22. Bölüm

ELBRUZ BÖLÜM 21

İnci
blackpearln

《––––––🩺––––––》

 

Bölüm 21

 

“Küpeli kod adlı terörist Necla Yurt ölü olarak ele geçirildi.”


Yurdu başka bir beladan daha kurtarmışız gibi hissediyordum. “Anlaşıldı. Geri dönüş noktasına ilerleyin.” Küpelinin leşinin fotoğrafları çekimi bittikten sonra helikoptere ilerlemeye başladık. “Komutanım artık başınızda küpeli belası kalmadı. Rahatlamış hissediyor olmalısınız.” Uğur’a bakıp başımı salladım. Tek problemimiz o kadın olmamıştı.

 

“Sıra Miro’da.” dedim sakince. Fatih kaşlarını çatıp bana döndü. “Komutanım, doktor hanım için mi?” Ona döndüm. Kaşlarımı çattım. Herkes bize bakıyordu. “Ne demek lan doktor hanım için mi?” dedim sinirle. Fatih ne diyeceğini bilememiş gibi suratıma bakıyordu. “O bizim için de sorun. Doktor için daha büyük sorun.”

Üçüncü güne kalmadan küpeliyi öldürmeye başarmıştık. Helikoptere bindiğimizde timin neşesi üstündeydi. “Komutanım haber ne kadar hızlı yayılır?” diye sordu Uğur. “İddiaya varım üç saat?” diyerek ortama uyum sağladı Taner. Fatih hemen anında oturduğu yerden kımıldanarak “İki saat.” demişti.

 

“Şu an bile ulaşmış olabilir.” dedi Murat. Silahıma yaslanıp güldüm. “Şimdi öğrenmeseler bile yarın tüm dünya duyacak.” diyerek araya girdim. “O yüzden dert etmeyi bırakın ve zaferin tadını çıkarın. Daha önümüzde Kulaksız var.” Bütün bu zafer konuşmasını sonlandırdım. Gözlerimi kapatıp yolun bitmesini bekledim.

 

Karargaha döndüğümüzde üniformamı değiştirmeden poyraza “İstirahat et.” dedim. Silahımı hemen yanıma gelen Fatih’e uzattım. Odamdan beremi alıp karargahtan çıktım. İlk işim Defne’yi görmek olacak. Telefonumdan saati kontrol ettim. Saat gece yarısını geçmişti. Kardeşinin de onda olduğunu düşünecek olursam eğer ışıkları yanmıyorsa onu rahatsız etmeyeceğim. Defne’yi aradığımda arama hızlıca yanıtlanmıştı. “Komutan?” Sesi endişeliydi. Beni merak ettiğini biliyordum. İki gündür haber alamadığını bilemiyordu. “Geldin mi görevden?” diye sordu.

 

Gülümsedim. “Geldim doktor. Müsaitsen dışarı çıkalım mı?” diye sordum. Alaydan çıkarken direksiyonu tek elimle kavradım. “Bir tatlıcı buldum oraya gidelim.” Defne’nin hızlıca hazırlanmaya gittiğini anlamıştım. Dolabının kapağının açıldığını duydum. “Defne güzelim nolur elbise giyme. Açıldı açılmadı derdine girmeyelim hiç.” Lojmana girdiğimde sakince park edip arabadan indim.

 

“Rahat edemem zaten pantolon giyeceğim.” dedi, sakindi. Telefonunu bir yere koymuş olmalıydı. Onu beklemeye başlamadan önce eve gidip üstümü değiştirdim. Üniformamı çıkarıp beyaz tişörtümü giydim. Siyah pantolonumu giyip ceketimi aldım. Defne’yi tanıyorsam havaya rağmen ince falan giyinecektir. Dolaptan bir ceket daha alıp aşağı indim.

 

Ben indikten beş dakika sonra Defne’de gelmişti. Üstüne haki crop ile beyaz pantolon giymişti. Krem montu kalındı ama önü açıktı. Oldukça güzel bir kadındı. Her gördüğümde aşık olduğum kadın.. Defne bana doğru kollarını açarak gelmeye başladı. Kollarımı açıp onu sıkıca sardım. “Özlenmişim sanırım?” Defne başını boynuma saklamıştı. Nazlı nazlı kıkırdadı. Yanağından öptüm.

 

Kucağımdan indirip arabamı açtığımda Defne keyifli bir şekilde arabaya bindi. Bende onunla beraber binip arabayı çalıştırdım. Onu daha önce gördüğüm tatlıcıya götürmeyi düşünüyordum. Telefonum otomatik bağlandığında Defne için güzel bir şarkı açtım. “Kayserijim yi istasyonimi sermugha mafagur şizorosher. Zepulu zerumishayeri sermugha duneke jiharnamagha.” Defne bana bakıp gülümsedi. “Keyfin yerinde bakıyorum.”

 

Gülümsedim. Gözlerimi ona çevirip baktım. “Evet harika bir görevden geldim.” Biraz daha hızlı sürmeye başladım. Işıklarda durduğumuzda Defne bana döndü. “Söyleyecek misin peki bana?” dedi. Radyonun sesini kısıp ona baktım. Yüzünde benimki gibi keyifli bir gülümseme vardı. Ona burada söylemektense törende öğrenmesi onun için daha iyi olacaktı. “Hayır çünkü daha havalı bir şekilde öğrenmeni istiyorum.” dedim. Defne kaşlarını kaldırdı. “Çok değil bir gün daha bekleyeceksin doktorum.” diyerek göz kırptım. Defne bıkkın bir şekilde nefes verdiğinde güldüm.

 

Arabayı park edip kemerimi çıkardım. Defne kemerini çıkarırken mekana baktı. “Tatlı bir yere benziyor.” diye mırıldandı. Arabadan indiğimizde Defne sakince beni bekledi. Yanına ilerleyip belini kavradım. Mekana girdiğimizde Defne etrafa bakıp bir masayı gösterdi. “Şurası iyi gibi..” Başımı salladım. Beraber masaya ilerledik. Onun sandalyesini çekip oturmasını bekledim.

 

Yanımıza biri geldi. Defne’ye ne istiyorsun der gibi göz kırptım. “Profiterol alabilirim.” diyerek mırıldandı. Adama döndüm. “Biz bi profiterol, bi de magnolia alalım. İki de sade türk kahvesi.” Adam siparişleri alıp yanımızdan ayrılırken geriye doğru yaslanıp karşımdaki güzelliğe baktım.

 

 

Defne dirseğini masaya yaslayıp bana baktı. “Söylesene bende seni Çanakkale’ye götüreyim mi?” dedi tatlı tatlı gülümseyerek. “İster misin?”

 

Gülümsedim. Ona doğru eğildim. Bütün dikkatim ondaydı. “İsterim neden olmasın.” dedim. Defne karşımda gülümserken alt dudağını ısırdı. Kaşlarımı hafifçe çatıp ona bakmaya devam ettim. “Ailen, poyraz timi için yapılacak yıldönümü törenine katılacak mı?” diye sordum. Defne biraz düşündü. “Anneme özel bir davetiye gelmiş ama askeriyeden de ayrı gelmiş.” dedi.

 

“Özel davetiyenin kimden geldiğini bilmiyorlar.” Onayladım. Davetiye hakkında bir tahminim vardı ama üstüne düşmedim. Defne’nin ailesiyle tanışacağım için gerildim. Defne gerildiğimi anında fark etmişti. “Ailemle tanışacağın için gerilme olur mu?” diyerek masanın üstündeki elimi kavradı. “Yeğenlerimde gelecek.” dedi çocuksu bir heyecanla. “Onlara da buradan bir şeyler alalım mı?” Yeğenleri geleceği için heyecanlıydı.

 

Heyecanına gülümseyip elini okşadım. “Alalım tabii güzelim.” Bu sırada garson tatlılarla kahveyi getirmişti. Defne tatlısına bakarken kaşığını aldı. “Asya ilk kez gelecek yanıma. Onlar gelmeden Asya’ya minik bir iki oyuncak almayı düşünüyorum.” Tatlıdan bir lokma aldığında onu izlemeye başladım. Yeğenlerine gerçekten değer veriyordu. Onları çok sevdiği belliydi.

 

Defne bıcır bıcır konuşmayı seven bir kız gibi değildi. En azından tanıdığım sürede onu hiç böyle görmemiştim. “İşte annem, kardeşim, yeğenlerim ve kardeşimin eşi gelecek. Tanışmaya fırsatın olursa tanıştıracağım sizi.” dedi. Tatlısından bir lokma alırken lokmasını yutup tekrar bana baktı. “Kardeşim bana dünyanın en tatlı yeğenini getirdi. Kerem, görmen lazım bıcır bıcır bir şey yanaklarını sıkası geliyor devamlı.” Hızlı hızlı konuşuyor, yeğeninden bahsederken dişi kamaşıyordu.

 

“Beni ne zamandır görmüyor kesin gece benimle uyumak isteyecek. Efe de küçük, belki beni unutmuştur. Bilemedim unuttuysa üzülürüm büyük ihtimale.” dudaklarını büzdü. Onu izlerken gülümsedim. Gerçek Defne, şu an karşımda bulunan kadındı. Bıcır bıcır konuşuyordu. Bunca zamandır nasıl görmemiştim bu halini? Neden göstermemişti bana kendisini?

 

Defne durup bana baktı. “Niye öyle bakıyorsun?” dedi gülümserken yavaş yavaş o bıcır bıcır görüntüsünün yerine hafif utangaç bir kadına bıraktı. “Karşımdaki kadın gerçek sensin Defne.” dedim. Defne duraksadı. Hafifçe geri çekilirken yanakları kızardı. “Ve ben bu kadına ölürüm.” Defne başını eğip bakışlarını kaçırdı. Güldüm. “Seni ilk tanıdığım hale getiren o herifi öldürebilirim. Ne kadar güzelmişsin sen öyle..” Defne diyecek bir şey bulamayıp tekrardan tatlısından bir kaşık aldı. Ama kendisi yemedi, bana uzattı. Onun uzattığı kaşığı ağzıma alıp yedim.

 

Kalkarken, yeğenleri için de tatlılar aldı. Hesap geldiğinde onun ödemesine fırsat vermedim. Ayağa kalkıp Defne’nin geçmesini bekledim. Tatlıcıdan çıkarken belini kavrayıp hafifçe kendimle beraber ilerlettim. “Gönül ister ki seni böyle bir sahil kenarına götüreyim ama burada sahil yok güzelim.” diyerek elini sıkıca tuttum. Elimdeki poşetleri arabanın arka koltuğuna koydum. Arabaya binmeden Defne’yi tutup arabaya yasladım. Defne gülüp belindeki elimin üstüne elini yasladı.

 

Nazlı nazlı kıkırdayıp başını hafifçe eğdi. “Olsun,” dedi. “Bir ara Çanakkale’ye gideriz. Beni o zaman sahile götürürsün, olmaz mı?” diye sordu. Gülüp onun yanağından öptüm. “Ortalıkta böyle görünmeyelim.” Geri çekileceğim sırada Defne yakamdan tutup beni kendine geri çekti. “Kimin umurunda? Siktir et.” dedi omuzlarını silkerek. “Komutan, ben senin doktorun değil miyim?” Başımı salladım. Dudakları keyifli bir şekilde kıvrıldı. “Bırak da seni tedavi edeyim olmaz mı?” Kaşları havalandı.

 

Kendime hakim olmaya çalışarak gözlerimi kapattım. “Defne’m et derim tabi ama burada olmaz.” dedim ve hafifçe geri çekildim. “Hadi bin de seni evine bırakayım. Peşinde teröristler varken seni böyle açıkta tutmamalıyım.” Defne dışarıda rahat rahat dolaşamamanın verdiği mutsuzlukla dudaklarını büzdü.

 

Kapısını açıp binmesini bekledim. Gözlerini bana çevirip ufladı ve arabaya bindi. Kapısını kapatırken yola bakarken güldüm. Kendi tarafıma geçip arabaya bindim. Defne kemerini takarken yüzüme dönüp bakmıyordu. Eve sürerken elimi onun bacağına koyup okşadım. Derdim Defne’yi sakinleştirmeye çalışmaktı. “Defne’m yapma böyle güzelim.” dedim yola bakarken. “Miro denilen şerefsizi indirmeden senin canını tehlikeye atamam.”

 

“Off…” dudaklarını büzdü. Bıkkın bir şekilde konuşmaya başladı. “Ömrüm boyunca babam bizi sakladı zaten. Daraldım artık Kerem.” dedi. Defne’yi anlayabiliyordum. Kuzey komutan kızlarını, ailesini korumak için hiç bir teröristin onların bilgisine ulaşmaması için her şeyi silmişti.

 

Lojmana girdiğimizde arabayı park ettim. Defne inmeden onun kemerin çözdüm. Tek bir hamlede onu kucağıma çektim. Defne durgundu, bakışlarını bana değdirmiyordu. “Çevir o mavilerini bana.” diye mırıldandım. Boynuna sokulup ufak bir öpücük bıraktım. Defne inatla bakışlarını bana çevirmeyince hafif hafif emmeye başladım. Defne’den gelen minik mırıltılar boynunu dudaklarımın arasına sıkıştırdığımda biraz tutup çekiştirdim. “Ah..”

 

O kucağımda, gözlerini kapattığında onun kendini bana bırakması hoşuma gitmişti. Defne, kendini bana bırakıp kendini geriye yaslamıştı. Kucağımdaki Defne’yi sıkıca sarıp dudaklarını aralamasını izledim. “Uyumak ister misin? mırıldandım. “Seni evimde ağırlayabilir miyim?” diyerek kulağına fısıldadım.

 

Defne soruma keyifli bir şekilde gülerek bana döndü. Dudaklarını benim dudaklarıma sürterken “Adımı mı çıkaracaksın komutan?” diye sordu. O keyifli gülümsemeyi şimdi anlayabiliyorum. “Evine atıp duruyorsun beni?” diyerek mırıldandı. Onun dudaklarını dudaklarımda hissetmek gülümsetti. Defne’nin bana bu kadar yakın olması hoşuma gidiyordu. “Seni evime kaç kez attım doktor. Adını çıkarmak isteseydim yatağımdan çıkarmazdım seni.” dedim, göz kırptım.

 

Defne sanki kucağımda sarhoşmuş gibi gülüyordu. “Defne,” Keyifli bir şekilde mırıldandı. Etrafa baktım. “Eğer kucağımda askerlere rezil olmak istemiyorsan kucağımdan in ve evime geçelim.” Etraf tenhaydı ama bütün kameralar bizi çekerdi. Defne söylediğimin aksine kucağımdan kalkmadan daha da yayıldı. Gözlerimi sıkıca kapatıp kasıldım. “Defne beni zorlama.”

 

Defne dudaklarımın üstünde mırıldandı. “Zorlarsam ne yaparsın?” Rahatsızmış gibi kımıldandığında hafifçe inledim. Defne’yi belinden tutup yerinde sabitledim. Onun telefonu çalmaya başladığında yutkundum. Defne çantasından telefonunu çıkardı. Kardeşi arıyordu. Sabırla aramayı yanıtlamasını bekledim. Defne aramayı yanıtlarken ben onun telefonla konuşmasını umursamadan bacaklarını okşamaya başladım. “Tamam geliyorum eve.” dedi ve telefonu kapattı. Bana baktı, yanağımdan öptü. “Annemler uçağa binmişler sabaha karşı burada olurlar.” Kucağımdan kalkarken yanlış anlaşılma durumunu umursamadan benim tarafımdan indi. “Defin eve gelmemi istedi.” Sıkıntılı bir şekilde nefes aldım. Defne benim rahatsızlığımı anlamış halime keyifli bir şekilde gülüyordu.

 

Ona bakarken “Gül sen gül.” diyerek başımı hafif hafif salladım. “Bunun bütün hıncını alacağım senden.” Defne kahkaha atarken elini uzatıp çantasını vermemi bekledi. Yanımdaki koltukta duran çantasını ona uzattım. “Bende sana deli oluyorum komutan.” dedi gülerken. Arka koltuktaki tatlıyı da alıp tekrardan yanağımdan öptüğü gibi evine koşmaya başladı. Arkasından onun haline gülerken başımı sağa sola salladım.

 

Defne gerçekten beni delirtmeyi seviyordu. Her açıdan..

 

《––––––🩺––––––》

 

 

Hakkari’de sabaha karşı havanın soğukluğunu insanın içine içine işliyordu. Arabanın içinde olsak bile hava oldukça soğuktu. Bagajımda duran battaniyeyi ikimizin dizlerine örtmüştüm. Başımı koltuğa yaslamış uyukluyordum. Eve zaten gece iki gibi girmiştim ve üç saat anca uyumuştum. Şimdi ise annemleri almak için arabayla havaalanına gelmiştik. Defin termosa doldurduğu kahvesinden bir yudum aldığında termosunu bana uzattı. Ona döndüm. Elindeki termosu alıp birkaç yudum aldım. “Arabaya sığacak mıyız?”

 

Defin saçlarını geriye itti. “Ali öne geçer. Sende arkaya işte tamam.” dedi yüzünü ovuştururken. Haklıydı, gözlerimi kapatıp termosu geri ona uzattım. Kerem evde mışıl mışıl uyurken ben burada ailemi bekliyordum. Defin’in telefonu çaldığında gözlerimi araladım. Annem arıyordu. Demek ki inmişler. Defin aramayı yanıtladı. “Annem biz indik. Şimdi çıkıyoruz.” Annemin sesi arabada yankılandı. Defin gülümseyerek dizindeki battaniyeyi üzerinden itti. “Tamam anne bekliyoruz biz.”

 

Defin telefonu kapatıp arabadan indi. Bende arabadan indim ve battaniyeyi katlayıp arkaya koydum. Açılan belimi toplayıp kardeşime baktım. Başıyla ilerlememizi işaret etti ve yürümeye başladı. Gelen yolcu çıkışına bakmaya başladım. Defin etrafı kontrol ediyordu. Bir eli belindeki silahındaydı. Onun bu hallerine babamdan alışıktım. Artık birde Kerem vardı. Asker kızıyken birde asker yari olmuştuk iyi mi? Onu umursamadan gelen yolcu çıkışındaki annemlere doğru ilerledim. Annem gülümseyerek kollarını açtı. Ona doğru ilerleyip kollarımı beline sardım. O da sıkı sıkı sarıyordu beni.

 

“Anne kemiklerimi kıracaksın.” Annem o kadar sıkı sıkı sarılıyordu ki sesim o yüzden boğuk çıkmıştı. “Sus sıpa.” dedi sahte bir sinirle. “Ne zamandır görmüyorum bırak da rahat rahat sarılayım.” Gülümseyip annemin boynuna sokuldum. Defin bir süre daha bekleyip aramıza girdi. Kollarını aramıza sokup bizi ayırdı. Ortalıkta fazla durmak istemiyordu. Güneş gözlüğüyle gözlerini saklamıştı. Zaten benden bir tık heybetli vücuduyla hiç de ikizim gibi durmuyordu. Pardon üçüzüm gibi durmuyordu.

 

“Anne,” Annem ona baktı. “Eve gidince sarılırsınız.” Güneş gözlüğünün altından etrafı tekrar kontrol etti. “Ortalıkta fazla görünmeyelim. Güvenliğiniz için.” dedi. Ali de güvenlik kelimesini duyduğu anda belindeki silahına doğru hareketlenmişti. Annemin yanındaki valizi alırken arabaya ilerletmeye başladı. Miro gibi bir gerçeklik varken annemleri buraya getirmek ne kadar mantıklı bir hamleydi bilemiyorum ama annem özel bir davetiye almıştı ve geleceğim diye tutturmuştu.

 

Annem arabaya binmeden önce Asya’nın elinden tutup arabaya bindirdi. Denef, kucağındaki Efe’yi annemin kucağına verdi. Denef arkaya binerken Asya’yı kucağına alıp ortaya geçti. Defin’e baktım. Tek bir hareketle arabaya binmemi işaret etti. Göz devirip arabaya bindim.

 

Ali’yle Defin bagaja valizleri koyuyordu. Asya’yı kucağıma aldığımda hızlıca yanağımdan öptü. “Özleştik değil mi teyzem?” dedim, yüzüme yerleştirdiğim gülümsemeyle. Asya yanımıza geldiği için aşırı mutluydu. “Eveet. Bak teyze artık tamamiyle konuşabiliyorum.” dedi. Gözlerim istemsizce doldu. Asya en sonunda söyleyemediği harfleri de söyleyebilecek kadar büyümüştü. Saçlarını okşadım, geriye doğru topladım.“Aferin sana kuzum,” alnından öptüm. “Kocaman olmuş benim prensesim.” Denef’e baktığımda yüzünde buruk bir gülümseme vardı. Kızının büyüdüğü gerçeğiyle gün gün yüzleşiyordu.

 

“Sana harika tatlılar aldık Defin teyzenle.” dedim. Defin aynadan bakıp bu dediğime manidar şekilde gülmüştü. Doğrusunu bir tek biz biliyorduk. Dün gece tatlıları Kerem’le beraber almıştım. Asya heyecanla ellerini çırptı. Keyifli bir şekilde camdan dışarıyı izliyordu. “Sen burda mı kalıyorsun teyze?” Başımı salladım. Arabanın arka camları filmli olduğu için biraz daha rahattık. “Ama burası çok tenha.” Dışarıya baktım. Bir şehirden diğer şehire gidiyorduk. “Burası benim yaşadığım şehir değil Asya’m.”

 

Bütün yol boyunca herkese etrafı anlatmıştım. Asya meraklı meraklı etrafa bakıyordu. Denef gergin görünüyordu. Buralar onun için fazla tenha gelmiş olmalıydı. Lojmanın güvenliğine geldiğinde Defin durdu. Camını açıp askere baktı. “Nasılsın Şevket?” Elini Ali’ye doğru uzattı. Ali ailenin bütün kimliklerini toplayıp Defin’e verdi. “Çok şükür bizde iyiyiz.” Defin sohbet ederken kimlikleri kayıtlar için askere verdi.

 

Asya askerlere bakıp başını eğdi ve lojmanlara doğru baktı. “Sen burada mı kalıyorsun teyze?” diye meraklı bir sesle sordu. “Evet burada kalıyorum.” dedim. Defin tekrar kimlikleri alıp içeri sürerken Asya arkasından eğilip etrafa bakıyordu. Arabayı park ettiğinde Ali’yle ikisi önden indi. Etrafı kontrol edip öyle inmemize izin verdiler. Kapıyı açıp Asya’yı indirdim. Ben Asya’nın elini tutarken Ali’ler çantaları indiriyordu.

 

Hemen evimin yanındaki binadan Kerem çıktığında ona bakıp gülümsedim. Kerem kaçamak bir şekilde göz kırptı. Asya’yı kucağıma aldım. Denef benim yanımdaydı. Annesinin kucağından Efe’yi alırken yanıma gelen Kerem’e baktı. “Ali, bebek arabasını indirebilir misin?” diyerek yanımızdan uzaklaşıp Ali’nin yanına geçti. Annem de dikkatli bir şekilde bize bakıyordu. Defin’in ilerletmesiyle apartmana doğru ilerlediler. “Ailen gelmiş bakıyorum.” dedi elleri cebindeyken. “Merhaba ufaklık.” Tek elini çıkarıp Asya’nın elinden öptü. Asya karşısındaki askeri üniformalı Kerem’e bakıyordu.

 

“Kim bu teyze?” Bakışlarını ondan çekmedi. “Bu benim komşum. Burada asker.” dedim Kerem’i gösterirken. Kerem’e bakıp Asya’yı işaret ettim. “İlk kez üniformalı birini bu kadar yakından görüyor. Dedesini pek hatırlamıyordur.” Kerem, Asya’ya bakarken duyduklarıyla keyifli bir şekilde gülümsedi. “O zaman tanışalım güzel bayan.” diyerek Asya’nın elini centilmen bir beyefendi gibi öptü. “Ben Elbruz Kerem Kurt, senin adın ne?” Asya elini öpen Kerem’e bakıyordu. Bende araya girip Asya’yı hafifçe zıplatarak uyardım. “Tatlım abi ismini sordu. Ne yapıyorduk?” Asya anında bana bakıp Kerem’e döndü. “Asya Akdoğan.” dedi kibar kibar. “Sen dedemden büyük müsün?” Asya’nın sorusu ikimizi de gülümsetti.

 

Kerem biraz daha eğilip başı eğik duran yeğenimin yüzünü görmeye çalıştı. Omzundaki yıldızları gösterip açıklamaya başladı. “Ben dedenden büyük değilim. Bak bende üç yıldız var. Dedende iki yıldız bir de böyle küçük bir ek daha var.” Asya, Kerem’in üstündeki yıldızlara dokundu. Bana döndü. “Murat eniştemin üniforması niye böyle değildi?” dedi dudaklarını büzerek. “Ya da Defin teyzemin?”

 

Gülümsedim. “Çünkü onlar farklı bir bölümde bebeğim.” diyerek açıkladım. “Hadi artık eve geçelim. Sende dinlen biraz.” dedim ve Kerem’e döndüm. Ona baktığımda içi gidiyor gibi Asya’yı izliyordu. Kerem yanağımdan öptüğünde gözlerim büyükçe açtım. Asya bunu görmemişti. Lojmanın bahçesine bakıyordu. Kerem Asya’nın da elini öpüp arabasına bindi.

 

Bugün tören vardı. Kerem’in hazırlık için gittiğini biliyordum. Asya ile birlikte eve girdiğimizde herkes hazırladığımız masanın başına geçmişlerdi. Defin Asya’yı benden alıp kucağına oturttu. “Kimdi o oğlan?” Başımı kaldırıp anneme baktım. Karşısındaki sandalyeye doğru otururken “Kim?” diye sordum. Defin hemen yanımda alaycı bakışlarını üzerime dikti.

 

“Yanağından öpen üniformalı?” Önündeki mavi şeritle çevrili beyaz tabağa salatalık koyuyordu. Ensemi kaşıyıp tabağıma baktım. “Arkadaşım.” deyip peynir tabağına uzandım. göz ucuyla masadakilere baktım. Hepsi umursamaz takılmaya çalışıyordu ama inanmamışlardı. Annem ufak bir kahkaha attı. Çay bardağımı alıp dudağıma yaklaştırdım. “Kolyenin öbür sahibi diyebilirdin Defne.” dedi tabağına salam koyarken.

 

İçtiğim çay boğazıma dizilmişti. Oturduğum yerde öksürürken Defin yüzündeki gülümsemeyle sırtıma vuruyordu. Elini sırtımdan çekerken tekrardan tabağına döndü. “Kahvaltıdan sonra biraz uyuyun.” dedi ağzına zeytin atarken. “Sonra hazırlanır tören için karargaha geçeriz.” Annem başını salladı. Denef bir yandan Efe’ye mamayı yedirirken bir yandan da tabağındaki peyniri yiyordu. Efe’ye, yanındaki Ali’ye baktım. İkisi birbirinin kopyası olmaya başlamış. Efe saçlarının rengini de dalgasını da babasından almıştı. Gözleri de babasının gözleri gibi çekikti. “Ali,” Ali başını kaldırdı. “Bu giderek sana benziyor ya. Kocaman olmuş maşallah.” Efe’nin yanağını sıkıp dudaklarımı büzdüm. Ali yemeğini yerken Efe’ye bakıp gülümsedi. “Doğan büyüyor.”

 

“Hatta Denef’e diyorum ki bir tane daha yapmalıyız.” Denef yediği salatalık boğazında kalırken Ali boş bulunarak ne dediğinin farkına varmıştı. Denef’in sırtına vururken güldüm. Ali yutkunup hiçbir şey dememiş gibi yemeğine odaklanmıştı. Efe annesinin önündeki mama tabağına elini daldırıp ağzına götürdü.

 

Kahvaltı bittikten sonra annemler dinlenmek için iki odaya dağılırken Defin’le ben de ortalığı toparladık. İki saat sonra odamdan aldığım kıyafetlerimi duş aldıktan sonra banyoda giydim. Gömleğimi düzeltip kemerimi taktım. Aynanın karşısında saçlarımı dalgalandırdım. Makyajımı yaptığımda banyodan çıktım. Defin üniformasını giymiş, saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı. Denef benim odamda Asya’yı giydiriyordu. Odama girip yatağın ucundaki Efe’nin kıyafetlerini alıp yatağa oturdum. Yeni uyanan Efe bir eliyle gözlerini ovuşturuyordu. Pantolonunu giydirmeye başladım. Annem misafir odasında hazırlanmıştı. Efe’nin üstünü düzeltip saçlarını taradım.

 

“Benim yakışıklım hazırlanmış. Çok da yakışıklı olmuş.” Efe boynuma sıkıca tutunup etrafa bakmaya başlamıştı. Defin evin içinde “Hadi hazırsanız çıkalım.” diye bağırdı. Bazı huyları aynı babama benziyordu. Efe’yi kucağıma alıp odadan çıktım. Hepimiz kapının önüne geldiğimizde portmantodan siyah rugan ayakkabılarımı aldım. Topuklularımı yere bıraktığımda apartmanda tok bir ses yankılandı. Efe’yi dizime oturtarak ayakkabılarımı giydim. Efe’nin beyaz spor ayakkabılarını elime alıp evden çıktım.

 

Defin kapıyı kapatırken asansöre bindik. Acaba Kerem’in bahsettiği sürprizin kaynağı bugün müydü acaba?

 

《––––––🩺––––––》

 

Hep beraber karargaha geldiğimizde güvenlik önlemleri had safhadaydı. Arabayla girip park ettikten sonra Defin Ali’yle beraber önden indiler. Albay Mevlüt, annemi karşılamak için aşağıya inmişti. Arabadan indiğimde Efe kucağımda huzursuzlanıp annesinin kucağına geçti. Pantolonumun paçalarını düzeltip Asya’nın elini tuttum.

 

Mevlüt albay ellerini açarak anneme doğru ilerledi. “Hoş geldiniz.” dedi ve elini uzattı. Annem giydiği siyah takımını düzeltip Mevlüt albayın elini sıktı. “Hoş bulduk albayım. Nasılsınız?” Nazik bir şekilde gülümsedi. Annem yaşını asla göstermeyen bir kadındı. Giydiği siyah takım zaten zayıf olan vücudunu iyice zayıf göstermişti.

 

“Çok şükür vatan görevi, siz nasılsınız?” Annem gülümsedi. Alışık olduğu bir yerdeydi. “İyiyim. Daha da iyi olacağım inşallah.” Albay elini göstererek anneme yolu gösterdi. Asya’nın elini tutarken annemi gösterdim. Mevlüt albay alana kadar anneme eşlik etmeye başladı. Denef hemen yanımdaydı. Beraber yürürken etrafı göstermeye başladım. “Genelde burada görev alıyorum. Haftanın çoğu burada geçiyor.” Asya ikimizin arasında yürüyordu.

 

Denef yürürken Efe’nin ağzındaki elini çekti. “Şehir eskiden çok sıkıntılıymış. Hala öyle mi?” diye sordu. Dudaklarımı yalayıp umursamaz bir şekilde omuz silktim. “Hayır, daha doğrusu bana denk gelmedi.” diyerek geçiştirdim. Şimdi ona doğruyu söylemek buradan gittiği zaman aklının bende kalmasına neden olurdu. Kaçırıldığımı ya da burada karıştığım kavgaları, aldığım tehditleri ona söyleyemezdim. Denef yalan söylediğimi anlamıştı. Olduğu yerde durup bana baktı. Asya da annesi durunca durdu. “Yalan söyleme. Başına gelmeyen kalmamış.” demişti. Gülümsedim. “Ama bak iyiyim.” diyerek göz kırptım. Efe elini ağzına götürmüş etrafa bakıyordu. Efe’nin elini tutup öptüm.

 

“Oğlum,” Denef kucağındaki Efe’yi hafifçe zıplattı. “Teyzen de yapsın mı bir kardeş sana.” diye ortaya saçma sapan bir soru ortaya attı. Kaşlarımı çatıp kardeşime döndüm. “Denef saçma sapan konuşma. Hem bence Ali istiyor senden. Sen yap.” diyerek saçma sorusunu savuşturdum. Denef, Asya’nın saçlarını okşayarak “Ben iki tane ile sıramı savdım. Siz yapın artık.” dedi.

 

Alayın arka tarafında, geniş alana baktım. Tören için ayarlanan sandalyelere doğru ilerledik. Mevlüt albay gülümserken durup anneme döndü. “Burası sizin sıranız. Rahatınıza bakın.” diyerek anneme yer verdi. Annem yerine geçerken Denef ve Ali de yanına oturdu. Eski poyraz timinin aile bireyleri de gelmişti. Annem hepsiyle ilgilenip tek tek sohbet etmişti. Tören başladığında Mevlüt albay yavaş yavaş gelip kürsüde yerini aldı.

 

“Hoş geldiniz. Poyraz timinin kurucusunun ailesi ve timin diğer fertlerinin aileleri bugün burada.” Herkesin yüzünde buruk bir hüzün vardı. Timde en son ayakta kalan babam da devrilmişti. Hepimiz, kaybettiklerimizin gururu ve hüznüyle gülümsüyorduk. “Bugün burada bu dağlarda şu an teröristlere korku salan poyraz timinin tahmini yirminci yıl dönümünü anacağız.”

 

Annem sessizce iç çekti. Babamı anmak ona iyi gelmiyordu. Hala öldüğüne alışamamıştı. Albay konuşurken annem sessizce dinliyordu. Köşede gördüğüm Kerem ile ona bakıp gülümsedim. Kerem bordo beresi ile dimdik duruyordu. Bu törende Kerem, bana bir sürprizi olduğunu söylemişti. Onun sürprizini merakla bekliyordum. Efe’yi kucağıma alıp hoplatmaya başladım. Defin bizim yanımızda değildi.

 

“Deniz hanım, size bir sürprizim var. Lütfen buyrun.” Albay annemi çağırdığında annem çantasını sandalyeye bırakıp kalktı. Mevlüt albay anneme gülümsedi. “Kuzey’i iyi hatırlarım. Şimdi ise Kuzey’in ölümünden sonra bile peşinizde olanlar var.” Gerildim. Denef ondan bir şeyler sakladığımı anlamıştı. Tehditlerin ana unsurunun ben olduğum oldukça belli oluyordu. “Bu size Kuzey ve ilk poyraz timine şuan dağları titreten poyraz timinden bir hediye.” Kameralar yayına geçtiğinde annemi kadraja almadan çekim yapmaya başladılar.

 

Poyraz timi ise Kerem’in önderliğinde kadraja girmeyecek şekilde kenara sıralandılar. Mevlüt albay yüzündeki gülümsemeyi bir kenara bırakıp ciddi bir ifade takındı. “Aziz milletimizi, özellikle şehit ve gazi ailelerini yakından ilgilendiren bir haberi sizlerle paylaşmak için burdayım.” İki yanında dalgalanan türk bayrağının arasında dimdik duruyordu. “Bölücü terör örgütü mensuplarından biri olan küpeli kod adlı terörist, Özel kuvvetler ve Hava kuvvetlerimizin ortak operasyonu ile yok edilmiştir.” Basın flaşlı bir şekilde fotoğraf ve video çekiyordu. Flaşlar benim gözümü bile alırken timin tek gözünü dahi kırpmaması oldukça etkileyiciydi. “Bu önemli haber kuruluşunun yirminci yılında poyraz timinden, kurucu ailelerine ve devletimize bir armağandır.”

 

Küpeli ölmüş müydü? Duyduğum haberle hemen poyraz timine döndüm. Elbruz, gözlerimin içine bakarken keyifli bir gülümsedi. Gülümsemesine karşılık verip anneme doğru döndüm. Annemin gözleri dolmuştu. Bakışları toplulukta bir noktaya odaklanmıştı. Kaşlarımı çatıp annemin baktığı yere döndüm. Kalabalığın, sıralı askerlerin ve basının arkasında şapkalı biri vardı. Siyah uzun bir kaban, siyah postallarıyla tanımadığım biriydi. Bana neden bu kadar tanıdık geliyordu bilmiyorum ama annem titrek bir nefes aldı. Kürsüden ağlayarak aşağı indi ve kalabalığa doğru ilerlemeye başladı.

 

Kimse ne olduğunu anlamamıştı. Ali hızlıca oturduğu yerden kalkıp annemi tuttu. Annem “Orada..” diye sayıklıyordu. Annemin önünden kalkıp kalabalığın arkasındaki adama baktım. Kalabalığın arkasından ağaçlığa doğru yer değiştiriyordu. Kucağımdaki Efe’yi Ali’nin kucağına bırakıp kalabalığı itmeye çalıştım. Askerlerden bazıları basını bizden uzak tutuyordu. Kalabalığı geçip o adama doğru ilerlemeye başladım.

 

Ben adama yaklaşırken askerlerden biri araya girip elindeki çiçek buketini bana tutuşturdu. Kırmızı karanfiller oldukça canlı ve güzeldi. Özenli bir şekilde siyah bir kağıtla buket haline getirilmişti. Üzerinde annemin adı yazıyordu. Başımı kaldırıp tekrar etrafa baktım ama adamı gözden kaybetmiştim. Yutkunup tekrar etrafa baktım. Çiçekler özenle seçilmiş gibiydi. hızlıca annemin yanına geri döndüm. Annem başını kaldırıp bana baktı. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı.

 

Bende olan bakışları yavaşça çiçeğe düştü. Elimdeki kırmızı karanfillere dikkatli bir şekilde bakıyordu. Gözleri tekrar doldu, ağlamamak için dudaklarını ısırmaya başladı. Ellerini uzattığında buketi ona doğru uzattım. Buketi eline aldığında üzerindeki notu umursamadan karanfilleri burnuna götürdü. Kokusunu derin derin içine çekti. Sanki kimden geldiğini biliyormuş gibi yüzündeki buruk gülümsemeyle karanfillere baktı.

 

Hakan’lar basını karargahtan çıkarıyordu. Annemin sessizliği hepimizin endişesini arttırıyordu. Önünde diz çöküp aşağıdan anneme bakmaya başladım “Anne iyi misin?” diye sordum. Sorum saçmaydı ama başka diyecek bir şey bulamıyordum. Annem sessiz sessiz ağlıyordu. Onu hiç böyle görmek istemiyorum. “Kuzey yaşıyor değil mi?” diye sordu. Birden, bakışlarını karanfillerden ayırmadan.. Annemin sorusuyla gözlerimi kapattım. Annem hala bu yükü kaldıramamıştı. Yaşıyordu ama kalbinin bir köşesinde babam hiç ölmemiş gibi düşünerek yaşıyordu. Elini tutup öptüm. Gözyaşlarım yüzünden elinin üstü ıslanmıştı. “Annem keşke gerçek olsa bu dediğin..” Yutkundum. “Ama maalesef..” Omzumda birinin elini hissettim. Omzumdaki elin sahibini biliyordum. Başımı eğip yüzümü onun eline doğru yasladım. Kerem’e baktığımda bana bir tuhaf baktığını fark ettim. Sanki benden bir şey saklıyormuş gibi, sanki söylerse daha kötü olurmuş gibi...

 

Annem yutkundu. “Kuzeyden geldi bu çiçekler... Ondan geldi eminim. Onu hissettim.” Giderek hiddetleniyordu. “O buradaydı!” dedi çaresizce. Tuhaf bir hissin benim de içimi kapladığı doğruydu ama mezarlığına devamlı gittiğimiz adamın yaşıyor olduğu gerçeği korkutucuydu. Düşüncesi bile kötüydü. Çöktüğüm yerden kalkıp annemin karşısında durdum.

 

Fatih hızlıca anneme su getirmişti. Fatih’in getirdiği suyu alıp anneme yavaş yavaş içirdim. “Daha iyi misin anne?” Denef Asya’yı yanındaki sandalyeye oturttuğu gibi annemle ilgilenmeye başlamıştı. “Hissettim Defne.” dedi bana bakarken. “Onu burada hissettim.” dedi tereddüt etmeden. “Denef sen Ali’ye bir şey olsa hissetmez misin?” Bizi ikna etmeye çalışıyordu. İkimizin arasında dönüp duran bakışlarının sebebi buydu. Bizimle göz teması kuruyor, yaşadığı hissi tarif etmeye çalışıyordu. “Defin de hissetti. Hatırlasana.”

 

Denef ne yapacağını bilememişti. Başını sallamakta buldu çareyi. Annemi sakinleştirmeye çalışıyorduk. Açık konuşmak gerekirse şu anda burada olduğu için pişmandım. Burada olmak anneme iyi gelmemişti. Travması tetiklenmişti. Keşke buraya gelmesine izin vermeseydim. Biz ne yapacağımızı bilemeyince Ali ve Kerem araya girmişlerdi. “Deniz hanım.” diyerek koluna girdi. Bana dönüp gözlerini kapattı. Derin nefes alıp geri çekildim.

 

“Buyrun, biz kameralara bakarken siz de biraz dinlenin.” diyerek annemi ilerletmeye başladı. Ali de diğer koluna girdi. Denef, Efe’yi kucağından bırakmadan ilerlemeye başladı. “Ayda, Asya ile..” devamını getirmeme gerek kalmadı. Ayda, yeğenimi omzundan tutup kendi önüne çekti. “Bende, merak etme.” Başımı sallayıp peşlerinden koşmaya başladım. Kerem, annemi revire çıkarmıştı. Kerem yavaşça sedyeye yatırdı. İğneyi hazırlayıp sakinleştirici yaptım. Onun uyumasını beklerken bana yaptığı gibi saçlarını okşadım. Elindeki karanfilleri bırakmamıştı. Uykuya daldığında elindeki karanfil buketini alıp başucuna koydum. Kendimi koltuğa bıraktığımda annemin haline daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladım. “Keşke hiç gelmeselerdi.”

 

《––––––🩺––––––》

 

“Olabilir mi böyle bir şey Ali?” Revirin olduğu koridorda Defne’nin kardeşi ile kocası oturuyordu. Koridora dönmeden önce duyduğum soruyla adımlarım yavaşladı. “Bilemiyorum ama baban anneni üzmeye dayanamazdı gibi geliyor bana.” dedi tereddütünü bastırmaya çalışarak. “Yani öyle olsa bile çiçekler saçma.”

 

Ayağa kalktı. Kucağındaki Efe huzursuzlanmaya başlamıştı. “Ama annem tereddüt bile etmedi. Çiçeklerin ondan geldiğini biliyordu.” Derin nefes alıp koridora girdim. İkisi de bana baktı. Onlara doğru yaklaşıp gülümsedim. “Doktor hanım içeride mi?” Elimle revirin kapısını gösterdim. Kardeşi başını salladı.

 

Postallarımdan ses çıkarmamaya çalışarak revire girdim. Defne başını masaya gömmüş ağlıyordu. Annesine verdiği sakinleştirici ile annesi uyuyordu. Defne’nin yanına yaklaşıp omzuna dokundum. “İyi misin güzelim?” Defne başını kaldırıp saçlarını geriye itti. Yaklaşıp onun başından öptüm. Gözleri ve burnunun ucu şimdiden kızarmıştı. Yavaşça kolunu kavrayıp ayağa kalkmasına yardım ettim. Dudaklarını büzerek başını göğsüme yasladı. Gülümseyip belini sardım.

 

Defne anında kendini bana bırakıp sarmama izin vermişti. “Gel biraz dinlenelim hm?” diyerek saçlarının arasında parmaklarımı gezdirdim. “Hayattan belli bir süre uzaklaşmak iyi gelir sana.” Defne başını göğsümden kaldırıp bana baktı. Annesini söyleyeceğini bildiğim için buraya gelmeden önce kardeşi Defin’i annesinin yanına çağırmıştım. Belini sardığım Defne’yi bacaklarının altından kavrayıp kucağıma aldım. Defne içli içli ağlamaya başlamıştı. Boynuma doladığı kollarına gülümsedim. Sol kolumu kalçasının altına sabitledim. Askeriyede olmayı umursamadan hızlıca onu odama götürdüm.

 

Kimse bizi görmemişti. Odama girdiğim gibi kapıyı kapattım. Masamın sandalyesini çekip oturdum. Defne’yi göğsüme yatırıp ağlamasına izin verdim. Günde belki de kaç kişiyi kurtaran doktor, şu anda kocaman cüssemin içinde kaybolurken kucağımda ağlıyor. Saçlarını okşayıp sakinleşmesi için sabırla bekledim. “Bir süre hiçbir şeyi düşünme ve ağla.” diye fısıldadım. İçini çekiyordu. Saçlarını bırakıp yanağını okşadım. Belimde hissettiğim eller ile gülümsedim. Her ne olursa olsun Defne bende, benim kollarım arasında dinleniyordu. Başından saçlarına bir öpücük kondurdum.

 

“Annem hasta.” Sesi titriyordu. Annesine değer verdiği belliydi. “Riskli demişti amcam. Üzüntü ona iyi gelmiyormuş.” Saçlarını okşamaya devam ediyordum. Onun kalçasının altından biraz zıplatıp tekrardan kucağımda sabitledim. “Babamın ölümünü kaldıramadı. Çok ani oldu ve her yerde babamı arıyor. Keşke babam hayatta olsaydı.” diye sızlandı. Yutkundum.

 

Diyebileceğim tek bir söz yoktu. Ne diyebilirdim ki babasını araması çok normaldi. Daha yeni kaybetmişti. Üstelik babasına düşkün bir kızdı. Babasının ardından annesinin hastalanmış olması da Defne’nin gardını düşürmesi normal bir insanın vermesi gereken bir tepkiydi. Çoğu şeyi içine atmıştı. “Kerem çok yoruldum.” Saçlarının arasına burnumu dayayıp kokusunu içime çektim. “Hani düşünmüyorduk doktor. Kucağımda oluşuna odaklan ve biraz dinlen hadi sevgilim.” diyerek giydiği krem ceketini çıkarmaya başladım. Daha da rahatlamasını sağladım. Göğsümdeki başını kaldırıp omzuma yaslamıştı. Sırtını sıvazlayıp uyumasını bekledim.

 

Bir saat kadar hiç kımıldamadan onun uyumasına izin verdim. Sessiz kaldığım süre boyunca sırtını sıvazlayıp saçlarını okşadım. Defne’nin kokusu buram buram odamı dolduruyordu. Göğsümde onun varlığına iyice alışmıştım. Bir ara masamın üzerinde sadece bir biblo iken şimdi aynı masanın başında, kollarımın arasında uyuyordu.

 

Odamın kapısı yavaşça çaldı. Gözlerimi kollarımın arasındaki kadından çekip kapıya döndüm. “Gir.” diye fısıldadım. Kapı aralandı, içeriye Defne’nin kardeşi gelmişti. Başını duvarın dibinden çekingen bir biçimde uzattı. “Ben kardeşimin burda olduğunu duyunca...” Kucağımdaki Defne’ye baktı. Gülümseyip oturması için koltuğu gösterdim. Yavaş adımlarla koltuğa oturdu. “O iyi mi?” Sorusuna ne cevap vereceğimi bilemedim. Bakışlarımı tekrardan kucağımdaki Defne’ye çevirdim.“Sanırım iyi, zor sakinleşti ama şimdi uyuyor.” Denef sakince gülümsedi. İlk andan itibaren beni bildiğini anlamıştım. Konuşmak için beklediğini anladım. Karşımda çekiniyordu. “Sormak istediğin nedir?” diye sordum. Denef anında bana dönüp “Ne zamandır birliktesiniz?” diye sordu. Onun bu hali beni gülümsetirken omuzumda uyuyan doktorum rahatsız olmasın diyerek gülmemi bastırmaya çalıştım. “İki aydır diyebilirim.”

 

Denef gülümsedi. Hepsinin yüzleri aynıydı ama gülüşleri farklıydı. Denef’in yüzündeki daha çok huzurlu bir gülümsemeydi. Zarif bir şekilde dudakları kıvrılıyordu. Mutlu olduğu bir ilişkide olduğu her halinden belli oluyordu. “Defne’yi mutlu et olur mu? Hoş, etmeye başlamışsın ama hep mutlu et.” Denef’e bakıp başımı salladım. Denef derin bir nefes alıp yavaşça ayağa kalktı.

 

“Annem uyandı.” diyerek diğer gelme nedenini de açıkladı. “Defin birazdan eve geçeriz diyordu. Onun için gelmiştim.” Sessiz konuşuyordu. Defne’yi uyandırmaya kıyamasam da mecburen onu uyandırmak zorundaydım. “Defne’yi uyandıracağım.” diye mırıldandımDenef beni onayladı. Odamdan çıkarken kapıyı kapatmayı da unutmamıştı. Defne’nin boynundan öptüm. Minik minik kımıldamaya başladı. Gülümsedim. Huzurluydu ve uyanmak istemiyordu belli ki. İyice sarıldı bana. Kulağına yanaşıp fısıldadım.

 

“Defne’m hadi bak annen uyanmış.” Defne’yi sıkıca tuttum. Başından öpüp kalkması için elimden geleni yaptım. Gözlerini aralayıp omzumdan kalktı. Saçlarını onun gözünün önünden çekip gözlerine baktım. “Dinlenebildin mi güzelim?” gülümsedim. Defne’nin ağlamaktan gözleri şişmişti. Büyük ihtimalle başı da ağrıyacak.

 

Kucağımdan kalkmak istemiyordu. Eliyle gözlerini ovaladı. Onu kucağımdan indirmeden lavaboya götürdüm ve yüzünü yıkadım. Defne, o uykulu haliyle tekrardan başını omzuma yaslamıştı. Uykusu iyice açıldığında başından bir kere daha öptüm. “Annen uyanmış,” Bana baktı. “Eve geçecekmişsiniz.” Başını salladı.

 

Kucağımdan inip dengesini sağlamaya çalıştı. Ayağa kalkarken onun kolunu tutup dengesini sağlayana kadar bırakmadım. Odadan çıkarken bana döndü. Boyuma uzanıp dudaklarını dudaklarıma bastırdı. “Beni dinlendirdiğin için teşekkür ederim sevgilim.” diye fısıldadı. Ona gülümseyip bende dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım. Çekildiğimde kulağına yaklaşıp “Eğer şimdi gitmezsen seni evime kapatırım Defne.” dedim. Eğer tanıdığım Defne’yse bunun altında kalmazdı.

 

“Annemler gitsin beni evine kapattığın anı sabırsızlıkla bekliyorum komutan.” dedi ve gülerek odamdan çıktı. Arkasından bakıp güldüm. Tamda tahmin ettiğim gibi altta kalmamıştı.

 

Törenden üç gün sonra arabamı park edip yan koltuktaki poşeti aldım. Defne’yi ziyaret etmeye, hastaneye gelmiştim. Ona ve kendime yemek yaptırmıştım. Bu saatlerde kesin acıkmış olmalıydı. Nöbette olduğu günlerde yemek yemeği unutuyordu. Defne’nin ailesi törenden sonra bir gün daha burada kalmıştı ardından da Çanakkale’ye dönmüşlerdi. Hastaneye geldiğimde elimdeki poşetleri sallayarak Defne’nin odasına daldım. Oda boştu ama çantası ve kabanı oradaydı. Arabası da otoparktaydı zaten. “Bir hastayla ilgileniyordur.” diyerek masanın üstüne yemeği bıraktım. Beremi düzeltip odadan çıktım.

 

Tam odadan çıktığımda kapıyı arkamdan kapattım. "Doktor hanım yoktur?" dedi birisi. Arkamda duyduğum ses ile arkama döndüm. Benden kısa bıyıklı bir adamı gördüğümde adama dikkatle bakmaya başladım. Haki bir düz pantolon giymişti. İçinde giydiği kazağı ve üstündeki montuyla duruyordu. Ellerini arkasında bağlamış, bana bakıyordu.


"Yok. Bugün hastanede olmayacak kendileri sanırım." diyerek rastgele bir açıklama yaptım. Ellerimi kemerime yaslayıp adamla göz temasını kesmedim. Defne’ye gelen hastaların ne çeşit tipler olduğunu görmek biraz olsun iyi olabilirdi. "Heyırlısı. Heyırdır sizin de mi doktorluk işiniz var komutan?" diye sordu. Fazla meraklı bir tipe benziyordu. Adamın sorusuna düzgün bir şekilde cevap verdim.


"Yok. Benim öyle bir işim yok." Ne işim olduğunu bilmesine gerek yok.

 

"Görevdeyiz heral?" Tek kaşımı kaldırıp sorduğu saçma soruyu geçiştirme kararı aldım. "Onun gibi bir şey."



"Yav bende çok arzu ettim, çok istedim ama bi türlü nasip olmadı anam." Durup dururken dediği bu cümle beni ayar etmeye yetmişti. Kaşlarım çatıkken onu dinlemeye devam ettim.



"Anlamadım?"



"Yani sizi böyle üniformalı görünce bende böyle hani üniformalı tüfekli bişi olayım dedim ama olmadı.” dedi. Daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi. “Kısmet değilmiş. Okuyamadık, edemedik. Neyse canım bende size derdimi anlatacak degilim ya."



Kısa bir nefes aldım. "Bence de doktor hanım geldiğinde ona anlatırsınız." diyerek arkamı döndüm. Tam gidecektim ki ne tip olduğu belli olmayan adam konuşmaya devam etti.



"Ha doktor hanım ha nişanlısı?" Durup arkamı döndüğümde adam bana dik dik bakıyordu. Nişanlı değildik belki ama dedikodu böyle yayılmıştı bile. Asıl sorun şu, ne ara karşımıza geçip böyle konuşacakları kadar yayılmıştı bu dedikodu. "Nereden biliyorsunuz?"

 

"Ben şey..” Bakışlarını kaçırdı. “Canım vıiy yav bilmeyen mi var komutanım, dillere destan maşallah. Mutluluklar dilerem. Ne güzel, ne güzel." dediklerini dinlerken bakışlarımı üstünde dolaştırdım. Kulağındaki yara izi dikkat çekiciydi. Altan’ın bahsettiği yeni doktoru gördüğümde Defne’yi sormak için seslenmeye karar verdim. Neydi adı? Serhat? Servet? Sinan? Hah Serdar.

 

“Serdar!” Seslenmem ile önce durdu ve seslenen kim diyerek etrafına baktı. Beni gördüğünde “Gelsene.” diyerek yanıma çağırdım. “Doktor nerede?”

 

“Acilde olabilir.” Yanımızdaki adam elini uzatıp bana döndü. “Neyse bana da müsaade tanıştığımıza memnun oldum komutan, çok memnun oldum haa.” Uzattığı eli sıkarken daha adını öğrenmediğimi hatırladım ama umursamadan adamı geçiştirdim. “Gerçi pek tanışmadık ama olsun.”

 

“Bi gün tanışırız, kaynaşırız, kucaklaşırız. Bi gün hepsi olur. Ne demişler dağ dağa kavuşmaaz, insan insana kavuşur komutan.” Arkasını dönüp ilerleyeceğinde “Geçmiş olsun.” diyerek durdurdum.

 

Tekrar bana döndü. “He?”

 

“Kulak.” Eli anında kulağına gitmişti. Şüpheli davranıyordu ve bu benim dikkatimi çekmişti. “Hee. Sığır tepti. Adı üstünde sığır.” Serdar’ı gösterip “Eğer doktor istiyorsanız Serdar ilgilenebilir.” dedim.

 

“He yok. Doktorum eyidir. Başkasını istemem.” Hızlı adımlarla uzaklaştı. Bu herifi bir şekilde araştırmam gerekiyordu. İçime sinmeyen bir şey var ve dikkatli olmam gerekiyor. Üstelik sevgilimle dedikodularımız nişanlı boyutuna ulaşmışken ona zarar gelsin istemem. Yoksa ona ne yanıt veririm...

 

Bölüm sonu.

Bölüm : 28.12.2024 18:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...