18. Bölüm

ELBRUZ BÖLÜM 17

İnci
blackpearln

《––––––🩺––––––》

 


Bölüm 17

Konya
3 hafta sonra


Keremlerin köyünde üçüncü haftaya giriyorduk. Burada kar fazla yağmıştı. Açık konuşmak gerekirse Konya'nın soğuğu gerçekten çok fazlaymış. Soğuk resmen insanın içine içine işliyordu. Çanakkale’de doğup büyümüş benim için Hakkari gibiydi. Orada da üşüyordum, burada da..

 

Kerem’in çoğu yarası kapanmıştı, derin yaraları ise kapanmaya yakındı. O ise sırf benim hakkımda konuşulmaması için canım sıkılmasın diye beni köylülerden mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyordu. Gece yarısı onun göğsünde uzanırken elleri saçlarımda dolaşıyordu. “Saçlarının boyası iyice akıyor gibi.” diye mırıldandı. Saçlarımın boyasının akması onu keyiflendiriyor gibiydi. Parmak uçlarıyla saçlarımı döndürüyordu.



“Öyle mi?” Saçlarımı alıp uçlarına baktım. “Sabah boya almaya gidelim o zaman.” dedim dudaklarımı büzerek. Bakışlarımı Kerem’e çevirdim. Dudaklarıma bir öpücük koyup gülümsedi. Bana bir şey demek istediği belliydi. Saçlarımla oynarken kıvranıyordu. “Defne’m..." dedi, tereddüt ederek. Başımı kaldırmadan devam etmesini bekledim. "Boyamasan olur mu?” diye masum bir şekilde sordu. “Seni kendi saçlarınla görmek isterim.” diyerek kendi fikrini belirtti. Saçlarımın asıl rengini hatırladığımda o kötü anılar da benimle beraber gelmişti.


"Ayaz ben kavga etmedim. Kavga etmek zorunda kaldım." Ayaz önden eve girdiğinde bende arkasından eve girdim. "Kes sesini! Bıktım artık ya! Her hafta okulda kavga çıkıyor ve sen içindesin!" Ayakkabılarımı çıkarıp bir kenara fırlattım. Salonda oturan kuzenlerimizin bakışlarının bize döndüğünü görebiliyordum. Umursamadan Ayaz’a bakmaya devam ettim.

Ellerimi saçlarıma götürüp çekiştirdim. "Allah'ım saçımı başımı yolacağım ya!” Dış kapıyla Ayaz arasında dönüp duruyordum. “Deli olacağım!” Parmaklarımı birleştirip ona baktım. “Ayaz sen benim sevgilimsin ya bana inanmalısın! O sarışına değil!" Ayaz büyük bir hiddetle bana dönüp üzerime doğru yürümüştü. Göğsünden geri itip saçlarımı savurdum. Elis aramıza girmek için salona girdiğinde Mine oturduğu yerden kalkıp ondan önce davranmıştı. "Ayaz tamam sakinleşin." Ayaz, Mine'ye dönüp baktı. Bu sinirle Mine'nin üstüne bile yürüyebilirdi.

"Ya bırak Mine! Bıktım ben Defne'nin peşinde koşmaktan!" Bu sefer bende iyice sinirlendim. Ayaz'ın üstüne yürüdüm. "Koşma! Kim diyor sana peşimde koş diye! Koşma ya bu kadar yorulduysan koşma!” Sinirle arkamı dönüp evden çıktım.

Başımı onun göğsünden ayırmadan kaldırıp ona baktım. “Kerem ben…” dedim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. “Saçlar anıları saklar derler. Ben anıları istemiyorum.” Kerem gülümsedi. Saçlarımda dolaşan parmakları kafamı karıştırmaya yetiyordu. “O anıları unutup yeni anıları beraber yerleştirelim olmaz mı?” Gözlerimin içine bakıyordu. Resmen kanıma giriyordu.

 

Aslında sarı saçlarım da benim için iyi şeyleri saklıyor sayılmazdı. Sarı saçları bir gazla yapmıştım. Ayaz’la aldatıldığım günün ardından saçlarımı bir gazla sarıya boyamıştım. Kerem’e bakıp elimi onun göğsüne yasladım. “Düşünmem için fırsat tanır mısın bana?” diye sordum. Her ne kadar bu düşünceme alınsa da bana karşı çıkmadan sakince onaylayıp sıkıca sardı. Göğsüne sokulup uyumaya odaklandım.

“Saçların sana çok yakışıyor.” Odamda aynamın karşısında saçlarımı düzeltiyordum. Ayaz’ın sesini duysam da arkamı dönüp ona bakmadım. Dün gece saçlarım beni daralttığı için bir sinirle belime kadar olan saçlarımı kesmiştim.

 

Şimdi omzuma gelen saçlarımı kestiğim için biraz pişmanım. Ayaz yavaş yavaş arkama doğru geldi. Saçlarımın uçlarıyla oynamaya başlayan Ayaz’a aynadan baktım. Saçlarıma dokunmasını istemiyorum. Başımı hafifçe kaçırıp saçlarımı bırakmasını sağladım. Makyaj masamın üstündeki küpelerimi alıp taktım. “Niye kestin anlayamıyorum.”

Hiçbir şey olmamış gibi yanıma gelip konuşması beni rahatsız ediyordu. Sanki beni aldatmamış gibi buraya yanıma giriyordu. Derse gideceğim için hazırlanıyordum. Parfümümü alıp birkaç fıs sıktım. “Sevgilinin yanına dön Ayaz. Artık bu odada bir işin yok.” Arkamı dönüp sandalyemin üstündeki çantamı aldım. Ayaz’ı odamda bırakıp çıktım.

 

“Defne kahvaltı hazırlıyorum.” Denef arkasını dönüp bana baktı. Saçlarımı fark ettiğinde gözleri kocaman açıldı. “D-Defne?” Nehir teyzem de yanındaydı. O da dönüp baktı. “Kızım saçlarına ne yaptın?” Ellerim istemsiz saçlarıma gitti. Onlara bakıp mutfağa ilerledim. Dün geceden hazırladığım yemeklerimi alıp çantama attım. “Ben çıkıyorum.” Denef bana bakıp yutkundu. Ne diyeceğini bilemediği belliydi. Umursamadan evden dışarı çıkıp arabaya ilerledim. Arabamın anahtarı elimden kayıp yere düştü. Eğilip anahtarımı alırken anahtarımın yanında duran mavi güllere baktım. “Mavi gül..?”

Sabaha karşı gözlerimi aralayıp açık perdeden dışarı baktım. Kerem hala yanımda uyuyordu. Kerem’i uyandırmadan kalktığımda alnıma ve boynuma yapışan saçlarımı yüzümden geriye ittim. Kerem’e baktığımda bana doğru dönüp belimi sarmıştı. Elini belimden çekip sessizce yataktan kalktım. Valizime yaklaşıp içinde ne zamandır sakladığım boyaları aldım. Banyoya girdiğimde aynada kendime baktım. “Yeni bir hayata kesin bir başlangıcın zamanı gelmişti Defne.” Boya tüplerini kaba boşaltıp karmaya başladım. Bir cesaret saçlarımı boyarken aynada tekrar kendime baktım.

 

Gözlerim dolmuştu ama bu sefer mutluluktan.. Yılların yükünü omuzlarımdan atıyor gibi hissediyordum. Kahverengi saçlarıma geri dönüyor olmak aslında gerçekten sevildiğim bir ilişkiye adım atmak gibi hissettiriyordu. Aynada saçlarım boyalıydı, Üzerimde boya yaparken kullandığım tişörtüm vardı. Boynumdaki kolye aynada parlıyordu.

Kerem için bunu göze alabilirim bence. Üstelik haklıydı. Saçlar anıları saklar lafına inanıyordum. Saçlarımı sarıya boyarken depresyonun eşiğindeydim. Ayaz beni aldatmıştı. Boyayı bitirdiğimde saçlarımı tokayla topladım. Boyanın yerleşmesini beklerken bahçeye çıktım. Sabah soğuğu giderek keskinleşmişti. Temiz hava ciğerlerimi açtı yemin ederim o nasıl bir soğuk. Kerem’in bahçesinde duran salıncağa oturup sallanmaya başladım. Üstüme yan tarafta duran bir pikeyi alıp üstümü örttüm. Hafif hafif sallanmaya başlarken etrafa bakmaya başladım. Burası Kerem’in büyüdüğü yerdi. Her hafta sonunu burada geçirdiklerini söylemişti.

 

Bir süre sonra arkamdan adım sesleri duydum. Bahçeye buram buram bir kahve kokusu yayılmaya başladı. Elinde kahveyle yanıma gelip oturan Kerem’e baktım. Elindeki bardağı alıp getirdiği diğer ceketi de üstüme örtmüştü.



“Cesaret edeceğini biliyordum da bu kadar hızlı olacağını düşünmemiştim.” dedi şaşkınlığını gizlemeden. Gülümsedim. Kahveden bir yudum alıp başımı onun omzuna yasladım. “Sen haklıydın. Yeni anıları kaydetmeye başlayalı çok uzun zaman olmuştu sadece.. ben tam cesaret edememiştim. Sen beni cesaretlendirdin.” Kahvemden bir yudum aldım.

 

Kerem kolunu açıp beni kendine çekti. Siyah tişörtü siyah eşofmanıyla harikulade görünüyordu. Yeşiller onun rengiydi ama siyah... Siyahlar içinde nefes kesici görünüyordu. Bileğindeki saate bakıp bana döndü. “Süre doldu Defne’m.” dedi. Saçlarımdaki boyayı kast ettiğini anlamıştım. Ben süre tutmayı aklımdan tamamen çıkarmışım. Kerem benim yerime bunu da düşünmüştü. Gülümsedim, saçlarımı yıkamak için kalkıp onu yanağından öptüm.

 

İçeri girdiğimde üşüdüğümü hissettim. Banyoya girip suyun ısınmasını bekledim. Su ısındığında saçlarımı yıkamaya başladım. Boya, banyonun zeminine akıyordu. Duştan çıktığımda üstüme giyinip aynadan saçlarıma baktım. Kahverengi... Gerçekten kim kahverenginin benim rengim olduğunu söylediyse haklılardı. Kendimi yenilenmiş hissediyorum. Saçlarımı kurutup, şekillendirdim.

 

Banyodan çıktığımda Kerem yatağa uzanmış dikkatle bana bakıyordu. Utandım, yanaklarımın kızardığını hissedebiliyorum. O kadar dikkatli bakıyordu ki sanki karşısında çıplak kalmışım gibi hissettim.

Kerem gülümseyip kucağını gösterdiğinde gözlerimi kapatıp gülümsedim. Yaklaşıp yatağa çıktım. Yatağa çıkarken elimi tutarak beni kucağına çekti. Kucağına otururken sol bacağımı onun diğer tarafına attım. Yaralarına dikkat ederek kucağına oturdum. Elimi bırakıp saçlarımla oynamaya başladı. Sessizdi. Konuşmadan seviyordu beni. Belimi sıkıca kavrayıp başını boynuma gömdü. Burnunu boynuma sürttüğünde huylanıp başını boynumda sıkıştırdım. Ben gülerken Kerem de gülmeye başladı.

 

“Çok güzelsin Defne...” Sessiz fısıltısı boynuma bıraktığı öpücükle taçlandı. Saçlarımı okşayıp parmaklarına doladı. “Bu renk senin rengin sevgilim. Bir daha asla seni sarıyla görmek istemiyorum.” Gülümsedim. Sırf onunla biraz olsun uğraşabilmek için ellerimi göğsüne yerleştirip dudaklarımı büzdüm. “Yakışmıyor muydu?”

Kerem gözlerini kocaman açıp bana baktı. Kendini açıklamaya çalıştı. “Hayır!” dedi net bir tonda. Ardından toparlamaya çalıştı. “Yakışıyor da seni kendin olarak görmek istiyorum Defne. Komple kendin olarak. Kavga ettiğinde sana niye kavga ettin diye kızmayacağım. Ne olursa olsun arkanda olacağım.” Boynuma minik minik öpücükler konduruyordu.

 

Yavaş yavaş boynumdaki öpücükler yerini derin öpücükler almıştı. Başımı geriye atıp ona yer açtım. “Daha önce seni ağlatacak ne olduysa yerini gülücüklerle donatacağım. Her güldüğün an için en sevdiğin balonlardan alacağım. En sevdiğin çiçekleri önüne sunacağım.”

 

Beni tam olarak kucağına yerleştirdi. Altımda hissettiğim sertlik beni onun kucağında hareket etmeye itmişti. En ufak hareketimde Kerem’in inlediğini duymak gururlu hissettirdi. Hiç düşünmeden dudaklarına atıldım. Bana karşılık verdiği an beni daha sıkı sıkıya sarmıştı.


Hiç düşünmeden beni yatağa yatırdığında nefsimizin bizi yönetmesine izin verdik. “Defne’m...” diyerek kısık sesiyle mırıldandı. Başını göğsüme gömüp minik minik öptü. Tişörtümü çıkarıp bir kenara fırlattı. Sütyenimden taşan kısımları ısırmaya başladığında inledim. “Kerem...” Kerem hiç umursamadı güneş yeni yeni odayı aydınlatmaya başlıyordu. Gündoğumu eşliğinde Kerem ile sevişmek... Eski saçlarıma dönüşün en güzel ilk anısı tam olarak bu an olmalıydı. Kerem sütyenimi açtığında başını tenimden ayırmadan sütyenimi de tişörtüm gibi bir yana fırlattı. Göğsümü öpüp ısırıyordu. Tenimde iz kalacağından emindim. Kerem oldukça hararetli bir şekilde göğüslerime saldırıyordu.


Ben Kerem’i itip yatağa devirdiğimde hızlıca kucağına çıktım. “Siyah sana çok yakışıyor komutan. Siyahlar içinde harika görünüyorsun.” Ellerim tişörtünün uçlarını tutarken dudağını emip çekildim. Tişörtünü çıkarıp bir kenara fırlattım. Gözlerim yara izlerinin üstünde dolanırken o mağarada neler olduğunu ona hiç sormamıştım. Ellerim göğsündeki en büyük yaraya gitti. Daha tam kapanmamış yarasından onu öptüm. O an yarasının açılmasından korktuğum için durmuştum.

 

Kerem elimin üstüne elini koyduğunda ona baktım. “Devam etmek ister misin Defne’m?” diye sordu.
“Yaran var Kerem. Canın acır.” Onun yarasını hafif hafif okşadım. Eli benim elimi tutuyordu. “Canım acımaz Defne. Sen benim canımı asla yakamazsın.” Kerem tekrar beni öptüğünde elleri kalçamı buldu ve sıktı.


“Kerem oğlum! Uyandınız mı?” Elif teyzenin bahçeden gelen sesiyle çekilip kendimi Kerem’in yanına attım. Tişörtümle sütyenimin kapıdan görünmeyeceğine emin olduğumda Kerem üstümü örtmüş cüssesiyle beni annesinin göremeyeceği şekilde saklamıştı. Bir süre sonra annesi odanın kapısında görünüp oğluna baktı. “Oğlum uyandın mı?”


Kerem büyük bir soğukkanlılıkla Elif teyzenin sorusunu yanıtladı. “Uyandım anne. Defne de uyandı yarama pansuman yaptı.” Elif teyze gitmemiş olacak ki Kerem üstümdeki örtüyü kaldırmadı.


“Şu an nerede?” Sessiz kalıp elimle ağzımı kapattım. Kerem “O banyoda büyük ihtimalle. Birazdan geliriz biz.” diyerek annesini yanıtladı. Elif teyze odadan çıktığı gibi gülmeye başladı. Üstümdeki örtüyü atıp ona baktım. “Gülme komutan.” Koluna vurdum. Kerem kendini geriye atıp beni göğsüne çekti. “Göğüslerinde, boynunda izlerim var Defne. Annemden saklanış biçimin komik olması benim suçum değil.” Göz devirdim. Haklı olabilir ama komik değildi. “Sen kendi haline yan Kerem. Soğuk bir duş almak zorunda olan sensin.” Sırıtıp kalkmak için örtüyü komple ittim. Kerem üzerime çıktığında ona baktım. “Sen bana yardım etsen olmaz mı?” diye başını boynuma gömdüğünde hafifçe inledim. “Ben ne yapabilirim ki?” diyerek ellerimi göğsüne koymuştum.

“Senin çenen çok çıkıyor Defne. Ne dersin seni sustursak mı?” demesiyle onu hızlıca itip yataktan kalktım. Yerden sütyenimi alıp giydiğim gibi valizimden boğazlı bir kazak giydim. Odadan çıkıp Elif teyzelerin yanına geçtiğimde Melek ile Mert kendi aralarında konuşuyorlardı. Ahmet amca elindeki telefonla haber okuyordu. Elif teyzeye yardım ederek masaya geçip oturdum. Ahmet amca bana bakıp “Ne zaman dönüyorsunuz?” diye sordu.


“Haftaya pazartesi benim işbaşı yapmam gerekiyor. Pazar günü döneceğiz herhalde efendim.” derken Kerem’in tabağına birkaç zeytin koydum. Ahmet amca telefonunu kapatıp bana baktı. “İyi o zaman akşam düğüne katılırsınız.” Mert benim saçlarımı ilk fark eden olmuştu. “Saçlar yakışmış abla.” Gülümsedim. Dudaklarımı oynatarak teşekkür ettim.

 

Kerem yanımdaki sandalyeyi çekerken masadan salamı alıp ağzına attı. “Düğün?” diye sordu. Elif teyze Kerem’e çay doldurup oturdu. “Furkan evleniyor. Sana demiştim hatta gelebilecek misin diye?” Kerem annesinin söylediği anı büyük ihtimalle hatırlamaya çalışıyordu.

“Haa doğru. Tamam hatırladım. Katılırız tabi.” dedi ve yemeğine odaklandı. Bende yemeğimi yemeye başladım. Üstümde erken kalkmış olmanın verdiği bir yorgunluk vardı. Bugün için kahvaltıdan sonra masayı toplayıp yine Kerem ile beraber yürüyüşe çıktık.

 

Köyün sonundaki evlerinden çıkarken karşı evdeki Tinemis’e baktım. Kerem onu umursamadan elimi sıkı sıkıya tutuyordu. Köyün içinde yürürken birini görene kadar elimi bırakmadı. “Bak burası harman yeri, köyde kavga çıkarsa genelde burada halletmeye çalışırız.”


“Kerem!” Kerem birinin ona seslendiğini duyduğu gibi durdu ve arkasını döndü. Yaşlı bir kadın gülümseyerek Kerem’e bakıyordu. “Hala.” Kerem benim elimi bırakıp halasına doğru koştu. Sıkı sıkıya sarılmaya başladılar. Halasının Kerem’i çok özlediği belliydi. Yavaşça yanlarına doğru ilerleyip Kerem’in birkaç adım gerisinde durdum. Kerem beni bileğimden kavrayıp kendilerine yaklaştırdı. Beni tanıştırırken bende yaşlı kadına sarıldım. Kerem beni belimden hafifçe destekliyordu. Belimdeki eli hiç oradan ayrılmadı.


“Bu benim kaşenim,* Defne.” Halası beni kollarımdan tutarken boydan boya süzdü ve gülümsedi. Kerem ne dediyse hoşuna gitmişti. “Hee çok güzel kızmış Kerem bu, maşallah.” Bana baktı. “Hoş geldin kızım.” Gülümsedim. “Hoş bulduk efendim.” Sohbet etmeyi sevdiği belliydi. Sempatik bir kadındı. “Nerelisin kızım sen?” Benim cevap vermemi beklemeden Kerem’e döndü. “Çerkez mi Kerem bu kız?” Kerem’e dönüp baktım. Çerkez olmamam büyük bir problem mi acaba? Herkesin ilk sorduğu şey bu oluyor sanki.. “Değil hala.”


Benim elimi bırakmadan Kerem’in elini de kavradı. “Gelin size süt vereyim taze taze.” Kerem’i de beni de bahçesine çekti. Evinin girişinde beklerken birer bardak süt getirdi. Teşekkür ederek bardağı alıp yudumlamaya başladım. Bardaklar bittiğinde bizde yavaş yavaş bahçedeki çeşmede bardakları suya tutup içeriye koydum. Kerem bana evi ve akrabasını anlatıyordu. Ona baktım. “Burası senin halanın evi yani?”


“Tam olarak halam değil ama hala diyorum. Köyün çoğu halam ve amcam oluyor zaten.” Anladığımı belli edecek sesler çıkardım. Kerem’in halasına veda edip halasının evinden çıktık.

 

Köyün içinden başka kimseye yakalanmadan yürüdük. Göletin suyunun aktığı su kenarına geldiğimizde hatıra kalması için birkaç fotoğraf ve video çektim. Kardeşlerime videoyu attım. Kerem minik taşlara basarak suyun diğer tarafına geçti. Elini bana uzattığında onun elini tutup karşıya geçtim. Burası gerçekten çok sakin ve güzel bir yerdi. Kimse bizi görmüyordu. Sırtımı onun göğsüne yaslamıştım. Yaslandığım göğsünden kalkıp ona baktım. “Çerkez olmamam büyük bir problem mi?”

 

Kerem bakışlarını bana çevirip baktı. “Niye sordun?” Ufak bir şekilde omuz silktim. “Geldim geleli sana bunu soruyorlar. Bende merak ettim ister istemez.” Kerem ilk başta sadece güldü. Ardından benim sorumda ciddi olduğumu anlayıp bana baktı. “Şöyle ki genelde biz kendi aramızda kız alır kendi aramızda kız veririz. O yüzden herkes ilk olarak senin Çerkez olup olmadığını soruyor. Bu problem mi? Hayır değil. Benden önce de çoğu kişi zaten evlendi.” Onu sessizce onaylayıp tekrar göğsüne yaslandım. Hem ben onun kültürünü öğrenmek için çabalarım ki. O demek ben demek.. Biz artık birlikteyiz.

《––––––🩺––––––》


Akşama doğru eve döndüğümüzde düğün için hazırlanmaya başladım. Hızlı bir duş alıp valizimi açtım. Ne giysem acaba? Düğünlerinde de bazı kurallar var mıdır? Yanımda elbise de getirmedim ki o kadar.. Ben karar vermeye çalışırken Melek kapıyı çalıp odama girdi. “Ne giyeceksin abla?” diyerek yatağa oturdu. “Hiç bilmiyorum. Pantolon?” Melek dudaklarını büzerek “Yani..” demişti. Demek ki pantolon iptal.

 

“Oynamayacaksan belki ama bence uzun bir etek ya da elbise giy.” Elimdeki pantolonu yatağın ucuna atıp Melek’e baktım.

 

Melek bana açıklama yapmak ister gibi konuşmaya başladı. “Şöyle bizim düğünlerde kızlar çok zarif görünür genelde. Kısa etekler ve pantolonlar yerine uzun etekler elbiseler daha zarif duruyor.” Kalktı, valizime eğilip bakmaya başladı.

 

Bulduğu kahverengi uzun elbiseyi çıkarıp bana gösterdi. “Mesela bu çok güzel olabilir denesene bi.” Elbiseyi alıp banyoya geçtim. Saçlarımı toparlayıp elbiseyi giydim. Belimi kavrayan kısmını elimle düzelttim. Uzun kollarını düzgünce ayarlayıp dirsekten sarkan kısımları düzelttim. Banyodan çıktığımda Melek bana baktı. “Oha!” Şaşkındı. “Abla çok tatlı görünüyor.” Diyerek ekledi.


Onun bu tepkisine gülümseyip valizimden siyah deri korsemi aldım. Melek’e korseyi gösterip “Bununla daha tatlı görünebilir.” Dedim. Korseyi de elbisede belimin tam üstüne denk getirerek giydim. Altına giyeceğim topuklularımı da kenara koyduktan sonra makyaj malzemelerimi çıkardım. Melek giydiği siyah uzun eteği ve üstüne giydiği beyaz tişörtüyle sade ve şıktı.

 

Melek alışık olmadığım bir ortama gireceğim için adetleri anlatmaya başlamıştı. “Orada abimle çok yan yana görünmemeye çalış. Seni tanısalar çok umursamazlar ama bir şey deyip canını sıkmasınlar.” Onayladım. Burada kaldığım sürede gelen geçene ayağa kalkmaya alışmıştım. Bu adetleri bana saçma gelmiyordu. Aksine daha çok saygıyı temsil ediyordu. Her geçen büyük için ayağa kalkmak tam anlamıyla burada alıştığım bir şeydi. Üç haftadır da bu adetlerini yerine getiriyordum.

 

Melek’in anlattıklarına şaşkınlıkla baktım. “Nasıl yani? Gelin damat yok mu?” Melek derin bir nefes aldı. Zor bir şey sormuşum gibi bana baktı. “O konu çok uğraştırır Defne abla ya. Sen sadece bana uy yeter.” Onu onaylamaktan başka çarem yoktu. Melek beni yalnız bırakmazdı zaten. Makyajımı sade tutup saçlarımı dalgalandırdım. Saçlarımı düzeltip aynada kendime baktığımda kendimi beğendim. Sade ama şık..

 

Boynumda Kerem’de de benzeri olan kolyem açıktaydı. Rujumu son bir kez kontrol edip ayakkabılarımı giydim. Parfümümü sıktığımda telefonumu alıp Melek’le beraber odadan çıktık. Kerem de aynı anda yandaki odasından çıkmıştı. Giydiği siyah ince kumaş boğazlı kazağı, pantolonu ve ceketiyle kusursuz görünüyordu. Asker künyesi kazağının üstünden sarkıyordu. Bende olan kolyesi de sarkıyordu. Babam onun kolyesini o kadar sade seçmişti ki bendeki gibi taşlarla süslü değildi.


Asker olmanın verdiği fizik sayesinde harika görünüyordu. Melek benim elimden tutup beni kendi etrafımda döndürdü. “Bak abi, sadece uzun etek giysen daha hoş görünüyor bizim düğünlerde dedim. Çok güzel olmadı mı?” Onun iltifatları beni güldürürken Kerem sessizce beni süzüyordu. Melek abisinin suratına bakıp güldü. Elimi bıraktı. “Biz sizi dışarıda bekleyelim ama çok oyalanmayın abi.” Hızlıca beni bırakıp evden çıktı. Kerem Melek’in çıktığını gördüğü anda bana yaklaşıp yanağımdan öptü. “Yakışmış. Çok güzel olmuşsun.”

“Bu kadar mı?” diye mırıldandım. Hayal kırıklığı yaşıyormuş gibi ona baktım. Onun tarafından şımartılmak istiyorum. Yaklaşıp göğsüne ellerimi yasladım. Topuklularla bile aramızda bir mesafe kalıyordu. Kerem isteğimi anladığı gibi belimi sıkıca kavrayıp beni kendine yasladı. “Gerçekten bu kadar mı komutan?” Gülümsedi. Bana doğru eğilip kulağıma fısıldadı.

 

“Sana ne söylesem az kalacak ki doktorum. Gözümü senden alamıyorum yetmez mi?” Kerem dudaklarıma bir öpücük kondurduğunda gülümsedim. Sessizce ona sarıldım. “Yeter ama bunu bu gece göreceğiz komutan.” Hafif tehditkâr şekilde konuşmam onu biraz germiş olabilir, umursamadan sırıttım.

Evden çıktığımızda Kerem yürümem için koluna girmem için kolunu uzatmıştı. Ailesiyle beraber düğün için hazırlanan alana yürüyerek geldik. Alana yaklaştığımızda Kerem hafifçe çekilip kolundan çıkmamı sağlamıştı. Melek yaklaşıp benim yanıma geldi. “Abim senin adın çıkmasın diyerek, ayıp olmasın diyerek çekildi. Sakın yanlış anlama.” Melek’e anladığımı göstermek için gülümsedim. Etrafta her yaşlı için tabureler dizilmişti. Önden Keremler babasıyla beraber girdi. Bizde, Elif teyzeyle beraber içeri geçip selam vere vere bir yere oturduk.

“Elif kim bu kız? Köyde Kerem’le beraber dolaşıyorlar.” Elif teyze anında ona soruyu soran kişiye baktı. Konuşmadan Elif teyzenin yanındaki kadına baktım. Küçümseyen bakışlarla beni süzüyordu. Giydiğim elbiseden saçımın rengine kadar büyük gözleriyle incelemişti. Belimin çapını bile almış olabilir o gözlerle.. Elif teyze gururlu, kendinden emin bir ifade takındı. “Kerem’in arkadaşı, doktoru.” Beni korumak için soruya hafif kaçamak bir cevap vermeyi seçmişti. Elif teyze elimi tutup sıktı. Bana güven vermek için yaptığını biliyordum. Arkadaşlarına başımla selam verdim.

 

“Maşallah gözleri çipil çipil bakıyor.” Deyip bana göz devirdi. Tinemis denilen kız yavaş yavaş bu kadının yanına doğru yürüdü ve konuşmaya başladı. Elif teyzeye doğru eğilip kadının kim olduğunu sormaya karar verdim. Elif teyze daha ben sormadan bana bakıp fısıldadı. “Annesi..” Geri oturduğum yerde dikleştim ve göz devirdim. Elif teyze benim göz devirdiğimi gördüğünde beni gözleriyle uyarmayı seçti. Bir yandan da bacağıma çok ufaktan eliyle bastırdı. Elif teyzeyle annem çok farklıydı. Annem olsa sadece gülüp geçerdi.

 

Melek girişte kendi kız arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Yüzünde aynı Kerem’de gördüğüm gülümseme vardı. Giydiği siyah uzun elbise ve kabanla sevimli, tam genç kız gibi görünüyordu. Göz göze geldiğimizde gülümsedi. Benim gülümsediğimi gördüğü anda arkadaşlarının yanından ayrılıp benim yanıma geldi. “Gel Defne abla.” Melek beni kaldırmaya çalışırken yanımda oturan Elif teyzeye baktı.

 

Aralarında göz temasıyla bir şey konusunda anlaşmaya çalışıyorlardı. Elif teyze gülümseyip başıyla kızının isteğine onay verdi. Neye onay verdiğini anlamasam da Melek beni kolumdan tutup çekiştirerek girişte toplanan kızların yanına götürdü.

“Melek ne yapıyorsun?” Diğer kızlar yabancı olduğum için bana bakıyorlardı. Onları umursamadan tek tanıdığım kişiye, Melek’e döndüm. “Geçen sana öğrettiğim vardı ya. Wuic, hatırladın mı?” Minik minik hareketlerle gösterdi. “Hee hatırladım, ne olmuş?” diyerek onu onayladım. “Bak şimdi onu yapacaklar ve ben sana öğrettim. Benim arkama geçersin beni izleyerek yaparsın olur mu?” Gözlerimi korkuyla açtım. Benden hiç bilmediğim ve sadece bir kere çalıştığım bir şeyi oynamamı istemiyor değil mi? “Melek saçmalama.”

 

Melek beni umursamadan kolumu sıkı sıkıya tuttu. “Kızım saçmalama hiç oynamadım ki nasıl yapayım? Rezil olurum, zaten herkesin gözü üstümde..” Aynı abisi gibi ne desem kulaklarını tıkayıp bildiğini okumaya devam ediyordu. “Ya bir şey yok. Ayrıca emin ol karşına oynamayı bilen biri gelir. Hem herkesin gözü senin üstünde, çünkü çok güzelsin Defne abla.” Gözlerimi etrafta dolaştırdım. Zaten girişte olduğumuz için girenler bir kere bakıyordu. Ardından büyük ihtimalle gözlerimin rengini fark edip tekrar bakıyorlardı. Bu sefer gözlerimin içine içine..

 

Ortam iyice kalabalıklaşmaya başladığında gerginliğimde had safhaya çıkmaya başladı. “Melek ya yapmayalım boş ver.” diyerek kızların arasından çıkmaya çalıştım. Ben tam arkamı dönüp çıkarken elimi bir el tuttu. Başımı kaldırıp elimi tutan kişiye baktım. Kerem, yüzüne yerleştirdiği içimi ısıtan gülümsemesiyle nazikçe elimden tutuyordu. Karşımda çok hafif hareketlerle reverans yaptığında gülüp bende minik eğildim.

Bana doğru hafifçe eğilip fısıldadı. “Kaçıyor muydun doktor?” Tedirgin bir şekilde iç çektim. Elimi tutarken etrafıma baktım. “Kaçmam normal değil mi komutan?” Kerem gülümsedi. Kaçamak bir gülümsemeydi belki ama ben gördüm. Kalabalıktan tedirgin olduğumu fark etmişti. Elimi hafifçe sıkıp bana bakmadan konuştu. “Bana güven ve sadece bana uy.”

 

Meleklerin arkasına geçtiğimizde çalmaya başlayan akordiyon sesiyle gerginliğim giderek arttı. Kerem gerginliğimi anlayıp tuttuğu elimi hafifçe okşamıştı. Düşünme Defne. Yine yalnızsın, bu ortamda da yenisin ve teksin. Hep yaptığım şey. Ama bu sefer adet, gelenek var. En önemlisi de Kerem var!

 

Kerem hafif bir gülümsemeyle ritme uyuyordu. Alışkın olduğu her halinden belliydi. Dik duruyordu ama Tinemis denilen kız gibi dik duracağım derken geriye doğru yatarak durmuyordu. Üstündeki kabanı, göğsünü gizleyemiyor. Kerem gerçekten heybetli bir adamdı. Bir bakanı tekrar baktırmayı iyi biliyordu. Derin bir nefes aldım. Artık kaçışım yok, zevk almaya bakacağız.

 

Önümdeki Melek’e bakarak bende ilerlemeye başladım. Melek sessizdi merak ettiğim şeyleri soramıyorum. İki yana ayrıldık. Kerem sola giderken ben sağa dönmek zorunda kaldım. Elimi boşta hissetmek tekrardan gerilmeme neden oldu. Melek’le beraber yan yana geldiğimizde Melek sessizce fısıldadı. “Harika gidiyorsun Defne abla..”

 

Keremlerin önünden geçerken Mert bana gülümsüyordu. Beni onların arasında görmek onu şaşırtır sanıyordum. Sonuçta benim bile hazırlıksız yakalandığım bir şey. Kerem ise ben karşısından geçerken başını hafifçe eğip normalden daha sert alkış tuttu. Bunu anında fark ettim. Diğer kızlara vurduğundan daha sert vurmuştu. Gülümsemiyordu, ikimizde oldukça ciddiydik ama bu hareketinin bana olduğunu biliyorduk. Mert de abisinin bu hareketini fark etmişti. Tekrar döndüğümüzde bu sefer Keremler bizim önümüzden geçmeye başladı. Önümden geçtiği sırada Kerem’e bakıp gülümsedim. Bizde onlar yerine dönerken ilerlemeye başladık. Kerem tekrardan elimden tuttuğunda ilerlemeye devam ettik.

 

En son ayrılacağımızda elimi bırakmadan önce bana döndü ve tekrardan selam verdi. Ellerimiz ayrıldığında Melek benim kolumdan tutup yanına çekti. “Harikaydınız abla. Tinemis ablaya bakar mısın? Siz beraber çıktığınızda bir bozuldu, görmeniz lazımdı.” Hızlı hızlı konuşuyordu. Onun bu haline gülümseyip Melek’in yanında durmaya devam ettim. Koluyla beni dürttü. “Birde oynayamam çıkayım diyordu. Çıksaydın da Tinemis abla anında abimin yanına gitseydi.” Bakışlarımı belki de ilk kez Tinemis’e çevirdim.

 

Gözlerinde büyük bir öfke vardı. Öfkeli olmasını anlıyorum. Belli ki senelerce Kerem’den hoşlanmış ama Kerem bunu istememişti. Acaba Ayaz’la bende.. Saçmalama Defne, Ayaz’la sen sevgiliydiniz. Kerem kızı her fırsatta kovuyor bir kere. “Gören de abim onu alacak sanırdı.” Melek’in sesiyle irkilip ona baktım. Hala yanımda kendi kendine konuşuyordu. Güldüm.

Düğünün ilerleyen saatlerinde Kerem’i oynarken izlemek aşırı zevkliydi. Kerem oynarken çok asil görünüyordu. Oynadığı kızlara dikkat ettiğini fark ettim. Yanımdaki Melek’e doğru eğildim. “Kerem hep böyle küçüklerle mi oynuyor?” Melek bana bakıp kaşlarını kaldırdı. “Artık kaşeni var. Belli ki dikkat ediyor.” Oynayan Kerem’e baktım. Karşısındaki büyük ihtimalle ondan beş- altı yaş küçüktü. Bende ondan beş yaş küçüğüm.. Kerem eğlenerek oynuyordu. Geri çekildiğinde erkeklerin arasından çıktı. Melek’e eliyle çık işareti yaptığını gördüm. Melek, abisinin işaretini gördüğünde başımızda duran kıza bir şey söyleyip beni tutarak sıradan çıktı. “Nereye?”

 

Ne olduğunu anlamadığım için sadece Melek’le yürümeye odaklandım. “Abim büyük ihtimalle seni arkadaşlarıyla tanıştıracak. Seni sıradan çıkarmamı istedi.” Düğünden biraz uzaklaştığımız anda Kerem bir duvarın arkasından çıkıp yanımda belirdi ve elimi kavradı. “Gel bakalım Defne hanım..” Gülümseyip onunla beraber yürümeye başladık.

 

Yokuşu çıkmaya devam ederken Kerem bir anda durdu, dönüp bana baktı. “Kız sen nasıl güzel oynadın öyle.” Güldüm. Kerem’in gözlerinde şaşkınlık ve biraz da olsa hayranlık pırıltıları görüyorum. Sanki onun kültürüne dair bir şeylere dikkat ediyor oluşum hoşuna gidiyor gibiydi. “Ne ara öğrendin sen oynamayı?” Melek’e bakıp göz kırptım. Kerem benim Melek’e baktığımı gördüğünde bütün olanı biteni de çözmüştü. güldü.

 

Kerem aldığı ilaçların etkisiyle odada uyuyordu. Üstünü kontrol edip tekrarda örttüm. Mutfağa geçip yiyeceğimiz, atıştırmalık bir şeyler hazırlamaya başladım. Ben meyveleri yıkarken evin kapısı çaldı. Elimdeki meyveleri tezgâha bırakıp elimi havluya silerken kapıyı açtım. Melek ve Mert kapının önünde bana baktılar. “Abla girebilir miyim?” Melek’e içeriyi gösterdim. Melek elindeki sarma dolu tencereyi mutfağa götürürken Mert de eve giriyordu. Ayakkabılarını kenara koyup kapıyı kapattı.

 

Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. “Abim uyuyor mu?” Başımla onayladım. Mert hızlıca abisinin odasına yönelip açık kapıyı kapattı. “Abim uyuyorken.. Biz sana bir şey sormak istiyoruz.” Koltuğa oturdum. Onlar bana bakıp konuşmaya devam etti. “Sana oynamayı öğretelim mi?” Kaşlarımı kaldırıp onlara baktım. “Abim çok şaşırır bence.”

 

 

Bacak bacak üstüne atıp düşündüm. En sonda ellerimi çırpıp ayağa kalktım. “Tamam hadi yapalım.” Melek güldü. Televizyondan sesini çok yükseltmeden müziği açıp öğretmeye başladılar. Zamanı geldiğinde Kerem’i şaşırtacağım anı sabırsızlıkla bekliyorum.

 

Kerem, gülerek elini Melek’in omzuna attı. Kızı çekip sardı. “Aferin kız sana. Çok iyi öğretmişsin.” Bir evin önüne geldiğimizde Kerem önden ilerleyip ayakkabılarını çıkardı. “Selamın aleyküm.” Melek, Kerem’in arkasından girebilmem için bana öncelik vermişti.

 

İçeri girip Kerem’le beraber salona geçtim. “Oo Kerem gelmiş.” Kerem selamlaşmadan önce beni yanına çekip belimden desteklemeye başladı. “Hoş bulduk, hoş bulduk.” Takım elbiseli birine sarıldı. “Hayırlı olsun.” Demek ki bu damat bey Furkan. Kerem kenara çekilip beni gösterdi. “Defne’yle tanışın.” Gülümseyip elini sıktım. Yanındaki diğer takım elbiseli gülümseyip elimi sıktı. “Bu damat Furkan,” Başımla onu selamladım. Diğer takım elbiseliyi gösterdi. “Bu da Akın.”

 

Beraber oturduğumuzda Kerem ellerini dizine vurdu. Melek yaklaşıp kulağıma fısıldadı. “Başlıyoruz sanırım..” Kerem, Furkan’a baktı. “Furkan sen Defne’yle bana birer bardak su getirsene.” Furkan ayağa kalktı. Tam salondan çıkacağı sırada Kerem tekrar seslendi. “Ama soğuk olmasın.” Durdu. “Ya da dur..” Bana baktı, gelecek soruyu biliyor gibiyim ama.. “Defne, soğuk mu istersin?” Başımı sağa sola salladım. “Heh! Tamam,” Sanki sorunun amacı sırf gıcıklık olsun diyeydi ama neyse.. “Sen ikimize de ılık su getir.” Furkan onaylayarak odadan çıktı.

 

Akın oturduğu yerde biraz toparlanıp bana baktı. “Defne’ydi değil mi?” Onayladım. “Defne.” Akın bana baktı, aslında göz ucuyla Kerem’e bakıyordu. “Kerem’in buraya gelmemesinin sebebi sendin demek.” Dediğinde ister istemez utandım. Yutkunup gülümsememi bastırmaya çalıştım. Kerem takım elbiseli arkadaşına baktı. “Vatan görevindeyim oğlum ben. Sen burada dükkanını açarken ben koşturuyorum.” Akın güldü, Kerem’in vatan görevini bahane ettiğini sanıyordu.

 

Furkan tam o sırada elinde iki bardakla yanımıza gelip bardakları uzattı. Kerem, ben daha kendi bardağımı almadan bardakları alıp ikisinden de birkaç yudum aldı. “Bunlar sıcak olmuş Furkan. Sen bunları en iyisi soğukla değiştir.” Diyerek geri uzattı. Kerem’e dönüp baktığımda bana baktı. Sen dur, ben ne yaptığımı biliyorum der gibi göz kırptı. Onun yerindeyiz, elbette bildiği vardır. Furkan hiç sorgulamadan bardakları alıp çıktı.

 

“Tekrar düğüne döneceğiz. Az daha uğraşayım da düğünde oynayayım. Gece yine geliriz biz.” Furkan’ın bardakları getirmesini bekledi. Akın, masaya yaslandı. “Kaç gün daha burdasın sen?” Kerem arkadaşıyla sohbet ediyordu. Bende sessizce onunla beraber oturuyordum. “Belli değil.” Bakışları beni buldu. Benim haftaya hastaneye gideceğimi biliyordu. “Defne’nin haftaya işe başlaması gerekiyor. Ona göre döneceğiz işte.” Kerem Furkan’ın getirdiği bardakları alıp bana uzattı. Suyumu içip geri uzattım. Furkan bardakları alırken Kerem de yerinden kalktı. “Geri geliriz. Hadi Defne..” Oturduğum yerden kalktım. Kerem’le beraber çıkıp düğün yerine döndük.

 

Kerem erkeklerin arasına geçerken Melek’le bende kızların arasına döndük. Oynayanları izlemeye devam ettim. Hareketlerini dikkatle izliyorum ki öğreneyim. Melek ile her detayı tek tek konuştuk. Normalde burada dururken konuşmak pek doğru olmazmış ama bana her şeyi anlatmak için her sorduğuma cevap veriyordu. “Şimdi leperuj oynuyor değil mi?” diyerek Melek’e döndüm. Melek anında şaşkın bakışlarını bana çevirdi ve beni onayladı. “Çok çabuk öğreniyorsun Defne abla. Maşallah.” Bu kadar hızlı öğrenmemi beklemiyordu belli ki.


Kızların başında dikilen kız, yanımıza doğru gelip karşımda durdu. “Tatlım.” O karşımda durduğu anda ona baktım. Kız uzun bir etek giymişti. Yüzü güzel biriydi. Elinde bir şey vardı. Elimi tutup avcundaki çikolatayı kimse görmeden avcuma bıraktı. “Bunu sana Elbruz gönderdi canım.” Kaşlarımı çattım.

 

Kerem bana niye çikolata verdi ki? Kız çikolatayı vermesine rağmen ne çikolatayı tamamen elime bırakıyordu. Ne de yanımdan ayrılıyordu. “Kabul edecek misin?” Gözlerimi çikolataya çevirdim. Ne olduğunu anlamadığım için ne diyeceğimi de bilemiyorum. Melek bunu fark etmiş olmalı ki gülüp kabul etmem için beni dürttü. Başımla kabul ettiğimi belli ederek için hafifçe salladım. Tinemis denilen kız bana bakarken sinirli olduğu belli oluyordu. Bu kız bile böyle bakıyorsa kesin benim anlamadığım şeyler oluyor. Başımıza dikilen kız gittiğinde Melek kendini tutamayıp gülmeye başladı. “Az önce ne oldu Melek?”


“Sana bir nevi çıkma teklifi geldi abla.” Kaşlarımı çattım. Ne demek çıkma teklifi ya. Melek bakışlarımdan anlamadığımı fark edip durumu açıklamaya başladı. “Abim ilk kez bir düğünde birine çikolata gönderdi.” Abisine baktı. “Gözleri nasıl gülüyor gördün mü?” Bakışlarım cümlenin bittiği gibi Kerem’e baktım.

 

Kerem elimdeki çikolatayı işaret edip güldü. Arkadaşları da onun gibi gülüyordu. Elimdeki çikolataya baktığımda en sevdiğim çikolatanın avcumda olduğunu gördüm.

“Abim 30 yıllık hayatında ilk kez bir kıza çikolata gönderdi abla. Seni çok sevdiğini herkesin önünde göstermeye çalışıyor.”

Elbruz Kerem Kurt, gülümseyerek bana bakıyordu. Herkesin içinde bir tek bana bakıyordu. Bir tek beni görüyordu ve yine herkesin içinde bir tek beni seviyordu.

Bölüm sonu.

*Kaşenlik çerkezler (TDK’ya göre) birbirlerinden hoşlanan genç kız ve erkekler arasındaki arkadaşlık ilişkisine deniyor.

 

 

 

Bölüm : 28.11.2024 10:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...