'yı bilip tanımak sadece iletişim konusunda problem yaşamayan bir kız çocuğu olmasından ibaret değildi. O kaostu, nerede ne olacağını veya yapacağını bilememekti, aldanma çocuksu masum yüzüneydi.
Meva'nın sakinliği, Pera'nın istirahat durumu, Dağhan'ın şirket evraklarının içerisinde Pamir'le kayboluşu ve bundan fırsat bulan Müjgan ile Elfe'nin arkadaşlarının tepesine çöküşüyle taçlanmıştı. Pera elindeki kahve fincanından bir yudum daha içerken yüzü ekşidi.
'Şu kafeinsiz kahveyi bulan kişiye aşırı saygılarımı iletiyorum.' Diyerek buruşturmaya devam ettiği yüzüyle fincanı Elfe'nin eline tutuşturdu.
'Size de aşk olsun, bunu bana içireceğinize saman yedirin daha mantıklı.' İsyanı güzeldi fakat hepsi de çıkışlarının anlamsız olduğunun bilincindeydi. En nihayetinde kafein yüksek oranda alındığında zararlıydı ve Pera'nın vücudunun dörtte üçü su yerine kahveydi. Biraz durumu sakinleştirmeliydi, keza bu fikir de Müjgan'dan çıkmıştı. Her olayda kendisine arka çıkacağını düşündüğü kocası ise Müjgan'ı desteklemekten geri kalmamıştı.
'Anlaştık, caz yapma. Yemekten sonra Türk kahvesi içeceksin işte.' Diyerek Müjgan kahvesinden bir yudum aldığında Elfe iç çekerek baktı iki arkadaşına. Aylardır, hatta seneden fazla bir zamandır aynı ortamda denk gelemiyorlardı. İletişimleri yerli yerindeydi fakat böyle oturmayalı çok uzun zaman olmasıyla beraber tek fark vakit değildi. Pera'nın iki çocuğu vardı, bir de hamileydi. Kendisi evleniyordu, şaka gibiydi ama kalp kırıklıklarıyla geldiği bu şehirde onu içi titrer gibi seven bir adamla tanışmış, ona aşık olmuştu. Müjgan yeni adım atmıştı bu yola ama şu an görebildiği karanlıktı. Özellikle ışıksız bir odaya girince ağladığından emin olduğu, hayatı boyunca kendilerinden daha pembe düşlü hayallere dalıp, aile kurmayı canı gönülden isteyen arkadaşıydı o. Şimdi belki kendileri destek veriyor, kendi kendisine destek oluyordu ancak yeterli gelmeyeceğini bilecek kadar tanırdı arkadaşını Elfe.
'Neden daldın sen?' Pera'nın sorusuyla gülümseyerek kendine geldi Elfe. Derinlere dalmıştı. Bunca zaman hayatlarına olan, gelip giden, hep var olmaya devam eden, yeri asırlar geçse de rezerve insanlar vardı, o kadar derinlere daldı.
'Üçümüze bakıyorum da... Her şey çok değişik.' Mırıldanmasıyla Müjgan gülerek anında başını sallamaktan kaçınmadı.
'Haklı... Sen üç çocuk annesisin.' Önce parmaklarını Pera'nın dizini okşadı usulca, şakağını oturduğu yerden dizine yasladığında uzanıp Elfe'nin de yanağını sıkıştırdı.
'Kendisi evleniyor ve inan bana düğünden birkaç hafta sonra hamileyim diyecek. Bu konuda aşırı güveniyorum.' Üçü de gülmeye başladığında Elfe iç çekerek harelerini arkadaşına dikti.
'Peki sen?'
'Bende...' kısa bir an duraksamış olsa dahi kimseyi acılara yürüyor durmuyorum pozisyonuna atmayacaktı. Yıllar sonra onlarla bir araya gelmiş, keyifli bir vakit geçiriyordu ve şu ana limon sıkmak en son isteği bile olamazdı.
'Kendi hukuk ofisimi kuruyorum!' iki kadının kendine büyümüş gözlerle baktığının farkındaydı. Neden bu kadar şaşırdıklarını da biliyordu. Çünkü onların tanıdığı Müjgan standart bir avukat olmayı seviyor, patron olmaktansa olabildiğince uzağa kaçmak istiyordu. Şimdi çalıştığı hukuk bürosunda ortaklık teklif ettiklerinde de fikri aynıydı. İnsanlarla uğraşmak zorken bir de başka insanların yükümlülüklerini almayı sevmezdi. Ancak hayat onu da değiştirmişti. Çünkü artık tutunacağı bir dal, acaba diyeceği bir aile kurma fikri, hafta sonlarını kafam rahat atlatmalıyım, aileme zaman ayırmalıyım diyeceği bir şey kalmamıştı.
'Aslında kahvaltıya bunun için geldim fakat zaman olmadı size söylemeye.' Kadınların şaşkınlıklarından faydalanıp konuşmaya devam ettiğinde Pera'nın bağdaş kurduğu bacaklarını çözerek kısık gözlerle kendini incelemesine gülümsedi.
'Hayatında isteyeceğin son şeyin dahi bu olmadığını söylerdin. Hayallerinde var mı diyeceğim ama 2 sene önce ortalık teklifi reddettin.'
'Doğru, istemedim. Çünkü o zaman –' ekleyecek bir şey bulamadığı için duraksasa da Elfe dizlerinin üzerine çıkarak Müjgan'ın önüne düşen saç tellerini arkaya doğru çekti.
'Umutsuzluk sana yakışmıyor. Bu şeyle geçirdiğin ilk yıl değil ki, seneler oldu, şimdi böyle ipin kopmuş gibi şirket mi kuracaksın?'
'Sizinle böyle konuşmak çok zor.' Mırıldanıp kahve fincanlarını işaret ettiğinde iki kadın da güldü anında. Evet, bu dert serenomisi şarapla olurdu. Kafaları epey güzel olduktan ve peçetelerden bir dağ oluşturacak kadar ağlama dürtülerini durdurmaktan bir haberken. İçlerinde, dışlarında, kalplerinde ve kafalarının içinde bir tek detay dahi kalmazdı. Hıçkıra hıçkıra ağlarlar, konuşurlar, hatta bazen ikisini beraber yapar ne dediklerini dahi anlamazlardı.
Pera'da biliyordu bunu, biliyordu ve maalesef eşlik edemezdi fakat onları o yola sürükleyebilirdi. Oturduğu koltuktan kalkarken yerde, dizinin dibinde oturan iki kadın şaşkınlıkla yana çekilip yol açtılar ona.
'Deniz! Bize iki şarap kadehi bir de şu lanet kafeinsiz kahveden getirir misin!' seslendikten sonra gözüne dün çarpan dolaba yaklaşıp en üstteki şişeyi aldı. Ardından bir tuş dokundu, mekanizma yavaşça döndü ve hemen alttan çıkan diğer şişeyi de aldı.
'Selamlar...' kapıdan duyduğu sesle derin bir nefes daha aldı Pera. Nida'nın sesiydi, Elfe ve Pamir'in düğününden sonra tamamen taşınacakları için günde beş kez geleceğini, daraltacağını dile getirmişti fakat Pera daralmaktan ziyade keyif alıyordu. Dudaklarını araladığı sırada selam veren kızlarla bu kez Elfe'nin seslenişi duyuldu.
'Deniz bir kadeh ve bir kafeinsiz kahve daha ekler misin?!' diye seslenirken Nida'nın dudakları keyifle kıvrılsa da Didem yüzünü buruşturdu anında.
'Kafeinsiz kahveyi öldürseniz içmem.' Dediğinde Pera başıyla Elfe'ye anında onu işaret etmişti bak gördün mü dercesine fakat çok geçmeden yanlarına gelen Deniz kadehleri ve kahveleri sehpaya bıraktı. Pera kenardaki tirbuşonu da alıp koltuktaki yerine yerleştiğinde Nida kızların yanına yere oturmuş, Didem ise hamlede bulunacağı sırada Elfe'nin işaret parmağını sağa sola sallamasıyla göz devirip Pera'nın yanına yerleşmişti.
'O çok sevdiğim geceyi mi yapıyoruz?'
'Saat henüz öğlen üç, ne gecesi?' neler döndüğünden haberdar olmayan Didem bakışlarını kadınlarda gezdirirken Pera kollarındakileri Elfe'ye uzattı.
'Saat dilimi fark etmez, siren çaldı farz edelim, acil durum, yani sabah sekiz de olsa sarhoş olacağız. Siz de bizim gözyaşlarımızla karışık sümüklerimizi temizleyeceksiniz.' Diyen Elfe olduğunda açılan şişeler kadehlere dolmuş, Nida daha önceden olan idmanıyla beraber mutfağa koşup atıştırmalık getirmişti. Henüz olanları anlayamayan Didem ise sadece izliyordu. Sonda ne olacağını merak ederek.
Kaçıncı kadeh, kaçıncı şişe veya kaçıncı parçaydı kimse sayamamıştı. Bu kez müzik listesi Nida'nın parmakları arasındaydı, keza epey dertli çalan her notanın sebebi de hem zırlamak isteyişi hem de arkadaşlarına vedasını simgeliyordu. Bir daha bu ortamı senede bir veya iki kez görürdü. Bilerek yapmışlardı seçimleri ve bu seçimde içine dert olan tek şey bu kadınlardı, onlardan uzakta olacak olmaktı. Eğer o karanlığı bilmese, çıkılacağından emin olsa Dağhan'ın başının etini yer, tüm arkadaşlarını da kendisiyle sürüklerdi fakat o kadar kolay değildi işte. Dağhan o çukurdan senelerdir süren dostluklarına bir armağan gibi Ege ve Nida'yı çıkarmıştı. İlk hamlesi sertti, herkesi ürkütecek kadar sert üstelik. Çünkü işler böyle yürümezdi, paşa dahi gelse o çukurdan ben gidiyorum diyerek kaçamazdı insan, her zaman bir bedeli olurdu. Defalarca itiraz etseler de Dağhan sadece ben halledeceğim demişti, ki halletmişti de. Fakat diyetini asla açıklamamıştı. Keşke kendileri de yapıp çekip çıkarabilseydiler dostlarını ama olmuyordu işte. Yine de kendileri yoksa, bir umut var demekti artık.
'Bana bunu ilk yaptığınızda köpek gibi içmiştim ve hala köpek gibi içmek istiyordum.' Diyerek büktüğü alt dudağıyla gözlerini kaçırdığında Elfe kıkırdadı. O görüntü anlatılmaz yaşatılırdı. Nida o kapının önünde yere oturmuş, bacaklarını uzatmış, kendinde olmayan haliyle asansörden çıkan iki kadına dikkatle bakmıştı. O kafayla dahi nezaketini elden bırakmamış, bir şişeyi getirmişti fakat evde olmayan Pera yüzünden açıp onlardan önce başlamıştı.
'Ne demişti...' diyerek gözlerini kısan Pera'yla Elfe bir kez daha kıkırdadı.
'Ben samimiyete alışkın bir kadın değildim ve şu an dangalakça konuşuyorsam sebebi sensin. O yüzden bu gecenin sonunda asla ama asla senden de, ondan da özür dilemeyeceğim, demişti sanırım.' Sesini incelterek konuşan Elfe'yle bu kez Nida kızgınmış gibi bir bakış attı.
'Kelimesi kelimesine hatırlıyorsun, adi!'
'Çünkü çok sempatiktin.' Omuz silken halleriyle Nida'da ufak bir tebessüm olsa da anında soldu gülüşü.
'Gittiğimde, sizi çok özleyeceğim. Her fırsatta gelmek isteyeceğim ama bazen... Biliyorsunuz.' Sıkıntıyla bıraktığı nefesine rağmen Pera dudaklarını ıslattı.
'Biz geliriz belki, bir sen bir hepimiz sana. Olmaz mı? Misafir sevmezsen bir şey diyemem tabi.'
'Evinde halının ortasında oturuyorum, çok içersem halına kusabilirim. Bence o andan sonra birbirimizin evinde misafir değil ev sahibi oluruz.' Birden kadehini tepesine diktikten sonra şişeyi eline aldığında yenileyip Pera'ya doğru kaldırdı, 'Bunun olması için bugün halına kusacağım.' Ortalığı hepsinin kahkahaları alırken Elfe'nin de Pera'nın da gözleri yine Müjgan'ı buldu. Sohbetle beraber zaman geçmişti ve Müjgan ses çıkarmadan epey hızlı içmişti. Keza iki kadının da bildiği kadarıyla tedavi sürecinde alkol kullanmamıştı haliyle şimdi güzelce çarpacaktı.
'Sendeyiz Müj...'
'Senelerdir çalıştığım için birikimim var. Bunu bir aile kurarsam diye özellikle yaptım biliyorsunuz. Fakat artık kurmayacağım, istemiyorum.' Yorumuyla iki kadının yüzü düşse de beklenmeyecek ses Didem'den çıktı.
'Aile kurarsam diye birikim yapacak kadar istiyorsun ama şimdi istemiyorsun. Neden?'
'Çocuğum olmayacak, o yüzden.' Hafifçe omuz silktiğinde Didem anlamıyor gibi çattı kaşlarını fakat konuşmadı, Müjgan'ın konuşmasını istedi.
'Çocukları fazla severim, hatta kızlar bilirler, ufacıkken bile anne olmanın hayalini kurarım. Bir evliliğim olacaksa bu amaç uğruna olmalıydı. Şimdi, yani birkaç ay sonra böyle bir ihtimal kalmayacak. Beni hayatım boyunca idare edecek tek şey işim olacak...' omuzları düşse de yüzünde ufak bir tebessüm varken bakışlarını kadehine dikti Müjgan. İçi sökülür gibi hissediyordu.
'Bende düşündüm, düşündüm ki bu kadar birikimim var, bir aile kurmayacaksam harcayacak bir yerim de olmayacak. O yüzden hukuk ofisimi kurmaya karar verdim. Duysanız, şahit olsanız o kadar şaşırırsınız ki... Bir sürü kadın var, şiddet görmüş, evden atılmış, dahası evladı koparılmış alınmış... Öyle çok dosya var ki, tehdit edilen, korkarak yaşayan, saklanmaktan başka çaresi olmayan. Ben altı ay önce bir sığınma evine şans eseri gittiğimde şahit oldum. Umutları var onların, hayalleri var, sadece yaşamak istiyorlar. Gönüllerince, kendi başlarına veya çocuklarıyla. İnsani hak yaşamak, biz öyle biliyoruz ama bu bile onlara çok görülüyor. Sindirildikleri gibi kimseden destek göremiyorlar. Belirli bir zamana kadar oraya sığınıyorlar ama çıkacaklar, çıkmak zorunda kalacaklar. Fakat gidecek baba evleri de yok, adam denilecek eşleri de, koruyup kollayacak abileri de. Aslında gerek yok hiç birine ama o kadınlar öyle yok sayılmışlar ki, başlamak için bir kuruşlarıyla beraber umutları da yok.' Sertçe yutkunduğunda ona eşlik eden Didem'di. Biliyordu o kadınları, denk gelmişliği de vardı, aynı yerde kalmışlığı da, ıssız bir sokakta beraber karton üzerinde yatmışlığı da. Onun kanında vahşet vardı, baba demeye dilinin varmadığı adamdan geçen fakat tüm kadınlar kendisi kadar vahşete doğup, hırslarıyla ayağa kalkamıyorlardı. Tek başına olmanın çözümünü bulamamak çok acıydı ama çoğu bulamıyordu işte.
'Düşündüm, madem istediğim tarzda bir aile kuramıyorum o sermaye ile başkalarına umut olurum diye. Bir kadın okulun önünde evladını beklerken öldürülmez mesela, ben arkasındayım bilir, yapacağını, çıkış yolunu bilir. Başkası şiddet gördüğü yere muhtaç hissetmez, tek başına ayağa kalkacağını öğrenir, en azından onu kaldıran hemcinsi olur. Kahvaltı yaparken çığlılar içinde kızının Anne ölme yakarışını duymaz son kez, bulurum yolunu, korurum. Ufacık bir çocuk karakteri beş kuruş etmeyen birinin yaptıklarını oyun sanmaz, oyun sanıp parçalanmaz.' Kendini tutmaya çabalasa da dudaklarından bir hıçkırık kaçtığında omuzunda hissettiği ilk el Didem'in parmakları olmuştu.
'Plan ne peki? Bende yardım ederim sana, koruma, güvenlik, kalacak mekan, yeri göğü birbirine katma. İnan bana hepsi biliyor ortalık karıştırmakta bir numarayım.' Cümlesi hepsini güldürürken Müjgan yan tarafta kalan Didem'in gözlerine baktı. O sığınma evindeki acı harelerine işlemişti. Cayır cayır yanıyordu ne olup bittiğinden bir haber olsa da.
'Örnek olsan olur mu?' titreyen dudaklarıyla konuştuğunda Didem'in de yanağına ufak bir damla yuvarlandı. Telaşla temizlerken oturduğu yerden kalkmayı da ihmal etmedi.
'Olurum ama çok damardan giriyorsunuz. Hamileyim ben! Yoksa bu kadar duygusal değilim. Yaparız, dağıtırız ortalığı.' Ne yapacağını bilmez şekilde etrafta birkaç adım atsa da Müjgan'ın uzattığı peçeteyi aldı hemen.
'Ortalığı dağıtmada profesyoneldir.' Dedi Pera yaşlı gözleriyle. Güldürmeye çalışıyordu fakat ağlamayan bir kişi dahi olmadığından ortalıkta hem kıkırtılar hem de burun çekmeler yankılanıyordu.
'Neyse... Dediğim gibi, böyle düşündüm. Başkalarına ışık olacağım. Anne olabilmiş kadınların arkasında durmak için açacağım ofisi.'
'Kazanç kapısı olmayacak yani.' Biraz da gerçekler der gibi konuşan Nida ile Müjgan göz devirdi anında.
'Olacak, donlarına kadar alacağım için sadece gerekli olanı alacağım içlerinden.'
'Tek başına devamlılığı ve sürdürülebilirliği sıkıntılı bir proje.'
'Tek başına değil.' Didem'in sesi bakışların ona dönmesine neden olurken omuz silkip kalktığı yere oturdu.
'Biliyor musun bilmiyorum ama ben psikoloğum.' Pera dışında herkesten koca bir ha sesi çıkarken Didem yeniden göz devirdi.
'Deli bir psikoloğum...' derken hepsinin onaylayan haliyle iç çekti, 'Bir destek istersen bu konuda varım ve şuan üzerime üç tane şirket var. Yani, ikisinde hissedarım ama aktif gelir. Kendi şirketimin kazancı bana yetiyor, artıyor bile. Diğer iki şirketin abimle konuşup bana ait olan hisse gelirlerini bir dernek kurup bağlayabilirim. Gerektiğinde para dahi almadan avukatlıklarını yapabilirsin.' Müjgan dengesiz ve duygusal bakışlarını üzerine dikerken emin olamasa da ağzını araladığında Didem anında elini havalandırdı.
'Bu sadece onlar için değil, benim içinde. Ve emin ol, seni yarı yolda bırakmaz, sen gitmek istesen dahi.'
'Dağhan buna sıcak bakar mı?'
'Kısa sürede doğru tanıdıysam kendisi de güzel bir bağış yapar.' Kadınlar tekrar güldüklerinde Pera derin bir nefes alarak Müjgan'ın omuzuna dokundu. Bunu yapmasını ve ona destek olmayı elbette istiyordu fakat mesele dağılmıştı.
'Bende arkandayım ama istediklerinden vazgeçerek değil Müj. Aile kurmak, anne olmak sadece doğurmak olamaz.'
'Pera...' başını sağa sola sallasa bile Nida kadının eline uzandı.
'Pera haklı Müjgan. Çoğu adam yapamaz ama babam öyle bir adam ki bana mükemmel bir anne de oldu. Bunu yargılamak için söylemiyorum ama Dağhan'a baksana. Birkaç günde sende şahit olmuşsundur, Deva için kanının son damlasına kadar savaşır. Yeri o kadar güzel ki kalbinde Deva'nın susmadan konuşmasını dinlerken dahi mest oluyor. Erkekler bunu yapabiliyorken sen kadın olarak neler yaparsın düşün bir.'
'Kızlara katılıyorum, biri vardır ve birilerini canı pahasına sever. O adam da illaki vardır dünyada, o çocukta... Zorlama yok ama bunu düşün. Dünyanın sonunda değiliz.' Kızların destekleri Elfe'yle son bulurken yarım olan kadehler tepeye tekrar dikilmişti. Sonrası bedbaht olaylardan çok komik olanlardı. Üç kadının ufak yaşlarında beraber yaptıkları kahkaha attıracak rezilliklerden, Nida'nın Devrim Ege'yle illallah ettirmek için çabalayıp asla ettirememesinden, Didem'in aile ile yeni tanışırken ortalığı karıştırdığı anılardan, en önemlisi bir arada olmaktan. Saatlerce süren muhabbetin bir anı dahi boş geçmemişti. Onlar vardı, tam olarak dünya üzerinde topukluları zemine sağlamca basarken, bazen boş verip bazen ciddiye alarak hep varlıkları sürüyordu. Kadın olmak buydu. Yara da vardı merhem de, hepsini tek başlarına da çözerlerdi ancak yargılanmadıkları, sorgulanmadıkları, rahatça ağlayabildikleri hemcinsleri arasında daha güzel duruyorlardı. Tıpkı ışıkla parlar, her yerlerinden çiçekler sarkarcasına.
Onlar gibi yüzlercesi vardı. Merhamet etmeye kendinden başlaması gereken... Adımına dikkat etmesi gereken yerlerden çekip gitmeyi öğrenebilen... Kendine iyi gelmenin dersi olsa içinde sessizce değişecek yüzyıllık güç barındıran...Kahkahanın eksik olmaması gereken yüze hüzünler çökmüş olan... Hem yıkım hem değişim olan... Yüzlerce kadın vardı dik durmak için savaşan ve dik durmayı öğrenmeye çalışan... En çok kendine sonra kendine benzeyene ihtiyaç duyan binlerce kadın. Hepsi ayaklanacaktı, hepsi sırtlarını dikleştirecek, yaşamaya başlayıp yaşamaya alışacaklardı.
Biliyorduk...
Tarih yazmayacaktı binlerce, milyonlarca kadını ancak kitaplardaki satırlarda gizli kalacaklardı. Çünkü efsane olup insanlara mitolojik gelecekti onlar. Kurşun girmemiş sanılan gövdelerinin kanayan yaralarını kendi hemcinsleri saklayıp sakınacaktı. En nihayetinde dinde dahi yeri vardı; Ümitsizlik bize göre değil, zira bizde kuşlar filleri yener.
Ruhu savaşçı, görünüşü zarif tüm kadınların günü kutlu olsun. Hepimiz bir aradayken, birbirimize çekinmeden sırtımızı yaslayabilirken...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.48k Okunma |
298 Oy |
0 Takip |
89 Bölümlü Kitap |