10. Bölüm

6. Bölüm

BitterimKara RC
bitterimrjn

Selammm canlarım.

Yeni bir bölümle geldim.

Bölüm sonu yorumlarınızı bekliyorum.

Bol yıldızlı bir bölüm olsun.

Keyifli okumalar.

 

El Pençe

 

 

 

"Bana eski hatıralarınla değil, yeni hatıralarınla gel."

 

 

6.

“Bana eski hatıralarınla değil, yeni hatıralarınla gel.”


Ne yapmam gerekiyordu? Elimi nereye koymam gerekiyordu? Banyodan, üzerimde sadece bir havlu sarılı bir şekilde çıkmıştım. Odamda, beklemediğim biriyle karşı karşıyaydım.
“Siyam…” diyebildim sadece. O da beni böyle beklemediği için şaşkındı; bakışlarından belliydi.


“Açela,” dedi ve hızlı bir şekilde arkasını döndü. Bu hareketine şaşkınca bakan ben oldum. Nişanlımdı, beni böyle görmesini sorun etmezdim. Şaşkınlığım sadece beklemediğim bir anda olmasındandı.
“Kusura bakma, banyodan böyle çıkacağını tahmin edemedim.”
Bana arkası dönük olan Siyam’ın karşısına geçtim.


“Neden arkanı dönüyorsun?” dedim. Bakışlarını hemen çevirdi.
“Üstün müsait değil, Açela.”
Ne yani, beni hiç bu halde görmemiş miydi?
Soru işaretlerime bir yenisi daha eklenmişti.
“Biz nişanlıyız. Beni çoğu kez böyle görmüş olman gerekmiyor mu?” diye sordum.


Bakışını hemen yüzüme çevirdi.
“Seni bu halde görmüş olsam da şu anda hiçbir şey hatırlamıyorsun. Bu da senin alanına saygı duymam gerektiği anlamına geliyor. Sen hatırlamadığın ya da istemediğin sürece ne sana bu şekilde bakarım ne de dokunurum,” dedi.
Bu sözlerine üzülmem mi gerekiyordu?
Yoksa bu ince düşüncesi için teşekkür etmem mi?


Bana saygı duyuyordu. Ona güvenmemi sağlıyordu.
“Teşekkür ederim. Bu ince düşüncen için,” dedim.
Başını salladı.
“Ben çıkayım. Sen rahat bir şekilde üzerini değiştir. Sonra aşağıya yemeğe inelim,” dedi.


“Tamam, hazırlanıp iniyorum,” dedim ve beklemediği bir hareket yaparak yanaklarına dudaklarımı bastırdım.
Tüm vücudu kasıldı. Geri çekildim, yüzüne baktım.
“Bu ne içindi?”
Yüzüne bakıp gülümsedim, omuzlarımı silktim.

“İçimden geldi,” dedim ve giyinme odasına doğru ilerledim.
Siyam, put gibi olduğu yerde kalmıştı.
Onu böyle sarsan sadece masumane bir öpücük müydü?
Desene, çok eğleneceğiz.


Kendi kendime konuşup onu ardımda bırakarak giyinme odasına girdim.
Havalar soğuk olduğu için boğazlı, siyah triko bir elbise aldım. Siyah iç çamaşırlarımı giydim, elbisemi üzerime geçirip odadan çıktım. Aynanın karşısına geçtim. Kurutma makinesini alacaktım ki, benden önce bir el uzanıp aldı.

“Bana bırak,” diyen adama şaşkınca baktım.
“Ben kuruturdum,” dedim aynadan yansımasına bakarak.
“Bu defa ben kurutmak istiyorum, iznin olursa.”
Başımı salladım.
“Tamam, nasıl istersen.”
Dudaklarını hafifçe yukarı kıvırdı; memnun olmuştu.

Saçımdaki havluyu aldı. Sonra narin bir şekilde tarayıp kurutmaya başladı. Saçlarımın arasındaki parmakları kalbimde bir tekleme yaratıyordu. Öyle özenli ve dikkatliydi ki, kırılacak bir şeymişim gibi davranıyordu.

Bir süre daha saçımla oyalandı. Kurutma işi bitince tekrar taradı. Bu defa saçlarıma kondurduğu öpücük beklenmeyendi.
Derin bir nefes aldı, kokumu içine çekti.
Gözlerimiz aynada buluştu. Gözlerindeki duygu yoğunluğunu görünce yanaklarım kızardı.


Bunu o da fark etmiş olmalıydı ki, yandan bir gülüş atıp,
“Çok güzelsin, okyanuslarında kaybolduğum,” dedi.
Midemde kelebekler uçuştu. Sadece bir tebessümle karşılık verebildim.
“İnelim mi?” diyebildim.
“İnelim.”
Tarağı bıraktı, ne zaman getirdiğini bilmediğim hırkayı üzerime giydirdi.
“Salona gidene kadar üşüme, hava biraz serin,” dedi. Saçlarımı hırkanın içinden çıkardı.

“Teşekkür ederim,” dedim. Siyah botlarımı giydim. Elimi tuttu, birlikte odadan çıktık.
Bizim odamız, konağın bağımsız bir tarafındaydı. Salona gitmek için bir kat aşağı inmemiz gerekiyordu. Taş merdivenlerden dikkatlice inip kahverengi, oymalı kapının önünde durduk. İçeriden gelen yüksek sesleri ister istemez duyuyordum.

“O kız bu masaya gelmeyecek! Benim olduğum sürece bu masada oturmayacak!”
Bağıran kadının sesi yabancı değildi. Siyam’ın annesiydi.
Bakışlarım Siyam’a kaydı. Mahcup bir şekilde bana bakıyordu.
“Özür dilerim,” dedi.


Elimi tutan elini sıkıca tuttum. Bu, onun için cevaptı. Üzüldüğümü belli etmek istemedim. Beni tanımadığı hâlde neden bu kadar nefret ettiğini anlamıyordum.
“Girelim mi?” dedi.
“Girelim.”
Kapıyı açtı, elimi bırakmadan içeri girdik. İçerideki ses birden kesildi, herkes sessizliğe büründü. Tüm bakışlar bize çevrilmişti.
İçeride; avluda gördüğüm babaannesi Sultan Hanım, babası, annesi, amcası, yengesi ve tanımadığım birkaç kişi daha vardı.
“İyi akşamlar,” dedi Siyam, sert ve tok sesiyle.
Sultan Hanım, tatlı şivesiyle,
“İyi akşamlar oğlum. Hele güzel gelinimi getiresen yanıma,” dedi.


Geldiğimden beri bana iyi davranan tek kişiydi. Elimi sıkıca tutup babaannesine götürdü. Annesinin ve yengesinin nefret dolu bakışları üzerimdeydi.
Babaannesinin yanına geçtik. Önce Siyam elini öptü. Sonra ben eğildim; elini öptüm, alnıma koydum. Gösterdiği sıcaklıkla beni sıkıca sarıp yanına oturttu.


“Hele güzel gelinimin güzelliğine bakın. Maşallah kızım. Rabbim seni kötü gözlerden, tüm kötülüklerden korusun. Seni torunuma, torunumu sana bağışlasın,” dedi.


Sultan babaanne görmüş geçirmiş bir kadındı. Yüzünde zamanın izleri vardı. Siyah gözleri Siyam’ın aynısıydı; hafif kemerli burnu, çenesinde ve göz kenarlarında deq dedikleri dövmeler vardı. Hafif kilolu vücudu ve saçındaki beyaz şalıyla çok tatlı duruyordu.
“Çok teşekkür ederim, Sultan Hanım,” dedim.
Bakışları sertleşti.
“Sultan Hanım nedir? Bana babaanne de ya da Sultanım de. Ama ‘hanım’ demeyesin,” dedi.


Tebessüm ettim.
“Tamam Sultanım, sen nasıl istersen.”
“Ha şöyle, hanım ağa,” dedi ve göz kırptı.
“Hayırdır ana, görüyorum da hemen hanım ağa yaptın kızı?” diyen sesle bakışlarımız aynı anda o yöne döndü.


“Sana hesap mı vereceğim, Ayfer?” diye sert çıktı Sultan babaanne.
“Yok ana ama hemen de kabul ettin kızı,” dedi Ayfer Hanım geri adım atarak.
“Çünkü torunumun yâridir. Onun kabul edip getirdiği kızın başımın üstünde yeri var. Açela, bu konağın gelini ve hanım ağasıdır. Herkes ayağını ona göre denk alsın,” dedi.
Vay be… Sultan babaanne hepsini tek cümlede susturmuştu.


Beni böyle sahiplenmesi gururumu okşadı.
“Teşekkür ederim, Sultanım,” dedim.
Sonra bakışlarımı kayınvalideme çevirdim.
“Size saygıda kusur etmem. Büyüğümsünüz. Lakin beni tanımadan aldığınız bu tavrı ve öfkeyi anlamıyorum. Yeni bir kaza geçirdim; son altı ayı hatırlamıyorum,” dedim ve derin bir nefes aldım.


Odadaki herkes bizi dikkatle dinliyordu.
Ayfer Hanım’ın gözlerinin içine bakarak devam ettim:
“Son altı ayı hatırlamıyorum. Ailem ve arkadaşlarım, oğlunuzun nişanlım olduğunu söyledi. Evet, bunu kabullenmek ve her şeyimi bırakıp buraya gelmek benim için zordu. Ama buraya gelmeme neden olan kişi oğlunuz Siyam.”




“Elimden tutup beni sizlerin yanına getirdi. Geldiğim dakika bana düşman kesildiniz. Nişanlı dediniz ama oğlunuz bunu kabul etmiyor. Buradaki çoğu kişi de anladığım kadarıyla sizinle aynı fikirde değil,” dedim.
Siyam’a baktım. Gözlerinde gördüğüm gurur parıltısı konuşmama devam etmemi sağladı. Elimi ona uzattım. Tereddüt etmeden elimi sıkıca tuttu. Ayfer Hanım’a ve odadakilere baktım, tuttuğum eli onlara gösterdim.


“Bu el, benim ailemin yanında elimi sıkıca tuttu. Ben de sizlerin yanında bu eli sıkıca tutuyorum. Oğlunuzun tek bir nişanlısı var, o da benim. Benim dışımda da adını kimseyle anmayın lütfen,” dedim.
Ayfer Hanım ve yengesi Atike Hanım karşıma geçip,
“O tuttuğun el sana ait değildir! Şurada gördüğün kız yıllardır oğlumun nişanlısıdır. Düğün gününü bekliyordu. Ama sen çıkıp geldin, oğlumun beynini yıkamışsın.

Dediğin gibi, tuttuğun eli bile hatırlamıyorsun. Hatırlayınca oğlumu sevmediğini anladığında o zaman ne yapacaksın? O zaman da bu eli tutacak mısın? Hiç sanmıyorum. Evli bile değilsiniz, gelip karşımda ahkâm kesiyorsun,” dedi sert bir tonla.
Siyam elimi daha sıkı tutup annesinin karşısına geçti.


“Ana, seni uyardım. Bu tuttuğum elde yârimdir, sevdiğimdir. Bu öfken, bu kinin niye? Yıllardır bana ve Evin’e yaptığınız zorbalık yeter. Açela’ya da kızın gibi davran. Yoksa!”
Annesinin gözlerinin içine baktı. Ayfer Hanım ne gördü bilmiyorum ama yutkunuşunu duydum.


“Yoksa… annem demem, tek kalemde silerim. Seni bana da kendine de yaşatma bunu,” dedi sert bir sesle. Benim bile tüylerim diken diken olmuştu.
“Siyam, nasıl konuşuyorsun annenle? Hiç mi saygın kalmadı?” diyen Atike yengesine ters bir bakış attı.


“Sen hiç konuşma, yenge. Eğer hâlâ bu konakta duruyorsanız, sırf amcama olan saygımdan. Beni acımasız hâle getirmeyin.”
Siyam’ın kolunu tuttum.
“Biraz sakin ol,” dedim.


İlk geldiğim günden beri yaşadıklarımız beni fazlasıyla yormuştu. Kafam, duygularım allak bullaktı. Kendimi neyin beklediğini bilmediğim bir yere gelmiş, istemediğim olayların içinde kalmıştım.
Gözlerim bulanıklaştı. Sıkıca tuttuğum kola daha da sarıldım. Zemin ayağımın altından kaydı. Boşluğa düştüğümü sandığım anda,
“Açela!” diye telaşlı sesini duydum.
Belime dolanan kolları sayesinde düşmekten kurtuldum.


“Robar, koş! Arabayı hazırla!”
Duyduğum son şey buydu. Bilincim ve gözlerim karanlığa teslim oldu.
Karşımda gördüğüm görüntüyle dona kaldım. Alp, bir kızla dar bir koridorda öpüşüyordu.

“Hayır…” diye fısıldayarak gözlerimi açtım.
Gördüğüm görüntü küçüktü ama şiddeti büyüktü. Gözümden bir damla yaş aktı.
Nerede olduğuma bakmak için etrafı taradım. Mardin’de, Siyam’ın yatak odasında, yatağında uzanıyordum. Yanı başımda; kafası yatak başlığına yaslanmış, kollarını birbirine dolamış, bir bacağını yataktan sarkıtmış Siyam vardı. Gözleri kapalıydı.


En son ne olduğunu hatırlamaya çalıştım. Annesiyle konuşuyordum… Sonra bayılmış olmalıydım, çünkü sonrası yoktu.
Hafifçe soluma döndüm; başımda uyuyan adama dikkatlice baktım.


Gür siyah saçları, aynı şekilde siyah kaşları vardı. Kirpikleri o kadar sık ve uzundu ki bir kadını kıskandıracak cinstendi. Esmer teni, hafif kemerli burnu, dolgun pembemsi dudakları; sert yüz hatları, belirgin elmacık kemikleri ve Adem elması… Tüm bu özellikler ona çok yakışıyor, onu çekici bir adam yapıyordu.
Ve selam…


Kirli sakalları, boynunda açık olan birkaç düğmesi göğsünün bir kısmını gözlerime seyir zevki olarak sunmuştu. Daha fazlasını görmek istememe neden oluyordu. Sert bir vücudu vardı; kendine bakmayı seven, titiz ve bakımlı bir adamdı.

Ellerindeki belirgin damarlar, uzun ve ince parmaklarına çok yakışıyordu.
“Neler düşünüyorum ben ya? Adamı resmen arzuluyordum,” diye kendi kendime kızarken yataktan doğrulmaya başladım.


“Nasıl oldun? İyi misin, Açela?”
Anlaşılan sessiz olmamıştım. Uyku mahmurluğu ve endişeyle bana bakan adama döndüm.
“İyiyim. Ne oldu bana?” diye sordum.
Kendi üstünü düzeltip yatağa oturdu.
“Bayıldın. Doktor, yorgunluk ve stresten dedi.”
Doktor mu getirmişti?


“Özür dilerim, Açela. Seni buraya getirmemeliydim. Sakin bir ortamda olman gerekiyordu. Seni getirir getirmez kaosun içine attım,” dedi.
Sesindeki üzüntü ve mahcubiyet içime bir iğne gibi battı. Elini tuttum.


“Özür dileyecek bir şey yapmadın. Evet, buraya gelmeme sen sebep oldun ama ben istemeseydim hiçbir güç beni buraya getiremezdi. O yüzden kendine kızıp durma.”
Gözlerindeki duygu her neyse, ışıl ışıl parladı.

Elini yüzümdeki saç tutamlarına kaldırdı. Parmaklarının tersiyle saçımı yüzümden çekip kulağımın arkasına sıkıştırdı. Yanağımı hafif dokunuşlarla okşadı. Bu temas midemde hafif kıpırtılara neden oldu.

“Öyle güzel ve masumsun ki seni her şeyden, herkesten saklayıp sarmalamak istiyorum. Kimsenin kötü bir sözü sana dokunsun istemiyorum. Okyanusların bulansın istemiyorum.”
Her kelimesi öyle içten ve anlamlıydı ki onun kıyılarına kapılmamak elde değildi.


Az önce, küçücük de olsa bir anı hatırlamıştım. Kazadan beri ilk kez bir şey… Keşke bunu hiç hatırlamasaydım. Sadece karşımdaki adamla olan anılarım gelseydi aklıma.
“Bilerek yapıyorsun, değil mi? Sana âşık olmam için bütün çaban,” dedim bir kaşımı kaldırarak.


Siyam bir kahkaha patlattı.
“Güzel anların katili olabilir misin yavrum?”
Gözlerimi devirdim.
“Bilmem, olabilir miyim? Hiç kıvırma, doğru söylüyorum. Büyülü sözlerle beni kendine âşık etmeye çalışıyorsun,” deyip dudaklarımı büktüm.

“Ben dansöz müyüm, kıvırayım? Etkileme konusuna gelirsek…”
Cümlesini yarıda bıraktı. Yüzüme ve dudaklarıma bakışı yanaklarımı kızarttı.
Bakışlarını dudaklarımdan ayırmadan devam etti:


“Az önce salonda anneme yaptığın konuşmada beni büyüleyen sendin.”
Sonra gözlerime baktı.
“O kadar asil ve güçlü duruyordun ki… Her kelimene düştüm. Aşktan bahsedeceksek, bütün büyünle beni kendine âşık eden sensin, okyanuslarında kaybolduğum güzel yârim.”


Bu adam yüreğime indirecek…
Ama ona bu kadar kapılamam. Hafızam yerine gelmeden kendimi ona açamam. Önce her şeyi hatırlamam gerek.
“Senin büyüne kendimi kaptıramam. Her koşulda yanındayım ama hafızam yerine gelene kadar. Beni anlamanı istiyorum.”


Yüzünün kasıldığını, gözlerindeki kaybetme korkusunu görebiliyordum. Evet, onunla buraya gelmiş, ailemi bırakmış olabilirdim. Ama bu, ona koşulsuz güveneceğim anlamına gelmiyordu. Onu tanımıyordum. Güven, onu tanıdıkça oluşacaktı. Ailesi, özellikle annesi bana bu kadar düşmanken tüm yelkenlerimi indirip kendimi ona teslim edemezdim.


“Bu arada, uyanmadan önce küçücük de olsa bir şey hatırladım. Bir görüntü gördüm,” dedim konuyu değiştirmek istercesine.
“Ne hatırladın?” diye sordu, sesindeki merakı gizleyemeden.


“Alp,” dedim. Duyduğu isimle kan beynine sıçramış gibi gözlerindeki öfke beni korkutmaya yetmişti.
“Anma o şerefsizin adını,” dedi dişlerini sıkarak.


“Biraz sakin olur musun?” Sert tavrı konuşmama engel oluyordu. Beni korkuttuğunu anlayınca bakışları yumuşadı.
“Tamam, sakinim. Şimdi ne gördün? Hepsini anlat.”
Verdiği emir kipiyle kaşlarımı çattım.
“Bana emir kipiyle konuşma.”
Boynundaki damarlar belirginleşti.
“Okyanus gözlüm, lütfen bana ne hatırladığını söyleyebilir misin?”
Sesi o kadar naifti ki bu hâline kahkaha atabilirdim.

“Hatırladığım küçük bir anı… Alp’i bir koridorda bir kızla öpüşürken gördüm. Keşke ilk hatırladığım şey bu olmasaydı.”
Gözümden bir damla yaş aktı.


Bir anda beni kollarının arasına aldı. Sıkıca sarıldı; sanki bu anı bekliyormuş gibiydi. Gözyaşlarım durmaksızın akmaya başladı. Bir elini sırtıma, diğerini saçlarıma koydu. Yavaşça okşadı.


“Şşş… ağlama güzelim, ben yanındayım.”
Yumuşak ama kendinden emin sesi ve sırtımdaki elleri sakinleşmemi sağlamıştı. Ne kadar süre böyle durduk hatırlamıyorum. Kapının çalınmasıyla kendime geldim. Kollarının arasından ayrıldım.
“Abi, müsait misiniz?” diyen ince sesli bir kızdı.
“Gel abim,” dedi Siyam.
“Ben bir elimi yüzümü yıkayayım,”

Yataktan kalktım, banyoya girip önce elimi yüzümü yıkadım. Aynadaki aksime baktım. Gözlerim kızarmıştı. Daha fazla oyalanmadan banyodan çıktım.
İçeride Siyam ve yirmili yaşlarında bir kız vardı. Saçlarıyla aynı renkte kahverengi gözleri, uzun dalgalı saçları, kumral bir teni vardı. İnce beli ve orantılı vücut hatları dikkat çekiciydi.
Boyu benden birkaç santim kısaydı. Geldiğimden beri bitmeyen aksiyon yüzünden kimseyle tanışamamıştım.

“Merhaba yenge, ben Zelal. Müstakbel görümcen,” dedi sevimli bir ifadeyle.
Yanına yaklaştım.
“Merhaba canım, ben de Açela,” dedim ve sıcak bir sarılmayla karşılık verdim.
Çekindiğini fark ettiğim için ilk hareketi ben yaptım; anında karşılık verdi.


“Yengelerin bir tanesi, hoş geldin,” diye cıvıldadı.
Sarılmayı bitirdik. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
“Neden, kaç yengen var ki? Hoş buldum,” dedim göz kırparak. Siyam’ın kaç kardeşi olduğunu bile bilmiyordum; kaçıncı sıradayım, hiç fikrim yoktu.

“Tek yengemsin. Robar abim bana ne zaman yenge getirir, orası muamma. Jehat okuyor, her gün birine sevdalı. Yani tek adayım ve yengem sensin,” diye kıkırdadı.

Demek dört kardeşlerdi. Diğerleriyle henüz tanışmamıştım. Zelal’in sıcak ve içten tavrı, beni hemen kabullenmesi çok hoşuma gitmişti.
“Desene tek görümcem var,” dedim, ben de kıkırdadım.
“Gel şöyle bir şeyler ye, bütün gün bir şey yemedin. Zelal, sen de yengeni rahat bırak,” dedi Siyam.
“Ama abi…” diyecek oldu ki, Siyam sözünü kesti.
“Hadi güzelim, çık. Sonra yengenle bol bol vakit geçirirsin. Dinlenmeye ihtiyacı var.”
Zelal’i adeta kovar gibi odadan gönderdi.
“Siyam, kızı niye gönderdin? Öyle kalsaydı,” dedim.
“Sen bırak onu, gel şuraya bir şeyler ye. Yoksa yine düşüp kalacaksın.”
Elimi tutup odadaki küçük masaya doğru götürdü, beni koltuğa oturttu. Orta masadaki tepsiyi biraz daha yaklaştırdı.


“Düşersem tutmaz mısın?”
“Düşersen elinden tutar kaldırırım. Baktım kaldıramıyorum, seninle birlikte düşerim.”
“Kaldıramaz da düşersen benimle?”
“Seninle yeniden kalkarım, yeter ki elimi bırakma.”
Cevap vermedim; ne diyebilirdim ki?
Cevap alamayınca önündeki tepsiye uzandı. Eline aldığı tabağa bir patlıcan dolması ve içli köfte koydu, biraz da salata ekleyip elime tutuşturdu.


“Canın başka bir şey isterse söyle, getireyim.”
Başımı hayır anlamında salladım.
“Hayır, teşekkür ederim. Bu yeterli. Sen yemeyecek misin?”
“Sen önce karnını doyur, ben de yerim.”


O da benim gibi bütün gün bir şey yememişti. Sofraya indiğimizde ortam gerilince bayılmışım. Benden sonra da kimse sofraya oturmamıştı. Herkesi aç bırakmıştık.
Bir tabak aldım; içine iki içli köfte, iki tane patlıcan dolması ve salata koydum. Onun eline tutuşturdum.

“Benimle birlikte sen de yiyeceksin, Siyam ağam,” dedim itiraz kabul etmeyen bir sesle.
“Siyam ağam yakıştı ağzına.”
Sağ gözünü kırptı, dudaklarına çapkın bir gülüş kondurdu. Bu hâliyle çok yakışıklı görünüyordu.


“Ağa değil misin? Arada ben de seslensem ne olur?”
“Öyleyim tabii ama senin dudaklarından çıkan ‘ağam’ kelimesi daha çok hoşuma gitti. Arada bir söylesene.”
Ağzıma bir parça dolma attım, çiğneyip yuttuktan sonra konuştum:
“Çok şey istiyorsunuz be, ağam?”
Gülüşüne engel olmadan cevap verdi.


“Bu ilk istek be, hanım ağam.”
“Öyle mi? Daha ne gibi istekleriniz var, öğrenebilir miyim?”
“Sırasıyla öğrenirsin, güzelim.”
Yemeğimizi sohbet ederek bitirdik.
Üzerime çöken yorgunlukla uykum gelmişti. Asıl sorun, nerede yatacağımızdı.


“Sen yatakta uyu, ben koltukta uyurum.”
“Olur mu öyle? Sen sığmazsın ki koltuğa. Ben yatarım, sen geç yatağa,” dememle kolumdan tutup beni yatağa doğru götürdü.
Örtüyü kenardan kaldırdı.
“Sen burada uyuyorsun, güzelim. İtiraz kabul etmiyorum.”
Beni yatağın içine yerleştirdi. Uzanmamı bekledi. Üzerime örtüyü örttü, eğilip başıma bir öpücük kondurdu.


“İyi geceler, okyanus gözlüm.”
Geri çekildi ama benim kalbim pır pır uçan kelebekler şenliğine dönmüştü.
“İyi geceler, Siyam ağam,” dedim.


Önce ana ışığı, sonra başucumdaki gece lambasını kapattı. Koltuğa geçip üzerine örtüyü örttü. İkimiz de birbirimize bakarak uykuya teslim olduk.

 

 

 

 

Bir bölümün daha sonuna geldik.

 

Bölüm hakkında düşünceleriniz neler?

 

Siyam hakkında düşünceleriniz neler?

 

Açela hakkında düşünceleriniz neler?

Ve tabiki Ayfer ve Atike hakkında düşünceleriniz neler?

 

Ballı lokum Sultanım hakkında düşünceleriniz neler?

 

 

Bir şey sormak istiyorum.

 

Kitaplarımı paylaşacak Instagram hesabı açmak istiyorum. Lakin paylaşacak ve ilgilenecek fırsatım yok. Benim adıma paylaşacak admin adayı arıyorum. Bilginize..

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 25.10.2024 22:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...