
⭐️Bölümümüzü yıldızlamayı ve yorum yapmayı unutmayınız⭐️
.
.
.
⚔️
Zamanın birinde, dağların ardında güzeller güzeli bir kız yaşarmış. Dillere destan güzelliği, kıtalarca nam salmış. Kalbindeki masumiyetle, tüm evreni korumaya almış. Güzeller güzeli Kartel, saf güzelliği ve masumiyetiyle doğa ananın kızıymış.
Dengeyi o sağlar, barışı o getirirmiş. Yalnız, Kartel'in güzelliğinin ve masumiyetinin kaybolmaması için kötülükten ve yalandan uzak durması gerekirmiş. Eğer ki Kartel, yalan söyler veya kötülük yaparsa; onun sayesinde var olan barış ve evrenin koruması yok olur, Kartel'se günden güne çirkinleşirmiş.
Kartel'in canından çok sevdiği bir arkadaşı varmış, onun adı Esteria Coyness'miş. Esteria'nın annesi ve babası, Lycanthropylerin lideriymiş. Ve bu mutlak saf ve güzel düzende, Kartel'in en yakınları onlarmış.
Günlerden bir gün, Esteria'nın annesi Kadilla, Kartel'in yanına gelmiş. Negans soylarının onları bitirmek istediğini, ışıktan gelenlere savaş açacaklarını, Tanrı Auron ve Tanrıça İsis'in yasak aşkının tüm evreni kasıp kavuracağını söylemiş. Kartel anlayamamış, Kadilla'ya ne anlatmak istediğini sormuş. Kadilla'nın cevabı ise şuymuş; Tanrı Auron ve İsis'in saklanmasına yardım ettiklerini Neganslar öğrendikleri için, bütün ırklarını yok ederek Işık halkına ulaşmak istedikleri.
Kartel'in, masumiyetin ve saflığın simgesi olduğunu cümle alem bildiğinden Kadilla ondan bir şey istemiş.
Yalan söylemesini.
Kartel karşı çıkmış, ben yalan söylersem düzen bozulur demiş. Ama Kadilla oralı olmamış, inanmamış. En sonunda Kartel, Kadilla'nın teklifini kabul etmiş. Negansların karşısına geçmiş, ve Lycanthropylerin İlahilere yardım etmediğini söylemiş. Kartel'in yalan söylemeyeceğini bilen ve Kartel'e sonsuz güvenen Neganslar ona inanmış. Fakat evren, önce Tanrı ve Tanrıça'yı cezalandırmış. Sonra Işık halkı ve Yeryüzü halkı çok büyük bir savaşa girmiş, Yeni doğan Neganslar, Gloriandan sürülmüş. Işık halkı yok olmuş. Evren altüst olmuş. Kartel günden güne çirkinleşmiş, evrendeki düzen günden güne bozulmuş.
Ve Evren'in Kalbi, o gün atmaya başlamış.
...
"Uraz," dedi Alp kısık bir sesle.
"Efendim, Alp?" diye karşılık verdi Uraz ve bakışları karşısındaki yoğun bakım odasının camına düştü. Kablolara bağlı, öylece uzanan Armina'ya kısaca baktıktan sonra kendini toparlayıp Alp'e geri döndü. Tam o sırada Alp konuştu.
"Armina hiç acıkmıyor mu?" dedi. Bunun ğzerine Uraz hafifçe gülümseyerek "Karnın acıktı mı?" dedi. Alp bakışlarını kaçırdı, sonra burukça gülümsedi.
"Biraz," dedi.
"Gel hadi kantine inelim." dedi Uraz ve Alp'in yaralarına dikkat ederek onu kucağına aldı. Bakışları yan koltukta öylece oturan Araz'a döndü.
"Biz kantine iniyoruz." dedi. Araz başını hızla kaldırırdı. Bir kaç saniye ona bir şeyler söylendiğini anlayamadı. En sonunda kıpkırmızı gözleri Uraz'ınkilerle buluşunca kendisine söylediğini anladı.
"Tamam." dedi. Ve başını tekrar önüne eğdi. Uraz ve Alp kantine doğru ilerlediği sırada, Araz ayaklandı. Ve cama yaklaştı.
Kablolara bağlı, bilinçsizce yatan ikizine baktı uzun bir süre. Üç hafta olmuştu, üç uzun, geçmek bilmeyen hafta. Ama o hala bir yaşam belirtisi göstermiyordu.
"Durumu nasıl?" dedi Araz donuk bir sesle. Doktor iç çekti.
"Vücudu defalarca kez ölümden dönmüş, sayısız darbe almış. Yaşıyor olması bile bir mucize. Bir kaç güne uyanır demek oldukça güç." dedi.
"Yani?"
"Yani, normal bir insan bedeninin bu kadarına dayanması tıbbi olarak mümkün değil. Son bir yılda vücudunun kaldırdıkları normal değil. İşkenceler, ağır ilaçlar, kurşunlar... Yüzbaşı'nın hayata tutunması büyük bir mucize. Uyandıktan sonra mesleğe devam edemeyebilir, bazı uzuvlarını kullanamayabilir. Hatta, belkide uyanmayabilir." Araz sessiz kaldı, doktorun üzerindeki bakışları duvara düştü. Doktor onu yalnız bırakması gerektiğini düşünerek uzaklaşmaya başladığında Araz sırtını duvara yasladı, bakışlarını tavana çevirdi.
Kazanırken kaybetmek, tam olarak bu olsa gerekti.
Düşüncelerinden sıyrılmadı, ama biraz da olsa gerçekliğe döndü Araz. Ailesi... Hepsi dağılmıştı. Amcasının dönüşüne sevinememişlerdi bile. Ecel timi, duygularını bastırmakta ustaydı. Albaylar gibi. Gülgün Kırşan gibi. Ama Sakine Bozkurt için aynı şey söylenemezdi.
Gülgün Kırşan doktorları tembihlemişti. İmha timi dışında Armina'nın durumunun ayrıntısını kimse bilmeyecekti. Ama Sakine, doktor ve eşi Albay Arif konuşurken her şeyi duymuş, ikinci kez kalp krizi geçirmenin eşiğine gelmişti. 1.5 haftalık yoğun bakım sürecinden sonra şuan normal bir odada, sakinleşmesi için uyutuluyordu.
Armina'ysa olanlardan habersiz, yalnızca yatıyordu. Uzun, upuzun bir uykuydu onunkisi.
Bilinçaltında, uyanmak istemiyor olabilir. Bazı hastalarda bunu çok sık görürüz. Öleceğine kendini inandırmış, yada ölmezse karşılacağı durumu kaldıramayacağını düşünerek komaya giren hastaların bilinçaltları uyanmalarına izin vermez.
"Uyan artık ikiz..." diye fısıldadı Araz.
Uyan artık.
⚔️
Eğer Armina'nın hayatı bir roman olsaydı; Armina'nın yokluğunda, komada kaldığı anlarda ailem dediklerinin çektiği acıyı yazar bile yazamazdı. Armina'nın hayatı eğer ki bir kitap olsaydı, sayfalar mürekkeple değil kan ve gözyaşıyla yazılırdı.
Acı, her satıra ilmek ilmek işlenir; korku, cümlenin başı ve sonu arasına gizlenirdi.
Ve bazen, yazar bile yazamazdı karakterlerinin çektikleri acıyı.
Armina'nın komaya girmesinin üzerinden dört hafta geçmişti, üç gün sonra 2025'e gireceklerdi. Armina 10 Kasım'ı, 29 Ekim'i ve daha bir sürü özel günü kaçırmıştı. 2024 yılının yarısından fazlası acı, esaret ve gözyaşıyla geçmişti. Çoğunlukla bu gözyaşları yanaklarına değil, ruhuna doğru süzülmüştü gözlerinden. Bir yıl önce, tek başına çıktığı o göreve çıkarken bu yıl yaşayacaklarından habersizdi tabii. Tek amacı vatanını korumak, ailesiyle birlikte yıllar sonra elde ettiği özgürlüğünü doyasıya yaşayabilmekti.
Önce acıyla geçirdiği çocukluğunun, hırsla büyüdüğü gençliğinin sebebi olan ailesinin öz kızları olmadığını öğrenmişti. Yeni ailesine kavuşmuş, ve hiç yapmayacağı şekilde küçük bir kız çocuğu gibi heyecanlanmıştı. Allah, ona ikinci bir şans verdi zannetmişti. Ama yeni ailesiyle tanışınca, bir şans değil işkence olduğunu anlamıştı.
Yanılmıştı, çünkü cidden Allah ona ikinci bir şans vermişti. Ama 27 yıllık hayatını mahveden ailesi, şimdisini de mahvetmiş ve ona yine acı çektirmişti. Yıllarca göğüs göğüse savaştığı, canın diğer parçası Ecel Timi'nin ölümüyle yüzleşmişti. Kardeşi Asya'nın ölümüyle yüzleşmişti. Hayatını mahveden ailesinin gerçek kızının, gerçek ailesinin hayatını mahvettiğini öğrenmişti, Defalarca kez işkence görmüştü.
Ve hepsi, ailesi yüzündendi. Onların kucağına verildiği günden bugüne, tek amaçları Armina'ya acı vermekti. Armina çocukluğunda acı çektiği, canının yandığı çoğu anıyı hatırlamıyordu bile.
Peki ama neden?
Sadece düşman ailenin çocuğu olduğu için yeni doğmuş bir bebeğin beşiği, çocukluğu, ruhu, varlığı kana bulanır mıydı?
Bulamışlardı.
Peki ya tek sebep bu muydu?
İşte bunu bilen yoktu. Armina birde onca kaosun, acının, kaybın arasında birine aşık olmuştu.
Peki ya aşık olduğu kişi, gerçektende zannettiği kadar masum muydu?
Aylar önce
Yazarın anlatımıyla,
Emin adımlarla Kule'nin koridorlarında ilerliyordu Khatar. Her zaman peşine dolanan Özer bu kez yoktu. Yalnızdı.
Mit Müsteşarı Engin Parlar'ın kapısının önüne gelince duraksadı. Duruşunu iyice dikleştirdi, ve kapıyı tıklattı.
İçerden gel komutu gelince kapıyı açarak yavaş adımlarla içeri girdi.
"Gel, Khatar." diyerek masasının önündeki sandalyeyi işaret etti. Khatar, karşısındaki adamın kendinden emin komutunu duyduğu gibi hızla ilerleyerek oturdu.
"Sangre Roja." dedi Engin Parlar. Khatar dikkatle dinlemeye devam etti.
"Kuleliyi birincilikle bitirmiş, Harp okulunuda birincilikle bitirmiş. Ama ikisinde de okul birincisi olduğu ilan edilmemiş. Okul ikincileri, birinci olarak anılmış. Neden?" Khatar ona bakmaya devam etti.
"Henüz yeni mezun Teğmenken, itlerin arasında Sangre Roja diye anılacak kadar başarılı bir asker olmuş. Hiç hata yapmamış, hiç. Ağır yaralanmış, normal bir askerden çok daha kısa sürede ayaklanmış, görevine tüm gücüyle devam etmiş, Henüz Üsteğmenken Türk Silahlı Kuvvetlerinin en seçkin askeri Özel Kuvvetler timinin komutanı olmuş, onlarca gizli görevde yer almış, hiç birinde başarısız olmamış. Adını her gün biraz daha yukarı taşımış." derin bir nefes aldı Engin.
"Muhteşem ötesi bir kariyer, bir askere çok zor nasip olacak bir kader. Çok büyük bir vatan aşkı, azim... Taktire şayan ve insanı kendisine hayran bırakan biri, değil mi?" dedi Khatar'a hitaben. Khatar, onu başıyla onaylamakla yetindi.
"Ve bir diğer tarafta, yıllardır el altından çok büyük işler yürüten Terör Örgütü var. Neler çevirdiklerini bilmiyoruz, bildiklerimize inanamıyoruz, inansakta henüz kanıtlayamıyoruz. Ama insan aklının şu anki yüzyılda akıl sır erdiremeyeceği işler yaptıklarında hemfikiriz değil mi Khatar?" Khatar, yine başıyla onayladı.
"Peki Sangre Roja'nın, babasının Yılmaz Taşkıran olduğunu biliyor musun?" işte bu sorunun üzerine, konuşmanın başından beri mimiksiz olan kaşları, anlamdıramayan ve şaşıran bir ifadeyle çatıldı.
"Sangre Roja, doğum yılı 1997. Adı, Armina Kırşan. Yıllardır süren SiyahGül operasyonunu henüz 14 yaşındayken o başlattı. Peki bunu biliyor musun?" Khatar, duyduğu her bir cümleyle biraz daha şok oluyordu. SiyahGül operasyonu, Yılmaz Taşkıran hakkında yürütülen operasyondu. Defalarca başarısızlıkla sonuçlanmış, Yılmaz Taşkıran çok büyük kanıtlar olmasına rağmen her seferinde bir şekilde aklanmıştı.
"Gerçek adı, Armina Kırşan da değil üstelik. Birgen Taşkıran. Khatar, ben daha fazla konuşmayacağım. Ama bu işte çok büyük bir iş var, bahsettiklerimden çok daha fazlası burda-" elini cebine attı, ve bir USB bellek çıkarttı Engin Parlar. Belleği Khatar'a uzattı. Khatar belleği hızla aldı, bir kaç saniye belleğe baktıktan sonra bakışları tekrardan Engin Parlar'a döndü.
"Araştır, bul ve o kızı yakınen incele. Halinde, tavrında, biyolojik, fizyolojik olarak bir farkı var mı incele. Tıp okudun, doktorsun. Onun normal bir insan olduğunu veya olmadığını bana kanıtla. Kendin olma, ona yaklaş. Sevecen ol, biraz olsun şu tavırlarını kır ve ailenden biriymiş gibi davranarak o kıza yakınlaş." Engin Parlar'ın sözlerinin üzerine Khatar öylece karşısındaki adamın gözlerine baktı bir süre. Ama bu bakış,
emri sorgulayan değil anlamlandırmaya çalışan bir bakıştı. Kısa sürdü. Başıyla onayladı, ve konuşmaya başladı.
"Sadece çok başarılı diye, onu araştırmamı mı istiyorsunuz? O zaman başka birinden de beni araştırmasını mı istediniz?" dedi. Çünkü kendiside oldukça başarılı ve verilen hiç bir görevi başarısızlıkla tamamlamamış bir askerdi.
Engin Parlar, Khatar'ın sözlerinin üzerine hafifçe gülümsedi.
"Bu terör örgütünün akıl almaz dediğim gizledikleri her neyse artık teknolojileriyle ilişkili olabilir. Senin ve Sangre Roja'nın durumu çok farklı. Sen bir insan olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin en başarılı ve dayanıklılarındansın ama o bir insandan daha üstün gibi." Khatar tekrardan başıyla onayladı onu.
"O raporu bana hazırla, o rapora ihtiyacımız var." dedi ve başıyla kapıyı işaret etti. Khatar hızla ayaklandı, ve küçük bir baş selamıyla odadan ayrıldı.
Ve Arminayla Kağan'ın ilişkisi, tam olarak böyle başladı.
⚔️
Bir aylık bekleyişten sonra size kısa gelen, ama kitaba Kağan'ın giril yaşrıpı 13. bölümden beri yazacağım günü düşünerek üzüldüğüm o bölümü sonunda yazdım.
Normalde düzenli ve çok çok sık gelen bölümlerin, düzensiz ve aysa bire kadar düşmesinin sizin canınızı sıkrıpının farkındayım. Benimde canımı sıktı.
Yazamadım, arkadaşlar. Yazamadım. Devam ettiremedim kitabı. Buda benim kusurum olsun. Oturdum başına, yazdım yazdım sildim. İçime sinmedi diye, binlerce kelimeye defalarca kez yazdım.
Bunun kitaplasa alakası yok, sadece biraz dinlenmek istedim galiba. Mental olarak yorulmuşum, ve bunun farkına varınca bidaz ara verdim. Bu süreçte boş mu durdum? Tabii ki hayır. Arka planda kurguyu baştan sona tekrar düzenledim, yeni kurgular üzerine çalıştım. Yazarınız çalışıyor👊🏻
Ve siz ben burada olmadığım sürede beni, bizi bırakmadınız. Her şeye rağmen bizimle olduğunuz için teşekkür ederim.
Yanlış anlaşılmasın, depresyonda değildim. PUAJSJSJSHSJSHSKAHAGAGAGA Sadece, biraz uzaklaşmak istedim. Yazamadıkça sildim, sildikçe karakterlerime küstüm. Ama şimdi, geri döndüm.
Beni sabırla beklediğiniz, gerçekten beni sevdiğinizi hissettirdiğiniz için teşekkürler!
Ve işte, bomba gibi geri döndük! Heyecanlı mısınız?
Yorumlarınız ve oylarınız bu yazarlık konusunda geçirdiğim zor dönemde sizlerin varlığını hissettiren en büyük motivasyon kaynağım. Bu yüzden yine size çok teşekkür ederim.
Sizleri çok seviyorum, çok heyacanlıyım ve çok duygusalım.
Bir sonraki bölüme kadar, sağlıcakla kalın!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 127.91k Okunma |
10.96k Oy |
0 Takip |
86 Bölümlü Kitap |