56. Bölüm

49.Bölüm

BitterimKara RC
bitterimrjn

Merhabalar sevgili okurlarım.

Nasılsınız?

Size yeni bölümle geldim.

Kitabımız haftaya Final verecek.

Okuyup yorumlarda buluşalım.

oy atmayı unutmayın.

Hatalarım var ise affola

keyifli okumalar ❤️😘

 

 

49. Bölüm

 

SEVDAM

 

Trabzon'dan geleli bir buçuk ay oluyordu. Günler o kadar hızlı akıyordu ki nasıl geçtiğinin farkına bile varamıyordum. Kimi günler yorgunluktan kılımı bile kıpırdatamıyordum.

 

Siyam ile, çocuklar olmadan birçok iş için yemeklere katılıyordum. Üstüne Robar ve Leyla’nın son sürat devam eden düğün hazırlıkları da eklenmişti.

 

Haziran ayından sonra yeniden işimin başına dönmek için sabırsızlanıyordum. Bir buçuk yıla yakındır mesleğimden uzaktım. Siyam ile olan ayrılığımız döneminde çalıştığım hastaneden özel sebeplerden dolayı istifamı vermiştim.

 

İki hafta önce yeniden, aynı hastaneye başvuru yapmıştım. Oradan gelecek kabul haberini bekliyordum.

 

Banyodan çıkıp odaya geçtiğimde gördüğüm manzarayla nefesim kesilmişti. Kocam olacak adam, adı üstü çıplak; bütün vücut kaslarını sermiş, yatakta yüzüstü uzanıyordu. Hazar, babasının çıplak sırtına uzanmış, kulaklarını çekiştiriyordu.

 

Hazal ise başı babasıyla aynı hizada durmuş, minik elleriyle yüzünü seviyordu. O kadar güzel duruyorlardı ki dayanamadım ve yatağa doğru ilerledim. Bacaklarımı yatağa koyup kocamın kalçasının üzerine oturdum.

 

“Bensiz yatak keyfi ha!” dedim ve komodindeki telefonumu aldım. Siyam hafifçe başını arkaya doğru çevirip bana baktı. Oğluyla, kızıyla bu hâlinden pek memnundu. Uzanıp önce Hazar’ın tombik yanağından öptüm. Sonra bıcır bıcır, babasının suratına ayaklarıyla vuran dizinden öptüm. Ve olmazsa olmaz, kocamın yanağından öptüm.

 

“Şimdi oldu,” dedim ve geri çekildim. Siyam ne yapacağımı anlayınca dudakları kıvrıldı, yüzünün yarısını yastığa gömdü.

“Kıpırdama hayatım,” dedim, saçımı düzeltip telefon kamerasını açtım. Hepimizi aynı kareye alıp birkaç selfie çektim. Her biri ayrı güzel çıkmıştı; çünkü biz çok güzeldik.

 

Telefonu tekrar komodine bıraktım. Hazar yuvarlanarak yatağın üzerine düşünce ağlamak yerine gülücükler saçtı.

“Yaa, yerim seni! Gülme böyle zalımın oğlu,” diyerek minik göbeğini gıdıkladım. Kıkırdamaya başladı.

 

Siyam bir anda dönüp sırtüstü yatar pozisyona gelince belimden tuttuğu gibi beni kucağına çekti. Dudaklarımdan gülüşümle birlikte bir çığlık koptu. Hazar sağımızda, Hazal solumuzda bize bakıp gülüyorlardı. Beş aylık olan Hazar ve Hazal artık gülüyor, ses çıkarmaya başlamışlardı.

 

“Hanım hanım, bu çocukları yaptık ama sanki bizi biraz geri plana attınız ha?” diyen kocama kahkaha attım. Eğilip dudaklarına kapanacağım sırada iki elini belimden çekti ve Hazar ile Hazal’ın gözlerini kapattı.

“Kapatın gözlerinizi yavrularım, anne biraz babayı sevecek,” dediğinde gülerek tüm sevgimle, aşkımla kapandım meftunu olduğum dudaklarına.

 

Onun elleri çocukların yüzünü kapatırken benim ellerim iki yanağındaydı. Dudaklarını sussuz kalmış gibi öpmeye başladım. Alt dudağını iki dudağımın arasına alıp emip çekiştirdim, dişlerimi geçirmeyi de es geçmedim. Hazar ve Hazal’ın homurtuya benzer sesleri kulaklarıma geliyordu ama tutkuyla öptüğüm dudaklardan kopmaya niyetim yoktu.

 

Ne zaman yakınlaşsak ikisinden biri ses çıkarıp buna engel oluyordu. Fırsatı bulmuşken bol bol öpüyordum. Dudaklarını araladığımda dilim, dudaklarının arasından sızıp kendi diliyle yarı yolda buluştu. Bir süre daha hasret giderdikten sonra ikizlerin iyice huzursuzlanmasıyla nefes nefese geri çekilmek zorunda kaldım.

 

“Bir öptürmediniz yahu,” diye ikizlere sitem ettim. Kocam olacak adam ise bu hâlimden keyif aldığını ayan beyan belli ediyordu.

 

“Acil sevişmemiz için plan yapmamız gereken durumlar var,” dedim ve çığlık atan küçük hanıma uzandım. Hâlâ Siyam’ın kucağında oturuyordum. Hazal’ı Siyam’ın göğsüne oturttum. O da Hazar’ı alıp ikisini göğsünde oturur pozisyonda tuttu.

 

“Bu teklifine asla hayır diyemeyeceğim. Hem yarın akşamki otelde olacak iş yemeği için bir oda ayırtsam fena olmaz,” dedi ve bir an üstünde oturduğum sertliği hissettim.

 

Doğumdan sonra sevişmelerimiz birkaç parmağımı geçmemişti ve bu durum iyice can sıkıcı olmaya başlamıştı. Evet, çocuklarımı çok seviyordum ama hamilelik ve doğum sonrası süreç bizi bir hayli zorlamıştı.

 

“Bunu kesinlikle yapmalıyız. Ben sütü sağıp dolaba koyarım. Zaten artık mama da yemeye başladılar. Ayfer anne ve Hüseyin babaya onları emanet edebiliriz,” dedim. Altımdaki sertliğe kendimi birkaç kez sürtünce boğazından çıkan bir hırlamayla konuştu:

“Yapma, yakarım.”

 

Kahkaha atıp Hazal’ı kucağıma alarak kucağından kalktım.

“Yakıp yanmak için yarın akşamı bekle, kocam.”

 

Hazal ile emzirme koltuğuna oturdum.

“Oğlum, anan olacak bu kadın aklımı aldı,” diyordu Hazar’la konuşur gibi; aslında beni oğluma şikâyet ediyordu.

 

Geceliğimin ilk üç düğmesini açtım. Aç bir şekilde göğsüme bakıp dudaklarını aralayan Hazal’a göğüs ucumu uzattım; açlıkla emmeye başladı.

 

Minik saç tutamlarını alnından çekip kenara ayırdım. Uzanıp alnından öptüm. Siyam ve Hazar yatakta, baba oğul birbirlerini seviyorlardı. Oğlumuz, aynı babası gibi çok yakışıklıydı; bakışları da ona benziyordu.

 

“Siyam, bugün çocuklarla çiftliğe gidelim mi? İnci ve Fırtına’yı çok özledim,” diye sordum. Uzun zamandır atımın yanına uğramıyordum. Beni unutmuş bile olabilirdi. Bu düşünceyle içim burkuldu.

 

“Olur okyanus gözlüm; hem çocuklara da değişiklik olur. Bu arada müjdemi de isterim, İnci hamile,” dedi. Anında başımı Siyam ve Hazar’ın olduğu tarafa çevirdim.

“Gerçekten mi? Kaç aylık? Babası kim?” diye sorularımı sıraladım.

 

Yataktan Hazar’la kalkıp bize doğru ilerlediler. Hazar, anında başını çıplak olan babasının göğsüne yasladı. Küçük elleriyle de sol göğsüne kazıttığı pusula dövmesinde oynadı.

 

Dövmeyi, biz Trabzon’dan geldikten sonra yaptırmıştı. Doğu kısmına Hazar ve Hazal’ın baş harflerini yazdırmıştı; benim baş harfim ise kuzeydeydi. Batı ve güney boştu. Kuzeyde olan baş harfim, anlattığına göre onun her zaman gittiği yolu gösteriyordu. Yani yolu, dönüp dolaşıp bende son buluyordu. Çocukların yönü ise doğuydu. Çocuklar doğduğunda bize yeni bir hayat vermişlerdi.

 

Batı ve güneyi sorduğumda ise, “Onlar da zamanla dolar,” demişti.

 

Eğilip başımdan öptü.

“Gerçekten hamile. Daha iki aylık. Dün baytar arayıp söyledi. Ve tabii ki babası; yani İnci’nin yavuklusu, benim oğlum Fırtına,” dedi gururla.

 

Gözlerimi devirdim.

“Oğlun kızımı ayartmıştır kesin. Tıpkı sen,” dedim.

 

Karşımdaki tekli koltuğa oturdu. Hazar’ı göğsüne yatırıp, kıvrılan dudaklarıyla bana baktı.

“Oğlum da benim gibi bulduysa, kaptırmak istememiştir; elde edene kadar peşinden koşturmuştur.”

 

Gözlerimi gözlerine diktim. Hazal’ın göğsümü emmesi yavaşlamış, uykuya dalmak üzereydi.

 

“Yalnız hatırlatırım; sen benim peşimde pek koşmadın. Kandırarak nişanlım olarak gösterdin kendini.”

 

Gülümsemesinin yavaş yavaş silindiğini gördüm.

“Çünkü seni ilk gördüğüm anda âşık oldum ve senin hafızanı kaybetmen, benim bile tahmin edemeyeceğim bir şeydi. Seni o hastane yatağında gördüğümde içimin nasıl yandığını bilemezsin. Ki o zaman, duygularımın varlığından bile habersizdim.”

 

Kucağımdaki Hazal derin bir uykuya daldı.

 

“Her şeye rağmen iyi ki,” dedim ve kucağımdaki Hazal’ı alması için işaret verdim. Kucağında Hazar’la kalkıp yanıma geldi. Hazar’ı bana uzattı; boş kolumla Hazar’ı alırken, o da Hazal’ı uyandırmamak için dikkatlice kolumdan aldı.

 

Gitmeden dudaklarıma derin bir öpücük bıraktı.

“İyi ki, sevgilim,” deyip geri çekildi.

 

Diğer göğsümü çıkarıp Hazar’a verirken, ellerini yüzüme doğru kaldırdı.

 

Uzanıp küçük, tombik parmaklarından öptüm.

“Sen olmasaydın bu iki mucizeye ve sevgine nasıl sahip olabilirdim?” dedim.

 

Hazal’ı yatağına yatırdı, üzerini örtüp doğruldu.

 

“Bana en güzel mucizeyi verdin. Önce kalbini, sevdanı; sonra da iki güzel evlat,” dedi.

 

Hazar da sütünü içip gözlerini derin uykuya bırakırken, Siyam banyoya girip duşunu almıştı. Üzerine siyah bir kot ve siyah bir tişört giyip deri ceketini alarak koltuğa bıraktı.

 

Hazar’ı yatağına bıraktığım gibi kendimi duşa attım. Hızlı bir duşun ardından saçlarımı kuruttum. Giyinme odasında kocamınkine benzer bir kombin yaptıktan sonra ikimiz de hazırdık. İkizleri pusetlerine koyup birlikte odadan çıktık. Uyanırken üzerlerini değiştirdiğim için hazırlardı.

 

Avluda Hüseyin baba ve Ayfer anne oturmuş, sabah kahvelerini içiyorlardı.

“Afiyet olsun,” dedim. İkisi de bize bakıp gülümsedi.

 

“Hayırdır çocuklar, nereye?” diye soran Hüseyin babaydı.

 

“Çiftliğe gidelim dedik baba. Kızım İnci hamileymiş, onu da görmüş olurum,” dediğimde içten bir gülümsemeyle başını salladı.

 

“Çocuklara dikkat edin kızım,” dedi Ayfer anne. Torunlar, bizim olduğu kadar tüm konağın da neşesi olmuştu.

 

“Dikkat ederiz anne. Hem merak etme, yarın akşam babaanne ve dede olarak torunlarınıza da siz bakarsınız,” dedi kurnaz kocam, yarın akşamı araya sıkıştırarak.

 

“Bakarız oğlum. Hadi, geç kalmayın. Allah’a emanet olun,” dedi ve konaktan çıktık.

 

Bizim için hazırlanan arabaya önce çocukları yerleştirdik. Ben ön yolcu koltuğuna geçerken Siyam şoför koltuğuna geçti.

 

Biz yola çıkarken iki tane araba da bize eşlik ediyordu. Çocukların doğumundan sonra Siyam, koruma çemberini daraltmış ve bize birçok koruma eşlik etmeye başlamıştı.

 

Sessiz bir yolculuğun ardından bir saat sonra çiftliğe varmıştık. Araba giriş kapısının önünde durdu. Hazar ve Hazal uyanmış, gülücüklerini bize bahşediyorlardı.

“Siz çiftliğe mi geldiniz? Neşeniz bu yüzden mi?” dedim, kemerimi açarken.

 

 

---

 

Siyam kemerini hızla açıp arabadan inmişti bile. Ben de arabadan indim. Siyam, Hazar’ı kucağına aldı.

“Gel bakalım aslanım,” dedi.

 

Ben de Hazal’ı kucağıma aldım. Hava, mayıs ayına göre oldukça sıcak bir gündü.

 

İkizlerle birlikte, kulaklarımızda atların olduğu tarafa doğru ilerledik.

“Sizi İnci ve Fırtına ile tanıştıracağız,” dedim.

 

Hazal’ın minik elleri avucumda kıpırdanırken, Fırtına ve İnci’nin olduğu yere vardık.

 

Başta içimi bir korku kaplasa da İnci beni görür görmez kişnedi.

“Kızım, İncim,” dedim ağlamaklı bir sesle.

 

Başını dışarı çıkardı ve saçlarımı koklayarak başını yanaştırdı. Elimi kaldırıp kar misali alnına koydum. Minik dokunuşlarla sevmeye başladım.

 

“Seni ihmal ettim. Affet beni, olur mu? Bak, ben sana kimleri getirdim.”

 

Bir kez daha kişnedi. Bu, kendi dilinde “görüyorum” demekti.

 

Hazal, İnci’den korkup ağlamaya başladı. Bir adım geri çekildim.

“Hazal, annem, korkma,” dedim ama nafileydi. Daha çok ağlamaya başlayınca Siyam onu kucağımdan aldı.

“Sen özlemini gider, biz dışarıda seni bekliyoruz.”

 

Başımı salladım. Onlar çıkışa doğru ilerlerken ben İnci’ye yaklaştım.

“Küsme, o daha çok küçük. Ondan korktu,” dedim. Elimi başına koyup sarıldım, alnına bir öpücük kondurdum.

 

“Hem duyduğuma göre sen de anne oluyormuşsun. Tebrik ederim,” dedim. Yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Başını omzuma yasladı.

“Sen de benim gibi dayanamadın, değil mi? Ben babasına, sen oğluna kaptırdın gönlünü.”

 

Bir kez daha kişnedi.

 

Bir süre daha İnci’yi sevip Fırtına’yı da okşadıktan sonra dışarı çıktım. Bahçedeki kamelyada Siyam ve ikizler, pusetlerinde oturuyorlardı. Güzel havanın keyfini sürüyorlardı.

 

Siyam’a arkadan yaklaşıp boynuna kollarımı doladım.

“Susmuş,” dedim Hazal’ı işaret ederek.

 

“Dışarı çıktığı an sustu. Çok nazlı benim kızım,” deyince kıkırdadım ve boynuna bir öpücük kondurdum.

“Tıpkı babası.”

 

“Hadi oradan. Benim nerem nazlı? Aynı annesi benim kızım,” dedi. Boynuna daha sıkı sarıldım.

 

“Sen bu nazlı karını çok seviyorsun.”

Başını aşağı yukarı salladı.

“Canımdan çok.”

 

“Nazlı karın da seni ve senden olma çocuklarını çok seviyor,” dedim. Başını çevirip dudaklarımdan öptü.

 

 

---

 

Leyla, dizdiği son bardakları da koydu ve dolabı kapattı. Getirdikleri çeyizi, kendisi ve Robar’ın yaşayacağı evi yerleştirmeye başlamıştı. Ona annesi ve Zelal eşlik ediyordu. Açela, ikizler için yardıma gelememişti.

 

Evini, kendisi ve Robar’ın zevkine göre döşemiş; her detayıyla ayrı ayrı ilgilenmişti. Bu evde sevdiği adamla yaşayacak, çocuklarını büyüteceklerdi. Bu düşünce mutluluğunu daha da artırıyor, her şeyi özenle seçmesine neden oluyordu.

 

“Her şey çok güzel görünüyor, Leyla yenge,” dedi Zelal.

 

Abisi ve yengesinin kurdukları evde bakışlarını gezdirdi. Çok beğenmişti ve onların huzurlu bir hayat geçirmeleri için içinden canıgönülden dua etti.

 

Tebessüm ederek,

“Teşekkür ederim canım. Yoruldum ama her detayına değdi,” dedi Leyla.

 

Annesi yorgunlukla kendini koltuğa attı.

“Çok yoruldum. Leyla, bir su versene güzelim.”

 

Leyla dolaptan aldığı bardağa su doldurup annesine uzattı.

“Çok yordum seni anne,” dedi buruk bir sesle.

 

“Olsun kızım. Bizden ayrılacağın için üzgünüm ama kendi evini, yuvanı kurduğun için de mutluyum,” dedi ve Leyla’nın elini sıktı.

 

Zelal, karşısındaki anne ve kıza içten bir gülümseme gönderdi. O sırada kapı çaldı. Leyla yerinden kalktığı gibi kapıya koştu. Kapıyı açınca karşısında Robar ve kayınvalidesi Ayfer Hanım’ı, elleri dolu bir şekilde gördü.

 

“Hoş geldiniz,” dedi Leyla. Ayfer Hanım’ın elindeki yemek paketlerine uzandı.

“Hoş bulduk kızım,” diyerek paketlerden birini verdi ve içeri girdi. Peşinden Robar da içeri girdi. Geçmeden önce Leyla’ya uzanıp dudaklarından öptü.

 

“Hoş buldum Leyla’m. Ne güzel hismiş evinin kapısını sana açan, sevdiğin kadın olması,” dedi.

“Sana kapıyı açmak da çok güzel bir duygu,” dedi Leyla.

 

Birlikte içeri girdiler. Ayfer Hanım evi süzüp Behiye Hanım’ın yanına oturdu. Koyu bir sohbete dalmışlardı.

 

Zelal, Leyla ve Robar annesinin hazırladığı yemekleri masaya kurdular. İçli köfte, sarma, kibe, serme sek gibi birçok yemek çeşidi masayı doldurmuştu.

 

“Anam yine döktürmüş,” dedi Robar.

“Hepsi çok güzel ve lezzetli görünüyor,” dedi Leyla.

“Yemeği boş verin; annem kendine iyi bir arkadaş buldu,” dedi ve Behiye Hanım ile annesini işaret etti.

 

Gerçekten de Behiye Hanım ve Ayfer Hanım çok iyi anlaşıyorlardı.

 

Zelal, annesini böyle mutlu görünce kendisi de mutlu oluyordu. Demir’in annesiyle de iyi anlaşıyordu. Annesinin sosyalleşmesi, konaktan çıktıkça kendini ve etrafını daha iyi hissettiriyordu.

 

“Hanımlar, hadi yemeğe,” diye seslendi Robar. Kendi evinde ilk kez yemek yiyecek olmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyordu.

 

Behiye Hanım ve Ayfer Hanım sofraya geldikten sonra, yemek uzun sohbetler ve gülüşler arasında yendi. Bu, evde yenilen ilk yemekti.

 

Dualarla, sevgi sözleriyle yemek yenmiş; ardından herkes evine dağılmıştı. Bir hafta sonra Leyla ve Robar, temelli olarak yaşayacakları eve gelecek, mutlu ve huzurlu bir yuvaya ilk adımlarını atacaklardı

 

******

 

Siyam ile birlikte evden çıkmış, gideceğimiz iş yemeğine katılmak için yola koyulmuştuk. Üzerime yapışan siyah, kalın askılı kare yaka elbisem dizimde bitiyordu. Bir karış kadar arkada yırtmacı olan elbise şık ve sadeydi. Siyah, ince topuklu stilettolarımın altındaki kırmızı detay ise ayrı bir hava katıyordu.

 

Siyah küçük deri çantam, açık saçlarım, uyumlu makyajım ve kan kırmızısı rujumla kendimi bu gece çok beğenmiştim. Lakin yanımda oturan kocam oflayıp pufluyordu.

 

Neymiş; “çok güzelmiş, kırmızı ruju sil, çok seksi görünüyorsun.” Daha neler neler… Evden çıkana kadar etmediği laf kalmamıştı huysuz kocamın. Bu kıskanç hâllerine ayrı bir yükseldiğim doğrudur efendim.

 

“Ne var Allah aşkına, oflayıp pufluyorsun?” dedim sonunda.

 

“Daha ne olsun? Gözümü alamıyorum senden. Araba kullanıyorum ama gözüm hep sana kayıyor,” diye neredeyse bağırarak tısladı.

 

“Teşekkür ederim kocam, iltifatların için,” dedim ve inadına bacağımı diğer bacağımın üstüne attım. Alt bacağım açığa çıkınca bir küfür savurdu.

 

“Böyle işin içini…”

 

Dudaklarımı gülmemek için birbirine bastırdım.

 

“Gecenin sonunda kesinlikle dediğini yapmalıyız.” Elimi uzatıp bacağına koydum. Onu tahrik etmek çok hoşuma gidiyordu.

 

“Açela, güzelim, bak aklımla oynama.” Elimi biraz daha yukarı kaydırıp sertliğinin üzerinde durdum ve parmaklarımla sıktım.

 

“Şşşt…” diye tısladı. Araba sarsılınca elimi hızlıca çektim.

“Seni çok fena yapacağım karıcım; bak bakalım o vakit bu arsızlığın hesabını sormuyor muyum?”

 

Dudaklarımdan bir kıkırtı koptu.

“Ay, çok korktum erkeğim,” diye takıldım.

 

“Bence tam korkman gereken yerdeyiz,” dedi.

 

Ondan sonra uslu kız olup sessizce oturdum. Araba otelin önünde durunca kapımızı vale açtı. İndikten sonra anahtarı valeye veren kocam yanıma geldi. Elini belime koyup birlikte içeri girdik.

 

Yemek bölümüne geçtiğimizde dört kişilik bir grup bizi bekliyordu. İki kadın, iki erkekti. Erkeklerden biri Siyam’dan birkaç yaş büyük gibiydi, diğeri ise aynı yaşlardaydı. Yanlarında, anladığım kadarıyla eşleri vardı. Biri sarışın, biri kumral; zayıf, alımlı iki güzel kadındı.

 

Bizi görünce ayağa kalktılar. Siyam önce onlarla el sıkıştı, ardından eşi olarak beni tanıttı. Büyük olanın adı Kerem’di, Siyam’la yaşıt olan ise İvan. Kerem Bey İstanbul’da kendi şirketini yöneten bir beyefendiydi. İvan ise Rus’tu, eşi de onun gibi Rus’tu. Rebecca çok güzel, sarışın ama soğuk mavi gözleriyle baktığı insanda ürperti yaratan bir kadındı.

 

Kerem Bey’in eşi Eda Hanım benden birkaç yaş büyüktü ama çok tatlı bir kadındı. Yerimize oturduk.

“Hoş geldiniz,” dedim tekrar.

 

“Siyam, bu kadar güzel ve kibar bir eşin olduğunu bilmiyordum. Çok memnun oldum, Açela Hanım,” dedi sıcak bir sesle. Yüzünde ya da gözlerinde art niyet yoktu.

 

“Bu güzelliği bir tek kendime saklama hayallerim vardı,” dedi kocam.

 

Yemekler söylendi ve yenilmeye başlandı. Erkekler kendi aralarında dönen iş muhabbetine dalmıştı. Biz üç kadın ise kendi aramızda konuşuyorduk.

 

Eda Hanım eşiyle aynı şirkette çalışıyormuş. İki çocukları varmış; biri on bir, diğeri beş yaşında iki erkek annesiydi. Rebecca, kırık Türkçesiyle anlattığına göre eskiden çalışıyormuş, kendi butiği varmış. Ama İvan’la tanışıp evlendikten sonra iş hayatını geride bırakmış. Üç yaşındaki kızlarıyla ilgileniyormuş.

 

Benim de ikizlerim olduğunu ve doktor olduğumu duyduklarında memnuniyetlerini gizlemediler. Saatler ilerledi, geç olunca yavaş yavaş kalkmaya başladık.

 

Onlar da bu gece bu otelde kalacaklarmış, öğrendiğime göre. Herkes birbirine iyi geceler dileyip odalarına çekildi.

 

Kocam elimi sıkıca tutup bizim için ayırttığı odaya doğru sürükledi.

 

Odanın kapısına geldiğimizde kartı okutup kapıyı açtı. İçeri girer girmez beni kapıya dayayıp dudaklarıma kapandı. Bütün gece bu anı bekliyormuş gibi sert ve vahşi bir şekilde öpmeye başladı.

 

Elleri belime kayıp elbisemin fermuarını açtı. Öpüşü, elbisemin üzerimden kayıp düşmesi kadar şiddetli bir hâl aldı. Benim ellerim de boş durmayarak üzerindeki gömleğin düğmelerini açtı, kollarından sıyırdı.

 

Çıplak vücuduna ellerimi koydum. Tek hamlede beni kucağına aldı. Ayaklarımı beline, kollarımı boynuna doladım. Kapıdan ayrıldığımız gibi bu defa beni sert duvara yapıştırdı. Kendini bana bastırdı. Bacaklarımın arasında hissettiğim sertlikle inledim.

 

Dudaklarımız kısa bir süre ayrıldı. Elleri bacaklarımda, göğüslerimde geziniyordu. Her bir kıvrımımı yeniden keşfediyor gibi dokunuyor, okşuyor, öpüyordu.

 

Aklıma, kalbime zarardı.

“Bu bal dudaklarını mahvedeceğim. Göğüslerini dudaklarımla mühürleyeceğim. En kuytu mabedine girip orada birlikte yok olacağız,” dedi.

 

Elini arkama atıp sütyenimin kopçasını açtı. Kollarımdan söküp bir kenara savurmak yerine alıp komodinin üzerine bıraktı. Titizliği yine kendini belli ediyordu.

 

Hâlâ kucağındaydım. Beni yavaşça yatağa bıraktı. Bacaklarımı belinden indirip iki yana açarak onu davet ettim.

 

“Çok güzelsin, Açela,” dediğinde gururum okşandı. İkizlerden sonra ne yazık ki göbeğimde çatlaklar vardı. Kilolarımı hızlıca vermiştim ama gebelikten kalan, az da olsa deforme olmuş bir karnım vardı.

 

Kocam bunu hiç sorun etmiyor, hatta göbeğimle daha çok ilgilenip seviyordu.

“Burası bana iki evladımın hatırası. Onları büyütmüş, içinde beslemiş iki mucizeye yer edinmiş bir beden… Nasıl sevilmez?” demişti.

 

“Hadi kocam, daha fazla bekletme beni. Kendinle doldur; birlikte zirveye çıkıp doruklara inelim,” dedim.

 

Belindeki kemeri açtı, pantolonunu indirdi.

“Bu gece içinden çıkmaya hiç niyetim yok. Sabaha kadar seni sevip seninle kaybolacağım,” dedi ve üzerime doğru geldi.

 

Boynumdan başlayarak tüm vücudumu dudaklarıyla mühürledi.

 

Dediği gibi sabaha kadar sevdi, okşadı, öptü. O bende kayboldu, ben onda. Kaç kez birbirimizde yok olup yeniden doğduk; ta ki vücudumuz uykuya yenik düşene dek.

 

Kocam, benim bu hayattaki en büyük şansım, sevdamdı. Onun ve çocuklarımın varlığı, sahip olduğum en güzel şeydi.

 

 

 

Evettt bir bölümün daha sonuna geldik.

Final bölümde haftaya buluşalım.

Bölüm hakkında düşüncelerinizi alayım.

Bir serüvenin daha sonuna geliyoruz.

İkinci kitabımdı. Siyam ve Açela yi yazmak çok güzeldi.

 

Zelal ile Demir'in kitabı Zeldem ile yeni serüvenlere atmayacağız. Konuşmayı final bölümüne bırakıyorum.

Final bölümünde görüşmek dileğiyle kalın sağlıcakla.

Bölüm : 19.12.2025 22:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...