
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın!
İyi okumalar.
______________________________
"Gerizekalı." İğrenerek ona baktığımda gülümsüyordu.
"İkinizde benimsiniz." Yanımdaki boşluğa baktı. Orda hiçbir şey yoktu.
"Ruh hastası." Sesim fısıldar gibi çıkmıştı. Duymuş olacak ki bana döndü.
"Sende benimsin." Yüzünde iğrenç bir gülümseme vardı.
"Senin tipini sikiyim." Yüzündeki gülümsemesi soldu. Yanıma gelip bir tokat savurduğunda gülümsedim.
"O gördüğün şey gerçek değil biliyorsun değil mi?" Baktığı yeri gösterdim.
"Orda biri yok." Tanju bir anda delirmeye başladı.
"Gitti." Baktığı yere baktım.
"Gitti, gitti, gitti o senin yüzünden gitti!" Çıldırmış gibi söyleniyordu. Bir anda eline bir sopa alıp karnımın hafif üst kısmına vurdu.
"Senin yüzünden gitti!" Bağırıyordu sürekli. Kapıyı çarpıp çıktı. Birkaç dakika sonra elinde şırıngayla odaya girdi. Aklıma geçmiş gelmişti. Bir anda boynuma saplamıştı. Boynumu çekmeye çalışmıştım ama bir yere kadardı.
"Ne lan bu?" Etraf dönmeye başlamıştı. Uyuşturucu değildi ama çok tuhaf bir şeydi.
Ellerimi hareket ettiremiyordum. Tüm gücüm çekilmişti. Bir anda sopayla koluma vurmasıyla neye uğradığımı şaşırmıştım. Bir sopaydı sadece ama deşiliyormuş gibi hissettirmişti. Sonrası karmakarışıktı.
Tanju yine burdaydı dövüyordu ama hiçbir yerimi hareket ettiremiyordum.
Sonunda ellerimi hareket ettirebiliyordum. Çıkarmaya çalışırken yine Tanju girdi. Aynı şırıngayı sapladığında yine aynısı oldu.
Tanju bu sefer bıçaklarla gelmişti. Konuşmak için ağzımı araladığımda bıçağı koluma sapladı. İğne acıyı kat kat arttırıyordu. Bağırmak istedim ama sesim çıkmadı.
Bu sefer belirli aralıklarla gelip aynı şeyi enjekte ediyorlardı. Tanju yine içeri girdi. Bu sefer baştaki gibi bağırıyordu. Benim yüzümden gittiğini söylüyordu ama baktığı yerde hiçbir şey yoktu. Enjekte ettiği her neyse tüm gücüm hem çekiliyor hem de acısı kat kat artıyordu.
Kapı pat diye açıldı Tanju gelmişti. O sırada silah sesleri gelmeye başladı.
Karan'dan
Asena'yla karşılaşmıştık. Gökçe sahilden geldiğimi görünce bir sürü soru sorduğu ve kafamı şişirdiği için söylemek zorunda kalmıştım. Gökçe görür görmez sarılmıştı. Kulağına bir şey fısıldamasıyla şaşırmıştı. Ayrıldıklarında gözümün için bakarak konuştu.
"Size de merhaba komutanım." Benimde sarılmamın önündeki tek engel abilerinin oluşuydu.
"Merhaba yüzbaşım." Abisi çekiştirerek götürmüştü.
"Kadının sevdiği senmişsin meğer. Biz annemle ne kadar üzüldük haberin var mı? Anneme söyleyince ne kadar sevinecek." Gökçe başımı şişirmeye devam ediyordu.
"Gezelim Gökçe hadi abicim." Beni türlü türlü yerlere sokup gezdirdikten sonra kendimi zorlukla dışarı atmıştım.
Telefonumu çıkarıp Asena'yı aradım. Bir sebebi yoktu sadece aramak istemiştim. Telefon çalıp duruyordu.
Çaprazımda yerde olan telefonu fark ettim. Ekranı yanıp sönüyordu. Telefonu aldığımda ekranda odun emojisi vardı. Kapattım tekrar aradım. Yine çalmıştı. Bulduğum telefonu açtığımda benimki de açılmıştı. Asena'nın telefonuydu. Başka kimse birini odun emojisiyle kaydetmezdi zaten. O sırada telefonu çaldı.
"Alo Asena seninle herhangi bir iletişime geçti mi?" Buse'ydi.
"Buse, Karan ben. Asena'nın telefonunu yerde buldum." Duraksadı.
"Asena Trabzon'da." Etrafa bakındım.
"Bende Trabzondayım. Telefonu yerde buldum ve etrafta Asena gözükmüyor." Buse'nin konuşmasıyla sesindeki endişeyi fark etmiştim.
"Karan bulduğun yeri gören bir kamera var mı?" Etrafa bakındım. Köşedeki mekanın kamerası vardı.
"Var ama ne oluyor?" Mekana girdim.
"Tanju iki gün önce kaçtı. Delirmiş gibi Asena'yı arıyordu." Kimliği çıkarıp gösterdim karşımdaki adama.
"Kameraları kontrol edebilir miyim?" Adam yolu göstererek önden yürüdüğünde telefon hala açıktı.
Kameranın açısını seçip birkaç saat öncesine bakmaya başladık. Nefes almayı unutmuştum sanki.
"Buldun mu bir şey?" Buse'ye cevap vermedim. O sırada Asena gördündü. Birkaç tane de siyahlı adam.
"Kaçırmışlar." Sinirle birkaç saniye gözlerimi kapattım.
"Onu bul Buse, lütfen." Delirmek üzereydim.
"Ailesine görev çıktığıyla ilgili bir mesaj at Karan endişelenmesinler." Sıkıntılı bir nefes aldım.
"Şifresi ne?" Görüntüleri flaşa kaydetmelerini istemiştim.
"050421" Şifreyi girdikten sonra telefonunu açmıştım.
"Sema hanım diye kayıtlı galiba mesajı ona at. Ben seni arayana kadar orada kal. Trabzon'dan çıkış yapıp yapmadıklarını öğreneceğim." Telefonu yüzüme kapattığında Sema hanıma önceden göreve gittiğinde attığı mesajları taklit ederek bir mesaj attım.
Deli gibi etrafta dönüp duruyordum. O sırada Gökçe geldi yanıma.
"Abi iki saattir seni arıyorum ne oluyor?" Sesli bir nefes aldım.
"Seni eve bırakayım benim bir yere gitmem lazım." Fazla kurcalamadan onaylamıştı. Arabaya bindiğimizde eve yaklaşırken Buse aradı.
"Karan sizin timi oraya göndereceğim. Bende yola çıktım. Sen yakınındaki karakola geçiyorsun. Trabzon'dan daha çıkmamışlar. Ordaki ekibin bilgisi var." Evin önüne gelince durdum ve Gökçe'nin binaya girmesini izledim.
"Anladım, kapatıyorum." Karakola sürüyordum. Kalbim kulaklarımda atıyordu.
Bir süre sonra karakola geldiğimde arabadan bir hışımla çıkıp arabayı kitledim. Kimliğimi gösterdikten sonra içeri rahatça girebilmiştim. Beni bir amir karşılamıştı.
"Buse savcım geleceğinizin haberini vermişti isterseniz kamera görüntülerine tekrar inceleyelim." Başımla onayladım. Bir odaya geçtiğimizde birbirine bağlı bir sürü bilgisayar vardı. Bugünün görüntülerine girip izlemeye başladım. O sırada kapı pat diye açıldı.
"Abi bir sakin ol." İçeri Asena'nın abisi girmişti.
"Benim kardeşim kaçırılmış Dinçer sen hala sakin ol diyorsun!" Göz göze geldik.
"Sana haber veren aklımı sikiyim." Arkasında birkaç kişi daha vardı.
"Sen sabah ki adamsın. Asena'nın tim komutanı." Başımla onayladım.
"Senin ne işin var burda Karan yüzbaşım?" Selim yarbaydı. Hemen ayağa kalktım.
"Karan Çevik emret komutanım." Sinirle gözlerini kapattı.
"Senin burda ne işin var evladım?" Verecek mantıklı bir cevap arıyordum.
"Asena kaçırıldı komutanım. Bende Trabzondaydım telefonunu buldum tesadüfen." Anladığını belirten bir şekilde başını salladı.
"Mesajı atan sen miydin?" Sema hanıma attığım mesajdan bahsediyordu.
"Bendim." Onlarda büyük ihtimalle karakoldaki tanıdıklarından öğrenmişlerdi.
"Şimdilik bizim dışımızda kimse bilmiyor." Asena'nın polis abisiydi. Selim yarbay dışındaki herkes bir sandalyeye yerleşmişti. Selim yarbay telefonunu eline alıp dışarı gitti. Bende sandalyeye oturup kayıtları izlemeye devam ettim.
Tam olarak ne kadar geçtiği hakkında bir fikrim yoktu ama hava kararmıştı. Diğerleri sigara içmek ve telefon konuşmak için dışarı çıkmışlardı. Kısaca odada tektim. Ekranın kenarında olan Asena'nın fotoğrafına takıldı gözüm. Sistem ararken fotoğrafı da yansıtmıştı.
Geriye yaslanıp fotoğrafı izledim. Bi an sadece bi an hiç mutlu olamayacağımız düşüncesine kapılmıştım.
İzlenme hissiyle arkamı döndüm. Yarbay beni izliyordu.
"Komutanım." Eliyle oturmamı işaret etmişti ayağa kalkmak üzereyken.
"Sende bi haller var yüzbaşı." Anlamazca yarbaya baktım.
"Nasıl yani komutanım?" Asena'nın fotoğrafına baktı uzun uzun.
"Sen niye burdasın yüzbaşı?" Sesinde hafif bir yumuşama olmuştu.
"Çünkü kardeşim burda komutanım." Alayla baktı bana.
"Salak mıyım evladım ben? Gece cama atılan taşa uyanmayacak mıyım?" Tükürüğümü yutamayıp öksürmeye başladığımda güldü.
"Komutanım-" lafımı kesti.
"Gördüm yüzbaşı, bizim kızın sana nasıl baktığını senin ona nasıl baktığını. Seviyorsunuz birbirinizi belli ki." Yakalanmıştık resmen.
"Yoksa neden kız kardeşini bahane edip koskoca Mardin'den Trabzon'a gelesin." Gülüşündeki o sinsilik çok belliydi.
"Kaç tane abisi var biliyor musun?" Yutkundum.
"Biliyorum komutanım." Yine o gülüş.
"İki sülalesinde tek kızı olduğunu biliyorsun değil mi? Yani kalan herkesin erkek olduğunu ve Asena'nın göz bebeği olduğunu." Bakmaya devam ettim.
"Biliyorum komutanım." Elini omzuma koydu.
"Kaç kişiden dayak yiyeceksin haberin var mı senin oğlum? Hele ki korgeneralin torununa gönül koymanın nasıl bir delilik olduğunun farkında mısın?" Bu sözlerinde samimiydi.
"Farkındayım komutanım." Elini omzundan çekti.
"Ben bir şey söylememde siz söyleyince ortalık karışacak ve emin ol büyük bir keyifle izleyeceğim yüzbaşı." O sırada bilgisayarlardan ses geldi. Bulmaya bir adım daha yaklaşmıştık.
Yaklaşık üç gün geçmişti ve bulmuştuk onu. Şimdiyse üstümüzü giymiş gideceğiniz aracı bekliyorduk. Tim çoktan gelmişti.
Araca bindiğimizde kimseden ses çıkmıyordu. Görev dışında pek konuşamamıştık zaten. Herkes Asena'nın iyi olup olmadığını düşünüyordu.
Bir süre sonra vardığımızda herkes konumlanmış ve emrimi bekliyordu.
"Emre'nin atışıyla başlıyoruz. Emre atış serbest." Ortalığın içinden geçiyorduk.
Asena'dan
Elindeki şırıngayı boynuma yaklaştırdığında gülüyordum.
"Birazdan senin ebeni sikicekler Tanju." Ve enerjim yine tüm bedenimden çekildi. Son enerjimi gülüp dalga geçmek için kullanmıştım. Yine olsa yine yapardım.
Ellerimi ve ayaklarımı çözüyordu Tanju. Tam beni ayağa kaldırmıştı ki. Çelme takıp Tanju'yu yere düşürdüm ama sadece yere düşen o değildi. Bende yere düşmüştüm.
Kapı pat diye açıldığında gülümsedim. Yanıma hızla gelenin Karan olduğuna adım kadar emindim.
"Asena, Asena!"O sırada Tanju'nun elindeki tabancayı Karan'a doğrulttuğunu fark ettim. O an içimde sadece tek bir duygu vardı, ben hayatımda korkmadığım kadar korkmuştum onu kaybetmekten. Namlunun hizasına geçtim ve karnımda bir yanma hissettim. Sonraysa bir çınlama... Sesler boğuk geliyordu.
Gövdemi Karan'a yaslamıştım. Kollarındaydım. Eliyle hafifçe yarama bastırmıştı. Diğerleri Tanju'yu çoktan öldürmüştü. Gözlerim kapanıyordu. Çok yorulmuştum. O kadar şey yaşamıştım Tanju'nun elindeki şırıngalar kadar hiçbir şey ölümün kıyısına getirmemişti.
"Asena, Asena uyuma güzelim!" Gözünden bir damla yaş düştüğünde elimi yanağına götürüp sildim. Time baktığımda onlarında gözlerinin dolduğunu gördüm. Son belliydi ve sanki herkes bunun farkındaydı...
"Ben demiştim Karan. Kız çocuklarına mucizeler hiçbir zaman işlemez." Panikle başını iki yana salladı.
"Sen istersen tüm mucizeler kız çocuklarına ait olur.." Gözlerinden bir damla daha süzüldüğünde gözümü kapatmadan önce Karan'ı öptüm. Benimde gözümden bir yaş düşmüştü.
"Karan deniz kabuğum kırıldı..." Anlamazca bana baktı.
"Yeniden bulurum. Kapatma gözlerini.." Cebimden kırılmış deniz kabuğunun parçalarını çıkardım. O sırada Gökhan'a bir şey demişti ama anlamamıştım
"Benim sana bulduğum kırıldı Karan.."
Flashback
Karan'ın nereye gittiğini anlamıştım. Elimi kumların arasında gezdirdiğim sırada elime sert bir şey geldi.
Baktığımda deniz kabuğu olduğunu gördüm.
Sırtıma ceket bırakınca cebime attım.
Flashback bitti
Sanki yukarıdan bir yardım gelecekmiş gibi gözlerini tavana dikti.
"Sen benim yerime mucizelere inan Karan. Ben mucizelere inanmayı çok küçükken bıraktım, onlarda gerçekleşmeyi bıraktı zaten..." Duyduğum son sözler Karan'ın dı.
"Ben sana her zaman inanacağım... Ama gitme Asena.." Bilincim kapanmıştı.
Buse'den
Uçaktan iner inmez karakola gitmiştim. Timden haber bekliyorduk. Askerin biri yarbaya konuşurken duymuştum.
"Komutanım, Asena komutanımın durumu ağırmış **** hastanesine iniş yapmışlar. Doktorlardan ses çıkmıyormuş." Duvarların üstüme geldiğini hissetmiştim.
"Siz hastaneye geçin ben bizimkilere durumdan bahsedeceğim." Yarbayın konuşmasıyla odadan Asena'nın abileri ve sanırım kuzenleri çıktı.
Bende o grubun ardından odadan çıkmıştım. Arabama binip hastaneye geçmiştim.
Hemşireye sorup ameliyathanenin olduğu katı bulduğumda kapının önünde tim bekliyordu.
"Durumu ne?" Sorduğum Selçuktu.
"Bilmiyoruz." Karan'a baktım sanırım aralarında en kötüsü oydu. Yanına çöktüm.
Ameliyathanenin kapısına baktım.
"Bir keresinde Asena hastaneye kaldırılınca teyzenin biri gelmişti yanıma." Dikkatle beni dinliyordu.
"Ona göre biri ne kadar mutlu olacaksa o kadar bir bedel ödermiş." Ellerine bakmaya devam etti.
" Bir şey olmaz dimi?" İç çektim.
"Bilmiyorum." Konuşmamız o kadardı. Sürmeyeceğini anlayınca Selçuk'un yanına geçip oturdum ve başımı omzuna yasladım.
Daha mutlu olamadan bedel ödemişken bedelini ödediği mutluluğu yaşamadan gidemezdi insan. Teyze öyle söylemişti en azından.
Koridorun başında kalabalık bir topluluk buraya geliyordu. Sanırım Asena'nın anne tarafıydı.
Kimseden ses çıkmıyordu. Sema teyze bana durumunu sormuştu bir tek, bilmediğimi söylediğimde ağlamasını şiddetlendirmişti.
Burçak arıyordu ara sıra durumunu soruyordu. En yakın uçak bileti yarına olduğu için ancak yarın gelebilirdi. Arabayla gelmesi daha uzun sürerdi zaten.
Birkaç saat sonra Karan'dan
Kaç saat geçtiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Haydar abi yanıma gelmişti.
"Hadi aslanım Gökhan arabayı getirmiş siz Gökhan, Çınar ve Emre'yle gidip üstünüzü değiştirin. Sizden sonra biz gideriz." Üstüme baktığımda kanla kaplı olduğunu gördüm. Asena'nın kanıyla.
"Bir şey söylerlerse hemen arayın." Başıyla onayladı. Arabaya bindiğimizde çıt çıkmıyordu. Eve geldiğimizde Gökçe kapıda karşılamıştı.
"O iyi mi?" Bilmiyorum dercesine başımı salladım.
Hızlıca duşa girip üstümü değiştirdim. Diğerlerini beklerken Gökçe geldi yanıma.
"Abi bende geleyim mi?"
"Sen bilirsin. Geleceksen anahtarı arabaya bırakmayı unutma." Telefonumu kontrol ettim arama yoktu.
Gökhan,Çınar ve Emre de üzerini değiştirince Gökçe'yle beraber çıkmıştık evden.
Hastaneye geldiğimizde çoğu kişi gitmişti. Sanırım kalabalık yapmamak içindi.
Tam oturacakken ameliyathanenin kapısı açıldı ve doktor çıktı.
"Hastanın durumu iyi. 12 saat içinde bir komplikasyon gelişmezse normal odaya alacağız." Sesli bir nefes verdim. Diğer herkesin yüzünde de bir gülümseme hakimdi.
"Ben biliyordum zaten." Selçuk'a baktım. Kendi söylediğine o bile inanmamıştı. Tam gidecekleri zaman almışlardı haberi.
Gökçe bana doğru bakıp konuştu.
"İyiymiş." Yüzümde ne gördüyse bir anda modu düştü ve yanıma geldi.
"Abi noldu?" Aklıma o son konuşması geliyordu sürekli, kollarımda gözlerini kapatışı. Görmeden rahatlamayacaktım.
"O kurşunun hedefi bendim o önüne atlamasaydı." Benim yüzümden eğer ona bir şey olursa... Gökçe bir şey söylemedi.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Gökçe'yi ve timdekileri göndermiştim. Bir tek Haydar abi kalmıştı timden.
"Karan biraz uyu böyle zaman geçmez." Haklı olduğunu bilerek gözlerimi kapadım. Her saat on yıllar gibi geçiyordu çünkü.
Yaşanan olayları görmüştüm rüyamda. Asena yine kollarımdaydı ama bu sefer şehit oluyordu.
Sabah beni uyandıran Haydar abiydi. Asena'yı normal odaya aldıklarını haber vermek için uyandırmıştı. Yaklaşık yarım saat içinde de uyanabileceğini söylemişlerdi. Şimdiyse uyanmasını bekliyorduk.
Asena'dan
Gözlerimi açtığımda karşımda bembeyaz bir tavan vardı kolumdaysa serum. Hastanenin tavanıydı. Etrafta gözlerimi gezdirdiğimde tim, Buse, Burçak ve sanırım tüm sülale burdaydı.
"Doktoru çağırayım." Kim olduğunu algılayamamıştım.
Kapı açılıp doktor girdiğinde kontrolleri yapıp konuşmaya başladı.
" Hastanın yanında fazla kalabalık yapmamanızı öneririm. Dinlenmeli. Bir sorun gözükmüyor. İyi günler." Çıkmıştı.
"İyi misin kızım?" Annemdi.
"İyiyim." Karan'ı aradı gözüm. Duvara yaslanmış kolları bağlı bir şekilde beni izliyordu.
"Komutanım." Emre'ye baktım.
"Noldu Emre?" Odak ona dönmüştü.
"Komutanım Azrail nasılmış?" Ne diyon gibisinden baktım.
"Komutanım sürekli bir ziyaret içindesiniz. Bir hal hatır sormadınız mı?" Cıkladım.
"Genelde hal hatır sormuyoruz birbirimize." Birinin kıkırtısını duymuştum.
"Komutanım rahat mı bıraksanız artık Azraili. İşi gücü var onun da." Gülümsedim.
"Bilmez miyim sürekli müşteri gönderiyorum ona. Ondan samimiyiz yani." Odada kahkaha tufanı kopmuştu.
"Bizimkine ne olursa olsun mizahında gram bir oynama yok." Haydar abiye bakım göz kırptım.
Selçuk bir anda Karan'a baktı sonra bana baktı. Sanki yüreğine inmiş gibi ses çıkardı.
"Komutanım! Komutanım ben fotoğraf çekemedim! Komutanım bana bunu nasıl yaparsınız!" Haydar abi hızlıca olayı çakıp Selçuk'u ensesinden tuttuğu gibi dışarı çıkarmaya çalıştı.
"Arkadaş biraz sıkıntılı." Zorla da olsa dışarı çıkarmıştı.
Ortada bir sessizlik hakim olmuştu.
"E biz gidelim kalabalık yapmayalım. Hasta ziyaretinin kısası makbuldür." Teyze hanımdı. Kaş göz işaretiyle çekirdek aile dışında kalan sülaleyi çıkarmıştı odadan.
Odada tim, Buse, Burçak, Çağrı abi, Poyraz binbaşı, bizim çekirdek aile kalmıştı. İçeri Haydar abiyle, Selçuk girdiğinde. Selçuk bana bakmıyordu.
"İyi misin?" Buseydi. Eskiden olsa çok pis azarlardı ama şimdi o kadar çok şey atlatmıştık ki beraber... Belki biraz oda kalabalık olduğu için de olabilirdi.
"İyiyim." Burçak'la göz göze geldik. Yanıma geldi. Sarılacağını anlayınca dikeldim.
Sarıldığında ağladığını fark etmiştim. Ve Emre'nin kaçamak bakışlarını.
Buse'nin de sarılacağını anlayıp çekildi Burçak.
"Bunun sonrasıda olacak. Biz çıkalım kuzum dinlen sen. Aradığımda o telefon açılmazsa burada biteceğim Burçak'la haberin olsun." Kulağıma fısıldamıştı.
Başımla onayladım. En son Çağrı abi bir şey olursa mutlaka aramam konusunda uyarmıştı.
Kapıdan çıkmadan önce de Poyraz binbaşı geçmiş olsun dileyip çıkmıştı.
"Sizde çıkın evladım." Anne hanımın sözleriyle itiraz etmeye başlamışlardı abi takımı.
"Anne bari birimiz kalsın." Bartu'ydu.
"Sen kesinlikle olmazsın kızı güldürüp yarasını acıtırsın." Savcıydı. Atakan zaten onu göndereceklerini bildiği için ağzını açmıyordu.
"Sende sinirlendirirsin." Kartaldı.
"Sen evlisin baştan elendin." Barlastı.
"Ben niye eleniyorum?" Omuz silkti.
"Evlisin, çocuğun var." Kuzey, Barlasa döndü.
"Sen niye kalıyorsun ya görev gelirse?" Bartu kapak çekti.
"Hadi cevapla." Aral, Kuzey'e döndü.
"Sende kalamazsın." O niye bakışı attı.
"Alp abime benziyorsun sen de sinirlendirirsin." Savcı atladı ordan.
"Evet bana benziyor o da kalamaz." Aral gülümsedi.
"O yüzden ben kalıyorum." Babam konuştu.
"Çocuklar hiçbiriniz kalmıyorsunuz." Araba anahtarı çıkardı cebinden.
"Hadi görüşürüz." Tim abileri izliyordu. Abiler odadan çıkınca teyzem içeri girdi.
"Hah yetişmişim." Sesizce söylemişti ama ben duymuştum.
"Sen gitmemiş miydin Serpil?" Teyzem güldü.
"Aman onları götürmek için yaptım. Yeğenimi hiç yalnız bırakır mıyım?" Akıllı kadındı. Tim ayaklandığında teyzem konuştu.
"Nereye çocuklar?" Haydar abi cevapladı.
"Biz daha fazla rahatsızlık vermeyelim." Karanla göz göze gelmiştik. Açıkçası onun hiç gidesi yok gibi duruyordu ama aile işlerine de karışmak istemiyor gibiydi.
"Aranızdan biri dursun çocuklar şimdi bir şey olur falan." Karan'a baktı uzun uzun.
Karan kendinden bahsedildiğini anlayıp baş işaretiyle onları göndermişti. Karşımdaki kalktığı koltuğa geri oturdu. Bey babanın baya bir keyfi kaçmıştı.
"Adın neydi?" Teyzem çok sinsi bir kadındı.
"Karan adım." Karan inanılmaz bir beyefendilikle duruyordu ve gerginlik.
"Serpil bende, teyzesiyim." Karan bana baktı.
"Anladım." Kısa bir süre sessizlik oldu.
"Karan senin rütben neydi?" Bey baba baya bir incelemişti.
"Yüzbaşıyım efendim." Baya bir gerilmişti hemde.
"Efendime gerek yok oğlum." Yine bir sessizlik olmuştu.
"Tim komutanı mı oluyorsun o zaman?" Teyzem yapma teyzem.
"Evet." Anne hanım Serpil teyzeden bir şeyler çakmıştı. Camdan baktığım kadarıyla hava kararıyordu.
Yemek getirdiklerinde tüm odak benim yemek yememe dönmüştü.
"Yiyemezsen" sözünü böldüm anne hanımın.
"Yerim." Ben yemeği yerken çıt çıkmıyordu. Bey babanın telefonu çalınca dışarı çıkmıştı.
Teyzemde anne hanımı zorlayarak tuvalete götürmüştü. Bende yemeği bitirmiştim.
"Korkuttun Asena." İç çekti.
"9 canlıyım ben." Güldü ama komik olduğu için değildi. Bir anda ciddileşti.
"Önüme atlama bir daha." Bende ciddileştim.
"Sen olsan sen de öyle yapardın." Başıyla onayladı.
"Ben olsam yapardım ama sen yapma." Durdu.
"Bu bir emirdir." Bir pişmanlık duymuyordum şahsen.
"Teyzem biliyor." Güldü.
"Fark ettim." Fark etmemesi garip kaçardı zaten.
"Yarbay da biliyor." Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
"Ne demek biliyor?" Yanıma geldi ve biten serumu kapattı.
"Basbaya, bana cama atılan taşa uyanmayacak mıyım dedi." Eğilmesini işaret ettiğimde bana doğru eğildi.
"En son öpüşmemiz yarım kalmıştı sanki." Konuştuğumda Karan çekildi.
"İyileş önce Asena." Güldüm.
"İyileşince rövanşını yaparız diyorsun, peki." O da güldü.
O sırada teyzemgil içeri girmişti.
"Serum bitmiş ben hemşireye haber vereceğim." Çıktığında anne hanım bana ve teyzeme baktı.
"Serpil sen ne karıştırıyorsun?" Teyzem hemen beni gösterdi.
"Ben değil valla yeğenim karıştırıyor." Allah seni ne yapmasın teyze.
"Asena'm, kızım ne diyor bu teyzen." Zoraki gülümsedim ve pat diye söylemeye karar verdim.
"Anne biz Karanla çıkıyoruz." Kal geldi. İçeri baba bey girdi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Sema ne oluyor?" Teyzeme baktı.
"Serpil ne oldu Sema'ya?" Karan ve hemşire girdi içeri.
"Yok bir şey biraz hava almaya çıkalım biz." Teyzem ve annem çıktılar.
"Ne oldu bunlara?" Bilmiyorum dercesine dudak büktüm baba beye.
Hemşire kolumdaki serumu değiştirip çıktı. Karan yanı başımdaki koltuğa geçmişti.
Teyzem ve annem içeri girince ikisininde yüzünün güldüğünü görmüştüm.
İlerleyen saatlerde herkes yorulmuş teyzem gitmişti. Gece maks iki kişinin kalmasına izin veriyorlardı. Karan ise albaydan izin almış gece güvenlik amacıyla kalmak için izin istemişti. Hastaneye bu izin söylenmiş Karan'ın da kalması onaylanmıştı.
Şimdiyse bir tek Karan ve ben uyanıktık. Onun bana baktığını hissettiğim için anlıyordum uyanık olduğunu o da nefes seslerimden anlıyordu yüksek ihtimalle.
Kapı açıldığında sanırım hemşire gelmişti.
Sessizce girdi hemşire olmadığını üstüne giydiklerinden anlamıştık. Karan bir anda ayaklanıp gelenin kolunu çevirip duvara yasladı ve lambayı açtı.
"Kimsin sen?" Sesi sertti. Kadın güldü.
"Tuğçe ben, karıştırılan kız. Bir geçmiş olsun demeye geldim babam adına. Artık onun yerine ben varım."
_________________________________
Bitti
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. (Yorum yapmayı özellikle unutmayın özlendiniz.)
Sizce diğer bölümde ne olacak?
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Karan?
Deniz kabuğu mevzumuz?
050421 neyin tarihi?
Abi takımı?
Tim?
Serpil teyzemiz?
Tuğçe?
Tanju?
Selçuk?
Buse?
Yarbay?
Burçak?
Poyraz?
Geldim ben. Nasılsınız?
Sizi seviyorum.
Görüşürüz.
Kendinize iyi bakın.
Whatsapp kanalı: Kutsal Karpuz Kabuğu
2890 kelime
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 19.29k Okunma |
1.34k Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |