
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Cemal Süreya
《––––––🩺––––––》
Bölüm 16
2005 Trabzon-Hamsiköy
Deniz mutfağı temizliyordu. “Elis nasıl oldu? Düştü mü ateşi?” Ocağın yanına sabitlediği ekranda uykusuz görünen kardeşine baktı. Nehir oldukça uykusuz görünüyordu. Dün gece iki yaşındaki kızı Elis hastalanmıştı. “Ateşi düştü, şimdi uyuyor. Güney bugün yanında götürdü onu.” Önündeki dosyaları düzenliyordu. “Bende adliyedeki işlerimi bitirip hastaneye geçeceğim.” Deniz gülümsedi. Ocağı temizlemeyi bitirdiğinde tezgâhı da silip kenara koydu. “Sen ne yaptın? Tatilin nasıl gidiyor?”
Deniz göz devirdi. “Üç çocukla tek başuma gelduğum yaylada ne edebilirsem ha onu ediyrım.” Nehir güldü. Deniz’lerin planladığı tatil son anda iptal olmuştu. Kuzey yurtdışında görevdeydi. “Çocuklar bahçede oynuyorlar. Bende kahvaltı sonrası mutfağı toparlıyorum.” Nehir önündeki dosyaya da son imzasını atıp dosyayı kapattı. “Benim kapatmam gerekiyor, çocukları öp benim için. Benim bir duruşmaya girmem gerekiyor.” Deniz kız kardeşini onaylayıp el salladı. Telefonunu kapattı.
“Anni anni Defin kavga ediyoy!” Denef koşturarak evin kapısına geldi. Kapıdan annesine doğru bağırdı. “Anni!” Deniz göz devirip elindeki tepsiyi tezgaha bıraktı. Kızlarının kavga etmesine oldukça alışmıştı. “Yine neyi paylaşamadınız yavrum ya siz beni delirteceksiniz.” Deniz bahçede duyduğu seslerin üzerine bahçeye doğru koştu. Kuzey ile planladıkları yayla tatili, Deli Mevlüt engeline takılmıştı. Deniz ise yaylada üç çocuğu ile tek kalmıştı. Her an bütün Trabzon'u bir birine katacak maraza sahip üç kızıyla yalnız kalmıştı.
Bahçeye çıktığında kızlarından Defin çocukluk arkadaşıyla kavga etmiş, şimdi ise saçını çekiştiriyordu. “Defin bırak çocuğun saçını!” Hızlıca kolundan tuttuğu gibi çekti kızını. Defin hırsla tuttuğu kahverengi saçları bırakmıyordu. Çekiştirdiği saçın sahibi çocuk ise Defin'in canı acımasın diyerek efendiliğini koruyup ona dokunmuyordu. “Defun beni delirtma! Bak sinirleniyrım ha!” Oğlan kızın annesinin vuracağını düşünüp anında kahverengi saçlı kızı korumaya çalıştı. Deniz bunu fark ettiği anda gülmemek için kendini tuttu. Kızın elini tutup çocuğun saçlarını kurtarmaya çalıştı.
“Ne diye kavga ediyonuz anlatın bakalım.” Defne kardeşine bakıp gülümsedi. “Yakalamaç oynuyoyduk anni. Defin düşecekti ama o Defin’i tuttu.” Çocuğu gösterdi. “Seyt tuttu sanıyım, Defin vuymaya başladı.” Defne bütün olayı anlattığında Deniz dizlerinin üstüne çöküp kızı Defin’i kucağına çekti. Annesinin giydirdiği basmalı çiçekli elbiselerin içinde kızlarının hepsi aşırı tatlı görünüyorlardı. Deniz kızlarına kendilerinin kıyafetlerini giydirmekten zevk alıyordu. Defin ondan büyük olan arkadaşının saçlarını bırakıp annesinin dizine oturdu. Elbisesinin uçlarıyla oynamaya başladığında karşısındaki çocuk, az önce saçlarını acımadan çekiştiren cadının nereye kaybolduğunu sorguluyordu.
Deniz kızına çocuğu gösterdi. “Defin özür dile. O bizim komşumuzun torunu nasıl öyle çekiştirebilirsin saçlarını?” Defin siyah renkli gül desenli elbisesinin uçlarından başını kaldırıp karşısındaki çocuğa baktı. Özür dilemek yerine dil çıkardığında karşısındaki çocuk onun bu hareketine gülmekle yetindi. Defin’i tanıyordu. Asla özür dilemeyeceğini bilecek kadar..
《––––––🩺––––––》
2025 Hakkari-Şemdinli
“Eren siktirtme belanı.” Emirhan sinirle yanında dikilen askere sinirle baktı. Eren, Emirhan’dan daha rütbeli olan bana bakıp beni gösterdi. “Komutanım ne diyor ya?” Eren’e gülüp örtüyü düzelttim. Mevlüt albay odaya girdiği gibi Barut timi ve diğer askerler saygıyla ayağa kalktı. Bende olduğum yerde dikleştim. Mevlüt albay eliyle time oturmasını işaret etti. “Otur tim otur.” Albayın arkasından doktorun kahverengi saçlı kopyası girdiğinde ona baktım. “Nasılsın Barut?”
Emirhan benim rahat etmem için sırtımdaki yastığı düzeltti. “Çok şükür albayım.” Doktorun ikizi üniformasıyla albayın yanında duruyordu. Albay bana bakıp “Definle tanış. Timin sen uyurken tanıştı.” Diyerek eliyle Defin’i gösterdi. Defin bir adım öne gelip selam verdi. “Hava kuvvetlerinden pilot Üsteğmen Defin Mutlu.” Ciddiydi. Sessizce bakışlarını odada dolaştırdı. “Yüzbaşı Altan Barut.” Defin nazik bir gülümseme sunup kenara çekildi. Eren meraklı bakışlarla Defin’i süzüyordu. Albayın bakışlarını üstümde hissettiğimde Defin üsteğmenden bakışlarımı çektim. “Barut timi, karargaha geçin artık.” Albayın emriyle tim bir anda odayı boşalttı. Albay Defin’e döndü “Barut sana emanet. Refakatçisi yok.” Defin albaya bakarken gülümseyip onu onayladı. Mevlüt albay odadan çıkmadan önce tekrardan bana baktı. “Dinlenmene bak Barut.” Albayı onaylayıp yastığa yaslandım, Mevlüt albay odadan çıktığında Defin de odadaki koltuğa çekingen bir şekilde oturdu. “Ağrınız var mı Yüzbaşım?” Gülümsedim. Gün geçtikçe güzelleşmişti. “Resmi konuşmana gerek yok Üsteğmenim.” Defin resmi konuşunca bende öyle konuştum. Defin anında benim demek istediğimi fark edip gülümsedi. “Nerelisin Yüzbaşım?”
Bir anda gelen samimiyetine gülümsedim. Bana bakmadan elleriyle oynuyordu. “Trabzon.” Anında başını kaldırıp bana baktı. Defin şaşkın şaşkın bakıyordu. “Benim annemde Trabzonlu.” Biliyorum. Gülümsedim, biliyorum güzel kadın. “Neyse tanıştığımıza memnun oldum Yüzbaşım.” Beni konu açabilecek iyi tanımıyordu. O yüzden fazla uğraşmadı. Ona bakıp gülümsedim. “Bende Üsteğmenim. Kıçımızı kurtardığın için teşekkür ederim.”
Defin gülümsedi. Yüzündeki gurur dolu gülüşle bana baktı. “Savaşan şahinler, atmaca filo hep yanınızda Yüzbaşım. Bu bizim görevimiz ama sanırım Kerem Yüzbaşıyı kurtarmasaydım kardeşimin tribi hiç çekilmezdi.” Güldüğü gibi bende gülmeye başladım. “Doktor hiç öyle biri gibi durmuyor ama..” Defin gülmeye devam etti. “Kardeşimi bana anlatmayacaksın değil mi yüzbaşım?” Güldüm. Defin bana yemek ayarlamak için odadan çıkarken ufak bir tebessüm eşliğinde ona el sallamaya devam ettim. Ne yalan söyleyeyim ölsem gam yemem artık.
《––––––🩺––––––》
Birkaç gün sonra Konya
“Mert ne ara bu kadar öğrendi sürmeyi?” Konya yollarında ilerlemeye başlamıştık. Kerem’in dikişlerine dikkat etmek zordu. Buraya neden geldiğimi bile bilmiyordum ki. “Abi..” Mert direksiyonu sıkıca tutarken aynadan Kerem’e baktı. “Bilmem biliyor musun ama ben 22 yaşındayım.” Göz ucuyla bana dönüp baktı. “Ayrıca Defne Hanım diğer adımı biliyor.” Hemen yanımdaki Kerem’e gülümsedim.
Otobanda Kerem’in köyüne doğru gidiyorduk. Kerem elimi sıkıca tutarken bir yandan da annesi görmesin diye gizliyordu. Hep beraber Melek’le sıkışarak gidiyorduk. Köye yaklaştığımızda etrafa bakmaya devam ettim. Köye girdiğimizde sessizce etrafı izliyordum. Bizim yaylalar kadar yeşil değildi belki ama gayet yeşildi. “Yenge Hanım köyümüze hoş geldin.” Kerem öne doğru eğilip Mert’in kafasına vurdu. Mert anında babasına şikâyet etti. “Ah! Baba vuruyor!” Kerem’in babası Mert’e dönüp umursamaz gibi davranıp önüne döndü.
Yoldan sola döndüğümüzde sıralı bahçeli evler vardı. Burası köy sayılıyorsa bizim yayladakiler neydi? Sıralı iki katlı, gayet büyük bahçeli evler vardı. Hepsi çok lüks görünmese de lüks görünüyordu. Kerem meraklı bakışlarımı fark edip gülümsedi. Oturduğu yerde biraz dikleşip kulağıma yaklaştı. “Beğendin mi?” Gülümsedim. Hafifçe ona doğru yaslandım. Dikişlerine dikkat ederken ona bakıp onayladım. “Çok güzel bir yermiş.” Altta kalmamak için tekrardan konuştum. “Gerçi yaylalarım daha güzel.”
Araç bir evin önünde durduğunda kocaman bir bahçe vardı. Aynı bahçenin içinde çitlerle bölünmüş iki ev vardı. Arabadan indiğimde hemen Kerem’e yardım etmeye başladım. Kerem omzuma kolunu attığında sırtındaki dikişlere dikkat ederek beline sarıldım. “Elbruz! Anne Elbruz geldi!” Karşımızdaki evden koşarak gelen kıza baktım. Gayet güzel kumral bir kız geliyordu. Sarılmak için Kerem’e atıldığında Melek aralarına girdi, bende elimi durdurmak için hafifçe kaldırdım. “Tinemis abla, hani abimin yaraları var ya? Dikkatli mi olsan?” Mert kızı umursamadan bana içeriyi gösterirken Kerem’in ebeveynleri, Kerem’in dinlenebilmesi için odasını hazırlamaya içeri girmişlerdi.
Mert tekrardan tuhaf isimli kızı umursamadan bana baktı. “Abla siz içeri geçin abim dinlensin.” Kızın bana olan sert bakışlarını umursamadan Kerem’le beraber birkaç adım attık. Hangi eve götüreceğimden emin olamadığım için durdum. Kerem başıyla sol tarafı işaret etti. Verandadan çıkıp eve girdiğimizde gri tonun yoğun hakim olduğu eve göz gezdirdim. Bu ev tek katlı bir evdi. Koridoru takip ederek Kerem’in annesini buldum. Tek açık kapı büyük ihtimalle Kerem’in odasıydı. Babası belimden hafif dokunarak içeri geçmemi gösterdi.
“Geç kızım yatıralım eşek sıpasını.” Annesi yastıkları düzeltip çekildiğinde bende Kerem’in yatmasına yardım ettim. Kerem yaslandığı gibi ayakkabılarını ayağından çıkarıp kapının önüne götürdüm. Kendi ayakkabılarımı zaten eve girerken çıkarmıştım. Kerem’in ayakkabılarını da kendi ayakkabılarımın yanına koydum. Ailesinin ayakkabılarını da düzeltip tel kapıyı kapattım.
Babası yanıma gelip koridorda Kerem’in odasının çaprazında kalan odayı gösterdi. “Burası misafir odası kızım. Sen burada kalabilirsin. Normalde sen burada tek kalacaktın da Kerem kendi evimde kalacağım diye tutturdu. Rahatına bak olur mu kızım.” Gülümsedim. Kerem’in babası Ahmet amcaya teşekkür edip odadan çıkan annesine baktım. “Kızım uyusun diye çıktım yemek hazırlayacağım ilgilenirsin değil mi?”
Başımla onu onayladım. “Tabii efendim de yardım etseydim?” Annesi anında bana bakıp kaşlarını kaldırdı. “Misafirsin olmaz. Sen dinlen biraz.” Kolumu sıvazlayıp gülümsedi. Kerem'in annesi ve babası diğer eve geçtiklerinde bende oturma odasındaki cama yaklaşıp dışarıda gördüğüm kıza bakmaya başladım. Kız dışarda Melek’le konuşmaya devam ediyordu. Giydiği siyah pantolon bacaklarını sarmıştı. Üstündeki beyaz tişörtse daha bol ve dağınık duruyordu. Kahverengi saçları omuzlarına dökülüyordu. Benim saçlarımın aksine çok uzun değildi ama kıza yakışıyor gibiydi.
“Defne?” Ben camdan onları izlerken Kerem’in sesini duyduğumda camdan çekilip direkt onun odasına ilerledim. Odaya girdiğim gibi bakışları beni bulmuş yatağın boş kısmına elini vurmuştu. Evin boş koridorunu tekrar kontrol edip yatağın boş tarafına oturdum. “Ağrın var mı?” Kerem dikkatli bir şekilde onu incelememe güldü. Sağ yanağında olan gamzesi belirginleştiğinde bende gülümsemeden edemedim. “Yok. Uyuyalım mı?” Beni kendine iyice yaklaştırıp başımı göğsüne yasladı. Saçlarımı oynamaya başladığında o daralmasın diye göğsünden kalkıp saçlarımı ördüm.
“Ben odaya geçeyim sen rahat rahat yat. Hem annenler falan gelir ayıp olur.” Kerem yatar halini alıp kolunu açmış beni izliyordu. Saçlarımı örmeyi bitirdiğimde onun üstünü örttüm. Tam yataktan kalkacağımda Kerem kolumu sıkıca tutup itiraz etmeme fırsat vermeden beni kendi göğsüne yatırdı. “Burada uyumanı istiyorum doktor.” Konuşmak için dudaklarımı aralasam da benim konuşmama fırsat vermeden serzenişe geçti. “Hem sen nasıl doktorsun ya? Ya uyurken ağrım falan olursa? Seni buraya kadar benimle özel ilgilen diye yolladılar.”
Kerem çocuk gibi mızırdanırken bana sataşmayı da ihmal etmemişti. Göğsüne yattığımda elimle hafiften göğsüne vurdum. “Pislik,” Başımı hafifçe kaldırıp ona baktım. “Annenler görürse ne diyeceğiz?”
Beni daha sıkı sarıp sarmaladı. “Doktorum sadece bana uygulayabileceği bir tedavi uyguluyor anne, çok harika bir doktorum var diyeceğim.” Şaşkınlıkla suratına bakıyordum. Yol yorgunluğu çökmüştü yüzüne. Bir an önce uyuyup dinlense iyi olacaktı. O yüzden sesimi çıkarmadım. Belime sardığı parmakları minik minik bel boşluğumu okşuyordu. Sessizce uyumasını bekleyip öyle odama geçeyim bari.. Ailesine rezil olmak gibi bir tercihim tabii ki yok.
“Kaçmayacaksın doktor. Seni sıkı sıkı tuttum ve bu sefer ayıracak bir görev de yok. O yüzden anın tadını çıkar ve kollarımda iyice dinlen.” Zihnimi mi okuyor bu komutan? Sessiz kalıp derin bir nefes çektim. Aslında biraz haklıydı. Hakkari’ye taşındım taşınalı çok şey olmuştu. Beş, altı aya sığdıramayacak kadar çok.
Şimdi ise biraz huzuru kendime çok görmemeliyim. Kerem’in yüzünü incelemeye başladım. Nefesi yavaş yavaş düzene giriyordu. Yeni çıktığı hastaneden dolayı sakalları iyice çıkmaya başlamıştı. Esnedim. Sanırım bende biraz uyusam iyi olacak ama burada uyumamalıyım. Hoş olmaz. Kalk Defne.. Burada uyumak riskli olur kalk hadi.. Gözlerim giderek ağırlaşırken çoktan komutanın kollarında uykuya daldım.
《––––––🩺––––––》
“Jankat.” Janset, ondan sadece iki yaş büyük olan abisi Jankat’ı sessizce yanına çağırıyordu. Sol gözümü açıp kapıda duran Janset’ baktım. Derin uykuda değildim. Janset istediği kadar sessiz konuşmaya çalışsa da onları duyuyordum. “Gel gel bak bi.” Bir gözümü tekrardan hafif aralayıp kapıya baktım. Jankat yanına gelip odadan içeri başını uzattığında yatağımda sözde uyuyan beni ve benim göğsünde otuz beşinci rüyasını gören Defne’yi gördü. “Bunları aşk çarpmış aşk.” Diyerek kardeşini yanıtladı sırıtarak. Beni hiç böyle görmemenin şaşkınlığı vardı üstünde. Bunca zaman tek bir kızdan dahi bahsetmemiştim. Şaşırması gayet normaldi. “Sizi de ben çarpacağım. Ne yapıyorsunuz siz?” Uyumadığımı belli edip kalkacakken annemin sesini duymamla geri gözlerimi kapattım.
“Anne abim kızı koynuna almış.” Kapının oradan pat diye bir ses geldiğinde Janset’in doğru bir hamle yapıp Jankat’ın kafasına vurduğunu anladım. Annem yanlarına gelmiş odada sözde uyuyan bize bakmıştı. Annemi tanıyorsam durum pek hoşuna gitmedi ama kardeşlerime de belli etmemeye çalışıyor. Kesinlikle benimle konuşacak. Elif sultanı tanıyorsam bunu yapacaktı. “Siz geçin yemek yiyeceğiz. Uyandırıp geliyorum.” Janset kısık sesle anneme cevap verdi. “Anne uyandırmasak yorgunlar belli ki. Hem Defne abla hastanede abimin başından bir an bile ayrılmadı. Bırakalım dinlensinler.”
“Abin ilaç içecek Janset. Ayrıca gece uyumazlar. Üç saat uyudular işte.” Annemin terliğinin sesini duydum. Büyük ihtimalle şu an tam tepemde bana bakıyordu. Asker olmanın diğer bir faydası da buydu. Saçlarımı okşadı. “Annem, Kerem hadi kalk oğlum.” Rolü daha fazla devam ettiremeyeceğimi bildiğim için gözlerimi aralayıp anneme baktım. Göğsümdeki ağırlığın sahibine döndüm. Sanki hiçbir şey olmamış gibi kollarımda huzurla uyuyordu. Anneme baktım. “Saat kaç?”
Annem Defne’ye baktı. “Akşam yedi,” Çerkezce konuşmaya başladı. “Kerem bu hoş değil annem, niye burada uyudu?” Defne anlayıp duyar, üzülür diye dikkatli davranıyordu. Anneme bakıp tekrardan göğsümde yatan Defne’ye döndüm. “Ben zorladım. Ona tek bir şey deme anne.” Sessizce iç çekti. Onu benim yatırdığıma ikna olmuş gibiydi. “Tamam ama bak biri görür sorun olmasın. Yemeğini buraya getireceğim.” Annem odadan çıktığı gibi kardeşlerimi de tutup çekmişti.
Göğsümde uyuyan sarı saçlı doktorumun saçlarını okşadım. Yaklaşıp başından öptüm. Bir minik kımıldayıp tekrardan başını göğsüme gömen Defne’ye gülümseyip yavaşça onu yatağa yatırdım. Defne’nin üstünü tekrar örtüp yattığım yerde dikleştim. Janset annemin çekiştirmesini umursamayıp yanıma girdiğinde ona yatağın ucunu gösterdim. Janset sessizce gösterdiğim yere oturup bana ve Defne’ye baktı. “Çok güzel bir kız.” Gülümsedim. Defne uyanmadan Janset gitmiştir umarım.
“Tinemis burada mı hala?” Janset bıkkın bir nefes alıp verdi. Göz devirip beni onayladı. Camdan dışarı baktı. “Evet anneme yardım ediyor.” Ani hareketle tekrardan bana döndü. Gözlerini yukarıya çevirip konuşmaya başladı. “Abi takmış sana.” Yanımda uyuyan Defne’ye dudaklarını büzüp baktı. “Defne ablaya saçma sapan bir şey demez umarım.”
Tinemis elinde büyük bir tepsiyle odaya girdiğinde ona baktım. Odaya girdiğinde ilk başta gözleri benimle kesişti. Kahverengi gözlerinde çok da belli olmayan göz bebekleri büyümüştü. Öyle ya insan sevdiğini gördüğünde göz bebekleri büyürdü. Işık saçan gözler ve gülümseyen yüzü yatakta uyumaya devam eden Defne’ye uğradığında yavaş yavaş asıldı, tepsiyi düşürmemek için daha sıkı kavramıştı. Elindeki tepsiyi gösterdi. “Yemeğini getirmiştim Elbruz.” Uzandığım yerden “Sağ olasın.” diyerek Tinemis’in elindeki tepsiyi aldım. Tinemis’in bakışları hala Defne’nin üzerinde geziyordu. Defne ise büyük bir umursamazlıkla uyuyordu. Saçları yastıkta dağılmıştı. Daha fazla direnemeyip o aklındaki soruyu sordu. “Doktorun burada mı uyuyor?” Ben bile kızın bakışlarından rahatsız hissetmiştim. Neyse ki Defne uyuyor. Tinemis’e dönüp Çerkezce onun sorusunu yanıtladım. “Bu seni ilgilendirmez diye düşünüyorum Tinemis.” Annem bu konuda zaten katıyken bir de el alemin dedikodusunu çekemem. Tinemis de bu kişilerden biriydi.
Janset odadaki gerginliği fark edip oturduğu yerden kalktı. Tinemis’e bakıp koluna dokundu. “Biz yemeğe geçelim Tinemis abla. Annemler bizi bekliyordur.” Janset odadan çıkarken bana dönüp göz kırptı. Onun haline gülerken tepsiyi yanı başımdaki komodine koyup Defne’ye döndüm. Yastığa dağılan saçlarını parmağımla okşadım. Yavaşça, dikişlerime dikkat ederek eğilip kulağına fısıldadım. “Defne’m hadi uyan da bir şeyler yiyelim.” Omzuna iyice eğilip bir öpücük kondurdum. Saçlarının uçlarıyla oynamak benim için paha biçilemez bir şey.
Defne rahatsız olmuş olacaktı ki mızırdanarak arkasını döndü. Onun bu haline gülmeden edemedim. Tekrardan saçlarını okşayıp onu uyandırmaya çalıştım. Bir süre daha mızırdanıp olduğu yerde kımıldanıyordu. Gözlerini aralayıp tekrar kapattı. Yattığı yerden tekrar bana doğru döndü. Gözleri beni bulduğunda saçlarını geriye itip beni süzdü. “Kerem..” Yattığı yerden gerinip oturur hale geldi. “Ne ara uyandın?” Uykulu sesine gülümsedim. Boynunu kütletip saçlarını geriye itti. “Yeni uyandım. Annem yemek getirdi.”
Tepsiyi tekrardan kucağıma aldım ve ona bir kaşık yemekten uzattım. Defne yediği yemeğin tadını beğenmiş gibi mırıldandığında gülümsedim. “Güzelmiş ne bu?” Annem benim sağlığımın şerefine döktürmüş olmalıydı. Defne’ye bakmadan tekrardan bir kaşık uzattım. “Şips Baste. Çerkezlere özgü bir yemektir.” Yeni bir kaşık uzatırken ona baktım. “Sevdin mi?” Defne dudaklarını hafifçe şapırdattı. Ona uzattığım kaşıkları tereddüt etmeden yiyordu. “Evet sevdim güzelmiş.” Dudağının kenarında kalan baste’yi gördüğümde gülümseyip Defne’yi ensesinden tutup kendime çektim. Defne’nin gözleri kocaman açıldı. Dudağının kenarındaki baste’yi alıp onu da öptüm. Geri çekilmesine izin verdiğimde Defne’nin yanakları kızarmıştı. Üstündeki örtüyü itip dizlerinin üstüne çöktü. “Sen ye hadi bende annenlerin yanına gideyim.”
Defne’nin elini kavrayıp kalkmasına izin vermedim. “Burada beraber yiyelim.” Defne bana bakıp dudaklarını büzdü. “Olmaz Kerem.” Güldüm. Defne bunu fırsat bilip yataktan kalktı ve yanağımı öptü. Defne odadan çıkacağı sırada telefonumu alıp kardeşime mesaj attım. Tinemis hala gitmedi, değil mi? Birkaç saniye geçmeden kardeşim Tinemis’in hala o masada olduğunu söyledi. Sırf Defne’nin canını sıkmasın diye bende tepsiyi yatağıma bırakıp dikişlerime dikkat ederek yataktan kalktım. “Defne bekle bende geliyorum.” Defne anında odaya doğru geri bir adım attı. “Kerem saçmalama.”
Dikişimi tutarken onun koluna dokunup çıkmasını işaret ettim. “Hadi Defne, ailemle yemek yemek istiyorum.” Defne benimle inatlaşamayacağını anladığında kolumun altına girip bana destek olmaya başladı. Beraber bahçeye çıktık. Jankat’ın bakışları anında bahçeye çıkan bizi buldu. “Aha abim ablam sayesinde hemen ayaklanmış.” Annemlerin bakışları hemen bize döndü. Annem hızlıca oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Defne’ye bakıp kaşlarını çattı. “Kızım niye kaldırdın bu çocuğu?” Defne mahcup bir şekilde anneme bakıp beni gösterdi. “Elif teyze inat ettim ama dinletemedim.”
Masaya yaklaştığımızda Jankat benim için sandalyeyi çekip oturmama yardım etti. Tinemis tam karşımda oturuyordu. Gözlerini benden ayırmadan saçlarını düzeltti. Gözlerimin içine bakarken gülüyordu. Ona bakmasam da bunu biliyorum. Oturduğum anda yanımdaki sandalyeyi Defne için çekip elimle oturmasını işaret ettim.
“Ben istedim.” Defne yanıma otururken gözlerimi ondan ayırmadım. O yerini aldığında ise anneme döndüm. “Odamda tek başıma yemektense burada sizinle yemeyi tercih ederim.” Jankat salataya batırdığı çatalını ağzına götürürken konuştu. “Tabii Defne abla buraya geldi. Niye odada durasın ki?” Masanın altından Jankat’ın bacağına sert bir şekilde vurdum. Jankat acıyla inlediğinde Defne yanımda sessiz bir şekilde kıkırdadı. Eliyle güldüğünü gizlemeye çalışıyordu. Janset ikimize de birer tabak yemek koyarken Defne’nin saklamaya çalıştığı gülüşünü görüp gülümsedi.
“Devlet seni baya seviyorlar herhalde, sana özel bir doktor bile vermişler.” Tinemis yemeğini yerken hiç çekinmeden konuşuyordu. Defne’yle aynı anda bakışlarımızı Tinemis’e çevirdik. Defne bir şey demek için dikleştiğinde elini tutup onun durmasını istedim. Beni anlayıp sustuğunda Tinemis’e baktım. “Defne benim sadece doktorum değil. Yani onu devlet göndermedi.” Defne’nin elini sıktım. “Ben, benimle gelmesini istedim.” Tinemis’in yüzü düştü. Defne ise buna sebep olduğu için mahcup hissediyordu sanırım. Sessizce suyundan bir yudum aldı.
Annem ortamı gerginliğini yumuşatmak için Defne’ye döndü. “Nereliydin kızım sen?” diyerek sorusunu yöneltti. Defne başını kaldırıp anneme baktı. Nazikçe gülümsedi. “Ben Çanakkale doğumluyum. Annem Trabzonlu babam İzmirli.” Tinemis araya girip suyundan bir yudum alırken Defne’ye bakmıyordu. “İzmirlisin yani?” Defne karşımdaki kadının sorusuyla, özgüvenle Tinemis’e döndü. “Hayır, değilim.”
Tinemis alay dolu bir bakış atarken “Dedenler İzmirli değil mi? Sen de İzmirli oluyorsun işte.” diyerek itiraz etti. Defne’nin giderek sinirleneceğini biliyorum. Masanın altından elimi onun bacağına yasladım ve hafifçe okşadım. Defne benim düşündüğümün aksine gayet sakin bir şekilde “Benim dedemler yok. Babam ve amcam yetiştirme yurdunda büyümüşler.” Diyerek kendini açıkladı. Masadaki herkes sessizleşti. Defne ise normal bir şey demenin verdiği rahatlıkla salatadan bir lokma aldı. Bir kez daha Defne’nin özgüvenine hayran kalıyorum. Ne yalan söyleyeyim o an gözümün önüne karargâha geldiği ilk dönemlerdeki doktor gelmişti. Özgüvenli, kararlı ve inatçı...
Defne sırtını geriye doğru yaslanıp rahat bir nefes aldı. “Şimdi senin gözünde babam ne konumda olur bilmiyorum ama benim babam İzmir’de yetiştirme yurdunda yaşarken askeriyeye girmiş, harikulade bir asker olmuş harika bir baba.” Defne sanki Tinemis’e söylemiyormuş gibi anneme dönmüş ve konuşmaya devam etmişti. “Annem Çanakkale’de doktor, beyin cerrahı.” Annem bütün dikkatiyle Defne’yi dinliyordu. Defne anneme bakıp anlatmaya devam ederken az az yemeğinden yiyordu. Annemin ailesini tanımasına izin veriyordu. “Kerem gibi benimde iki kız kardeşim var. Gerçi biz üçüzüz.” Gülümsedi. “Kardeşlerimden biriyle zaten tanıştınız.” Defin’den bahsediyordu. “Defin hava kuvvetlerinde pilot, diğer kardeşim ise Çanakkale’de mimarlık yapıyor.”
Annem gülümsedi. Defne’nin anlattıklarını dikkatle dinlemişti. “Maşallah çok güzel okumuşsunuz. Hepiniz bekar mısınız?” Defne annemi dinlerken suyundan birkaç yudum almıştı. Suyunu masaya bırakırken annemin sorusunu yanıtladı. “Yok, mimar kardeşim bir polisle evli. Pilot kardeşimse eşini kaybetti. Babam gibi bir şehidimiz var.” Annem sessizce başını eğip yutkundu. “Başınız sağ olsun.” Defne gülümseyip “Vatan sağ olsun.” Diyerek annemi nazikçe yanıtladı. Defne’nin omzu açılmıştı. Elimi uzatıp giydiği salaş tişörtünün omzunu düzelttim. Babam elimi çekmem için öksürdüğünde sinyali alıp elimi çektim. Babam Defne’ye dönüp ortamı dağıtmak için sohbet açtı.
“Peki sen uzmanlaşmayı düşünüyor musun?” Defne ağzındaki salatayı yutmayı bekleyip babama döndü. “Aslında evet ama zaman ne gösterir bilemiyorum. Uzmanlaşma hevesim var yani.” Gülümsedi. Bana döndü. “Yemeğini yediysen ilaçlarını iç sonra pansuman yapalım.” Hafifçe başımla onu onayladım. Defne sandalyesini geriye itip ayağa kalktı ve içeriye gitti. Büyük ihtimalle odamda komidinin üstünde duran ilaçlarımı almaya gitmişti. Annem masaya dirseklerini yaslayıp Tinemis’e baktı. “Misafirime karşı kimse saygısızlık yapmayacak. Buna sende dahilsin Tinemis.” Annemin Defne’yi savunması, koruyup kollaması hoşuma gitti.
Defne ilaçlarımı alıp yanıma doğru gelmeye başladı. Onu gördüğümde su bardağını elime alıp bekledim. Siyah dar pantolonunun belini düzelterek tam dibimde durdu. Avcundaki ilaçları benim avcuma bıraktı. Ben ilaçları itiraz etmeden içerken annemlerde masayı toplamaya başlamışlardı. “Hanım bir kahve yap da içelim oğlumla.”
Babam oturduğu yerden kalkıp bahçe mobilyalarına geçti. Jankat’ın yardımıyla oturduğum yerden kalkıp bahçedeki oturma takımına geçtim. Annem kahve yapacağında Defne’de annemlere yardım ediyordu. “Kahveden sonra pansuman için odana geçmen gerekecek. Afiyet olsun.” Janset annemin hazırladığı kahveleri bize kahve getirdi. Bana kahveyi uzatırken kardeşimin kulağına yaklaştım. “Defne’yi yalnız bırakma.” Janset gülümseyip onayladı. Kahvelerin servisini bitirir bitirmez hızlıca mutfağa geri döndü.
《––––––🩺––––––》
Elimdeki tabakları mutfak tezgahına bırakıp bulaşıkları yerleştirmek için lavabonun önüne geçtim. Komutanın evine geldim diye öyle boş boş duracak halim yok ya. Elif teyze mutfağa girdiği gibi bana bakıp engel olmaya çalıştı. “Kızım sen dur Janset halleder.” Bulaşıkları sudan geçirirken tuhaf isimli kızda son tabakları getirip bırakmıştı. “İki üç tabak, elime yapışmaz ya.” Kız bana bakarken kızın bakışlarındaki nefreti görmemek imkansızdı.
“Çekilsene işte. Sana mı kaldı burada iş yapmak?” Derin nefes alıp durdum. İşime devam ederken kıza bakmadan konuştum. “Sana kalmadığı kesin.” Ona bakıp önündeki tabağı gösterdim. “Bari şu tabağı ver de laf yetiştirmek dışında bir işe yara.” Kızın yüzü düşmüştü. Önündeki tabağı bana doğru uzattı. Melek mutfağa girdiğinde Elif teyze kızına bakıp bize döndü. “Hah Janset de geldi. Ben içeri geçeyim kızım sen Defne ablandan al bulaşığı.” Elif teyze başka bir şey demeden mutfaktan çıktı. Janset bana yardım ederken diğer kız köşede oturuyordu. “Söylesene Elbruz’u benden daha iyi tanıyor olduğuna inanıyor musun?”
Dudaklarımı yalayıp kıza baktım. Kırıcı konuşmamak için kendimle savaşıyorum resmen. Ben böyle kendimle savaşırken bu kızın bu kadar rahat bir şekilde bana savaş açması sinir bozucu. “Belli ki onu uzun zamandır tanıyorsun.” Havluyu alıp ellerimi kurulamaya başladım. Kızın karşısına ilerledim. Havluyu kenara bırakıp ona baktım. “Ama tanımak başka, seçilmek başka.” Karşımdaki kızın yüzünün düştüğüne bugün kaçıncı kez şahit oluyorum bilmiyorum ama bu sefer kendi istedi. Mutfaktan sert adımlarla çıkarken gülümseyip Melek’e döndüm.
“Abla..” Omuz silktim. “Resmen savaş ilanı yaptı biliyorsun değil mi?” Güldüm. Hala savaş ilanı diyorlar. Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Ortada bir savaş yok. Çünkü ben zaten kazandım.” Melek güldü. Her ne kadar kızı umursamasam da bir yanım beni kemiriyordu. “Sor hadi abla?” Ona baktım. “Kim bu kız? Kerem’e âşık olması dışında ne işe yarar?” Melek iki kâse çıkarıp birine çekirdek doldurdu. Masaya oturduk. “Tinemis abla abimle aynı ortaokuldaydı. Önceden evleri köyün içindeydi.” Çekirdeği çitlerken bana bilgi aktarmaya devam ediyordu. “Sonra nasıl olduysa bizim karşıya ev yaptırdılar. Yani komşumuz oldular.”
“Yani Kerem’le yaşıt.” Melek başıyla onayladı. “Ne iş yapıyor?” Melek çekirdeğinin arasında sorumu da yanıtladı. “Bir şirkette insan kaynakları departmanında çalışıyor.” Demek insan kaynaklarında çalışıyor. “Ula bağa bak ha bunlar daha önceden yavuklu falan değillerdi değil mi?” Melek hızlıca başını sağa sola salladı. Rahatlayıp gözümün önüne gelen sarı saçlarımı geriye ittim.
Kerem’in pansumanını yapmalıyım. Kız hakkında bilgi öğreneceğim diye pansumanı unutuyordum. Çekirdek kabuğunu atıp ellerimi çırptım. “Abinin pansumanını unutuyordum bak.” Melek ben mutfaktan çıkarken arkamdan kahkaha atıyordu.
《––––––🩺––––––》
“Bu kızımla ciddi misin evlat?” Babama döndüm. Kahvemden bir yudum alıp etrafa baktım. “Ben niyetimde ciddiyim. Zamanı geldiğinde o da isterse onunla evlenmek isterim tabii baba.” Babamın tek kaşı havalandı. Bana bakmıyordu ama olan biteni anlamaya çalışıyordu. “Bize hiç bahsetmedin?” Babam aklındaki her şeyi tek tek soruyordu.
Defne’den onlara bahsetmedim çünkü bunca zaman bir şey olmamıştı. Defne’ye karşı bir şeyler hissettiğimi bile anlamadım ki.. “Birkaç aydır ciddileşen bir şeyler oldu baba. Açık konuşayım mı?” Babam başıyla bana onay verdiğinde fincanımı koyup babama döndüm. “O gerçekten harika bir kadın. Baba, bu bir haftada çok şeyi düşünme fırsatım oldu. Hayat çok kısa kaybedecek tek bir anım yok.”
“Ne oldu sana orada? Ne yaptılar?” Geriye doğru yaslanıp başımı eğdim. Orada olan biteni anlatırsam annem duyabilirdi. Babam eve doğru baktı. “Annen duymasın istiyorsun.” Hemen yanımda oturan Jankat’a bakıp tekrar babama döndüm. Başımı kaldırıp bahçeye baktım. “Bunun bir önemi yok baba. Önemli olan aldığım kararlar.” Babam gülümsedi.
Elindeki bitmiş kahve fincanını sehpaya koydu. “Zamanla göreceğiz.” Sesli düşünüyordu. “Adetler, gelenekler... Çok zorlanacaksınız ama hayat sizin hayatınız.” Oturduğum yerde kımıldanarak kalkmaya çalıştım. “Ben odaya geçeyim de pansumanı yapsın rahatça.” Jankat anında bana yardım etmeye başladı.
Onun yardımıyla odaya geçtiğimde tişörtümü çıkarıp yatağa ilerledim. Sırtımda ve göğsümde büyük bandajlar vardı. Başım hala zaman zaman ağır bir şekilde ağrıyordu. “Sana nasıl kıydılar?”
Duyduğum sesle irkilip arkama döndüm. Tinemis kapının önünde eli ağzında bana bakıyordu. Bana doğru birkaç adım attı. “Canın çok yanıyor mu?” Ellerini benim göğsüme yaslamak için yaklaşıyordu. O bana doğru yaklaştıkça ben geriye doğru gidiyordum. “Tinemis acımıyor.” Defne gelir de bizi burada görür, yanlış anlar diye gergindim. “Neden benden kaçıyorsun?” Göz devirdim. Durması için elimi kaldırdığımda Tinemis olduğu yerde durdu. “Tinemis, senden kaçmıyorum. Kaçacağım hiçbir şey de olmadı. Şimdi rica etsem çıkar mısın?” Tinemis sinirle derin nefes alıp ayağını hafifçe yere vurdu.
Defne, Tinemis çıkmadan önce odaya girdi. Kapıda durup bedenini kapıya yasladı. Tinemis’le bana bakıyordu. Sadece ona odaklandım. “Gel Defne.” Dudaklarını büzerek Tinemis’in omzuna dokundu. “Pardon geçebilir miyim?” Diyerek Tinemis’in yanından geçti. Hiç düşünmeden Tinemis’in dışarı çıkmasını bekleyip kapıyı yüzüne kapattı. Ben yatağa otururken benim yanıma doğru gelip dikişlerime pansumanlarımı yapmaya başladı. Yaralarıma pamuğu sertçe bastırıyordu. “Kıskandın mı sen?”
Defne bana bakmadan pansumanına devam ediyordu. “Kim? Ben mi?” Hafifçe güldü. Kıskandığını belli etmemeye çalışıyordu. “Kıskanmadım sadece kız beni iğnelediği için rahatsız oldum.” Sırtıma tek tek ilgiyle tentürdiyot sürerken bende sabırla onu bekliyordum. Bütün sırtım bittiğinde göğsümle ilgilenmek için önüme geldiğinde onu kucağıma çekip bacaklarıma oturmasını sağladım. O bu sefer de göğsümdeki yaralarımla ilgilenirken ben onun gözlerinin içine bakıyordum. “Defne...” Cevap vermedi. Ona seslenmemi umursamadan pamuğu göğsümde gezdiriyordu. “Defne..” Eli bir iki saniye durdu ama yine bana bakmadı.
“Efendim?” Bana bakmadan kuru bir cevapla beni geçiştirdi. Basitçe güzeldi. Kıskandığında, uyuduğunda, uyandığında.. Defne güzelliğin net bir tanımıydı. “Çok güzelsin.” Anlık duraksayıp bana baktığında gülümsedim. Belindeki elimi hafif hafif oynatmaya başladığımda umursamadan bandajı düzeltmeye başladı. Bütün işi bittiğinde elindekileri hafifçe kaldırıp kucağımdan kalkmaya çalıştı. Onun bileğinden tutup kalkmasına izin vermedim. Tekrar kucağıma oturduğunda yarınım yokmuş gibi tek düşündüğüm şeyi yaptım. Ona verdiğim sözü yerine getirdim. Dudaklarımı onun dudaklarının üstüne bastırdım.
Bölüm sonu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 22.95k Okunma |
1.64k Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |