89. Bölüm

74. Bölüm: Başlangıç

Estrella
birbakipcikiyorumm

⭐️Bölümümüzü yıldızlamayı ve yorum yapmayı unutmayınız.⭐️

.

.

.

 

İnsanlar gider, anılar kalır derler hep. Peki ya bu kez, anılar gider insanlar kalırsa?

 

Geçmiş, gelecek, şimdi... Bizler bu büyük döngünün içinde ilerlerken ne geleceğe yön verebiliriz, ne şimdimizi değiştirebiliriz, ne de geçmişimize geri dönebiliriz.

 

Yapabileceğimiz tek şey yaşamaktır, çünkü insanın yaratılış amacı budur. Geçmişi veya geleceği değiştirmek değil, şimdiyi yaşamak.

 

İşte bu yüzden, gelecekte olacaklar için kaygılanmak veya geçmişimizi unutmaya çalışmak bize verilen kısacık ömrü kaygıyla yaşamak demektir. Değer mi peki?

 

Bence değmez.

 

Bu yüzden, giden insanlar ve anılar için üzülmek, yalnızca kalanlara ve yaşanacanabilecek olanlara ihanet etmektir.

 

Hayat, yaşamaya değerdir. Ne olursa, kim olursa olsun. Bu yüzden pes etmedim, geçmişe takılı kalmadım. Gömdüm anılarımı. Gelecekte neler olacağını değil, kim olacağımı düşündüm. Şimdimi, sevdiklerimle yaşadım.

 

Üzüldüm, ağladım, güldüm... Ama günün sonunda yatağıma uzandım ve yine ben olarak uyandım o uykudan.

 

Peki bu kez, ben olarak uyanabilecek miydim?

 

Gözlerim hafifçe aralandı, aralandığı gibi göz kapaklarımdan içeri sızan ışık, gözlerimi cayır cayır yaktı. Hızla geri kapattım gözlerimi, ellerimi gözlerime bastırmak istedim. Ama kıpırdayamadım bile.

 

Uzun süre öylece durdum, uyanmaya çalıştım. Ama en sonunda, karanlığa yeniden teslim oldum.

 

Karşımda küçüklüğüm vardı, sapsarı elbisesiyle yine karşımdaydı.

 

"Yine sen..." diye fısıldadım. Bu kez o güzeller güzeli ormanda değildik. Kurumuş, tüm ağaçları ölmüş bir ormandaydık.

 

"Evet," dedi. Ve her şeye rağmen gülümsedi. Sarı elbisesindeki kan lekelerini o ana kadar fark etmemiştim, Taşkıranların sırf ben görüpte acı çekeyim diye yıllarca sakladığı kan lekelerini. Fark ettiğim gibi ona doğru bir adım attım ama o hızla geri çekildi.

 

"Başaramadık, mahvolduk değil mi?" dedi küçüklüğüm. Sustum, çünkü o yine haklıydı.

 

"Bak, yok oldu evim. Yine ve yine kimsesiz kaldım. Sende mi kimsesiz kaldın?" dediğinde boğazıma bir yumru oturdu. Başım öyle bir ağrımaya başladıki ellerimle şakaklarıma hızla bastırdım. Anılar, zihnime birer birer doluştu.

 

Kanlar içinde yerde yatan Asya.

 

"Senin yüzünden! Eğer sen hayatımıza hiç girmemiş olsaydın kardeşim bu halde olmazdı!"

 

"Timin'in yanına gitmek ister misin?"

 

"Adın şanla şerefle değil, kan ve ihanetle anılacak Armina."

 

Babam ağlıyordu.

 

Yılmaz Taşkıran'ı ve beraberinde 367 teröristi öldüren Yüzbaşı K., şehit oldu...

 

Sadece ailem olsun istedim. Herkes öldü, herkes acı çekti. Benim yüzümden.

 

Benim yüzümden.

 

"Acıtıyor değil mi?" dedi. Gözlerim acıdan dolayı dolmuştu. Olduğum yerde öylece kalakamıştım. Başımda olan ellerim düşmüş, öylece iki yanımda acıyla kasılmıştı. "Bende senin yüzünden bu haldeyim." diye fısıldadı. Herkes benim yüzümden ölmüştü, herkes benim yüzümden acı çekmişti. Benim yüzümden.

 

"Ama hala farkında değil misin Armina? Asıl acı çeken, mahvolan çevrendekiler değil. Sensin." yavaş adımlarla bana yaklaştı. Vücudum tir tir titriyordu, titreyen elimi iki minik eliyle kavradı ve gülümsedi.

 

"Herkesin hayatını mahvettiğini düşünüyorsun ama kendi mahvolan hayatının farkında değilsin. Doğduğundan beri tek düşündüğün sevdiklerin Armina. Senin yüzünden değil, ne senin yaşadıkların ne de onların yaşadıkları senin yüzünden değil. Hatırla, hadi hatırla."

 

Beni kurtaran asker, maskeli. Ağlayan asker.

 

Kağan.

 

"Uyanmak istemiyorsun, gerçeklerle ve insanlarla yüzleşmekten korkuyorsun. Ama aynı zamanda gelecek için kaygılanmadan şimdiyi yaşamamız gerektiğini söylüyorsun. Kendinle çelişmiyor musun?" Tir tir titreyen vücudum daha fazla dayanamadı, arkamdaki ağaca yaslanarak yere oturdum.

 

"Şimdini yaşa, ve korkma. Uyan artık Armina. Uyan..."

 

"4317 numaralı oda, hastanın gözleri açık! Titriyor, doktor beyi çağırın hemen!"

 

⚔️

 

Uraz Aktan'ın anlatımıyla,

 

Bir ömür gibi geçen belirsiz bekleyiş bitmiş, ablam uyanmıştı.

 

Hastaneden taburcu olalı henüz bir kaç saat olmuştu, bir hafta önce uyandığından beri hastanedeydi. Bugün 31 Aralık 2024'tü. Artık yeni bir yıla girecektik.

 

Kendi evimizdeydik, Korkmazlardan kimseyi eve almamıştık. Ablamın zaten yataktan kalkacak mecali yoktu, onu daha fazla yormak istemiyorduk. Öldüğümüzü zannediyordu. Asya’nın, bizim… Haftalarca bu acıyla yaşamıştı. Bizim acımızla. Bizim de onun acısıyla yaşadığımızdan habersizce hem de.

 

Tek bir kelime etmeden öylece duruyordu odasında. Neredeyse hiç konuşmamıştı uyandığından beri. Yaptığı tek şey, Sena’ya “Her şey yolunda mı?” şeklinde attığı mesajdı. O yokken asistanı Sena yönetmişti onun hisselerini çünkü.

 

Asena, Çınar, Efe, Mert, Ufuk ve ben salonda oturuyorduk. Sadece oturuyorduk. Elimizden gelen başka hiç bir şey yoktu. Alp vardı birde, ablamın emaneti. Devlet onu elimizden almıştı, ama ablama bunu henüz söyleyememiştik. Albayın yanında diyebilmiştik.

 

“İyi olacak mı?” dedi Asena ablam. Kimse ona cevap vermedi.

 

Kırşan ve Bozkurt Albayda dahil olmak üzere birçok üstümüz günlerdir Ankaradaydı. Gülgün annem de öyle. İCO hakkında büyük meselelerimiz vardı, onlarda bunları konuşmak için oradalardı.

 

Ayhan binbaşı ve Ejder timi de kısa sürede oldukça iyi bir şekilde toparlamışlardı. Birkaç kez aralarında “Bizi görmeye nasıl gelmedi?” gibisinden bir şeyler konuştuklarını duymuştum sadece. Korkmazlar ne haldeydi bilmiyorum, ama bizim halimizden beter olamayacakları kesindi.

 

Alaca timi, hastaneden hiç ayrılmamışlardı, iki gün öncesine kadar. Kuzey Irak taraflarında bir operasyona gidene kadar yani.

 

Ablam iyileşecek miydi, tabii ki evet. O Arminaydı, yalnızca Armina.. Ne bir rütbeye, ne bir lakaba dayanıyordu gücü ve cesareti. Onun gücü, kendinden geliyordu, içinden. Sahip olduğu makam ve mevkiden değil.

 

Kağan ortalıklarda yoktu, bu bir haftada üç kere askeriyeye gitmiştim ama ne orada, nede başka bir yerde onu hiç görmemiştim. Kız kardeşi bile defalarca kez ikizini bırakıp ablamın yanına gelmişti ama o hiç bir yerde yoktu.

 

Ablama her şeyi anlatmıştık, onun videosundaki tüm şifreleri çözdüğümüzü, haklı olduğunu, sahidende Barın ve Miraç’ın beyninde çip olduğunu anlatmıştık. O ise sadece başıyla onaylamıştı bizi. Dayanamıyordum onu böyle görmeye, aramızda dört yaş olsada beni büyüten kişiydi o. Annem sayılırdı. Onun yokluğunda Ecel olarak hepimiz çökmüştük, dağılmıştık. Hiçbir şey eskisi gibi değildi artık.

 

Biz acılarıyla birbirine bağlı yedi çocuk değil, acılarıyla kendi zihnine sıkışmış yedi çocuktuk artık.

 

Asya Korkmaz,

 

Üniversiteye gitmem gerekiyordu benim, kazandığım üniversiteye. Yazın ortasında, doğum günümden birkaç gün öncesine kadar 31 Aralıkta nerede olacağımı sorsalardı, İlk tercihim olan Boğaziçi Bilgisayar Mühendisliğine yerleşip orada okumaya başladığım ve onun dışında hayatımın normal akışında devam ettiği olurdu. Yaşananlar ağırdı, ne ben Boğaziçi Bilgisayar Mühendisliğine yerleşebilmiştim, ne de hayatınm normal akışında devam etmişti. Mezuna kalmıştım anlayacağınız. Ama bu tepmonun içinde, bende dahil hiç kimsenin umrunda değildi bu. Ne ders çalışmıştım eylülden beri, ne de birilerine anlatmıştım. Ablam dahi bilmiyordu mezuna kaldığımı, okula gitmediğimden de mi anlamamıştı bilmiyorum ama, bu umrumda da değildi. Yani son zamanlarda. İlk başlarda bunu kafaya takıyordum, yalan yok. Ama sonra o, patlamada kaybolunca… Ben haftalarca yoğun bakımda kalınca, ablamın öldüğünü öğrenince tüm kırgınlığım geçmişti. Çünkü hayat, birilerine kırılmak için fazla kısaydı.

 

O bana anlatmıştı, ben onu dinlememiştim ilk başlarda ve bunu sorun etmemişti. En sonunda beni affetmişti. Ama ben ona kendimi anlatmamış olmama rağmen beni anlamadığı için kırılamazdım.

 

Tüm ailem paramparçaydı, tüm ailem. Halam, amcalarım, kuzenlerim, babaannem, dedem, babam, annem, abilerim… Hiç kimse toparlanamamıştı. Dedem ve babaannem Ankaraydaydı. Halamlar eniştemin memleketindelerdi, amcamlarda kendi evlerinde. Hepsi günde on defa arıyordu, akılları hep Arminadaydı. Dört gün önce, Armina hepsinin suratına bakıp “Buradan gidin, hayatınıza devam edin. Yoksa kendimi daha çok suçlarım.” demişti. Bu, kurduğu ilk cümleydi. Onlarda onun tek bir sözüyle gitmişlerdi. Ama akılların hala buradaydı.

 

Çok şükür o sağdı. Çok şükür.

 

Barın ve Miraç abim, neredeyse iki haftadır evde değildi. Askeri olduğunu söylemişti babam. “İyiler, sadece askeri bir operasyon. Kurcalamayın.” demişti Albay Ahmet Kırşan.

 

Ilgaz abim bir haftadır savcılık ve hastane arasında mekik dokuyordu. Araz abim iki gün öncesine kadar hastanede yatıp kalkıyordu. Sonra görev çıkınca, mecburen gitmişti. Rüzgar abim eve hiç gelmemişti, hep hastanede Armina’nın yanındaydı. Hem doktoru hem de abisi olarak.

 

Bir kaç saat önce taburcu olmuştu Armina ama eve almamışlardı bizi. Annem ise bir gündür uyutuluyotdu.

 

Armina’ nın kaybıyla yaşadığı acı, ölmekten beter halde geri dönmesiyle kalbine vurmuştu. Kalp krizi eşiğinden son anda dönmüştü. Hastanede, onun başında yatıp kalkıyorduk zaten. Bir anda odasının camının önüne yığılıp kalmıştı dün. Neyseki durumu iyiydi.

 

Annemin başında, hastanedeydik hepimiz. Yapacak başka bir şeyimiz yoktu. Öylece oturuyorduk. Elimizden gelen başka bir şey yoktu zaten.

 

Karşı Savunma ve İstihbarat Genel Merkezi, Ankara

 

Dünya genelindeki İCO hareketleri, sıra sıra tüm ülkelerinin verdiği karantina kararları,, sokaklarda dolaşan askerler, yeni bir dönemin başladığının habercisiydi. Azeri General Abdül İsmayilov ve askerleri buradaydı.

 

“Sayın Kırşan,” dedi. Gülgün Kırşan odasının kapısında gördüğü kişiyle gülümsedi. Ve ayaklandı.

 

“Hoş geldiniz, General.” dedi. Abdül İsmayilov karşısına oturunca, o da oturdu. “Uzatmayacağım, Kırşan. İCO-”

 

“General, durum sandığınızdan daha karışık ve büyük. Merkez üssü olarak Türkiye seçildiği için İCO’nun ciddiyetinin farkında olan sayılı ülkelerdeniz.” dediğinde General onu başıyla onayladı.

 

“Terör olayından çok daha büyük, çok daha derin. Amaç, tek devlet bir dünya.”

 

“Biliyorum, gönderdiğiniz dosyayı okudum.” dedi General. İkisi çok önceden beri tanışıyorlardı. Gülgün Kırşan, General’in sözlerini başıyla onayladı. “Toplantı salonuna gitsek iyi olacak,” dedi Kırşan. General onu başıyla onaylayarak ayaklanınca ikisi birlikte toplantı salonuna doğru ilerlemeye başladılar.

 

Salona girdiklerinde, karşılarında Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Engin Parlar vardı. Uzun masanın en başına oturmuş, yanındaki Alman General Lukas Schneider ile hararetli bir konuşma yapıyordu. Masada bir kaç isim daha vardı, her rütbelinin arkasında koruması vardı.. Gülgün Kırşan ve Abdül İsmayilov’un girmesiyle bakışlar onlara döndü. Engin Parlar boğazını temizledi, ve söze girdi. “If everyone is present, we may commence.”* Odadaki herkes onu başıyla onayladı. Gülgün Kırşan ve Abdül İsmayilov da masadaki yerlerini alınca Engin Parlar konuşmaya başladı.

 

“First of all, welcome everyone. We are currently facing a major global crisis, both diplomatically and militarily. IO seeks to unify the entire world under a single flag with a one-state ideology. You are already on our side because you understand that, with their advanced technologies and the dozens of nations supporting them, this is not something that can be simplified or taken lightly.”** bakışlarını masadaki herkeste gezdirdikten sonra devam etti.

 

“We have been combating terrorism for decades, and we thank you for standing with us now, even though many of you were not alongside us until recently. At present, they have become a far greater threat than mere terrorism.”*** masadaki bir kaç kişinin gözgöze geldiğini gördü Engin Parlar. Büyük isimler vardı karşında, evet. Ama kendiside büyük bir isimdi ve Türkiye olmadan karşısındaki hiç bir ülkenin şansı yoktu İCO’nun karşısında.

—-------------------------

*"Herkes geldiyse başlayabiliriz."

**"Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Diplomatik olarak da askeri olarak da Dünya çapında büyük bir kriz altındayız. İCO, tek devlet anlayışıyla tüm dünyayı tek bayrak altında toplamak istiyor. Üst düzey gelişmiş teknolojileri, arkalarında duran onlarca ülkeyle basite indirgeyebileceğimiz bir şey olmadığının farkında olduğunuz için zaten yanımızdasınız."

***"On yıllardır terörle mücadele ediyoruz, bu zamana kadar pek çoğunuz yanımızda olmadığı için teşekkür ederiz. Güncelde artık terörden çok daha büyük bir sorun haline geldiler."

 

“Why would we assist you when there has been no request for aid regarding attacks on your country, and this situation does not negatively affect us in any way?”* EYP** Daire başkanı Nikos Papadopoulos’un gergince konuşmasına karşılık olarak Engin Parlar sakince sorusunu cevapladı.

 

“What happens to you will in no way negatively affect us, yet we invited you here, didn’t we, Mr. Papadopoulos? Even if the Fifth Article didn’t exist, would you still be here?”*** boğazını temizleyerek bakışlarını onun üzerinden çekti. Ve konuşmaya devam etti.

 

“Let us return to our topic. We believe they chose Turkey as a central location due to its geographic position, historical background, and many other factors. They have military and technological bases spanning thousands of square meters underground, all of which are being identified one by one.”****

 

—---------------

*"Sizin ülkenize yapılan saldırılar için herhangi bir yardım talebiniz yokken ve bu durum bizi hiç bir şekilde olumsuz etkilemez iken neden size yardım etseydik?"

**EYP: Yunanistan İstihbarat Servisi

***"Size olacaklarda bizi hiç bir şekilde olumsuz etkilemeyecek ama sizi buraya davet ettik değil mi Sayın Papadoppoulos? Beşinci madde olmasaydı burada yine de olur muydunuz?"

****"Konumuza dönelim. Coğrafi konumu, tarihi geçmişi ve daha birçok etkenden dolayı merkez olarak Türkiye'yi seçtiklerini düşünüyoruz. Yer altında binlerce metrekarelik alanlarda askeri ve teknolojik üsleri var. sıra sıra hepsi tespit ediliyor."

 

Tam konuşmaya devam edecekti ki DGSE* Başkanı Clément Dubois söze girdi.

 

“While such large facilities were being established in your country, where were you, Mr. Undersecretary?”** aralarında geçen kısa göz temasından sonra Engin Parlar’ın bakışları kısa bir anlığına Gülgün Kırşan’ın üstüne düştü. Çok kısa bir andı bu. Sonra yeniden Clément Dubois’e döndü.

 

“They had an agent of a very high rank. A few days ago, our Counter-Defense and Intelligence Unit, under the command of our Deputy Undersecretary Gülgün Kırşan, launched an operation for this. I suggest you focus on your own internal affairs rather than ours, Mr. Chairman.”*** sözlerinin altındaki imayı anlayan Clément Dubois ve diğerleri, toplantı boyunca İCO dışında başka hiçbir konuyu konuşmadılar.

 

İsteselerde istemeselerde İCO’ya karşı en büyük güç ve bilgi kaynağı Türkiye’ydi. Toplantı saatlerce devam etti, İCO üzerine saatlarce konuşuldu. En sonunda toplantı bitip odada yalnızca Gülgün Kırşan ve Engin Parlar kaldığında Gülgün Kırşan söze girdi.

 

“Çok iyi bir iş çıkardınız, efendim.” dedi. Engin Parlar onu başıyla onayladı hafifçe. Sıradakileri çağır dercesine attığı bakışa karşılık konuştu Kırşan.

 

—---------------------

*DGSE: Fransa Dış İstihbarat Servisi

**"Ülkenize bu kadar büyük tesisler kurulurken, sizler neredeydiniz Sayın Müsteşar?"

***“"Oldukça üst rütbede bir ajanları vardı, Müsteşar Yardımcımız Gülgün Kırşan'ın komutasında olan Karşı Savunma ve İstihbarat Bölüğümüz bir kaç gün önce bunun için operasyona çıktılar. Siz bizim iç işlerimize değil de, kendi iç işlerinize odaklanın bence, Sayın Başkan."

 

Günlerdir onlarca toplantı yapılıyordu, ülke içi ve ülke dışından pek çok kişiyle sürekli olarak irtibat halindeydi Engin Parlar.

 

“Karşı Savunma ve İstihbarat bölüğü ile olan toplantınızı biraz erteleyebilirim efendim. Onun dışında bir toplantınız kalmadı bugünlük. Sabah Bakanlarla olan toplantınızdan sonra eğitim yeniden online eğitim sistemine döndü. İçişleri Bakanı Selim Kavakoğlu sizinle bir toplantı talep ediyor. Sağlık Bakanlığından da bir mail aldık. Sokağa çıkma yasakları devam ediyor. 0-18 ve 65 yaş üstü için geçerli. İçişleri Bakanı bu konu hakkında görüşmek istiyor. Ayrıca Genel Kurmay Başkanımızda sizinle acil toplantı talep ediyor.” anladım, dercesine başını salladı Engin Parlar.

 

“Diğer pek çok ülkede sağlık ve zorunlu olan diğer alanlar dışındaki çalışanlar da evden çalışıyor efendim. Türkiye de henüz gerçekleşmesede pek çok ülkede yaşanan toplu alanlardaki bomba, katliyam ve benzeri unsurlardan dolayı Türkiye’nin de tamamıyla Karantinaya geçmesi konusunda mecliste yapılacak toplantıya davet edildiniz.”

 

“Anladım Kırşan, devamı da dahil olmak üzere bu saydıklarının hepsini raporla ve yanıma gel. KSİ’yle* olan toplantıyı da iki saat sonraya ertele. Bunlar ayak üstü konuşulacak şeyler değil.” dediğinde Gülgün Kırşan onu onayladı.

 

“Saatlerdir yemek yemediniz efendim, bir şeyler ayarlatıyorum.” dedi

 

“Sen sanki yedin, Kırşan.”dedi ve Toplantı salonundan çıktı. Gülgün Kırşan hızla odasına ilerledi ve toplantıdan önce hazırladığı tüm resmi belgeleri, gelen toplantı isteklerini ve Mavi Çiçek operasyonundan gelen son güncelleme raporlarını alarak Müsteşar Engin Parların odasına doğr ilerlemeden önce bir şey dikkatini çekti. Mavi Çiçek operasyonundan gelen son rapor, 8 saat önceydi.

 

—-----------

*KSİ: Karşı Savunma ve İstihbarat Bölüğü

 

KSİ’nin operasyon komuta merkezine gittiğinde odada iki asker ve üç ajan vardı. O odaya girdiği gibi hepsi hizaya dizildi.

 

“Tamamdır gençler, geçin görevinizin başına.” dedi. Asım’a eliyle işaret yaptı. O hariç diğerleri işinin başına dönerken Asım yanına gelmişti.

 

“Asım, son altı saatin raporu nerede?” tim, altı saate bir KSİ’yi bilgilendiriyordu. Komuta merkezi de bunu raporlaştırarak Gülgün Kırşan’a teslim ediyordu. Bu, her operasyonda böyle olurdu zaten.

 

Gülgün Kırşan’ın sözleri üzerine kaşları çatıldı Asım’ın. “Bizzat kendim odanıza bırakmıştım, efedim.” dedi. Gülgün Kırşan Tamam, dercesine başını salladı.

 

“Kopyasını verir misin?” dedi. Asım hızla uzaklaştı ve elinde bir dosyayla geri döndü.

 

“Sağol.” dedi Gülgün Kırşan. Oradan çıkıp hızlıca odasına geri döndü. Bakışları hızla masasına döndüğünde yere düşmüş olan dosyayı gördü. Hızla eline alıp içini açtığında raporun burada olduğunu gördü. Yere düşürdüğünü anlayarak kopyayı çekmecesine koyarak odasından çıktıç Kapısının önündeki ajanına selam vererek Engin Parların odasına doğru ilerlemeye başladı.

⚔️

Yorumlarda buluşalım🥹

Bölüm : 08.02.2026 16:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Estrella / SANGRE ROJA / 74. Bölüm: Başlangıç
Estrella
SANGRE ROJA
GİRİŞ1. Bölüm: Sangre Roja2. Bölüm: Operasyon3.Bölüm: Hastane4.Bölüm: Geçmişin Acılı İzleri5. Bölüm: Verilen İlk Şans6. Bölüm: Begah Karan7. Bölüm: Evin Prensesi8. Bölüm: Kardeş9. Bölüm: Doğum Günü10. Bölüm: İkizim11. Bölüm: Havaalanı📢DUYURU📢12. Bölüm: Bağ13. Bölüm: Mavili14. Bölüm: Yoldan Geçen Biri15. Bölüm: AlyaKarakter Tanıtımı-116. Bölüm: İçtima17. Bölüm: Yalancı18. Bölüm: İnternational Capture Organization19. Bölüm: Anne20. Bölüm: Bilinmeyen Zamanlar21. Bölüm: Sus22. Bölüm: Aile YemeğiD.T.’den Sevgilerle23. Bölüm: Bomba24. Bölüm: Baba25. Bölüm: Arslanlar26. Bölüm: Üsteğmen Kırşan27. Bölüm: Kod Adı, Kızıl GölgeKİTAP KAPAĞI28. Bölüm: İmha Timi29. Bölüm: Baskın30. Bölümden Alıntı30. Bölüm: Operasyon Adı, Yok Et31. Bölüm: Esir32. Bölüm: Ölümün İntikamı33. Bölüm: Patlama34. Bölüm: Acının Gözyaşı35. Bölüm: Nabız36. Bölüm: Yüzbaşı37. Bölüm: Küçük Kız38. Bölüm: Karanlar39. Bölüm: Mavilim40. Bölüm: Küçüklüğümün Sözleri41. Bölüm: İs Kokusu📢42. Bölüm: Miraç43. Bölümden Alıntı43. Bölüm: Khatar44. Bölüm/Part144. Bölüm/Part245. Bölüm: Sarı Elbise46. Bölüm: Mesaj47. Bölümden Alıntı47. Bölüm: Acı48. Bölüm: Yemek49. Bölüm: Kurabiye50. Bölüm: Şüphe51. Bölüm: İsteme52. Bölüm: Geri Dönüş53. Bölüm: Pusu54. Bölüm: İntikam (1. Kitap Finali)MUTLAKA OKUYUN55. Bölüm: Al Bayrak56. Bölüm: Ölüm Birliği57. Bölüm: Birlikler, Kategoriler, Bölgeler58. Bölüm: Kırk Dokuz Gün59. Bölüm: Kurtuluş60. Bölüm: Kırşan61. Bölüm: Ragnar62. Bölüm: Video63. Bölüm: Bilinç Hattı64. Bölüm: Ejder Timi65. Bölüm: 14. Yaş ve 52 Gün66. Bölüm: Plaka67. Bölüm: Birgen Taşkıran68. Bölüm: Klon69. Bölüm: Tutsaklık70. Bölüm: "Her zaman."71. Bölüm: Bilinmezliğe Doğru72. Bölümden...72. Bölüm: Tutun Bana73. Bölüm: İnsan Üstü74. Bölüm: Başlangıç
Hikayeyi Paylaş
Loading...