
《––––––🩺––––––》
Bölüm 29
Havaalanından çıktığımız an yüzüme çarpan kuru ve keskin rüzgar, görev yerime geri döndüğümüzü hatırlattı. Terminalin cam kapıları arkamızdan kapanırken içimde garip bir rahatlama vardı. Buraya gelmem değil, asıl rahatlama sebebim yanımda yürüyen kadındı.
Elindeki valizi sürükleyerek ağır ağır ilerliyordu. Uykusuzluktan göz kapakları yarı kapalıydı ama yine de inatla ‘iyiyim’ der gibi dik yürüyordu. Bir adım geri dönüp valizi elinden aldım. Hiç itiraz etmedi. Normalde iki laf eder, ‘Taşıyabilirim’ derdi. Bu hali onun gerçekten bitkin olduğunun göstergesiydi.
Barut, bizi karşılamaya gelecekti. Sağ tarafta park etmiş araçların arasından birini seçmeye çalışırken onu gördüm. Her zamanki gibi dimdik, elleri cebinde, bizi süzen o tanıdık bakış.
Defne’nin elini kavradım. Parmakları soğuktu ama avucu her zamanki gibi bana aitti. Yanına doğru yürürken Barut’un yüzünde beliren gülümsemeyi gördüm. Kollarını açıp bana sarıldığında valizi kenara bıraktım. Sert bir sarılmaydı. Erkek sarılması. Omzuma vurdu. “Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk.” Barut başını hafif yana eğip arkamda duran Defne’ye baktı. “Yenge hanım nasılsınız?” Defne’nin gözleri yarı kapalıydı. Bütün gece ailesiyle oturmuş, sohbet etmiş, vedalaşmıştı. Uçakta ise mışıl mışıl uyumuştu ama o uyku yetmemişti belli ki. Yine de zarif bir tebessümle, “Hoş bulduk, hoş bulduk.” dedi.
Üzerindeki siyah eşofman, üstündeki benim tişörtüm.. Sanki aynaya bakıyormuşum gibi hissettim. Benim gibi kokuyordu. Benim gibi görünüyordu. Bu düşünce içimi tuhaf bir şekilde ısıttı. Defne olması gerektiği gibi, benim yanımda, benimle.. Barut, Defne’nin kendisini geçiştirdiğini fark etti. Kaşını kaldırdı. “Yengenin neyi var?”
Gülümsedim. Aracın kapısını açtım. “Uykusu var. Tüm gece uyumadı.” Defne tek kelime etmeden arabaya oturdu. Barut bagajı açıp valizleri yerleştirirken bende Defne’nin kapısını kapattım.
Bagajın kapısını kapatırken Barut sessizce yaklaşıp fısıldadı. “İyisiniz değil mi?” Sorunun alt metnini ikimizde biliyorduk. Bebek olayından sonra kimse tam olarak iyi olduğumuza inanmıyordu. Belki bizde inanmıyorduk. Başımla onayladım. “Sonra konuşuruz.” Ön koltuğa geçip oturdum. Emniyet kemerimi takarken başımı çevirip Defne’ye baktım. Başını cama yaslamış, gözlerini kapatmıştı.
Barut kemerini takarken aynadan Defne’ye baktı. “Yengeyi evine bırakıyoruz değil mi?” Başımla onu onayladım. Barut sürmeye başladığında yola odaklandım. Yol boştu. Hava açık, gökyüzü soğuk bir maviydi. Bir süre sessiz gittik. “Durumlar ne?” Barut gözlerini yoldan ayırmadan konuşmaya başladı. “İdare eder. Poyraz, Hakan’ın evlilik hazırlıklarıyla uğraşıyor. Ev yerleştirme falan.”
“Bizde yeni döndük görevden. Yakında bekarlığa veda tarzı eğlence yapacaklarmış. Senin bekarlığa vedayı da aradan çıkarırız.” deyip güldü. Ona gülüp önüme döndüm. Trafik ileride yığılmıştı.Araçlar sıra olmuştu. Çoğu kişi sabırsız bir şekilde kornalara basıyordu. Oturduğum yerde dikleştim. “Teröristler kesiyor mu yine yolları?”
Barut başını iki yana salladı. “Sanmam.” dedi. “Sollasana, Belki kaza olmuştur.” Barut sinyal verip araçları geçmeye başladı. Bu bölgede böyle trafik olmazdı. Bir şey vardı.
Çok geçmeden yolun neden kapandığı ortaya çıktı. Araçlardan biri ters devrilmişti. Diğer araç ise ağır hasarlı görünüyordu. İnsanlar etrafına toplanmış ama kimse müdahale edemiyordu.
Gördüğüm manzara karşısında kemerimi çözüp arkamı döndüm. Defne hala yarı uykuluydu. Bacağını dürttüm. “Defne.” Kımıldamadı. “Defne, kaza olmuş.” Bir anda irkilerek uyandı. Gözleri birkaç saniye boşluğa baktı, sonra bulunduğu yeri idrak etti. Barut aracı kenara çektiğinde Defne tamamen ayılmıştı. Kapıyı açıp indi. O an uykudan eser kalmamıştı. Koşarak ağır hasarlı aracın yanına gitti. Bende arkasından.
Barut ise trafiği kapatıyordu. Defne eğildi. “Beyefendi? Beyefendi beni duyuyor musunuz?” Adamın yüzüne minik minik tokatlar attı. Bana döndü. “Ambulansı ara.” Başımı salladım. Telefonumu çıkarıp ambulansı aradım. Hoparlöre alıp ona uzattım. “Alo? Doktor Defne Mutlu, Şemdinli Devlet hastanesinde doktorum ben. Şemdinli, Yüksekova arasında trafik kazası. Araçta evli çift var. Adamın bilinci kapalı yirmi yedi-otuz yaş arasında. Kadın hamile, yaklaşık sekiz aylık. Kadının bilinci açık ama baş ve bacaklarda kanama var. Acil ambulans istiyorum.”
Ses tonu sakindi. Titrer mi diye bir an korktum ama titremedi. Telefonu kapattığımda Defne kadının tarafına geçti. “Kadının suyu gelmiş.” dedi çaresizce. Boğazım düğümlendi. “Altan!” diye bağırdı. “Adamın boynunu sabit tut, kımıldamasın.”
Adamın bacakları sıkışmıştı. Kadın nispeten daha rahattı ama araçtan çıkarmak riskliydi. Ambulansı beklerken Defne kadının nabzını kontrol etti. Defne’den izin isteyip kadının sıkışan kemeri açmaya çalıştım. Altan da diğer taraftan adamın kemerini kesiyordu. “Beni duyuyorsun değil mi? Ben doktorum. Senin için geldim. Bana bir şey söyleyebilir misin?” Kadının sesi neredeyse fısıltıydı. “Kızım olacak benim...”
Defne yutkundu. O yutkunmayı gördüm. Daha yeni kaybettiğimiz bebeğimiz gözlerinin içinden geçti. Bunu bende hissettim. O an Defne’nin daha fazla dağılmasına izin veremezdim. Elini kavradım. Kadına ben seslendim. “Ne kadar güzel. Kaç aylık?” Kadın sessizce “Sekiz..” diyerek mırıldandı. Defne toparlandı. Gözlerindeki o cam gibi kırılganlık yerini yine o doktor kararlılığına bıraktı.
“Tamam, ne kadar güzel. Çok az kalmış. Birlikte hastaneye gideceğiz. Bebeğini kucağına verelim.”
Ambulans sirenleri duyulduğunda içimdeki gerilim biraz azaldı. Jandarmaların yardımıyla önce adamı, sonra da kadını ambulansa aldık. Defne bana döndü. “Ben de onlarla hastaneye gidiyorum.” Başımı salladım. Onun arkasından ambulansa baktım. Barut’la arabaya binip hastaneye gittik. Barut’a bakıp Defne’nin çantasını aldım. “Ben çantasını verip geliyorum.”
Hastaneye girer girmez Defne’nin çantasını odasına bıraktım. Onu ameliyathaneye doğru giderken yakaladım. “Çantanı odana bıraktım.”
“Tamam. Ben seni ararım eve beraber geçeriz.” Defne’yi onaylayıp dışarı çıktım. Barut’la karargaha geçtiğimizde Barut aracımın anahtarını bana salladı.
“Barut.” Bana baktı. “İki kahve alalım da bi konuşalım seninle.” Barut kaşlarını çatarken ona sırıtıp göz kırptım. Üstümü değiştirip üniformalarımı giydim. Ellerimi kemerime sabitleyip odamdan çıktım. Koridorda yürürken dışarı çıkıp gözlerimle Barut’u aradım. Barut’u gördüğümde yanına gidip oturdum. “Anlat bakalım ne oldu?” diye sordu.
Cebimden telefonumu çıkarıp fotoğrafı açtım. Telefonu onun önüne koydum. “Bak bakalım bu sana bir yerden tanıdık gelecek mi?” Barut’un yüzü bir anda kasıldı. Yüzüme yerleşen alaylı gülümsemeyi fark ettiği anda “Sırıtma.” dedi. Kahvemden bir yudum aldığımda sırıtmayı bir an olsa bırakmadım. “Soruyorum. O kız Defin miydi?” Barut oturduğu yerde dikleşti. Bir süre sustu. Sonra yavaşça konuşmaya başladı.
Barut kahvesinden bir yudum alırken bakışlarını yere indirip benim gözümde diyeceklerini toparlıyordu. “Defin’i küçüklüğümden tanıyorum. Aramızda çok yaş yoktu belki ama senin kız da dahil onları ilk gördüğüm anı hatırlarım. O hep dikkatimi çekmişti. Aslında üçü de aynı değil mi? Fiziksel olarak hiç bir farkları yok.” Barut’u onayladım. Kesinlikle diyeceği şeyi biliyordum. “Ama Defin hep farklıydı benim için.” Gözleri uzaklara daldı. Trabzon’da geçirdikleri senelerden bahsetti. Askeri liseye gitmeden önce son sarılışından.
Onu dinlerken, Barut’un o siyah-beyaz dünyasında bir tek Defin’in renkli olduğunu fark ettim. Onun durgun yüzünü görmek bile beni üzmüştü. Bunca sene Defin’i sevmiş, onu beklemişti. Barut üniformasının cebinden telefonumda olan fotoğrafı çıkardığında fotoğrafın üzerinde parmaklarını gezdirdi. “Özlemiş gibisin.” Barut buruk bir gülümseme sunduğunda dudaklarından mırıltılar eşliğinde konuştu. "Gibisi az kalır. Özledim.”
Buruk bir gülümseme yerleşti yüzüne. “Neyse ki onu Defne sayesinde daha çok görüyorum.” Defne sayesinde daha çok bu taraflara geliyordu. “Defne’ye çok büyük teşekkür borçluyum aslında.” Cebinden Defin’in en sevdiği çiçeğin yanında başka bir çiçek çıkardığında çiçeği önümdeki banka bıraktı. “O gün nişanlanırken saçlarında bu çiçeklerden yapılmış bir taç vardı. Horon teperken saçlarından düştü. Aytaç benim için alıp getirdi bu çiçeği.” Bunca yıldır Defin’e dair her şeyi taşımış olması Barut’u tanımayanlar için oldukça şaşırtıcı olabilirdi ama Barut’un grisi yoktu. Ya beyazdı yada siyah. Barut sevdi mi tam seviyordu. Onunla tanıştığım andan beri bahsettiği kızın Defin olması şaşırtmıştı beni.
“Sorun ne biliyor musun? Ben geç kaldım evet ama benim gibi kimse sevememiş onu. Bu ilk sevgilisi, akrabasının arkadaşının çocuğuydu.” Çocuğun adını mırıldandım. “Doruk.” Barut başını çevirip beni onayladı. İsmi yeni hatırlamıştı. “Hah o hıyar. O hıyar benim dokunmaya kıyamadığım kadını aldattı. Eşi iyi hoş, harbi adamdı. Adını öğrendiğim gibi araştırdım. Adam gerçekten iyi biriydi ama Defin’i tanımıyordu. Defin’in en sevdiği çiçekleri, yemeği bilmiyordu. Defin mor rengini severdi. Aykırı bir kızdı, kavga etmeyi severdi. Defne gibi.” diyerek bana gülümsedi.
Dövüşmeyi iyi bilirler. Defin’e ben öğrettim.” Göz kırptı. “Gerçi o bunu hatırlamaz ama oyunlar oynarken öğrendiklerimi ona gösteriyordum.” Gülümsedim. “Konuş onunla. Ne kaybedersin ki?” diye sordum. Barut derin bir nefes aldığında aslında çok şey kaybedebileceğini anladım. Barut gözlerini eliyle oynadığı bardağından ayırmıyordu. “Defin’i kaybederim Kurt. Hayatımdan onu kaybetmek istemiyorum. Hele şimdi bu kadar yakınımdayken onu kaybetme fikri aklımdan çıkmıyor. Benim için vatan ve Defin var. Ölürsem de ancak onların yoluna ölürüm.” Gözlerindeki ciddiyet şaka değildi. Derin bir nefes alıp dikleşti. “Bu kadar çene yeter. Bu dediklerimi unutuyorsun Kurt.”
Onu umursamayıp gülümseyerek “Siktir oradan asla unutmam.” dedim. Poyraz timinin sesleri gelmeye başladığında Fatih gülerek yanımıza geldi. “Komutanım bekarlığa vedaya gidiyoruz.” Hakan’ın yanıma oturması için kenara kaydığımda Hakan anlayıp yanıma oturdu. “Damat bey evlilik hazırlıklarına başladınız mı?” Hakan sakince gülümsemeye başladı. Heyecanı yüzünden okunuyordu.
“Komutanım valla yoruldum ya. Nilay çeyiz düzeceğiz diye tutturdu. Albay da izin verdi Ayda delirecek neredeyse. Daha gelinlik bakılacakmış da Defne yengemi bekliyorlarmış, gelinlik için Ankara’ya gideceklermiş.” Gülmeye başladım. Hakan güldüğümü gördüğünde bıkkın bir havayla “Gülmeyin komutanım sizi de göreceğiz. Defne yengemi hazırlıklar yüzünden göremeyin de o zaman beni anlarsınız. Kınası, gelin hamamı derken delirmemek elde değil ya.” Sırtına hafif hafif vurup sıvazladım.
Hızlı bir düğün olacağını biliyorduk. Bir hafta içinde bütün hazırlıkları tamamlayıp düğünlerini yapacaktık. Çağıracağımız çok kişi de olmayacağı için bir hafta yeter denmişti. Defne de döndüğüne göre bir an önce gelinliği seçmek için iki günlüğüne Ankara'ya gideceklerdi. “Ben dedim, siktir et uğraşma al Ayda’yı gidin hiç düşünmeden basın nikahı diye.” dedi Barut. Mantıklı bir fikirmiş gibi “Hee...” diyerek Hakan’a döndüm.
Hakan umutsuz bir bakış attı ve anında “Komutanım, Deli Mevlüt albaydan istedim. Deli Mevlüt albay beni gebertir.” dediğinde bu mantıklı açıklamayı da onaylayıp Barut’a döndüm. Barut sessizce benim timi dinliyordu.
“Ankara’ya kim kim gidiyorsunuz?” Hakan başını hafifçe bana çevirip sorumu yanıtladı. “Üç kişi komutanım. Ayda, Defne yenge, ben. Ha bir de albaydan izin alabilirse Nilay.” Uğur, Nilay’ın adı geçtiğinde bile gülümsüyordu. Ona doğru dönüp ‘ne iş?’ başlığı altında göz kırptım. “Komutanım..” Ne diyeceğini bilememişti salak. Barut anında elini onun omzuna atıp sıkmaya başladı. “Oğlum sevdanın adını haykıramayacaksan sevmeyeceksin.”
“Konuştu Konfüçyus.” dedim alayla. “Sorun bakalım Barut yüzbaşınıza, o yapabilmiş mi de konuşuyormuş.” Ve perde. Serengeti ovalarında av zamanı. Dedikodunun kokusunu iki kilometre öteden alabilen Poyraz timi ve buram buram dedikodu kokan Barut. Bakalım dedikoduya aç poyraz timi, ketum sinir bozucu herif Barut’tan dedikoduyu alabilecek mi? “Barut komutanım, yengemiz mi var?” İlk atağı Fatih yaptı. Fatih şaşırtmıyor. Dedikodunun kokusunu ondan iyi alan yoktur. Bakalım Barut ne yapacak? “Sen bana soru mu sordun asker?” Ovv rütbe kartını oynadı. “Yok komutanım ne haddime...” Fatih’in soru hakkı rütbe kartıyla iptal edildi.
“Komutanım, yanlış anlamayın size sormak haddimize değil de insanoğlu merak ediyor. Sizin gibi bir adam nasıl bir kadına aşık diye.” Murat namı değer okumuş yazmış Göktürk, doğru bir noktadan yaklaşmaya çalıştı. Sırıtarak Barut’un savuşturmasını bekledim. “Benim gibi bir adam derken okumuş yazmış Göktürk.” dedi Barut direkt. Güzel savuşturdu. Komple kurtulmaz belki ama zaman kazandırır. Murat anında kendini açıklamaya çalıştı. “Komutanım siz hep böyle sessizsiniz ya, böyle içine kapanık gibi, ondan öyle söyledim.” Tuzağa düştün Murat geçmiş olsun. Gülmeye devam ettim. Keyfim gayet yerindeydi valla.
“Söyleme Murat söyleme.” Ellerini dizine vurdu. “Poyraz'ın çenesi düştü Kurt ben gidiyorum.” Barut, hızla kalktığında kahkaha attım. Barut benim sesimi duyduğu gibi bana döndü. Ters ters bakıyordu. Giderayak son golünü atmadan gitmedi. “Poyraz, komutanınız evlilik teklifi edecekmiş ama nasıl edicem diye düşünüyor. Zeka kokan fikirlerinizden birkaçını patlatın komutanınıza.”
Göt herif. Poyrazın bakışları anında bana döndüğünde hepsinin ağzından fikirleri çıkmaya başladı. “Komutanım bence kaçırma şakası yapalım sonra siz teklif edersiniz.” Hakan, Fatih salağının dediklerini umursamadan başını sallayıp bana döndü. “Komutanım bakmayın siz bu Fatih salağına. Bence benim gibi yapın sadece gidin ve konuşun.” dedi. Sessizce saçmalamalarını dinler gibi davranmaya devam ettim. “Komutanım, siz asıl Hakan komutana bakmayın o albaya yakalanmıştı. Siz bence evini basın.”
“Komutanım ben Nilay’a...” Onlar kendi aralarında konuşurken ben sessizce aralarından sıyrılıp karargaha girdim. Barut koridorda elini cebine yaslamış, elindeki kahveyle sırıtarak bana bakıyordu. “Gerizekalı herif. Niye sarıyorsun başıma bunları?” Barut’un kahkahası yankılandığında bende gülmeden edemedim. Telefonumu çıkarıp saate baktım. “Yavaştan hastaneye geçsem iyi olur. Defne’nin işi biter belki.” Resmi görevim yarın başladığı için rahat rahat karargahtan çıktım.
Hastaneye girdiğimde Defne ameliyathaneden çıkıyordu. Kucağında küçücük bir bebek vardı. Beni gördüğü gibi yüzündeki gülümsemeyle yanıma geldi. Yüzündeki gülümseme.. her şeye değerdi. “Kerem, şuna baksana.” Kucağındaki bebeği gösterdi. “Bu kız benim adaşım oldu.” Küçük bebek küçücük burnu, yumruk halinde sabit duran elleri vardı. Yeni doğan bebekler bu kadar güzel mi oluyordu? Bizim bebeğimizde bu kadar güzel olur muydu acaba? Defne bir süre daha bebekle oyalanıp bebeği hemşireye verdi. “Anneyi odaya alın. Bebeğin adı Defne oldu.”
“Babası nasıl?” diye sordum. Defne’nin bakışları beni buldu. O da emin olmamış gibi biraz durup düşündü. “Onunla Serdar ilgileniyordu. Kafa travması vardı ama iyi.” Gülümsedim beraber yürüyerek kafeteryaya ilerledik.
Kafeteryaya geldiğimizde onun bir şeyler yemesi için beraber yiyebileceğimiz bir şeyler aldım. Defne aldıklarıma bakıp gülümsemişti. Yanına ulaştığımda tepsiyi ona uzattım. Karşısına oturduğumda beraber yemeye başladık. “Aslında bebek doğmazdı ama kazanın etkisiyle gelesi tuttu. Bu his çok karmakarışık Kerem.” dedi. Kollarının arasına baktı. “Kucağımda bir an kaybettiğimiz bebeğim varmış gibi hissettim.”
Yutkundum. Defne’nin de benimle aynı şeyi düşünmesi canımı acıtmıştı. Defne’nin elini tutup öptüm. “Defne’m,” Başını kaldırıp bana baktı. “Bizim bebeğimiz de olacak güzelim. Evleneceğiz, bir evimiz olacak. O eve neşe isteyeceğiz.” Tekrar elini öptüm. “Sakın bir daha böyle üzgün hissetme.”
“Üzgün değilim de..” dedi. “Buruk diyelim.” Yemeğini bitirmesini bekledim. “Ayda’nın gelinliği için Ankara’ya gidecekmişsiniz. Ayda seni istemiş yanında.” Defne duyduklarına çok da şaşırmamış gibi başıyla onayladı. “Albay bir hafta içinde düğünü yapıp timi görevine döndürmek istiyor belli ki. Yani yarın falan Ankara’ya uçabilirsiniz haberin olsun.” Defne bunu da başıyla onayladığında tabağını bitirmesini izledim. Baya acıkmıştı belli ki soluksuz yemeğini yiyordu. Kahvemden bir yudum alıp onun uzattığı yemekten yedim.
Eve geçmeyi planladığım da beni bırakmadı. “Gel benimle.” Elimi kavrayıp üst katlara çıknaya başladık. Kazada yaralanan annenin odasına girdik. “Geçmiş olsun Başak hanım. Geldi mi minik Defne?” Başak hanım başını sağa sola salladı. Defne beni göstererek “Sevgilim. Kazada kurtulmanıza yardım etti.” demişti. Elimi uzatarak Başak hanımın elini sıktım. “Kerem ben.”
“Memnun oldum asker bey.” Odanın kapısı açıldığında süslü bir küvezin içinde bebek Defne içeri girmişti. Defne gülümseyerek “Minik adaşım da geldi.” dedi ve küvezin içindeki bebeği kucağına aldı. “Bence anneyi görmek için gözlerini açmadı.”
Defne bebeği bana uzattı. Kucağıma almamı bekliyordu. Ne bakışları attığımı fark etmiş, bebeği anneye benim vermemi istediğini belli etmişti. Onun yardımıyla kucağıma aldığımda kalbim bir tuhaf attı. Kucağımdaki ufaklıkla annesine yaklaştım. Bebeğin aralanmaya başlayan gözleri duraksamama sebep olmuştu. “Defne gözlerini açtı bu ufaklık.” Annesinin kucağına verdiğim bebek etrafa küçücük gözleriyle bakıyordu.
Defne bebeğin küçük elini tuttu. Gülümsedi. “Adımı verdik diye sevgilimi alabileceğini söylemedim minik Defne. O benim sevgilim.” Direkt benim koluma girdi. Onun bu saçma kıskançlığı beni güldürmüştü. Başımı ona doğru çevirip onun başından öptüm. Ellerimi cebime koymuş sevgilimi izliyordum. O başını omzuma yasladığında tekrardan başından öptüm. Defne bana bakıp gülümsedi. “Biz çıkalım sizde anne kız vakit geçirin. Geçmiş olsun.” Defne’yle beraber odadan çıktık.
O üstünü değiştirirken bende onu bekliyordum. Önlüğünü çıkarıp ceketini giydi. Hastaneden çıkıp arabaya ilerledik. Lojmana geldiğimizde Defne arabadan indi. Arkasından inip elini tuttum. “Bende kalır mısın bu gece güzelim?” Bu teklifim onun hoşuna gitmiş olacaktı ki ellerimizi eliyle sarıp cilveyle yaklaştı. “Sen bende kal olmaz mı?” Ona bakıp yanağından öptüm. “Neden olmasın?” Güldüm. Onun elini bırakmadan arabayı kilitleyip eve çıktık.
Direkt yatmaya gideceğimiz için Defne çantasını bırakıp yatak odasına geçti. Peşinden ilerlerken tişörtümü çıkarıp Defne’nin makyaj masasının sandalyesine attım. Aynadan bakarken Defne’nin giydiği siyah geceliğini dikkatle süzdüm. Örtüyü açıp yatağa geçti. Bende yanına uzanıp onu göğsüme çektim.
Sabah alacaklı gibi çalan kapı benim uyanmama, Defne’nin mızırdanarak yatakta dönmesine sebep oldu. “Gene hangi mal kapıma dayandı?” diyerek mızırdandı. Koridorda ilerlerken gözlerimi ovuşturdum. “Fatih sensen siktim belanı.” Kapıyı açtığımda Hakan ve Ayda vardı. Ayda bana bakıp hızla arkasını döndü. “Komutanım günaydın, üstünüzü mü giyinseniz?” Kapıyı açık bırakıp onların içeri geçmesine izin verdim. “Lan salak herif böyle sabahın körü gelinir mi?” Odama geçip üstüme tişörtümü giydim.
Onlar içeri geçerken bende Defne’yi uyandırmaya başladım. “Sevgilim,” Dudaklarımı omzuna bastırdım. “Uyan hadi güzelim. Hakanlar geldi. Sanırım seninle Ankara’ya gidecekler.” Defne huzursuzca mırıldandı. “Siktirsinler ya sabahın altısında..” Ufak bir kahkaha patlattığımda Defne de dudaklarının ucuyla gülümsemişti. Yine de yatağında bir süre döndükten sonra kalkıp lavaboya girdi.
“Defne üstüne bir şeyler alıp gel. Sakın o gecelikle gelme.” Oturma odasına geçtiğimde onların yanına oturdum. Ayda’ya bakıp fısıldadım. “Ayda,” Ayda bana baktı. “Ona da gelinlik denetsene.” dedim sakince. “Ama belli etme. Sana güveniyorum.” deyip göz kırptım. Ayda beni onayladığında gülümsedim. Defne, üstünü giyinip gelmişti.
“Gidelim bakalım açık gelinlikçi bulabilecek miyiz bu saatte..” Uykusunu tam alamamıştı. Üstüne salaş bir kazak altına ise tayt giymişti. Elindeki montu giyip esnedi. Haline gülmeden edemedim. “Hakan, o uykusunu tam alamadı. Kahvaltısını düzgünce yaptırın. Uçakta da bırakın uykusunu alsın.” Hakan beni onaylayarak ayağa kalktığında üçü beraber kapıdan çıktı. Defne uzun çizmelerini giyip bana döndü. Dudaklarıma bir öpücük bıraktı. Tekrardan öpüp belini sardım.
“Komutanım...” Hakan’ın uyarısıyla geri çekilip Defne’yi uğurladım. Gülümseyip onun arkasından kapıyı kapattım. Defne’nin güvenliği konusunda Hakan’lara güvenebilirim. Sonuçta Hakan, Defne’yi korumak için elinden geleni yapar. Beni karşısına alamaz.
《––––––🩺––––––》
Ankara’da hava soğuktu. Dışarıda kuru bir ayaz vardı. Çantamdan atkımı çıkarıp boynuma sardım. İstediğimiz gelinliği bulmak için gezmediğimiz mağaza kalmamıştı. Dört beş saattir burada dolanıyorduk. Ayda’nın denediği gelinlikler ona aşırı yakışıyordu.
En son bir mağazaya girdiğimizde Ayda direkt gelinliklere bakmaya başladı. Sıkıldığı her halinden belli oluyordu. Nilay’a baktığımda onun gülümseyen gözlerle gelinliklere baktığını gördüm. Ona dönüp “Hadi sende dene birini.” dedim. Bir genç kız olarak hevesliydi. Ayda’nın bakışları bana döndüğünde ne diyeceğini az çok anlamıştım. Yine de göz kırpıp bütün sorumluluğu aldım.
Askılardaki gelinlikler arasında gözlerimi dolaştırmaya başladım. Dikkatimi çeken modeller biraz daha sofistike gelinliklerdi. Dikkatimi çeken bir gelinliği askılıktan çekmeden incelemeye başladım. Zarif bir helen modeldi. Göğüs kısmı bir nevi korseli gibiydi. Zarif görüntüsü onu daha da gösterişli kılıyordu. “Denesene?” Elimdeki gelinliği bırakmadan Ayda’ya baktım.
Elindeki gelinliği denemeye giderken durmuş, benim ucunu tuttuğum gelinliğe bakıyordu. Deneme konusunda tereddüt ettiğimi anlamış gibi ısrar etmeye başladı. “Hadi Defne.” Askıdan aldığım gelinliği kavrayıp denemek için kabine geçtim. Açık konuşmak gerekirse heveslisi değildim. Sadece sıkıldım ve Ayda gelinlik denerken bende denemekte sakınca görmemiştim. Ayda gelinliğine çoktan karar vermişti. Kabinden çıkmadan arkamdaki aynaya dönüp kendime baktım.
Aynadaki kişi ben değildim. Bu Defne’ydi. Doktor olan, işine odaklı kişiydi. Yine de aynadaki görüntüm hoşuma gitmişti. Salık saçlarımı ellerimle toparlayıp aynadan kendime bakmaya devam ettim. Gelinlik oldukça zarifti ama ben sanırım bu gelinliğe uygun bir zerafette değilim. Gelinliğin kolları da dantelliydi. Mağazalar arasında en dikkatimi çeken gelinliğin bu olması da tuhaftı.
“Defne, hadi çık da bakalım.” İrkildim. Gelinliğin eteklerini tutarak kabinden çıktım. “Oha!” Nilay’a baktım. Benim aksine üzerinde prenses model bir gelinlik vardı. Ayda ise kendi kıyafetlerini giymişti. “Çok yakışmış..” Gelinliğin ucunu tutarken tekrardan aynanın karşısına geçtim.
Gördüğüm kişi ben değildim. Gelinliğin verdiği hava harikaydı. Kendimi görmek istediğim gelinlik buydu. Ellerim gelinliğin üzerinde gezinirken aynada sakince kendime bakıyordum. Korse belimi oldukça zayıf gösteriyordu. Gelinliğin etekleri pileli olarak iniyordu. Omuzlarımı oldukça zarif gösteriyordu.
Defin’i ve Denef’i gelinlikle gördüğüm ilk anı hatırladım. Küçüklüğünden beri Denef’i gelinliğiyle düşünebiliyordum ama Defin’i gördüğüm an şok olmuştum. Defin aşırı güzel bir gelin olacaktı. Gelinlik denemelerinde farklı farklı modeller denerken görmüştüm. Olması gerektiği gibi zarif görünüyordu.
“Defne çok güzel olmuşsun.” Nilay’ın sesini duyduğumda şaşkınlığımı üzerimden atıp ona baktım. “O kadar da güzel olmadım...” Nilay gözlerini büyüterek bana baktı. “Saçmalama harika görünüyorsun. Ayrıca sen şunu söyle, bu senin hayalindeki gelinlik değil mi? Bunu gördüğün anda belli oluyordu bakışlarından. Kerem abiyle düğününü düşündün dimi?” Sessiz kaldım. Evet düşündüm. Kerem ile dans ettiğimi, horon teptiğimi, Kerem’in karşısına bu gelinlikle çıkmak isterdim.
“Çok güzel olmuş ve sen bununla harika görünüyorsun.” Derin bir iç çekip arkamı döndüm. “Neyse Ayda için buradayız ve Ayda da gelinliğini seçti.” Üstümdeki gelinliği çıkarmak için kabine geri döndüm. Gelinliği üstümden çıkardığımda kendi kıyafetlerimi giyip gelinliği dikkatlice askısına astım. Hakan da damatlığını seçecekti. Onlar işlerini hallederken ben Nilay’la dışarıda beklemeye başladım. “Gelinlik çok zarif olmuştu sana.”
“Hakan’ın damatlığını seçelim. Sonra bize abiyeye bakarız.” Hakan’lar bizi onaylayıp arabayı açtı. Arkada yerimi aldıktan sonra bir alışveriş merkezinin önünde durduk. “Bakın ne diyeceğim siz ikiniz gidin rahat rahat damatlığı seçin. Bizde düğünde giyeceğimiz elbiseleri halledelim.” İkisinin başbaşa gitmesi daha iyi olurdu. Ayda’yla Hakan birbirlerine baktılar. Ayda itiraz edecek gibi olsa da onu susturdum. “Merak etmeyin. Ben ikimizi de korurum.” Güvenliğimizden endişe ettiklerini tabii ki anlamıştım.
Ayda’yı sırtından ittim. “Hadi Ayda.” Onlar tereddüt ederek ilerlerken ben beklemeden Nilay’ın koluna girip dolaşmaya başladım. Bir mağazaya girdiğimizde elbiselere bakmaya başladık. Nilay elbiselere bakarken “Ne renk giyeceksin abla?” diye sordu.
“Kırmızı düşünüyorum.” dedim aklıma gelen ilk rengi söylerken. “Belki balık model olabilir. Sen ne istiyorsun?”
“Mavi bana olur mu bilemiyorum ama mavi denemek istiyorum.” dedi keyifli bir şekilde. Nilay’a gülümseyip elbiselere bakmaya devam ediyordum. Gördüğüm kırmızı elbiseyle aradığımı tekte bulmuştum. Askısından alıp Nilay’a gösterdiğimde tek bir tepki göstermişti. “Oha!”
Kaşlarımı kaldırıp keyifli bir şekilde güldüm. “Aradığım elbiseyi buldum. Bir de kınaya bulduk mu tamamdır.” Bir iki göz gezdirmeden sonra gördüğüm siyah elbiseyi askıdan alıp gösterdim. “Evet diğeri de bu. Tek ayakkabı, ikisine de olur. Bu siyah elbiseye de uygun bir de eldiven, mis.” Bütün kıyafetlerime pratik bir şekilde karar vermiş olmanın keyfiyle Nilay’ın elbiselerine karar vermeye başladık. Onun kıyafetlerine karar vermek daha zordu.
Nilay, kolay kolay bir şeyi beğenmiyordu. Bu kararsızlıkla bu kız nasıl Uğur’u beğenmişti çok şaşırıyorum. Zar zor karar verdiğimiz elbiselerin fiyatını ödedik. Sonra elimizdeki poşetlerle beraber dışarı çıktık. Ayda’yı arayıp nerede olduklarını sordum. “Restoranda oturuyoruz.”
“Geliyoruz.” Nilay’la beraber onların yanına geldiğimizde oturup derin nefes aldım. Hakan’la Ayda bize baktığında göz devirdim. “Bu kız ne kadar zor seçim yapıyor ya.” dememle Nilay anında bana dönüp “Sende çok kolay karar veriyorsun.” diyerek cevap verdi.
Yanımıza gelen garsona siparişimi verip geri Nilay’a odaklandım. “Öyle saatlerce gezmezsin Nilay. Aklında bir elbise olur ona göre bakarsın ve alır geçersin. Mağaza mağaza gezmek vakit kaybı.” Kahvem geldiğinde kahvemden bir yudum aldım. “Ya karar veremedim işte.” diyerek mızırdandı. Gülmeye başladım. Ayda’da güldüğünde kaşlarımı kaldırıp omuz silktim. Bütün poşetleri alıp valizlere yerleştirdik. “Gelmişken kınada ne dağıtacaksan onun malzemelerini de alalım.”
Ayda tereddüt ederek bana döndü. “İyi de ne dağıtılır ki?” diye sordu. Harbiden ne dağıtılırdı acaba? “Kolonya?” diye bir öneri sundu Hakan. Nilay, ona bakıp “Hayır. Akılda kalıcı değil.” dedi. Kahvemden bir yudum alırken düşünmeye devam ettim. “Buldum.” Hepsinin bakışları bana döndü. Elimdeki fincanı masaya koyup dudaklarımı yaladım. “Yelpaze yapılacak. Üzerine adını yazdırırız olur biter.” dedim. Ayda fikrimi beğenmişti. Yüzüne yerleşen rahat gülümseme bunun kanıtıydı.
Kahvelerimizi bitirdikten sonra valizleri aldık. Hep beraber havaalanına geçtik. Kontrollerden geçtikten sonra uçağa bineceğimizi Kerem’e mesaj attım. Yerimize geçtiğim anda kemerimi takıp bekledim. Bir gün içerisinde hızlı bir şekilde gelinlik, hediyelik, herşeyi bitirmiştik. Ne yalan söyleyeyim yoruldum. Bir an önce evime dönmek istiyorum.
Ankara’dan döndüğümüzde hızlı bir şekilde kına için hazırlıklara başlanmıştı. Döndükten sonra önce hastaneye, ardından da karargaha geçtim. Kına için vakit azdı. Ben, karargah nöbetlerimde Ayda’ya yardım ediyordum. Kınaya aldığı hediyelikleri tek tek hazırlamaya başladık. “Kınayı nerede yapacağız?” diye sordum. “Keremler bekarlığa veda yapacaklarmış.” dedim huzursuz bir sesle. Ayda getirdiği yelpazeleri tek tek taçların yanına koyuyordu. “Kınayı şu ilerdeki mekanda yapacağız.” diyerek sokağın ucundaki mekanı kast ediyordu.
“Erkekler de bir meyhaneyi ayarlamışlar. Zaten sapıtmayacaklar, timi uyardım. Sapıtan olursa vururum dedim.” dedi keyifli bir şekilde. Timi tehdit edebildiği için oldukça rahattı. “Çünkü Fatih arsızdır dansöz falan çağırmaya kalkar. Hisseder anında vururum seni dedim.” Güldüm. Haklıydı Fatih arsızdır kesin bokunu çıkaracak hamleler yapardı. Hediyelikleri halledip koliye koyduk.
Yarın ki kına için hazırlıklar komple bitmişti. Ayda’nın Ankara’daki arkadaşları giyeceklerini göndermişti. Ben Çanakkale’deyken Ayda’nın elbiseleri herşeyi hazırlanmıştı.
Sabah uyandığımda sırtıma giren ağrıyla yüzümü buruşturdum. Başımı masadan kaldırdığımda geceyi nasıl masada uyuyarak geçirdiğimi anlamamıştım. Omzumdaki ağırlığı hissettiğimde omzumdaki ağırlığın bir askeri parka olduğunu gördüm. Parkanın asıl sahibinin Kerem olduğunu da kokusundan anlamıştım. Parkayı alıp kenara koydum ve lavaboya geçtim. Biraz kendime geldiğim de parkayı tekrardan alıp dışarı çıktım. Koridorda sallana sallana erem’in odasına geldiğimde kapıyı çalıp içeri girdim. “Komutanım, odanızda mısınız?” Odaya iyice girdiğimde banyosundan gelen su sesi onun banyoda olduğunu gösteriyordu.
Kapıyı kilitleyip banyoya ilerledim. Kapıyı aralamayı denesem de kilitli olduğu için girememiştim. Sessizce onun sandalyesine oturup beklemeye başladım. Kerem duştan giyinip çıktığında ilk gördüğü şey sandalyesinde oturan bacaklarını masaya uzatmış bir bendi.
“Doktor, günaydın.” dedi gülümseyerek. Kerem’in gülüşü bakışlarımı dudaklarına çekmişti. Masasının üzerinde incecik görünen bacaklarım da onun dikkatini çekmişti belli ki. Dikkatle bacaklarımı süzüyordu. Bakışları bacaklarımdan yukarı çıkarken, saten mavi gömleğimden görünen göğüs dekoltemde takılı kalmıştı. Onun bakışlarını, adem elmasının hareket edişini gördüğümde sırıtıp izlemeye başladım. “Günaydın komutanım.” Gülümsedi. Yaklaşıp masanın üstündeki bir bacağımı tutup bacaklarımın arasına girdi. Üzerime eğildiğinde gülümseyip beni öpmesini bekledim. Kerem ufaktan boğazıma sarılıp beni öptüğünde bende ona karşılık verdim. Benim karşılık vermem onun hoşuna gitmişti. Onun alanında, onun odasında, onun kollarının arasındaydım. Dudaklarımı bir an olsun bırakmadan beni kucağına aldığında bacaklarımı beline doladım.
“Şu an bunu yapmamız ne kadar normal?” Dudaklarından fırsat bulduğum en ufak anda fısıldamıştım. Kerem beni belimden sıkıca tutarak kendi yatağına oturdu. “Doktor hanım mavi size ne kadar yakışmış.” Gömleğimin düğmelerini açmaya başladığında onu izlemeye başladım. Kerem dudaklarını göğüs çizgimde gezdirmeye başladığında inlememek için kendimi sıktım. “Kerem bu burada olmaz. Senin başın belaya girer.” Kerem durmak için yutkunduğunda gülümsedim.
Kına için eve gidip duş almam gerekiyordu ama burada Kerem’i bırakıp gidesim gelmedi. Kerem kendini durdurup göğsümü öpe öpe tek tek düğmelerimi iliklemişti. Dudağından öpüp çekildim. “Gitmem gerekiyor.” dedim hiç istemesem de. “Sen akşam için kendine dikkat edeceksin.” İşaret parmağımı kaldırıp ona salladım. “Bak Fatih dangalağına uyarsanız sizi gebertirim.” Kerem gülerek boynumdan öptüğünde gülümsedim. “Uymayacağım güzelim. Akşam evde görüşürüz.” Beraber kalktığımızda Kerem kapının önüne geldiğimizde beni indirmişti. Kapının kilidini açtığında son kez onu öpüp çıktım. Revirden ceketimi ve çantamı alıp dışarı çıktığımda lojmana geçtim.
Akşam, duştan çıkıp aynanın karşısında hazırlanmaya başladım. Elbisemi düzeltip parfümümü sıktım. Masadaki rujumu alıp özenle sürmeye başladım. Anahtar sesini duyduğumda aynada son kez kendime baktım.
“Güzelim!” Kerem’in sesini duyduğumda gülümsedim. Dudağımı ısırarak gülümsememi bastırmaya çalıştım. Kerem evde beni arayarak yanıma doğru geldi. Onun kapıdan girdiğini fark ettiğimde eldivenlerimi düzelttim. “Defne..” Kerem kapıya yaslanıp beni süzmeye başladı.
Göz ucuyla ona baktığımda beni yiyecekmiş gibi süzdüğünü fark etmiştim. “Defne bu halin...” dedi kesik bir sesle. Nefesi kesilmiş gibiydi. Arkamdan belimi sardığında bakışları elbisemin yırtmacında dolaştı. “Kusursuz olmuşsun.” dedi yutkunarak. “Gitme Defne. Siktir edelim, evde kalalım.” Haline gülüp onun takımına baktım.
Kendi evinde hazırlanıp bana gelmişti. Takım elbise giymese de sadece giydiği tişört ve pantolonuyla mükemmel görünüyordu. Onun kolları arasında ona dönüp boynuna kollarımı doladım. Dudaklarımı onun dudaklarına bastırdığımda rujum bulaşmıştı. Kerem’in dudaklarındaki rujumu parmaklarımla sildim. Burnunu boynuma yaslayıp kokumu içine çektiğinde gülümsedim.
“Gitmeliyiz. Eve döndüğümüzde görüşürüz.” Elini tutup dışarıya ilerledim. O da sanki hipnoz olmuş gibi beni takip ediyordu. “Aynı hareketi eve döndüğümüzde de istiyorum doktor hanım.” Bunu söylemesi beni güldürmüştü. Beni mekana bırakacak kişi, henüz aracım olmadığı için yine Kerem’di.
Beraber arabaya bindik. Kerem anında elini bacağıma attı ve arabayı öyle sürmeye başladı. Onu elini tutup yolu izlemeye başladım. Mekanın önüne geldiğimizde Kerem bana baktığında gelecek şeyi biliyordum. Uyarı cümleleri, sıralı bir şekilde geliyordu. Hazır, başlıyoruz. “Kavga yok, ortalığı karıştırmak yok. Uslu uslu eğlenip geleceksiniz.” dedi. Göz devirip tekrardan ona döndüm. “Bitti mi?” Kerem başını salladı. “Tamam anne.” Kerem’in kahkahası kulağıma dolduğunda bende güldüm.
Arabadan inip mekana girdim. Kınadan çok bekarlığa veda hazırlığı yapılmıştı. O an, kınanın sadece yakılıp geçileceğini anladım. Kabanımı girişte çıkarıp kızların yanına geçtim.
“Ayda,” Gülümsedim. Işıl ışıl olmuştu. “Çok güzel olmuşsun bebeğim.” diyerek ona sarıldım. Ayda’da kollarını bana sardı. Ardından beni Ankara’dan gelen arkadaşlarıyla tanıştırdı. “Bu Betül.” Arkadaşına gülümsedim. “Bu da Müge.” Müge çok güzel, sarışın bir kadındı.
Bütün gece eğleneceğimiz belliydi. Köşede, Ankara’dan aldığımız içkiler duruyordu. Yüksek sesle, yabancı bir şarkı çalmaya başladı. Lise zamanlarıma geri dönmüş gibi hissediyordum. O dönemlerde de böyle barlara, eğlencelere gittiğimiz dönemler olmuştu. Şarkıya eşlik etmeye başladım. Nilay ve Elif benimle beraber dans ediyordu. Köşedeki şampanyayı alıp patlattım. Herkesin keyfi gayet yerindeydi.
“Defne,” Ayda’ya baktım. “Ben bir şey öğrendim.” Ayda gülerek bana bakıyordu. “Bence yakında sana da kına yapacağız. Kerem komutan sana evlilik teklifi etmeyi düşünüyormuş sanırım.” dedi bir anda. İçtiğim içkim boğazımda kalmıştı. Bardağımı kenara koyup Ayda’ya baktım. Ne demek Kerem bana evlilik teklifi edecek? Hiç sanmıyorum. “Daha erken ya sanmıyorum.” diyerek başımı sağa sola salladım. Hoş Kerem bana zaten evlenme teklifi etmişti. Masanın kenarında bize dağıtılan yelpazeyi alıp sallamaya başladım.
“Valla bilemiyorum.” Ayda’nın bu mimikleri komikti. Yada bana sarhoşluğumdan dolayı böyle komik geliyordu. Sessizce içkimden tekrar bir yudum aldım. Dışarıdan bakıldığında belki de Kerem’le evlenmek istemiyor gibi görünüyorum ama Kerem’le beraber bir ömür geçirmek için heyecanlanıyordum. Onunla evlendiğim düşüncesi bile kalbimi hızlandırmaya, beni gülümsetmeye yetiyordu.
Gideceğimiz netleşince Kerem’i aradım. “Beni alabilir misin?” diye sordum. Kerem anında “Geliyorum.” diyerek telefonu kapattı. O geldiğinde, beraber dışarı çıkıp yürümeye başladık. Kabanım üstümü yeterince kapatıyordu zaten, o yüzden rahat rahat yürüyebiliyorduk. Komutan, elimi sıkıca kavramıştı. "Doktor hanım beraber yemek mi yesek?" diye sordu.
Kaşlarımı çatıp ona baktım. "Yorgun değil misin sen ya?"
"Seninle yemek yemek beni dinlendirir. Hem çoğu zaman burada olamıyorum. Seni harika bir kokoreççiye götüreceğim."
"Hmm bayılırım.” dedim dudaklarımı yalayarak. “Hadi yapalım." Hevesli görüntüm onu güldürdü. Ne kadar yorgun olsak da böyle minik zamanları iyi değerlendiriyorduk. Bu halimiz gözüme annemle babamı getiriyordu. Hep anlatırlardı yada görevden döndükten sonra ilk akşamı bizimle ikinci akşamı ise başbaşa geçirirlerdi.
Ara sokaklarda beraber yürüyorduk. Kerem sivillerini çekmiş belindeki silahı ceketi gizlemişti. Keremle yürürken yolun ister istemez uzadığını hissettim. Kerem’e baktığımda biraz gergin göründüğünü fark ettim. "Kerem ne oldu?" diye sordum. Benim elimi tutarken adımları hızlanmıştı. Topuklularımdan dolayı ona yetişmekte zorlanıyordum.
"Güzelim biraz hızlanalım." dedi tedirgin bir şekilde. Ona uyup hızlanırken ona baktım. Sol taraftaki sokağa döndük. "Ne oldu?"
"Biri bizi takip ediyor." dedi. Adımlarımız giderek hızlanmaya başladığında Kerem’in sıkıca elimi tutarak beni sürüklemesine izin verdim. "Yine mi ya? Bizim bir günümüz sakin geçmeyecek mi?" diyerek hızlanmaya başladım. Kerem dikkat çekmeden adımlarını hızlandırmaya başladı. Bir inşaatın önüne geldiğimizde. Kerem beni inşaat alanına sokmuştu. "Şuraya gir."
"Sevgilim, inşaat sıkıntı olmaz mı?"
"Sen dediğimi yap." Kerem beni arkasına alıp silahını çıkarmıştı. Bende ona güvenip hızla inşaata girdim. Merdivenleri çıkmaya başlamadan bir yere saklandım. Silah sesleri gelmeye başladığında ister istemez olduğum yerde küçülüp kulaklarımı kapattım.
Silah sesleri giderek artarken bende çaresiz bekliyordum. Yine burnumuz beladan kurtulmuyor maşallah..
Bölüm sonu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 22.95k Okunma |
1.64k Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |