20. Bölüm

ELBRUZ BÖLÜM 19

İnci
blackpearln

《––––––🩺––––––》

 

Bölüm 19

 

Konya

Düğünden iki gün sonra

 

Sabah güneş odayı aydınlatırken göğsünde yattığım Kerem’i izliyordum. Sol koluyla belimi sıkıca sarmıştı. Arada kıvırcıklaşabilen bir saç yapısına sahipti. Göğsündeki elimi saçlarına götürüp saçlarıyla oynadım. Kerem’in derin bir uykuya sahip olmadığını biliyorum. Gülümseyerek saçlarını okşarken Kerem de gülümsedi. Bana doğru dönüp beni tekrardan sıkıca sardı. “Yorulmadın mı?” diye sordu.

 

Gözleri beni bulduğunda saçlarımı okşayıp öptü. Başımı kaldırıp dudaklarımı onun dudaklarıyla buluşturdum. Kerem belimi sıkıca tutup bedenimi kendi bedenine bastırdı. Güneş odayı iyice doldurmaya başladı.

 

Güneşe rağmen hava soğuktu. Evde soğuktu ama biz ısınmayı becerebilmiştik. Nasıl olduğunu sorgulamayalım. Kerem yataktan kalkmadan önce üzerime doğru eğildi. “Beraber duşa girelim mi?” Başımdan öptü. Yatakta kımıldanıp gerindim. Komidinden telefonuma uzanıp saate baktım.

 

Saatin daha erken olduğunu gördüğümde telefonu geri bırakıp örtüyü bedenime doladım. Kerem altına iç çamaşırını giyerken bende onu izledim. Yaklaşıp kucağına atladım. Hızlıca bedenimi sarıp güldü. “Bunu evet olarak algılıyorum ve seni duşa götürüyorum.” Hayatımın en güzel gecesinin ardından gelen en güzel günü de başlatmış sayıyorum. Daha bir ay öncesine kadar onu kaybetme korkusu yaşamıştım ve bu beni aşırı kötü bir hale getirmişti.

 

Kerem’den bir an bile olsun uzak kalmaya korkuyordum. Resmen ona bağımlı hale gelmiştim. Kerem beni tutarken duşa ilerledi. Banyoya girdiğimizde beni banyo kapısına yaslayarak öptü. Bütün yaraları kapanmak üzeriydi karnındaki bıçak yarası hariç diğer yaraları iyi durumdaydı. “Boynundaki izlerim sana çok yakıştı Defne’m.” Gözleri boynuma geziniyordu. Kucağından indirmeden duş kabinine girip suyu açtı. Başımızın üstünden akan soğuk suyla irkilip saçlarımı geriye ittim. Kerem üstümdeki ıslanan örtüyü üstümden çekip kenara fırlattı. “Ağrın vardır. Sıcak suya çevirdim şimdi ısınır.” Kucağından indiğimde ayaklarıma değen soğuk sudan titredim.

 

“Ya ailen bizi uyandırmaya diye gelirse Kerem?” diye aklımdaki soruyu direkt sordum. Sesim biraz panik gibi çıkmıştı. “Gelmezler saat daha erken.” dedi. Kerem’e arkamı döndüğümde arkamdan belimi sarıp başını boynuma gömmüştü. Haline gülüp yanağını okşadım.

 

En son ne zaman bu kadar mutlu hissettim? Üniversiteyi kazandığımda? Hayır, o gün en mutlu olanlar ailemdi. Ayaz beni terk ettiğinde? Hayır o gün ölmek istediğimi sandım. Asıl ölmek istediğim günün Kerem’in esir düştüğü gün olduğunu bilmiyordum bile. Şimdi ise kollarında olduğum adam sayesinde uzun zaman sonra kendimi bu kadar mutlu hissediyordum. Kerem bana huzurlu hissettiriyordu.

 

Şampuanı alıp onun saçlarını yıkadım. Kerem onun saçlarını yıkamama izin vermişti. Kendi saçlarımı yıkayıp güzelce duş aldım. Banyodan çıktığımızda boynumdaki izleri gizleyebilmek için boğazlı bir kazak giydim. Krem kazağımın altına siyah kotumu giyip yatağa oturdum.

 

Saçlarımı açıp tarağı elime aldığımda Kerem elimden tarağı alıp arkama oturdu. O saçlarımı tararken ben önünde masum masum bekledim. “İlk geldiğin gün, daha doğrusu ilk ben uyandığımda sen gözüme ışık tutarken. Saçlarından gül kokusu geliyordu. İlk gözümü açtığımda gördüğüm kişi sendin ve gül kokuyordun.” Gülümsedim. Aklıma gelen duştaki şampuan ile başımı hızlıca soldan ona doğru çevirdim. “O yüzden mi banyoda gül kokulu şampuan var?”

 

“Hayır o Tinemis’in burada duş aldığında getirmişti.” dedi rahat bir şekilde. Söylediği ile nasıl bir hızla ona döndüysem gülmeye başlamıştı. Koluna sert bir şekilde vurdum. Hala gülerken kendini savunmak amacıyla kollarını yüzüne tutuyordu. “Kırarım o kafanı görürsün Tinemis’i!” Kerem gülerken beni tutmaya çalıştı. Tepinip durduğum için tam olarak tutamıyordu daha doğrusu canımı yakmamak için dikkatli davranıyordu.

 

“Tamam doktorum tamam. Ben bir daha asla Tinemis demem söz.” Beni sıkıca tutup yanağımdan öptü. O yanağımdan öperken yüzümü buruşturdum.

 

“Hadi artık kahvaltıyı biz hazırlayalım bari annenlere ayıp olacak.” Kerem onu iteklemem ile tarağı kenara koyup yataktan kalktı. Üstüne dolaptan bir tişört alıp odadan çıkarken arkasına bile bakmadan “Tamam saçlarını kurutmadan gelmiyorsun Defne.” dedi. Uyarısına göz devirdim. Tarağı elime alıp “Tamam anne!” diyerek arkasından bağırdım.

 

Saçlarımı kurutup mutfağa girdiğimde odaklanmış bir şekilde salatalık doğrayan Kerem’i gördüm. Kapının pervazına yaslanıp onu izlemeye başladım. “Biliyorum seksi görünüyorum ama eğer biraz daha orada o şekilde durursan kahvaltı falan umursamam doktor.” dedi bakışlarını tezgahtan ayırmadan. Bu adamın arkasında gözümü var gibi saçma sorular sormayacağım. Mutfağa girip tezgaha oturdum. Kerem’in kestiği önünde duran salatalıktan bir parça alıp ağzımın içine attım.

 

“Abi yengem nerede?” Melek mutfağa girdiği gibi bizi görüp dik dik bakmıştı. Ona gülümseyip tezgahtan indim. “Günaydın yenge, bugün günümüz var ve sende bizimle oturacakmışsın.” dedi. “Biliyorsun sen artık ailenin gelini sayılırsın. Gerçi abim sana daha yeni açıldı. Yüzüğü anca seneye takar ama neyse.”

 

Kerem ters bir bakış atsa da Melek onun bakışlarını umursamadan konuşmaya devam etti. “Seni bir nevi köylülerle tanıştıracak annem. Artık bugün doktoru der diğer aya nişanlısı. Seni adetlere alışman için günde durmanı bekliyor. Yemekleri yapacağız.” Kerem’e bakmadan onaylayıp Melek’in peşinden ilerledim.

 

Diğer eve geldiğimizde Elif teyzeye yardım etmeye başladım. Yaprak sarmayı düzgünce sarıyordum. Kaseden harç alıp sarmanın içine koydum. “Kız sen baya iyi sarıyorsun ya?” Elif teyzeye gülümsedim. “Damla teyzemle Nehir teyzem öğretmişti.” Düzgünce katlayıp sardım. Tencereye düzgünce yerleştirdim. Sarmaları bitirdiğimizde kalkıp bir kek döktüm. “Başka ne yapılacak Elif teyze?” Elif teyzeye döndüğümde o da bir tatlı yapıyordu. Bana bakıp “Sen ne istiyorsan onu yapalım ama bi salata yapsak iyi olur.” Düşünmeye başladım. Şehriye salatası... Makarna daha iyi olur diye düşünerek dolaplarda makara aramaya başladım. “Melek sen bi makarna suyu koy da makarna salatası yapalım.” Melek suyu koyarken dolaptan garnitür çıkardım. Mayonez ve yoğurdu aldığımda tezgaha koydum.

 

Makarna salatasını hazırladıktan sonra Melek ile birlikte içerileri toplamaya başladık. Elif teyze ise mutfakta gerekli şeyleri hazırlıyordu. Kerem arkamdan yaklaşıp saçlarımı toplamaya başladı. “Abi sevgilini çok seviyorsun anladık da böyle hoş değil. Defne abla kendi toplasın düzgünce.” Melek’e gülümseyip Kerem’in elinden tokayı aldım. Saçlarımı düzgünce topladım. Elif teyze misafirlerinin gelmesine yakın Kerem ve Mert’i, Kerem’in evine yollamıştı. Misafirler tek tek gelmeye başladığında kalkıp karşılıyorduk. “Hoş geldin Canan.” Elif teyzenin ardından Melek ve ben ellerinden öptük. “Aysel hoş geldin.”

 

Gelen herkes oturma odasında yerini aldığında Melek ile birlikte mutfakta tabakları tek tek ayarlamaya başladık. “Şu kaseyi ver de makarnayı kaselere koyalım.” dedim kaptaki salatayı karıştırırken. Melek’ten aldığım kaselere makarnaları koymaya başladım. Saçlarımı sıkı bir topuz yapmıştım. Melek’in saçları açık olduğu için onu yemeklere fazla yaklaştırmadım.

 

“Melek çayları da doldurmaya başla. Ben tabakları götürürüm tek tek.” Melek beni başıyla onaylarken bunu sesli olarak da dile getirip çaydanlığı aldı. O çay bardaklarını doldururken ben içeri geçip önce sehpaları misafirlerin önüne yerleştirdim ardından da mutfaktaki tabakları misafirlerin önüne getirmeye başladım. Teyzelerin hepsi beni dikkatle süzüyordu. Arkamda maşallah laflarını duyuyordum.

 

Tinemis dedikleri kızın önüne tabağı koyup geri çekildim. Melek çayları getirirken şekeri unuttuğunu fark edip mutfağa geçip şekeri aldım. Şekeri nazikçe göstererek şeker isteyip istemediklerini sordum. “Ben alırım guzum, al gel.” Şekeri isteyen beyaz saçlı teyzenin önüne gelip eğildiğimde almasını bekledim. “Kız Elif gelinin olacak kız bu mu maşallah pek güzelmiş.” Yanındaki Elif teyze karşıdan gelen laf ile ağzındaki çaydan dolayı öksürdü. Kadın ne diyeceğini bilemedi.

 

“Yani ben bir şey diyemem. Bunu Elbruz ile konuşmak gerekir.” Elif teyze üstü kapalı bir yanıt vermişti. Bu tavrı hoş bir tavırdı. Mutfağa geri dönüp masaya oturdum. Telefonumu açıp instagramda dolanmaya başladım. Arada bir Melek ile birlikte çaylara bakıyorduk. Tinemis elinde bir bardakla mutfağa girdiğinde bakışlarım ona döndü. Giydiği düz elbiseyle altında terlikleri vardı. “Çaylara bakmayacaksa nasıl bize layık bir gelin olabileceksin Defne?” Melek benden önce Tinemis’in elinden bardağı alıp doldurmaya başladı. Ona göz devirip başımı telefondan kaldırmaya gerek duymadan yanıtladım. “Ben çaylara beş dakikada bir bakıyorum tatlım. Az önce bardağın yarıya kadar doluydu. Ayrıca haddini bilmeyenler benim bu evde nasıl gelin olacağımı sorgulamasın mümkünse.”

 

“Sen bana hadsiz mi dedin?” Göz ucuyla kıza baktığımda sinirlendiğinin farkındaydım. Eğer beni aşağılamaya çalışırsa ben de cevabını verirdim. Bardağımdaki çaydan bir yudum aldım. “Ne anlamak istersen?” Tinemis bir an için üstüme yürümeye başladığında sakinliğimi koruyarak ona bakmaya devam ettim. Tinemis elini masaya vurup üzerime eğildiğinde sakinliğimin onun sinirini bozduğunu biliyordum. “Utanmadan yıllardır beklediğim sevdiğim adamı elimden aldın. Elbruz’u en iyi ben tanıyorum. Sen kimsin ki dağdan gelip bağdakini kovuyorsun?” Melek’e içeriyi gösterdiğimde Melek anında mesajı alıp içerdeki çaylara bakmaya gittiğinde ben bakışlarımı Tinemis’e çevirdim. “Şöyle ki Elbruz’u tanımaksa mesele bende tanırım. Dağdan geldiğim doğrudur ama senin o bağda olduğunu söyleyemem.” Ona bakarak çayımdan bir yudum daha aldım.

 

“Elbruz benim sevgilim olacaktı.” Giderek sinirleniyordu. Tabaktaki sarmadan bir tane alıp ağzıma attığımda sadece “Elini çabuk tutsaydın o zaman.” dedim. Arkamdaki cama tıklandığında başımı cama çevirdim. Kerem bana gülümseyerek bakıyordu. Kalkıp camı açtığımda Kerem yanağımdan bir makas aldı. Mert’le Kerem’e hazırladığım tabakları ona verdiğimde Kerem acıktığını belli ederek sırıttı. “Sağdakinden bir iki sarma aldım. Onu Mert’e verme yani.” Kerem sağdaki tabağa bakıp başıyla onayladı. Bakışları Tinemis’i bulduğunda başıyla selam verip konuşmadan diğer eve gitti. Kerem’in bu davranışının verdiği özgüvenle camı kapatıp geri yerime oturdum.

 

“Defne yenge seni içeriden çağırıyorlar. Sorguya çekecekler herhalde.” Tekrardan ayağa kalkıp Tinemis’in önünden geçip içeri geçtim. Sakince oturup bacaklarımı çaprazladım. “Kızım sen nerelisin bakalım?” Soruyu soran Aysel teyzeye dönüp “Çanakkaleliyim.” dedim.

 

“Annen baban?” diye ekledi. Daha fazla detay bekledikleri belliydi. “Annem Trabzonlu, doktor. Babam ise İzmirli, askerdi.”

 

“Kaç kardeşsiniz?” diye sordu başka biri. “Üç kardeşiz biz. Aynı yaşta iki kız kardeşim var.” Onlar yüzüme bakıyordu. Bende tek tek sorularına cevap veriyordum. Tinemis ters bir ifadeyle suratıma bakıyordu. Onun bakışlarını umursamamaya çalıştım. “Kaç yaşındasın sen?”

 

“25? Bir sorun mu var?”

 

“Elbruz’la aranda beş yaş var yani?” Elif teyze beni kurtarmak için araya girdi. “Yeter hanımlar Defne kızın üstüne gitmeyin. Kızım sende geç dinlen artık.” Elif teyzeden ve misafirlerden izin alıp evden çıktım. Kerem’in yanına kaçtığımda Mert’i umursamadan beni kucağına çekip oturttu. “Akşam bizim köyün voleybol maçı var. Çağırıyorlar gidelim mi?”

 

“Gidelim olur.” Kerem’in saçlarını gözünün önünden çekerken Kerem de benim saçlarımı oynuyordu. Köyleri normal bir köye göre oldukça aktifti. Voleybol takımları bile vardı. “Mert takımda mısın?” Mert konsolu elinden bırakmadan “Yedekteyim yenge.” demişti. Hiç tereddüt etmeden bana yenge demeleri hoşuma gitmeye başlamıştı ama bunu onlara belli etmiyordum. Kerem anında Mert’i uyardı. Kerem bana bakıp saçlarımı geriye iterken “Sen misafirlerden mi kaçtın?” dedi.

 

“Evet baya bir sorguya çekiliyordum ama Elif teyze izin vermedi.” Kerem benim bu cümleme gülmeye başladığında bende istemsiz güldüm. “Annem seni korumuş işte. Yoksa bazılarının çenesini kapatamazdı.” Sessizce başımı onun göğsüne yaslayıp onların oyun oynamasını izlemeye başladım. Kerem benim rahat bir pozisyon aldığımı fark edip Mert’i dürterek konsol kolunu istedi. Mert kolu uzattığında oyun oynamaya devam ettiler.

 

Uyandığımda üstümdeki örtüyü ve kucağında yattığım Kerem’i gördüm. Kerem beni sıkıca sarmıştı. Evde yalnızdık. Mert ortalığı toplamıştı. Örtüyü yavaşça itip Kerem’in kucağından çıktım. Kerem anında elini bileğime sardı. Beni tekrar kucağına çektiğinde kucağına düştüm. Dudaklarıma yapıştığında ona karşılık verdim. Ellerimi yanaklarına yerleştirip kavradım. Öpüşmemizin arasında konuşmaya çalıştığımda buna izin vermemeye çalışıyordu. “Mert gelecek Kerem.” Kerem hiç umursamadan beni öpüyordu. “Kimse gelmez Defne.” Boğazlı kazağımın boğaz kısmını çekiştirerek başını boynuma gömdü.

 

“Abi! Hassiktir!” Kerem anında kalkıp çekildiğinde başımı utançla sakladım. Mert anında arkasını dönmüştü. “Jankat kapıyı çalma gibi bir lüksün yok mu senin?” Kerem küfretmemek için kendini zor tutuyordu. “Siktir git Jankat.” Kerem’in emriyle ortadan kaybolan Mert ile rahatlayıp bir derin nefes aldım.

 

Koltuktan kalktığımda akşam olmuştu. Hava kararmıştı. Voleybol maçına gideceksek bir an önce bir şeyler yemeliydik. Mutfağa geçip ikimize de güzel bir sandviç hazırladım. Dolaptan Kerem’e özel sıktığım portakal suyundan da iki bardak doldurdum. “Kerem! Hadi gel bize bir şeyler hazırladım.” Kapıya dönüp baktığımda Kerem’in çoktan mutfağa geldiğini ve kapının pervazına yaslı beni izlediğini görmüştüm. “Buradan baktığımda evime çok yakıştığını görüyorum Defne. Evime, mutfağıma, odama çok yakıştın sevgilim.” Kerem bana yaklaşıp arkamdan belimi sarmıştı. “Yemeğimizi yiyelim sonra gidelim. Voleybol maçını kaçırmayalım da.”

 

Yemeğimizi yedikten sonra kabanımı alıp telefonumu cebine attım. Botlarımı giyerken Kerem’in yine postallarını giydiğini görmüştüm. Postallarından vazgeçmeyişi hoşuma gitti. Elimi sıkıca tuttuğunda arabaya ilerledik. Mert’le Melek’i beklemeye başlamıştık. “Abi Remzi’yi biz götüreceğiz.”

 

“Tamam Mert, ara Remzi’yi yola yaklaşsın.” Arabaya bindiğimizde Melek Kerem’in arkasına geçti. Mert ortaya geçtiğinde bende kemerimi takıp beklemeye başladım. Köyün çıkışında Remzi’yi aldık. “Selamın aleyküm abi.” Kerem aynadan ona bakarak “Aleyküm selam Remzi.” Remzi, Mert ile aynı yaştaydı. Mert’in aksine Remzi daha sempatik bir tipi vardı. “Nasılsın abi? Yenge hanım da gelmiş.”

 

“İyiyiz Remzi iyiyiz de Defne istemediği sürece ona yenge deme.” Kerem bu konularda düşünceli bir bireydi. Onu tehdit eder gibi uyarmayı ihmal etmiyordu. “Kimler geliyor Remzi?”

 

“Abi şimdi şöyle Niyazi abimin arabada Miraç abi, Ali, Emre, Zişan ve Adiyef var. Zeki amca da almış çoğu kişiyi.”

 

“İyi. Bizde tribünden sizi izleyeceğiz.” Başımı cama yaslayıp dışarıyı izlemeye başladım. Kerem elimi tuttuğunda ona dönüp gülümsedim. Sahaya geldiğimizde Kerem arabayı park etti. Kemerimi çıkarırken etrafa dikkatle baktım. Köpekler çok fazlaydı, buranın sokaklarında adım başına beş köpek falan düşüyordu.

 

Araçtan indiğimde kapıyı kapatıp sahaya ilerledik. Kerem milletin içinde elimi tutamıyordu. Adet yapıyormuş. Kerem benimle beraber ilerliyordu. Kendi köyünden arkadaşlarını gördüğünde oraya ilerlemişti. Bir adamla selamlaştığında o adamı Niyazi’ye benzetmiştim. “Defne tanıştırayım sizi, bu Memati Niyazi’nin kardeşi.” Kerem selamlaşabilmem için kenara çekildiğinde elimi uzatıp onunla el sıkıştım. “Hah bak Furkan’da gelmiş. Bu sarı Furkan. Miraç’ın badisi. Furkan bu Defne.” El sıkışıp gülümsediğimde o da gülümsemişti.

 

Biz oturduğumuzda Neris ve Adiyef de yanımıza gelip oturmuştu. Kızların tam arkasına geçen Ali ve Emre’ye baktığımda ikisi de başlarıyla selam verdi. Maç başladığında hatıra kalması adına ve kardeşlerime durum bilgisi geçecek olduğumdan dolayı videoya çekmeye karar verdim. Videoya çekerken kaçırdıkları topa sinirlenen Niyazi yanındaki Miraç’ı azarlıyordu. Videoya aldığımı fark edince ellerini beline dayalı halde sadece gülümsemişti.

 

“Dokuz altı. Öndeyiz.” Kerem’in dikkatli bir şekilde maçı izlediğini fark ettiğimde gülümsedim. Kerem’in yanındaki Memati birini arayıp “Şu çocuğu çıkarın oğlum.” Bakışlarımı Necati’den çekip sahaya baktığımda uzun boylu biriyle konuştuğunu fark ettim. Kerem’e konuştuğu kişiyi sormak için gösterdiğimde anında ne soracağımı bilir gibi “O Can. O da takımda da şu an sakatlığı var.” demişti. Beraber maçı odaklı olarak izlemiştik. Smacı hiç acımadan basan Niyazi’yi gördüğümde sadece ağzım açık izledim.

 

Maçı aldıklarında herkes sevinç çığlıkları atmıştı. Bunun final maçı olduğunu düşünecek olursak bu kadar heyecanlanmaları, sevinmeleri normaldi. Onlarla beraber sevindiğimde ister istemez Kerem’e sarıldım.

 

Maç sonu fotoğraf çekilmek için beraber sahaya indik. Kerem Niyazi’yle aralarına beni aldı. Hemen yanımda yerini alıp elini kimse görmeden belime sardı. Bir sürü fotoğraf çekildikten sonra beraber salondan çıktık. Arabaya ilerlerken Melek benim yanıma gelip koluma girdi. “Abim de oynasaydı keşke.” dedi gülerken.

 

Arabaya binip eve geçtik. Eve girdiğimde üstümü değiştirdim. “Çok iyi bir maçtı bu arada ya.” Kerem tişörtünü çıkarıp kenara fırlattığında onun dağınık biri olduğunu biliyordum. O yüzden bu hali beni şaşırtmamıştı. “Sevdin mi?” diye sordu. Keyifli bir şekilde başımı salladım. “Bizim köy aktiftir. Severler böyle şeyleri.” Üstümü değiştirdiğimde şortumu düzelterek yatağa ilerledim. Kerem kotunu da çıkarıp bir köşeye fırlattığında yatağa, yanıma gelmişti. “Köyün çok güzel, insanları sıcak, söylesene nasıl sevmeyeyim?” dedim gülümseyerek. “Sıra sende, seni yaylaya götürebilirim. Birde sen bizim köyü gör diyeceğim ama ailemi görsen yeter.” Kerem beni sardığında gülümseyip göğsüne sokuldum.

 

“Seninkiler nasıl ki?” diye merakla sordu. Onun göğsüne yaslanıp nereden başlayacağımı düşündüm. “Ailem kalabalık ya. Yaylaya gitmemize gerek bile yok yani. Bizim evimiz çiftlik evi. Etrafta kimse yok. Sadece ailem var. Doğal olarak her şey serbest.”

 

“Çiftlik evi kimin üzerine? Hani ailecek kalıyoruz dedin ya.” Kaşlarımı çattım. Kimin üzerine onu tam hatırlamıyordum. “Babamla amcamın üzerine olmalıydı. Kendi evlerini aldıklarında annemler, Güney amcayla kaldıkları zemin kattaki apartman dairesinde oturdular. Amcamlar da anneannemin bıraktığı eve taşınmışlar. Sonra işte birikimleriyle bize çiftlik evini aldılar falan.” Göğsünde ona kendimden bahsetmek hoşuma gitmişti. “Apartmanda kalırken çok hatırlamıyorum tabii ama odamızda üç yatak zor sığıyordu. Çiftlik evinde en büyük oda üçümüzündü.

 

Kerem’e anlatırken gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. “Defin’le beraber yatak kavgası yapardık.” Konuşmam yavaşlamıştı. Kerem uyumak üzere olduğumu fark etmişti kesin çünkü gülüyordu. Umursamadan uyudum.

 

Sabah yatakta gerinip gözlerimi ovaladım. Gözlerimi açıp etrafa baktığımda camdan yağan karı görmüştüm. Yataktan kalktığımda üşüyüp titredim. Hızlıca Kerem’in dolabından kalın bir kazak alıp üstüme geçirdim. Bileğimdeki tokayla saçlarımı toplarken odadan mutfağa ilerlemeye başladım. Mutfaktan gelen hoş kokularla elindeki spatulayla pankekleri çeviriyordu.

 

Dağları titreten timin komutanı şu anda benim için pankek yapıyordu. Yaklaşıp yanındaki tezgaha oturup tabağa koyduğu pankekten bir parça aldım. O pişirirken bende dolaptan çilek çıkarıp yıkadım. “Kerem bugün ne yapacağız?”

 

“Akşam Niyazi bizi kulübeye çağırdı. Çay demletecekmiş gençlere.” Kerem cümlesini bitirip gülmüştü. “Niyazi’nin bütün olayı bu mu?” diye sordum. “Sayılır. Kulübeye gidip gitmeyeceklerini soruyor. Sonra madem gidiyorsunuz çay demleyin diyor. Normalde gençler oturur da, ben buradayım diye bütün geceler oturalım istiyorlar.” Bana dönüp beni masayla kendinin arasına almıştı. Belimi sardığında gülümseyip beni öpmesini bekledim.

 

Burnuma gelen yanık kokusuyla gözlerimi büyütüp Kerem’i ittim. “Pankek!” Kerem’in bakışları anında tavaya döndü. “Hay sikeyim!” Hızlıca koştu. Pankekleri bitirip masaya aldığında bende masaya geçip oturdum.

 

Kahvaltımızı yaparken Kerem ile sohbet etmeye devam ettik. “Söylesene sen horon biliyor musun?” Kerem önündeki zeytini ağzına attığında başını sağa sola salladı. “Ben senin için senin düğününe özel oynamayı öğrendim. Yazık,” dedim onu kınayarak. “Sen bu ilişkiye emek vermiyorsun.” Sırf onu gıcık etmek için söylediğim şey Kerem’i güldürmüştü. Beni sarmaya çalıştığında onu itmeye başladım. “Bırak Kerem ya. Çok emek harcıyorum ben bu ilişkiye.” Gülmesi kahkahaya döndüğünde beni tek bir hamlede kucağına çekmişti. Onun kucağında yemek yemeye devam ettim. Kerem kahvaltıdan sonra Niyaz yardıma çağırdığı için onun yanına gitmişti. Bende bulaşıkları yıkayıp evi temizlemeye başladım.

 

Akşama özel olarak Mert’i bir şeyler almaya yollamıştım. Mert ona verdiğim listeyi tamamlayıp poşetlerle mutfağa dönmüştü. Melek oturma odasını süpürüyordu. Bugün için Elif teyzelere yemeği benim yapacağımı söylemiştim. “Ee abla ne bunlar anlatsana.” Mert’e yapacağım menüyü anlatmaya başladım. “İskorpit çorbası, tuzlu sardalya, lüfer pilavı, pazı dolması ve mafiş tatlısı. Çanakkale’ye özgü bir şeyler yapmak istedim.” Malzemeleri tek tek çıkarıp saydıklarımı yapmaya başladım. Elif teyze yardıma geldiğinde onun yardım etmesine müsaade etmedim. Yine de Elif teyze dinlememiş Melek ile birlikte sofrayı hazırlamaya başlamıştı.

 

“Janset git bizden rakıları getir. Bu yemeklere baban rakı ister.” diyerek tabakları masaya yerleştirdi. Melek hızlı bir şekilde diğer eve gitti. Ahmet amca geldiğinde onu karşılayıp masaya geçmesini söyledim. Mutfağa geçip Kerem’i aradım. “Kerem neredesin? Annenler geldi. Yemek yiyeceğiz.”

 

“Tamam bir tabak daha koy. Niyazi’le geleceğiz.” dedi. “Tamam hallediyorum.” Dolaptan bir servis daha çıkarıp masaya götürdüm. “Mert sen bir sandalye daha getir.” Tabağı yerleştirirken Mert de sandalye getirmişti.

 

Kerem’i beklemeye başladık. Kerem geldiğinde hep beraber yemek yemeye başladık. Ahmet amca tabağını bitirirken bana baktı. “Eline sağlık kızım.” dedi gülümseyerek. “Afiyet olsun.” deyip gülümsedim. Niyazi bana baktı. “Bir tabak daha alabilir miyim?” dedi. Oturduğum yerde sandalyemi geriye itip kalktım. Kerem ailesini umursamadan beni bileğimden tutup oturttu. Niyazi’nin tabağı alıp yeniden doldurmaya başladı. Yemekten bir lokma aldıktan sonra rakıdan bir yudum aldım. Yemek sırası bittiğinde sofrayı toplayıp bulaşıkları yıkadım.

 

Kerem ve Niyazi’yle kulübeye geçtik. Remzi çoktan çayı koymuştu. Niyazi önden yukarı çıkıp herkese selam verdi. Kerem de benim arkamdan selam verip Niyazi’nin karşısına geçti. Beni yanına çektiğinde Niyazi gülüp “İyice evli çiftlere dönmüşsünüz.” dedi. Kerem Niyazi’ye ufak bir tekme attığında Niyazi sadece güldü. “Remzi kızlar geliyor mu?”

 

“Geliyorlar abi. Emre’yle Ali önce Zişan’ı sonra Adiyef’i alacak.” Kerem başıyla onayladı. “Beraber oyun oynayalım bari.”

 

“Abi bi vampir köylü akar bence.” Merdivenden gelen seslerle anında Adiyef “Hee oynayalım da ilk günden beni suçla değil mi Remzi?” demişti. Herkes toplandığında Remzi çayları dolduruyordu. Niyaz bize bakarak “Ee oynayalım mı?” diye sordu. Herkes onayladığında bende onayladım. Kızlarda balkonda yerini aldığında Emre moderatör olmuştu. “O zaman herkes uyusun.” Kerem beni göğsüne çekeceğinde ona izin vermedim. “Çocuk bana dokunacağında hissedersin çek elini.” diyerek başımı dizlerime gömdüm ve beklemeye başladım.

 

Emre “Vampiri seçiyorum. Vampiri seçiyorum.” diyerek ortada dolanıyordu. Elimde hissettiğim minik dokunuşla bir vampirin ben olduğumu anlamıştım. “Vampirler gözlerini açıp birbirini tanısın.” Başımı belli etmeden kaldırdığımda Niyazi ile göz göze gelmiştim. “Vampirler gözlerini kapatsın ve herkes uyansın.” Herkes anında şüpheli şüpheli birbirlerine bakmaya başladı. Adiyef Remzi’ye bakıp “Aha geliyor abi.” Demesiyle Remzi’nin “Adiyef vampir abi!” diye haykırması bir oldu.

 

Herkes bir anda gülmeye başladığında olayı tam anlamasam da gülerek onları izledim. Kerem olayı anlatmak için kulağıma yaklaşıp fısıldadı. “Remzi her günün başında Adiyef’i eleyene kadar onun vampir olduğunu söyler.”

 

“Abi bu sefer eminim ya inanın bana.”

 

“Remzi her seferinde aynısını diyorsun. Adiyef’i eletip sonra beni söyleyeceksin.”

 

“Sende Emre’yi ya da Ali’yi söyleyeceksin. Anladık sevmiyon da.”

 

“Remzi.” Neris keskin bir tını ile onu susturmayı başarmıştı. Ardından abilerinin görmediğini düşünerek saniyelik bile olsa Emre’ye bakmıştı. “Ayrıca ben söylediğimde genelde bulmuş oluyorum. Senin gibi her seferinde Adiyef’i suçlamıyorum.” Ali’nin bakışları beni buldu, ardından da “Defne yenge sence kim?” diye sordu. Hepsine dikkatle bakmaya başladığımda Kerem’in beni gülümseyerek izlemesinden dolayı bende istemsiz gülümsedim. “Yani daha biri ölmeden kimden şüphelenebilirim ki?” Emre da bana hak vermiş olacak ki gece yapmıştı.

 

“Vampirler gözünü açsın.” Gözlerimi açtığım gibi Niyazi’ye baktım. Gözleriyle Kerem’i işaret ettiğinde sırıtıp onun aksine Adiyef’i gösterdim. Son kararımız Neris olduğunda tekrardan gözlerimizi kapatıp beklemeye başladık. “Sabah oldu herkes gözünü açsın.” Herkes gözünü açıp Emre’ye döndü. “Gece bir kaybımız oldu. Neris maalesef gece vampirler tarafından öldürüldü. Var mı bi diyeceğin?” Neris hızlı bir şekilde bize dönüp oyunun verdiği hararetle konuşmaya başladı. “Kesinlikle Remzi. Remzi, Adiyef’i öldürse dikkat çekerdi o yüzden beni vurdurdu. İntikamımı alın abilerim.”

 

“Hayır! Ben salak mıyım abi? Adiyef’ vurmam dikkat çekmeyecek de Neris’i vurucam. Ben değilim abi Adiyef bence Neris’i vurup suçu bana atmaya çalışıyorlar. Remzi’nin direkt Niyazi’ye dönüp kendini savunmaya çalışması komikti. “Remzi tamam.” Niyazi araya girmeye çalışıyordu ama Remzi’nin hararetli konuşmasını bölebilene aşk olsun. Çocuk hiç ara vermiyordu. “Remzi Tamam dedik oğlum tamam.” Niyazi’nin araya girmesiyle en sonunda susabilmişti.

 

Oyun devam ederken Ali’yi ortaya atıp asılmasına sebep olduk. İkinci gece ise Kerem’i vurduk. En son ana kadar o kadar iyi oynamıştık ki sonra Remzi ben ve Niyazi hayatta kalmıştık. “Defne yenge baya iyi oynuyor ya. Hayretle izledim.” Emre’ye göz kırpıp çayımdan bir yudum aldım. “Bir insan hiç mi renk vermez gardaşım hiç vermedi.”

 

“Abi ne zaman gideceksiniz? Defne ablayı biz çok sevdik yine gelsin.” Neris Kerem’e sormuştu. Birkaç gündür gündemimizde olan konu tekrar önümüze çıktığında Melek “Bu hafta sonu sanırım değil mi abi?” demişti. Kerem’e döndüğümde o da bana bakarak onaylamıştı. “Önümüzde beş günümüz daha var işte.”

 

“Bir dahaki gelişlerinde gelin alma yapıyor oluruz umarım.”

 

“Bende burayı çok sevdim. Çanakkale’den sonra bana çok iyi geldi. Hem sizinle anlaşabilmek güzel.” Hepsi başıyla onayladığında ne ara burayı bu kadar sevmiştim bilmiyorum ama burası ikinci evimmiş gibi geliyordu.

 

Sanki burası evimmiş gibi ve burada bulunan insanlar ailemmiş gibi... ve ben bu aileyi en az kendi ailem kadar sevdim.


Bölüm sonu.

Bölüm : 13.12.2024 16:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...