51. Bölüm

ELBRUZ FİNAL

İnci
blackpearln

《––––––🩺––––––》

 

Final Bölümü..

“Önce Defne’ye saldıracaklar. Başkanım benim öldürmemi istiyorlar. Operasyondan azlimi istiyorum. Kimsenin karıma dokunmasına izin veremem.” Sessizce onayladım. Emir netti. Onlarla git ama karını koru.. Sonunda aileme kavuşacağım. Planı ayarlama işi bana kalmıştı. Defne’nin güvenliği için gerekli her şeyi düzgünce hazırladım.

Elimdeki planlarla beraber karşımdaki adamlara baktım. Planları onlara uzattım. İnci tam karşımda beni izliyordu. “That's the plan. Everyone will follow this plan. There won't be even the slightest mistake.” (Plan bu. Herkes bu plana uyacak. En ufak bir hata bile olmayacak.) Adamlar planları alıp hazırlanmaya başladılar. Onlar ayağa kalkmış olsa da İnci hala oturuyordu. “You don't seem to like the plan.” (Planı beğenmemiş gibisin.) Arkasına yaslanıp parmaklarını masaya vurdu. “On the contrary, it is a successful plan.” (Aksine, bu başarılı bir plan.) Güldüm. Yalandan bir gülümsemeydi belki ama inandırıcıydı. Gerekli olan da buydu ya. “Don't come back without killing her.” Onayladım.

 

Defne’nin içinde bulunduğu arabanın önünü keseli iki dakika ya olmuştu ya da olmamıştı. Defne arabanın kapısını açtığında ilk gördüğüm şey normalde sevdiğinden de daha bol giyinmiş olduğuydu. Hızlıca elindeki silahla içinde bulunduğum aracın önündeki adamlara ateş etti. Gerekmediği sürece müdahale etmeyeceğim için arka koltukta bekliyordum. Defne zaten aracımın ön tarafındaki iki kişiyi çoktan öldürmüştü. Tek bir mesaj da inip Defne’yi koruyacağım. Adamlar kaçarak uzaklaşmaya çalışan karımın peşinden ilerlemeye başladığında sessizce izledim.

 

Birkaç dakika geçtiğinde cebimdeki telefonum titredi. Cebimden çıkarıp mesaja baktım. Şimdi Beyaz Kurt. Telefonu cebime atıp arabadan indim. Kapımın önündeki adam benim indiğimi gördüğü gibi benim silahımı bana uzattı. İlerideki karıma baktım. “Он мой.” (O benim.) Adam başıyla beni onayladığında Defne’nin ilerlediği sokağın arkasını dolanmaya başladım. Defne hiç tereddüt etmeden adamlara ateş ediyordu.

 

Onun çevresini sarmalarına izin vermeden, karşısına çıkacak şekilde dolandım. Ona doğru ilerlerken karşıma çıkan kim varsa tek tek indirdim. Aramızdaki her şeyi temizleyip ona baktım. Beni tanıdığını bakışlarından anlamak mümkündü. Gözleri parlamıştı. Maskemi çıkarmadan bile beni tanımış olması gururumu okşadı. Karşımda kalan adamlarımı da tek tek öldürüp onun yanına yaklaştım. Sessizce ona elimi uzattım. Silahımı bırakıp maskemi çıkarırken Defne elimi tutup ayağa kalktı. Diğer eli karnına sarılıydı. O an karnının normalden daha büyük olduğunu fark ettim.

 

Karnı daha büyük.. Hamileydi. Elimi bırakmadan karnına yerleştirdi. Gözlerini benden ayırmıyordu. “Elbruz..” Adımı söylemesiyle elimin altında çok az bir hareketlilik hissettim. “Baba oluyorum?” Onayladı. Yüzünde buruk bir gülümseme vardı. “Dört ay sonra yanımızda olacak.” Biz evleneli zaten neredeyse beş buçuk ay oluyor. Karnını hafif hafif okşadım. Telefonum çalmaya başladığında cebimden telefonumu çıkarıp aramayı yanıtladım. “Alo?”

 

“Demek Türkçe biliyorsun?” Duraksadım. Arkamı dönüp Defne’den biraz uzaklaştım. “Türkler her dili bilir, Siyah İnci.” Defne hemen arkamda duruyordu. “Türk olmana sevindim. Rakibimin bu kadar dibime girmesi hazırlıksız olduğum bir şeymiş. Ölüm fermanını kendi elinle imzaladın asker. Ölümün bizzat benim elimden olacak.” Arkamdan belime dolanan ellerin sahibine baktım. Defne karnına rağmen arkamdan bana sarılıyordu. “Biz ölmeyiz, şehit oluruz. Şehit etmek istersen buyur gel.” Telefonumu kapatıp Defne’nin elini tuttum. Defne sessizce bana sarılıyordu. Elindeki telefonu alıp birini aradı.

 

“Baba.. İyiyim.. Elbruz burada, tamam eve geçiyoruz.” Arabaya ilerlemeye başladık. Defne silahını gösterdi. Onun eğilmesine izin vermeden silahını alıp arabaya binmesine yardım ettim. Silahı belime yerleştirip arabaya bindim. “Nasıl oldu bu? Ne ara? Nasıl? Anlatsana Defne’m.” Defne gerginliğini yavaşça atıp güldü. “Anlatacağım. Evimize geçelim. Sen dinlen sonra her şeyi konuşuruz.” Karnını okşuyordu. Gözlerimi onun karnından ayıramıyorum. “Yola bak Elbruz.” Elimi onun karnına yerleştirip yola bakmaya devam ettim. “Biliyor musun, Ayda’yla Hakan’ın bebekleri doğdu.” Ona baktım. “Hadi ya.” Gülümsüyordu. Sürmeye devam ettim. “Çok güzel bir kızları oldu. Böyle hokka gibi burnu var. Babam koydu bebeğin adını.” Sola sinyali verip döndüm. “Ne koydular adını?”

 

“Göksu. Gök kadar güzel kızları var. Bizim de bebeğimiz böyle olur mu acaba?” Ona baktım. Bebeğimizin mavi gözlü olmasını isterim doğrusu. Ben yokken neler yaptı acaba? “Bulantın çok oldu mu? Ya da bayıldın mı hiç? Ağrın oldu mu?” Benim ardı ardına gelen sorularıma ilk başta gülümsedi. Derin bir nefes alıp bana döndü. “Sakin. İstediğim sorudan başlayabilir miyim?” Lojmanlara girerken Defne’ye bakıp göz devirdim. “Cevap ver Defne.” Güldü. Sessizce arabayı park ettim. “Bulantım oldu. Hem de çok oldu. Çoğu sabah bulantılara uyandım.” Yutkundum. Kemerimi çözüp ona döndüm. Anında anlatmayı bırakıp bana baktı. “Üzül diye söylemedim bunları Elbruz.” Karnımdaki elimi tuttu. “Üzüleceksen devamını söylemeyeceğim.”

 

“Söyle Defne, benden hiçbir şey saklama.” Derin bir nefes alıp sessizce oturduğu yerde dikleşti. “Ağrılarım oldu. Önceden yaptığım düşükten dolayı..” Bir bebeğimizi kaybettik ama hayat bize yeni bir şans sundu. Defne’nin karnındaki bebeğimiz bizim yeni şansımızdı. “Ama iyiyim, iyiyiz. Karnımda cıvıl cıvıl hareket ediyor.” Yavaşça arabadan inmesine yardım edip eve kadar ona destek oldum.

 

Beraber eve girdiğimizde onun eğilmesine fırsat vermeden eğilip botlarını çıkardım. Kendi botlarımla beraber ayakkabılığa yerleştirdim. Defne kabanını çıkarıp askılığa astı. Saçları iyice uzamaya başlamıştı. Kilo da almıştı. Hamileliğin etkiyle yanakları çıkmıştı. Koltuğa oturup bana baktı. “İnanmayacaksın ama benim gibi hastane nöbetlerinden nefret ediyor.” Yanına oturdum.

 

Defne’nin arkasına yastık yerleştirdim. Bana gülümseyip saçlarını geriye itti. “Uykum geldiğinde beni biraz uyutsa rahat edeceğiz ama ufaklık izin vermiyor.” Gülümsedim. Defne boynundaki asker künyemi çıkarıp bana yaklaştı. Boynuma taktığı künyeme baktım. “Bunun yeri burası.” Yaklaşıp başından öptüm. “Özür dilerim.. Yanında olamadığım için çok özür dilerim.” Bana baktı. Başını hafifçe yana eğip gülümsedi. “Dileme. Her gün yanımızdaydın sonuçta. Adını her duyduğunda hareketlenen bebeğimiz de bunu kanıtlıyor bence.”

 

“Nasıl öğrendin?” Güldü. Saçlarını tekrardan geriye atıp bana baktı. “Ramazan boyunca hamileymişim.” Defne karnını okşarken bana dönüp gülümsedi. “Tabi yemek yiyemeyince ufaklık karnımda isyan bayraklarını çekti. Hastanede bayıldım.” Sessizce ona baktım. Burada olsam onun yorgun olduğunu, halsiz olduğunu fark ederdim. “Serdar söyledi. Hamilesin diyerek.. Sonra Çanakkale’ye gittiğimizde Jülide teyzeye kontrole gittim, Defin’le.”

 

Televizyonu açıp bir şeylerle uğraşmaya başladı. “Sana izletirim diye videolar almıştım.” Koltuğa yaslanıp ona baktım. Video başladığında Defne tabakları dağıtıp ayakta beklemeye başladı. Videoyu çeken belli ki Kuzey babaydı. Defne’nin yüzünde bir gülümseme vardı. Daha ilk öğrenmenin verdiği huzurla bakıyordu gözleri. “Size bir şey diyeceğim.” Askılıktan bir şey alıp yanlarına döndü. “Dün söylemeliydim aslında ama bugün Jülide teyzeye gidip..” Deniz anneyle Damla teyze anında Defne’ye baktı. “Jülide..? Hani şu kadın doğum uzmanı olan?” Denef araya girdi. “Bu sefer gerçekten hamilesin..”

 

Hepsi ayağa kalkıp tek tek sarılmaya başladı. Diğer videoya hızla geçti. Bu sefer video Konya’da başladı. Defne’nin oturduğu yerin hemen karşısında babam vardı. Yanında annem, Janset ve Jankat oturuyordu. Annem, Defne için pasta bile yapmıştı. “Size bir şey söyleyeceğim.” Yine çantasındaki ultrason fotoğrafını çıkarıp sehpaya koydu. Janset anında şaşkınca açtığı ağzını eliyle kapattı. “Şaka yapıyorsun?!” Annem ultrason fotoğrafını eline aldı. “Hamile misin?”

 

“Torun mu geliyor?” İlk sarılan babam olmuştu. Herkes mutluydu. Gülümseyerek izledim. Video bir süreden sonra değişti. “Bak şimdi Poyraz’a bak.” Alayın bahçesindeydi. Sessizce video kaydını başlattı. “Komutanım sen burada değilsin ama birinin bu haberi time vermesi gerekiyor. O yüzden bugün de bebeğimiz ve ben beraber alaya geldik. Bugün üçüncü ayımızı doldurduk ve artık bebeğimiz daha sağlam tutunuyor. Şimdi de Poyraz’ı korkutup aklını almak suretiyle haberimi vereceğim.” İçeri girdi. Sessizce timin toplanma alanına doğru ilerledi. Kapıyı bir anda açtı. “Poyraz hazır ol!” Tim bir anda ayağa kalktı. Fatih dengesini kaybedip yere düşünce gülmeye başladım. “Fatih’e bak, düştü.” Güldüm. “Yenge ne yaptın ya? Aklımız çıktı.”

 

Hepsi Defne’nin elinde tuttuğu kameraya bakıyordu. “Yengeniz size harika haberlerle geldi Poyraz! Hazır mısınız?!” Tim can kulağıyla ayakta ve sessizce Defne’nin ne diyeceğini bekliyorlardı. “Komutanınız burada olmayabilir ama size onun vekili ile geldim.” Hepsinin ağzı yüzü şekilden şekile girdi. “Anlamadı hıyarlar.” Güldüm. Defne’nin emir vermesi oldukça hoşuma gitmişti. Saçlarının arasına öpücük kondurdum. “Yarın alaya beraber gidelim de bir tur da benim yanımda emir ver.” Defne beni onaylayıp karnını tutarak ayağa kalktı. Büyük ihtimalle yatak odasına gitmişti. Çok geçmeden yatak odasından elinde bir defter ile geri döndü. Karnını tutarak sırtını göğsüme yasladı. “Çok özledim seni. Çok korktum senin için.” Onun saçlarını geriye doğru itip başından öptüm. Ben onu severken o da bebeğimizi seviyordu. Defteri açıp bana göstermeye başladı. “Bu bebeğimizin ilk belirtileri, kan testi sonucum ve ilk ultrason görüntüsü.” Ultrason fotoğrafına baktım. Bebeğimiz tam olarak görünmüyordu bile ama oradaydı. Küçücüktü ama bizimleydi.

 

“Bak burada ikinci ayımız. İlk görüntüleri zaten 1.5 aylıkkendi. Jülide teyze ben buraya döndüğümde her ay buraya gelip beni ve bebeğimizi kontrol etti.” Sessizce bebeğime baktım. Çoktan cinsiyeti belli olmuş olmalıydı. “Cinsiyeti? Belli oldu değil mi?” Defne sakince başıyla onayladı. “Olmuştur ama ben hiç bakmadım. Seninle beraber bakmak istedim.” Cinsiyetine bakmadıysa bu defteri nasıl hazırladı? Defteri işaret ettim. “Ayda halletti.” Defteri çevirmeye devam etti.

 

“Burada üçüncü ayımız. Bak burada da dört. Artık cinsiyeti belli olmaya başladı.” Baktım. Ben anlamasam da Defne gülümsemeye başlamıştı. “Ee Defne? Bana da söyleyecek misin ne gördüğünü?” Defteri bana doğru yaklaştırdı. Bir noktayı gösteriyordu. “Bak görüyor musun? Burası onun cinsiyetini gösteren nokta.” dedi keyifli bir şekilde. Başımı eğip o noktaya bakmaya başladım. Hiçbir şey anlaşılmıyordu. “Bu oğlumuzun kıymetlisi.” dedi Defne, keyifli bir sesle. Cinsiyetini gösteren nokta..

 

Oğlumuzun kıymetlisi.. Oğlumuz? Oğlumuz! “Defne?! Oğlumuz mu?!” Defne bana bakarak gülüyordu. Oturduğum yerde hafifçe zıplayıp ona baktım. “Oğlumuz oluyor! Allah’ım şükürler olsun. Bir döndüm hem bebeğimi öğrendim hem de oğlum olacağını!” Onu sıkıca sarıp kucağıma aldım. Etrafımda döndürüp gülmeye devam ettim. “Elbruz dur. Dur başım döndü.” Anında durdum. Defne’yi sakince koltuğa geri oturttum.

 

Gece yarısı duştan çıktığımda yatak odasında Defne’nin sesini duyabiliyordum. “Karanlıktan gelecekler, önünde dikilecekler.” Elimdeki havluyla yatak odasına ilerledim. “Sarı sarı dişleri olacak. Sivri pençeleri olacak.” Defne yatağa oturmuş karnını okşarken ninni söylemeye devam ediyordu. “Yakalayacak sanıcaksın ama hep sen kazanıcaksın.” Saçlarını özenle taramıştı. Pembe geceliğinden beş aylık karnı belli oluyordu. “Ben sana koşmayı öğreticem. İçinden gülmeyi öğreticem.” Odaya girip Defne’nin dikkatini üzerime çektim. Defne gülümseyerek bana baktı. “Rahatladın mı?” Başımla onayladım.

 

Sessizce ilerleyip pijamalarımı çıkardım. Giyinip yatağa oturdum. “Ne güzel ninni söylüyorsun sen bakalım öyle.” Gülümsedim. Onun karnına doğru elimi yaslayıp gözlerimi kapattım. “Beni de uyutur musun doktorum?” Elini saçlarıma yerleştirip oynamaya başladı. “Bir varmış bir yokmuş diye başlar. Kalpleri ısıtan masallar..” Sesi giderek azalmaya başlamıştı. Açık konuşayım Defne’nin sesi beni mayıştırıyordu. Gözlerimi kapatıp onu dinlemeye devam ettim. “Güneşten daha uzaklarda.. Bir ülke varmış. Kaf dağının ardında..”

 

《––––––🩺––––––》

 

 

"Girebilir miyim?” Kuzey kapının arkasında dikilen kardeşine baktı. “Güney.. Gel tabii.” Ayağa kalkıp kardeşine sarıldı. Burada ne yapıyorsun? Senin Nilay için Çanakkale’de olman gerekmiyor mu?” Güney gülüp kardeşini sardı. Arada sırada Defne’nin ricası üzerine bazı hastalara bakmak için buraya geliyordu. “Gitmeden önce seni ve yeğenimi göreyim dedim. Fena mı ettim?” Kuzey gülüp kardeşine sandalyeyi gösterdi. O otururken Kuzey de tekrardan sandalyesini çekip oturdu. “İyi yapmışsın. Defne revirde ama istersen çağırabilirim.” Başını salladı. “Gerek yok. Ben görürüm yeğenimi.” Kuzey iki kahve söyledi. Karşılıklı kahvelerini yudumlarken sohbet etmeye başlamışlardı.

 

Kapı çaldığında ikisinin de bakışları kapıya döndü. “Komutanım müsait misiniz?" Kuzey odaya giren damadına baktı. Normal görünmüyordu. Sanki gergin gibiydi. Normal halinden daha gergin. Kuzey onaylayıp içeri giren damadına hemen karşısındaki koltuğu işaret etti. Güney, Kerem'in kıvranışlarının nedenini anında anlayıp gülümsedi. "Baba oluyorum paniği bu." Kuzey kardeşine baktı. Hemen anlamasına şaşırmıştı. Güney ona dönüp gülümsedi. "Sende de olduysa bilmiyoruz ama Deniz doğumdayken böyle görünüyordun."

Kuzey kızlarının doğduğu o aralık gecesini hatırladı. Daha birkaç sene öncesiymiş gibi geliyordu. Şimdi ise Denef’in iki çocuğu vardı. Defne hamileydi. Defne küçücük hokka burunlu bir kızdı. Kuzey daha ilk anda kucağına Defne’yi almıştı. Adını kendi koymamıştı ama adını yansıtan bir kız olmuştu Defne.

 

"Güney amca haklı. İlk kez korkuyorum. Defne geçen gece rahat uyuyamadığında.. Salonda yattım. Sırf o rahat uyusun diye." Kuzey gülümsedi. Kendi anıları gözünün önüne gelmişti. Deniz'le sığmıyorum diye yorgan kavgaları yapmaları, en sonunda kazananın Deniz ve kızları oluşu..

 

Kerem gergin bir şekilde parmaklarıyla oynamaya başladı. Bakışlarını ellerine indirmişti. "Bir anda Defne'nin hamile olduğunu öğrendim. Hiç bilmeden bir anda beş aylık hamile bir eşim oldu." Kuzey o anda ilk pişmanlığını yaşadı. 'Keşke haberim olduğu gibi Kerem'e de haber verseydim.' diye düşündü. Kerem aklındaki her şeyi sesli düşünmeye başlamıştı. "Maddi kaygılar bastı içime.” Başını kaldırıp Kuzey’e baktı. “Bebeğimize yetebilir miyim bilmiyorum. Her şeyin en iyisi olsun istiyoruz ama karşılayabilecek miyim bilmiyorum.” Tekrardan bakışlarını ellerine indirdi. “Defne ben yokken baya bir şeyi halleder gibi olmuş aslında ama doğduktan sonra hepsine yetebilir miyim emin değilim baba."

 

Kuzey tek kaşını kaldırıp düşünmeye başladı. Sahi Kuzey nasıl yetebilmişti? Üçüzler doğduğunda paraları yoktu. Kuzey daha yeni çalışmaya, düzgün bir gelir elde etmeye başlamıştı ama Deniz o sıralarda öğrenciydi. Bez parası yetiştiremediği bir dönem bile olmuştu. Utana sıkıla Selim’den yardım aldıkları günler dün gibi aklındaydı. Aynı düşüncelerin şimdi Kerem’i basmış olması onu sadece gülümsetti. Elindeki kalemi masaya vuruyordu. Güney kardeşinin yüzündeki gülümsemenin içeriğini çok iyi anlamıştı. Gülümsüyordu ama kardeşinin uyumadığı durmadan düşündüğü günleri hatırladığını biliyordu. Kuzey silkelenip karşısındaki damadına baktı. "Dert etme, arkanızda kapı gibi biz ve ailen var. Biz de babanlar da torun için iki ayrı hesap oluşturduk. Her ay düzenli olarak bir miktar orada birikiyor." Güney gülümsedi. Kerem'le Defne şanslıydı arkalarında aileleri vardı.

 

"Deniz beşiği bu ay alamıyoruz." Kuzey bu ayda yetememenin verdiği yükle eşinin yanına oturdu. Deniz eşinin kötü hissettiğini anlamıştı, yanağını okşayıp gülümsedi. Neyse ki sağlıkları yerindeydi. "Sorun yok. İlla yeni beşik almak zorunda değiliz ki.” Kuzey’in saçlarını parmağına dolayıp oynamaya başladı. “Annesinin beşiği hala sapasağlam duruyor." Kuzey derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu. Deniz kocasının saçlarını oynamaya devam ediyordu. Kuzey kendi ellerini birbirine sürtüyordu. “Özür dilerim..” Kendini oldukça çıkmazda hissediyordu. Deniz gülümsedi sessizce ona daha fazla yaklaştı. “Yapma Kuzey. Ani oldu bunu biliyoruz ama bebek bereketiyle gelir derlermiş.” Karnını tuttu. “Abimleri mi arasak?”

 

Kuzey gülümsedi. “Söyleyelim de dönmeden beni öldürsünler değil mi? Ayrıca merak etme. Belki beşiğini hemen alamam ama kıyafetlerini tek tek almaya başladık kızımızın.” Kuzey elini karısının karnıına yerleştirdiği anda kızları tekmeyi basmıştı. “Söz veriyorum size harika bir ev yaptıracağım. Annenin istediği gibi büyük bir ev, kalabalık bir aile..”

 

Kuzey karısına verdiği sözü tutmuştu. Ona kalabalık bir aile ve büyük bir ev vermişti. Karşısındaki damadı ise şu an aynı yollardan geçiyordu. Damadı ayakta dururken derin bir nefes alıp yutkundu. "Böyle bir dünyaya çocuk getirmek fikri.. Artık daha da anlamlı geliyor bu korku bana. Korkuyorum baba. Bebeği, Defne'yi.. Ailemi koruyamamaktan korkuyorum." Güney sessizce Kerem'e baktı. Korku anlaşılabilirdi. Devir, dönem değişmişti. Kerem'in, Kuzey'le aynı yolları geçtiğini az çok tahmin edebiliyordu. "Ya hata yaparsak?" Kuzey güldü. "Yapmadan büyüyemezsiniz." Güney bütün dikkatini kardeşine verdi. Kuzey konuşma yapma konusunda hep en berbatı olmuştu. Ağzı iyi laf yapan hep Güney’di. Şimdi karşısındaki yeni baba adayına neler diyeceğini merak ediyordu.

 

"Her bebek dünyaya kendi cennetiyle gelir. O cenneti koruyup kollamak, daha iyi yeşermesini sağlamak anne babanın görevi." Kuzey hala Kerem'in stresini atamadığını fark etti. Çekmecesini açıp içinden oyuncak bir bebek çıkardı. Bu bebek Defne'nin küçüklüğünden kalma, eskilerin safinaz dediklerinden bir bebekti. Bebeğe bakıp gülümsedi, saçlarını düzeltip Kerem'e attı. "Yakala." Kerem anında ona atılan bebeği havada kapıp bağrına bastı. "İşte babalığa hazırlık bu kadar kolay. Çoktan hazırsın. Korkuların seni yenmesine izin verme yeter."

 

Kerem kucağındaki safinaz bebeğe baktı. Kuzey başıyla bebeği işaret etti "Defne'nin bebeği." Güney kendi kızına da aynı bebekten almıştı. Bebeği tekrar görünce gülümsedi. "Hala saklıyorsun demek?" Kuzey kardeşine bakıp göz kırptı. Kerem hala gergince oturuyordu. Elindeki bebeğe bakıp göğsüne yasladı. “Hayatın yeni başlıyor Kerem. Baba olacaksın. Daha kucağına aldığın ilk anda dünyalar senin olacak. Biz bile hiç ailesi olmayan iki kardeştik, şimdi kocaman bir ailemiz var.” Güney sessizce kardeşinin dediklerini başıyla onayladı. “Biz iki yaşındayken bırakılmışız yurda. Kimsesiz büyüdük, yüzlerce farklı işte çalıştık.” Güney o günleri buruk bir gülümsemeyle hatırlıyordu. “Her aile gördüğümüzde özenirdik. Hep hayalimizdi kocaman bir aileye sahip olmak.” Kuzey elindeki kalemle oynarken anlatmaya devam ediyordu. “Önce ben baba oldum. Sonra Güney. Murat, Selim derken.. Evimiz çocuk sesleriyle dolup taştı.”

 

“Baba nasıl yaptınız? Yani böyle bir sorumluluğu almak..” Kuzey gülümsedi. “İlk öğrendiğimizde Deniz daha yeni hamileydi. Daha bir aylık falandı. O dönem yine buralara görev yazım çıkmıştı.” Güney bu sıralarda yurtdışında yüksek lisans yapıyordu. Kuzey o yokken neler olduğunu hiç anlatmamıştı. “Deniz’in hamileliğinde yanında çok olamadım ama Deniz bunu hiç sorun etmedi. Bütün maaşımı ona yolluyordum ama çoğu şeyi yapamıyorduk. Güney yanımda değildi. İlk kez kardeşimden de bu kadar uzak kalmıştım.”

 

Güney bunları ilk kez dinliyordu. “Çok zorlandım. Deniz ben yokken her ay bir köşeye bebek bezi koymuş.” Kerem de gülümsedi. “Defne de..” Heyecanlandı. Kuzey gülümsedi. Defne’nin annesiyle aynı şeyleri yapıyor olması onu mutlu etmişti. “Böyle bir defter hazırlamış. Ultrason fotoğrafları falan var. Notlar yazmış. Cinsiyeti için de beni beklemiş.”

 

“Öğrendiniz mi cinsiyetini?” Damadı onayladı. Ağzı kulaklarındaydı. “Söylemeyecek misiniz bize?” Gülümsedi. “Söyleyeceğiz baba tabii ki. Aslında Defne de sürpriz olsun isterdi ama doktor olmanın verdiği birtakım problemler işte. Ama size sürpriz yapmak istiyoruz. Hafta sonu için Konya’ya davetlimiz olsanız baba?” Kuzey onayladı. “Olalım bakalım ama Defne’nin uçak yasağı var.” Kerem onayladı. Kuzey damadına bakıp gülümsedi. Damadının telaşlı halleri hoşuna gitmişti. Daha şimdiden böyleyse bebek doğduğunda nasıl olurdu bilmem diyerek içinden geçirdi. Kapı çaldığında odaya bu sefer Defne girdi. “Babacığım, amcamın burada olduğunu söylediler. Görmeye geldim.” Girip amcasına sarıldı. Karnı aralarına giriyordu ama bu Defne’ye engel değildi. Karnını tutup oturdu. “Nasıl gidiyor hamilelik?”

 

“Bu ara biraz sakinledi. Bu huzurlu halini de babasının gelmiş olmasına yoruyorum.” Gözlerinin içi gülüyordu. Güney, yeğenine bakıp eğildi. “Sağlıklı beslenmeye devam değil mi?” Defne onayladı. “Jülide teyze yarın kontrol için hastaneye gelecek. Düşük riskini atlattım ama doğum sıkıntılı.” Kerem anında Defne’ye baktı.. “Ne demek sıkıntılı?” Güney, Kerem’e bakıp rahatlatmak için geriye yaslandı. “Doğumda da bir sıkıntı olmasın diye uğraşıyoruz. Jülide ile konuşuyoruz durumlar kontrol altında.” Kerem’le Defne bir süre sonra ayağa kalkıp beraber odadan çıktılar. Kerem karısının yanağına kocaman bir öpücük bıraktı. “Ben timin yanına gidiyorum. Sende gidip revirde dinleniyorsun.” Defne gülümseyip onayladı. Doğuma kadar biraz daha dikkatli davranacaklardı. En azından bebeklerini kucağına alana kadar..

 

《––––––🩺––––––》

 

“Nasıl gidiyor hamilelik?”

 

Telefonu tezgâha bir köşeye yasladım. “İğrenç. Hastane nöbetlerinde resmen bana işkence ediyor. Uyutmuyor, kıpır kıpır ama mutluyum. Hastane nöbetleri olmadığı sürece bebeğimle çok iyi anlaşıyoruz.” Sehpayı geri yerine koydum. Annemin güldüğünü duyabiliyordum. Kahkaha atıyordu. “Yaa nasıl oluyormuş anne olmak? Ben az mı çektim sizden. Burnumdan getirirdiniz hastanede. Ameliyatta bile durmazdınız. Büyük ihtimalle de Defin’le sen.”

 

Bulaşıkları toparlayıp mutfağa götürdüm. "Anne." Gergin bir şekilde, telefondaki anneme baktım. "Ya yapamazsam?" Annem boş boş baktı. Ne dediğimi anlamamıştı büyük ihtimalle. "Bebeğe bakamazsam?" Annemin boş bakışları yerini şefkat dolu bir gülümsemeye bıraktı. Bu bebeği istiyorduk ama hazırlıksız yakalanmıştık. Elbruz görevden döneli sadece üç gün olmuştu ama benim karnımda duba gibi oldu. Beşinci ayımı çoktan yarıladım. "Korkuyorum. İlk ayları, tehlikeli zamanları atlattım. Tek başıma ama gerginim işte.” Tezgâha yaslandım.

 

“Elbruz da belli etmemeye çalışıyor ama görevden döndüğünden beri panik." Karnımdaki bebeğim babasının adını duyduğu anda kıpırdanmaya başlamıştı. Elimi karnıma yaslayıp gülümsedim. "Korkmanız normal. Bakımınıza muhtaç, ikinizin bir parçası dünyaya merhaba diyecek." Gözlerim anında dolmaya başladı. Bakımımıza muhtaç bir bebek büyütme fikri çok korkutucu geliyordu. "Ya yapamazsam? Senin gibi olamazsam?" Annem gülümsedi. "Komodininde silah var mı?" Onayladım. Elbruz yokken güvenlik amacıyla hemen yattığım yerin dibine silahı yerleştirmiştim. Geceleri hep yerine koyup sabah da arabama alıyordum.

 

"Elis'e kızıyordun ya, çocuk daha ne anlayacak o kadar oyuncaktan diye.. Sende almaya başladın değil mi?" Karnımdan gelen ağır tekme annem duymasa da onun sorusunu yanıtlamıştı. Şimdiden bebeğim için her türlü eğitici oyuncağı almaya başlamıştım. "Sizi ilk öğrendiğimde aynı korkuları bende yaşadım Defne. Ama bana sorarsan en büyük korkumu o evden alelacele çıkarken yaşadım. Alışacaksın, alışmak zorunda kalacaksın.” Sessizce oturma odasına dönüp koltuğa oturdum. Sırtıma bir yastık alıp yaslandım. “Eğer üçüzünüz olursa beşikleri hazır. Sizin, daha doğrusu bizim beşiklerimiz duruyor.” Gülümsedim. “Anne üçüz değil bebek.”

 

“Bir sürü şey aldım size. Pusetini, bebek arabasını aldım. Doğuma yakın yanına geleceğim. O zaman getireceğim.” Gülümsedim. Bebeğimin çoğu şeyini aslında halletmiştim. “Odayı hazırlamaya başladınız mı?” Başımla onayladım. “Elbruz dün boyaları aldı. Bugün yarın beşik ve mobilyalar da gelecek. Çok bir şey yapmayacağız belki ama bebeğin odasının güzel olması için uğraşıyoruz.” Sessizce telefona baktım. “Defne kendine çok dikkat etmelisin biliyorsun değil mi?” Onayladım. Dış kapının anahtarla açıldığını duydum. Elbruz timle yemeğe gitmişti. Bileğimdeki saate baktım, çoktan on olmuştu. Gelen oydu demek ki. “Anne kapatmam gerekiyor. Elbruz geldi sanırım.” Annem gülümsedi. Koridordan sesler geliyordu. “Defne ben geldim!” Annem göz kırpıp telefonu kapattı.

 

“Hoş geldin aşkım.” Odanın kapısında dikilip bana gülümsedi. Kahveleri gösterip başıyla koridoru ve odayı gösterdi. “Hadi hazırlan da bebeğimizin odasını hazırlayalım.” Elimi uzatıp ona doğru gel gel yaptım. Gülerek yaklaştı, elimi tutup beni kaldırdı. Arkadaki küçük odaya girdiğimizde hızlıca bir sandalye çekip beni oturttu. “Anlat bakalım güzellik, ne yapıyoruz?” Karnımı tutup odaya baktım. “Ne renk aldın?” Elbruz boyaları açıp gösterdi. Dün geceden yere muşambaları da sermişti. Mavi renk boyayla bebeğimizin odasını boyamaya başladı. “Adını ne koyacağız?” Elbruz elindeki boya fırçasıyla bana baktı. “Aklında bir isim var belli ki Elbruz.” Onayladı.

 

Tekrardan duvarı boyamaya devam etti. Tek bir duvarı boyamaya karar vermiştik. “Annem bebek için bir sürü şey almış. Burada istediğim gibi bulamadığımı söylemiştim.” Elbruz güldü. Bebeğimizin dolabı da bugün sabah itibariyle gelmişti. “Annemler de torunlarına bizim evimizde oda hazırlamışlar. Denef’e özel çizimler falan yaptırmışlar.” Gülümsedim. Elif anne de oldukça özeniyordu torununa. Onlarında bir sürü şey aldığına eminim. Gece yarısı Elbruz yorgun şekilde yanıma yatmıştı. Yatmıştı yatmasına ama ben uyuyamıyorum. Oğlum kıpır kıpırdı. Elbruz anında kalkıp bana döndü.

 

“Defne. Kıpırdanma kızım artık.” Dirseklerimi yatağa yaslayıp hafifçe yükseldim. “Bana bak sana buradan bir çarparım. Oğlun uyutmuyor oğlun.” Başını bıkkın bir şekilde eğdi. Uykusuz kaldığı için huzursuzdu biliyorum ama bende huzursuzum. “Defne’m yerleşmeyi bitirip artık uyuyabilir misin?” Onun başının altındaki yastığı çekip suratına fırlattım. “Rahatsızsan defol git içeride yat. Oğlun durmuyor bir kere.” Göz devirdim. Saçlarımı geriye itip elimle kendimi biraz olsun rahatlatmaya çalıştım. “Tamam özür dilerim bir tanem.”

 

Karnımı tutup dudaklarımı yaladım. Burnuma çok fena sarma kokuyordu. Bol yoğurtlu harika bir yaprak sarma.. Uff ne güzel olurdu değil mi oğlum? Karnımdan aldığım hareketliliğe güvenerek yanımda yatan adama döndüm. “Elbruz..” Elbruz mırıldandı. “Elbruz..” Cevap vermedi. “Kocacığım..” Yattığı yerde bana dönüp başını kaldırdı. Uzayan saçlarını geriye doğru itip gözlerini araladı. “Ne oldu Defne’m?” Dudaklarımı büzüp ona baktım. “Aşkım bir şey diyeceğim ama kızma.” Benim dudaklarımı büzdüğümü görmüyordu. Tek gözü kapalıydı. “Bizim canımız çok fazla sarma çekti.” Kaşları çatıldı. “Ne sarması?” Ona baktım. Tek dirseğimin üstüne yaslanıp onun yanağından öptüm. “Yaprak sarma, aşkım.”

 

“Ne?” Kaşları çatıldı. Dudağından öpüp tekrarladım. “Yaprak sarma.” Derin bir nefes alıp yattığı yerden kalktı. Üzerine bir tişört geçirip uykulu haline rağmen arabanın anahtarını ve telefonunu aldı. Koridordan ceketini giyip dışarı çıktı. Aşerdiğimi idrak edebilmiş olması hoşuma gitmişti. “Fena aşerdik değil mi?” Karnımı okşadım. “Oğlum çok açmışız gibi davranmasa mıydık? Hem babanın sarmayı bulması ne kadar sürer acaba?” Oturduğum yerden kalkıp ayaklarımı yere sarkıttım. Yataktan kalkıp mutfağa ilerledim. Mutfağın ışığını açıp buzluğu açtım. “Dolapta acaba var mıdır sarma?” Karnıma dikkat ederek yere eğildim. Dondurma kabını gördüğümde gözlerim ışıl ışıl oldu. Elbruz benim sarmayı dolapta bulduğumu duyduğunda bana kızar mıydı acaba? Aman sonuçta o da dolaba bakabilirdi ama bakmadı.

 

Tabağımı doldurup ocağın altını kapattım. Yoğurt kasemi de alıp oturdum. Yemeğimi yemeye başladığımda kapının sesini duydum. “Defne sarmanı getirdim yanına da dondur..” Göz göze geldik. Bıkkın bir bakışla bana baktı. Göz devirdi ellerini beline yasladı. Omuz silkip çatalımdaki sarmayı ağzıma attım. “Dolaba baksaydın?” Sessizce poşeti tezgâha bıraktı. Çatalıma sarma batırıp ona uzattım. “Off Defne off..” Güldüm. Ağzındaki sarmayı yuttuğunda tabağı alıp lavaboya bıraktım. Onun getirdiği dondurmayı alıp içeri ilerledim. Ben koltuğa otururken Elbruz örtüyü alıp dizime yattı. Dondurmamı yemeye başladım. Uykusuz olmak huzurumu bozuyordu ama bebeğim uykusunu almanın bütün hıncını benden çıkarıyordu. Oturduğum yerde gözlerim kapanırken Elbruz da dizimde uyukluyordu.

 

Gözlerim iyice kapanırken biri elimden kaşığı ve dondurmayı aldı. Bedenim havalandı, daha yumuşak bir yere yattığımı hissedebiliyordum. “Sonunda biraz uyuyabileceksin Defne’m.. İyi uykular.”

 

《––––––🩺––––––》

 

Hava bugün oldukça güzeldi. Çanakkale’nin sıcak havası Nilay’a yaramıştı. Tedavi için son bir aydır buradaydı. Bulduğum her fırsatta Kuzey komutanım sayesinde onu görmeye gelebiliyordum. Şimdi ise timle döndüğümüz görevin hemen ardından ilk uçakla Çanakkale’ye Nilay’ın yanına geldim. Elimdeki çiçekleri kontrol edip hastaneye girdim. “Merhaba, Nilay Türkyılmaz için gelmiştim.”

 

“Güney beye haber vereyim.” Neden Güney amcaya haber vereceklerdi? Kaşlarımı çatıp danışmadaki kadını dinlemeye başladım. “Güney bey, Nilay hanımı ziyarete geldiler.” Kadının bana olan bakışları tuhaftı bir şey sakladıkları belliydi. Güney amca yanıma geldiğinde ona baktım. “Güney amca.. Nilay’ı görmeye gelmiştim ama?” Güney amcanın bakışları bir tuhaftı. Başıyla onu takip etmemi işaret etti. Nilay’ın odasının ters tarafına doğru ilerlemeye başladığında bir terslik olduğundan emin oldum.

 

Yoğun bakımın olduğu kata geldiğimizde yutkundum. Sormaya korkuyordum. Nilay’ın durumunun kötüleştiğini duymak ödümü patlatıyordu. Onu kaybedemem.. Nilay da olmaz. Koridorun sonunda Mevlüt albay oturuyordu. Başını ellerinin arasına almış ağlıyordu. Elimdeki çiçeği sıkı sıkıya tuttum. Yaklaşmaya korkuyordum ya.. Adımlarım ilerlemiyordu. Mevlüt albay oturduğu yerden bana doğru döndü. İşte o an onunla göz göze geldik. Gözlerinin altı çökmüştü. Karşımda Deli Mevlüt değil kızının iyileşmesini bekleyen Mevlüt baba vardı. “Uğur..” İlerleyip ona sarıldım. Başımı biraz çevirdiğimde Nilay’ı gördüm. Yatakta yatıyordu, oldukça zayıflamıştı. Ağzında solunum cihazı vardı. Gözleri kapalıydı ama huzursuz olduğu belliydi.

 

“Durumu nasıl?” Güney amca bize bakıp gülümsemeye çalıştı. “En yakın zamanda ameliyata alacağız. Ama uygun donörü bekliyoruz.” Güney amca bana baktı. “Beni en iyi siz anlarsınız. Sizin de eşiniz bu yollardan geçmiş.” Güney amca onayladı. “Lütfen.. Nilay’ı iyileştirin. Bir çözüm bulun.”

 

“Elimden geleni yapıyorum. Uygun kalp bulunduğu anda Nilay’ı ameliyata alacağız.” Kenara bıraktığım çiçeklere bakıp gülümsedim. Nilay’a bunları vermem gerekiyor. Bu çiçekleri sever.

 

Sabaha karşı odasına girmek için izin alabildim. İçeri girdiğim gibi Nilay’ın elini kavradım. Gözünün önüne gelen sarı tutamları parmaklarımla okşadım. “Ne kadar zayıflamışsın.. Sana iyi bakamamışlar. Ben olsam böyle mi bakardım sana. Kuş sütünü bile eksik etmezdim.” Gözlerini araladı. Kahve gözleri benim gözlerimle buluştu. “İşte şimdi dünyalar benim oldu. Günaydın sevgilim.” Gülümsedi. Solunum cihazı ona istediği gibi konuşma izni vermiyordu. “Hiç kendini yorma.” Elini kavrayıp öptüm. “Ben seni anlıyorum.” Bana belli etmese de kalbinin ağrısı artmış olmalıydı. “Çok ağrıyor değil mi?” Yüzünü buruşturdu.

 

“Elimden bir şey gelmediği sürece kendimi öldürmek istiyorum Nilay.” Gözlerimi sildim. Saçlarını okşayıp gülümsedim. “Sana en sevdiğin çiçekleri getirdim. İçeri almıyorlar ama olsun.” Nilay’ın yorgun bakışları beni daha da mahvediyordu. Onu böylesine bitmiş, tükenmiş görmekten yoruldum. Keşke kalbim uyumlu çıksaydı. Hiç düşünmeden onun için kalbimi verirdim. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Belli ki aldığı nefesler de onu rahatsız ediyordu artık.

 

“Hastalığını benden saklamaya çalıştığın dönemleri hatırlıyor musun? Sana yaklaştığım en ufak bir anda bile kalbin deli gibi atardı. Tıpkı şu an olduğu gibi..” Bu seferki heyecandan değildi. Kalbi artık düzgün bir ritimde atmıyordu. “Sonra çabuk yorulduğunda çocukların peşinde çok koştum bugün diye yalan söylerdin. Sanki ben anlamıyormuşum gibi..” Gülümsedim. Nilay maskeyi indirip bana gülümsedi. “Konuşma sırası bende..” Sesi fısıltı gibi geliyordu. Onun kendini daha fazla yormasına izin vermeden maskeyi tekrar onun yüzüne yerleştirdim. Yaklaşıp alnından öptüm. “Önce iyileş sonra konuşacağımız çok şey olacak zaten. Yorma kendini.” Nilay gülümsüyordu. O uyuyana kadar başından ayrılmayıp elini bir an olsun bırakmadım.

 

O uyuduğunda Güney amca da odaya girdi. “Artık çıkman gerekiyor Uğur.” Nilay’ın elini öpüp ayaklandım. Üstündeki örtüsünü düzeltip çıkarken kapıyı sessizce kapattım. “Yarın bir nakilden haber bekliyoruz. Eğer olumlu haber gelirse yarın ameliyata alacağız. Mevlüt bey nerede?” İlerideki dinlenme odasını gösterdim. “Bir saat önce uyuyakaldı.” Güney amca başıyla onayladı. Ona baktım. “Nasıl dayandınız?” Neyi sorduğumu biliyordu. Nilay böyle gözümün önünde acı çekerken bir şey yapamamak canımı sıkıyordu. Güney amca nasıl dayanmıştı? “Zor, gözünün önünde kalbine giren ağrılar. O ağrıları kesmeyen ağrı kesiciler. Nehir hastalandığında ben daha yeni mezundum. Biz tanışalı iki yıl anca oluyordu. Mezuniyetinden birkaç gün sonra fenalaşmıştı. Altı ay onu öylece hastanede yatırmak zorunda kaldık. Kardeşi de doktordu ama ikimizde bir şey yapamıyorduk. Zor bir süreç ama önünüzde daha iyi hayatlar var. Nilay genç bir bedene sahip, bunu atlatma ihtimali var.” Sırtımı sıvazladı. “Hadi gel biraz yemek yiyelim.” Onayladım.

 

Kafeteryaya indiğimizde bana fırsat vermeden bize sandviç ve kahve almıştı. “Biz doktorlar genelde çok iyi haberler vermeyiz insanlara.” Kahvemden bir yudum alıp ona baktım. “Nasıl karar verdiniz? Doktor olmaya yani?” Ağzındaki lokmayı çiğnerken bana bakıp tekrar başını eğdi. “Kalp damar eşimin hastalığından sonra seçtiğim bir branştı. Doktor olmayı ise kardeşim, komutanınız asker olmaya karar verdiğinde seçtim.” Gülümsedi. “Onu korumak, kurtarmak için benden başka kimsesi yoktu.”

 

“Nasıl yani?” O ağzındaki lokmayı bitirene kadar benim sorum havada kalmıştı. Ardından arkasına yaslanıp bana baktı. “Biz iki kardeş yurtta büyüdük. Hiç ayrılmadık birbirimizden. Kardeşim bir teröristin kurşunuyla ölmesin diye doktor oldum. Tabi o zaman Deniz’le tanışmıyorlar.” Kardeşini korumak için hayatını adamış bir adam.. Bizde askerde böyle kardeş oluyorduk ya. Badi, devrem.. “Peki ya doktor olmasaydınız?” Güldü. Bu sorumu beklemediği belliydi. “Bu soruyu soran ikinci kişisin. İlki eşimdi.” Gülümsedim. Gerçekten birbirlerini seviyor olmalıydılar. Birbirini bunca yıl seven sayan bir çift.. Nilay’la ben de onlar gibi olur muyduk bilmiyorum. “Bilmiyorum.. Ya yazar ya da sahaf olurdum. Ama doktorluk hayatımdan memnunum. Hayat kurtarmak çok daha hoşuma gidiyor.” Güney amca Kuzey komutanımızın ikiziydi. Birbirlerine fiziksel olarak benzeyen iki kardeşin birbirlerinden bu kadar farklı olması tuhaf geliyordu. Kuzey komutan dediğim dedik bir adamdı. Güney amca ise daha sakin bir adamdı. “Benim tek bir hayatım var. O da Nilay ve görevim. İkisi bir.” Gülümsedi.

 

“Nilay bana bahsetti. Aileni küçük yaşta kaybetmişsin.” Onayladım. Beş yaşında bir trafik kazasında sadece ben hayatta kaldım. Yurtta kaldığım sürede tek seferde askeriyeyi seçip hayatımı o yöne yönelttim. “Nilay’ı yaşatmak istiyorum. Onun için her şeyi yapabilirim.” Onayladı. Güney amca karşımda beni dinlemeye başlamıştı. “Bende istedim. Nehir’i yaşatmak için her gün durumunu kontrol ettim. Her gün onun için donör aradım. Tıpkı senin gibi.” Beni gösterdi.

 

Öğlene doğru Nilay’ın yanında otururken onunla dikkatli bir şekilde ilgileniyorduk. Mevlüt baba hemen yanımızdaydı. Kapı çalındığında Nilay’ın arkasındaki yastığı düzelttim. Güney amca gülümseyen gözlerle odaya girmişti. Arkasında iki üç doktor daha vardı. “Harika haberlerim var.” Umutla ona baktık. Nilay hemen yanında duran babasının ve benim elimi sıkı sıkı tuttu. Ona gülümseyip tekrardan Güney amcaya döndük. “Nilay’ı bir terslik olmazsa bugün ameliyata alıyoruz. Uygun donörü bulduk.” Mevlüt baba hemen arkasındaki sandalyeye oturdu. Nilay’ın bakışları beni bulduğunda gözlerinde o umudu gördüm. Nilay yaşamak konusunda umudunu kaybetmemişti. Yaklaşıp saçlarının arasından öptüm. “Birkaç saat sonra kalbimiz buraya gelecek. Gelir gelmez de seni ameliyata alacağız Nilay.” Hevesle başını salladı. Onun bu mutluluğu görülmeye değerdi. Yaşamaya ise bin bedel..

 

Hemşireler onu ameliyata hazırlarken kenarda bekledik. Mevlüt baba kızının yanından ayrılmazken ben hemşireler işini rahatça yapabilsin diye kenara geçtim. Nilay babasının elini tutarken bana gülümsüyordu. Hemşireler çekildiğinde onun yanına yaklaşıp elini kavradım. “Çıkar çıkmaz hamburger yemeye gidelim mi?” Onu onayladım. Elini öpüp gülümsedim. “Gidelim. Sen yeter ki iste.” Onun saçlarını okşayıp gülümsedim. “Bugün günlerden ne babacığım?” Mevlüt baba kızına bakıp gülümsedi. “Cuma bebeğim.”

 

“Bugün harika bir gün olacak..” Bunu söylüyordu ama inanarak söylemiyordu. Başka bir şey vardı sanki. Bana söyleyemediği bir şey.” Akşama doğru hemşireler geldiğinde Nilay bana bakıp yaklaşmamı işaret etti. Ona doğru yaklaştım. “Seni seviyorum altın kız.” Gülümsedi. Dudaklarına bir öpücük kondurup yanağını okşadım. Ameliyathanenin kapısına kadar onunla beraber gittik. Nilay içeri alınırken Mevlüt babayla ona el salladık. Geriye kalan tek şey beklemekti. Nilay’ın oradan sapasağlam çıktığını görmeyi beklemek...

 

Saatler.. aylar hatta belki de yıllar gibi geliyordu şu an bana. Mevlüt baba oturduğu yerde bana bakıyordu. Ama heyecanlı değil gibiydi. Tuhaf davranıyordu. Hemşireler girip çıkıyor ama kimse Nilay’la ilgili tek bir bilgi vermiyordu. Ameliyathaneden üç farklı hasta çıkmıştı ama o yoktu. Ameliyathanenin kapısı açıldığında oturduğum yerden kalkıp yine bir umut diyerek baktım. Hemşire bizim yanımıza doğru gelmeye başladı. Hemen ardında Güney amca vardı. Hemşireyi eliyle durdurdu başındaki boneyi çıkardı. Bize doğru geliyordu evet ama sanki zaman yavaşlamış gibiydi. Çok yavaş geliyordu. Yüzünde hiç görmek istemeyeceğim bir bakış vardı.

 

Karşımıza geldiğinde göz göze geldik. Bir şey demek istiyor gibiydi. “Güney? Kızım iyi mi?” Benim gösteremediğim cesareti albay göstermişti. Güney amca ona bakıp yutkundu. Diyeceği şeyleri az çok anladım. Gözleri yetiyordu. “Ameliyatta.. Bazı komplikasyonlar gelişti. Nilay’ın kalbinin yorgunluğu, yeni kalp, ameliyat..” Gitti.. Nilay gitti. Yanımdan tek bir fısıltı sesi geldi. “Kızım..” Güney amca ile göz göze geldik. Dudaklarını oynatarak ‘çok üzgünüm.’ dedi.

 

Yalan söylüyorlar. Nilay bırakmaz, pes etmez güçlüdür. Nilay asla babasını yalnız bırakmaz. İnattır. İnattır değil mi? Arkamı dönüp gözlerimi kapattım. Mevlüt baba ile hemşireler ilgileniyordu. “Başınız sağ olsun.” Daha fazla direnemedim. Ne ara ağlamaya başladım hiçbir fikrim yok. “Yalan söylüyorsunuz! Nilay iyi değil mi?! Böyle bir şaka yapmanızı istedi.” Güney amcaya baktım. “Yalvarırım yalan de..” Hiçbir şey demedi. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. İlk kez bedenimi taşımakta bu kadar zorlanıyorum. Duvara yaslanıp yere çöktüm. “Nilay..”

 

Sivas’ta Nilay’ın doğup büyüdüğü evde ona veda ediyorum. Sevdiği herkesi toprağın altına veren biri olarak burada olmak benim için çok zordu. Mevlüt baba bana bir oda gösterdi. İçeri girdiğim anda bu odanın onun olduğunu anladım. Derin bir nefes alıp ilerledim. Yatağına oturdum. Hemen komodininde kendi fotoğrafı vardı. Güzel olduğu bir fotoğraf, sarı saçları omuzlarına dökülüyor. Gülümsemiş yine gamzelerini göstere göstere.. En fazla yirmi yaşında.. pantolonumun cebinden kâğıdı alıp fotoğrafa baktım. “Bunu sana vermemi istedi.” Bana uzatılan kâğıda baktım. “Nasıl yani?” Güney amca elime kâğıdı tutuşturdu. “Öleceğini biliyor gibiydi. Babasına ve sana bunları vermemi istedi.” Derin bir nefes alıp kâğıdı açtım. Nilay’ın güzel el yazısı karşıladı beni.

 

Bugün bu hastanede ikinci haftam. İnanmayacaksın ama ağrılarım azaldı. Güney amca gerçekten ağrı çekmememi sağlıyor. Ha birde Nehir teyze geldi. Biliyor musun bilmiyorum ama Nehir teyze Güney amcanın eşi ve o da zamanında benim gibiymiş.. Bilirsin işte kalbi.. Neyse çok güzel bir kadın. Umarım bende onun kadar yaşayabilirim ve onun kadar güzel olabilirim.

 

Yazı değişti. Bir tık daha özensiz yazılmıştı ama yine Nilay’ın yazısıydı. Sayfadaki kurumuş gözyaşları belli oluyordu. Nilay’ım bunları ağlayarak yazmıştı belli ki..

 

Kâbus gördüm. Çok kötüydü. O kadar kötüydü ki nefesim kesildi. Kendimi toparlayamadım mecburen solunum cihazı yerleştirdiler Uğur.. Sen iyisindir umarım. Rüyamda babamla seni kaybediyordum. Değer verdiğim en önemli kişileri, hayatımı bir nevi. Seni ve babamı kaybedersem kimim kalır ki Uğur. Babam uyandığında ona belli etmemeye çalıştım ama inanmadı tabii.

 

Uğur.. Bunları bütün ciddiyetimle yazıyorum. İşler istediğimiz gibi gitmiyor sevgilim. Sana belli etmemeye çalışıyorum ama kalbim çok ağrıyor. Dayanamıyorum artık. Daha ne kadar yaşarım bilmiyorum, yaşamak istiyor muyum onu da bilmiyorum. Tek bildiğim bu işkencenin bir an önce bitmesi gerekiyor. Ya öleceğim ya da yaşayacağım. O yüzden bana sözler vermeni istiyorum. Hayatında kimse olmayacak. Biliyorsun çok kıskancımdır.

 

Gülümsedim. Onun fotoğrafına bakıp “Söz.” Dedim. Sanki o görecekmiş gibi..

 

Hayatına devam edeceksin ama seni babama, babamı da sana emanet ediyorum sevgilim. Birbirinize yoldaş olun. Yarım kalan işimizi tamamlamışız gibi düşünün. Artık sen babamın bir oğlusun. Bu da benim diğer bir vasiyetim. Yanıma gelmek için acele etme. Ben seni geleceğin ana kadar burada sabırsızlıkla bekleyeceğim. Bu notlar benim sana son bir vedam olsun. Hangi çiçekleri sevdiğimi biliyorsun..

 

Söylemene gerek bile yoktu altın kız.. Daha şimdiden en sevdiğin çiçeklerle donattım orayı.. Yatağına uzanıp onun fotoğrafını bağrıma bastım. Daha iyi bir seçeneğim yoktu. Geçen hafta bağrımda onun nefesleri onun kendisi varken şimdi bir çerçeve vardı. Sadece bir çerçeve..

 

Her aşkın değilse de yarım kalmış bazı aşkların uğurlanmaya, son bir vedaya hakkı vardı. Ama hayat her zaman aynı imkânı diyemiyordu herkese.. Ölüm huzurlu bir kabulleniş, bilinmeyene sevgiyle yapılan bir giriş, eski dostlara, eski dünyaya tatlı bir veda olmalıdır.

 

《––––––🩺––––––》

 

Balkonda oturuyorduk. Annem elime bir bardak portakal suyunu tutuşturmuştu. Komşular bizdeydi. "Kalkalım artık biz." Bardağı kenara koyup zar zor oturduğum yerden kalktım. Albayın karısı da bizdeydi. İyice duba gibi oldum yemin ediyorum. "Güle güle Hale abla." Yavaş yavaş kapıya kadar ilerledim. Arada sırada giren sancılarım beni iyice yoklamaya başlamıştı. Hale ablaya kollarımı sardım. Sağ olsun çocuğum çoğu kişiyle arama mesafe koyuyordu. Çoktan 34. haftaya giren bebeğimin gelmesine daha vardı. Ama nedense içimde bir sıkıntı vardı. Bugün içime çöken bir karanlık.

 

Yine de moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum. Sabahtan beri oğlum tekme atıp duruyordu. "Ah!" Karnımı tutup eğildim. “Yalancı sancıdır.” Birinin elini kavrayıp sıkmaya başladım. Annem anında beni tutarken geçmesini beklediğim sancım aksine giderek artıyordu. Kimin elini tuttuğumu bile bilmeden birinin elini sıkıyordum. "Ah! Anne sancım!" Hale abla hemen yanımdaydı. Panik dolu sesi beni de endişelendirmeye yetti. "Daha yok muydu? Erken değil mi?" Annem hızlıca kapıyı açtı. "Hemen askerlere haber verin! Taksi çağırsınlar!" Derin nefesler almaya çalıştım. Soluğumu kesen sancı ile yutkundum. "Anne Elbruz!" Annem beni yürütmeye çalışırken telefonunu alıp Elbruz'u aramaya başladı. "Arıyorum sakin ol." Hale abla hızlıca oturma odasına gitti. “Ambulans çağırın!”

 

"Ah!" Annem yanımda beni asansöre doğru ilerletiyordu. Asansöre bindiğimizde bedenimi aynaya yasladım. "Anne bir sorun olmaz değil mi?" Hemen yanımda kolumu sıkı sıkı tutan annem de endişelenmişti ama bana belli etmiyordu. Bunu hissedebiliyordum. "Yok Defne'm saçmalama hem olsa bile ne olacak anneannesi, annesi doktor. İyi ederiz biz onu." Asansör zemin katta durduğunda annem kapıyı açıp benimle beraber yürümeye başladı. Yavaş yavaş terlemeye başlamıştım. Lojman binasından çıktığımızda hemen kapının önünde bir taksi görmüştüm. Taksiye bindiğimde annemden telefonumu alıp Elbruz'u aradım. "Hadi Elbruz aç şu telefonu."

 

Taksi hızlıca beni hastaneye yetiştirmeye çalışıyordu. Elbruz'un telefonu açmaması sinirimi bozdu. Serdar'ı arayıp doğumhaneyi ayarlamasını söyleyeceğim. "Alo Defne?" Sancılarımın arasında koltuğa tutunup derin nefes aldım. "Serdar.. ben geliyorum. Doğumhaneyi ayarlat ve Jülide teyzeyi çağırın." Serdar'ın heyecanlı sesi kulağıma dolmaya başladı. "Allah dayı oluyorum." Telefonu kapatıp tekrardan Elbruz'u aradım. "Derin nefes al." Taksici aynadan bana bakıp konuşmaya başladı. "Abla senin kocan da görevde sanırım. Asker işte her şeyi böyle olur bunların. Benim bacanak da askerdi." Annem taksicinin şu anki gereksiz sohbetine sinirleneceğimi biliyordu. Doğuma giden kadına gereksiz sohbet yapmak dünyanın en saçma şeyi olabilirdi. Zaten organlarım ikiye ayrılıyor. "Benim kocam da asker yalnız." Annem taksiciyi susturmayı başarıp telefonundan birini aradığını gördüm. "Alo Kuzey. " Babam.. Tabi ya benim niye aklıma gelmemişti. En rahat babam ulaşırdı Elbruz'a.. "Taksideyiz. Damada ulaşamıyoruz. Defne'nin sancısı başladı, doğuma gidiyoruz." Babam anneme her ne dediyse annem bana bakıp yutkunmuştu. Hiçbir şey demesine gerek yoktu. Elbruz görevdeydi. Başımı geriye atıp derin nefesler almaya devam ettim.

 

Taksi hastanenin önünde durduğunda Nazike'nin yardımı ile sedyeye geçip uzandım. Hastanenin içine girdiğimizde Serdar başıma gelmişti. "Durumun ne?" Sedyeye tutunup başımı kaldırdım. "Üç dakikada bir." Hemşirelerle beraber doğumhanenin önüne geldiğimizde Jülide teyze topuklularıyla beraber yanıma geldi. Kadın doğum doktoru olmasına rağmen o kadar güzeldi ki. Bende hastanede onun gibi topuklularımla gezmek istiyorum. Benim aksime gayet sakindi. Serdar benim yerime kasılmalarımın süresini söylediğinde Jülide teyze bütün güler yüzüyle hemşirelere dönüp "Doğumhaneye alalım." demişti. "Kasma kendini. Bağır rahatla." Derin bir nefes alıp başımı geriye attım.

 

Doğumhaneye girdiğimde buranın ışıkları ilk kez beni bu kadar rahatsız hissettirdi. İlk kez bilinçli bir şekilde burada yatıyordum. Jülide teyze sterilize bir şekilde yanıma geldi. "Şimdi gerginsin. Bunu hissedebiliyorum ve emin ol bebeğinde hissediyor. Hadi Defne bir avazda bitirelim bu işi. Şimdi açılmaların gayet yeterli, güçlü bir şekilde ıkınmaya başlayabilirsin. Bağır çağır." Jülide teyze haklıydı. Ben gerginsem bebeğim de bunu hissediyordu. Derin bir nefes alıp bütün kuvvetimle ıkınmaya başladım. "Organlarım ikiye ayrılıyor!"

 

"Bebeğin doğacak çünkü Defne. Hadi bak açılman tam istediğimiz gibi." Ellerim istemsiz bir şekilde iki yanımdaki koruma demirlerine sarıldığında demirleri sıkıca kavrayıp tekrardan ıkındım. "AH!" Yavaştan bu doğumhane bana sıcak gelmeye başlamıştı bile. Başımı geriye atıp biraz dinlenmeye çalıştım. "Çok iyi. Tekrar yapalım mı? Derin bir nefes.." Jülide de benimle birlikte derin bir nefes aldı. "Şimdi." Onun komutuyla beraber aldığım bütün nefesi kullanarak ıkındım. Tekrar.. Tekrar..

 

"Ne kadar oldu?!" Jülide teyze kenardaki saate bakıp bana döndü. "Bir saat olmuş ve emin ol az kaldı. Başı göründü biliyor musun? Çok güzel saçları var." Beni rahatlatmak için elinden geleni yapıyordu ama bu ortamda bulunmak bile beni germişti. Üstelik daha önce kendimi buraya alıştırmak için birkaç kez gelmiştim. Demirleri tekrar sıkarak ıkındım. "Jülide teyze olmuyor. Çatlayacağım resmen!" Resmen kan ter içinde kalmıştım. Boynuma yapışan saçlarımı sinirle geriye itip tekrar ıkındım. "Az kaldı. Başı çıkacak. Bir kere daha güçlü ıkınmanı istiyorum." Jülide teyzeye güveniyorum. Ellerimi gevşetip derin bir nefes aldım. Bütün gücümle ıkınırken demirleri sıkı sıkıya tutuyordum. "AH!"

 

"Evet başı çıktı. Hadi son kez güçlü.." Derin bir nefes alıp tekrardan ıkındım. Acım, ağrım hafiflerken doğumhanenin en sevdiğim tek sesi yankılanmaya başladı. Güçlü bir ağlama sesi. Başımı geriye atıp gülmeye başladım. "Defne, oğlunun çok güçlü bir sesi var." Oğlum.. Oğlum olmuştu. Anne oldum sanırım.

 

Başucuma gelen hemşirenin kucağında tosun bir bebek vardı. Bas bas ağlıyordu. Hemşireye baktığımda Ekin hemşire gülümseyerek oğlumu bana yaklaştırmıştı. Burnumu dayayıp kokusunu içime çektim. Oğlumun başını benim boyun girintime yatırmışlardı. Ağlama sesi giderek azalırken oğlum huzurlu bir uykuya dalmıştı.

 

《––––––🩺––––––》

 

17 Nisan.. Dünyadan ayrılan bir beden yerini aynı saatlerde dünyaya gelen başka bir bedene bırakmıştı. Doğumhanenin kapısı açılmış, hemşire kucağında kundağa sarılı bir bebekle çıkmıştı. "Tebrik ederim bir oğlunuz oldu." Elbruz heyecanla Kuzey babasına sarılırken Kuzey ise tekrardan dede olmanın heyecanını yaşıyordu. Yanlarına yaklaşan Hakan'a gülerek baktı. "Gel Hakan gel. Torunuma bak!"

 

Hakan sessizce gülümsemekle yetindi. Defne normal odaya alınırken Hakan yine aynı sessizlikle aileyi takip etti. Bu huzurlu anı bozmak istemiyordu. O yüzden biraz daha beklemeye karar verdi. Aralık kapıdan aileyi izlemeye başladı. "Defin mesaj atmıştı bana. Resmen oğlumu erken çağırmış." Defne kucağına aldığı oğlunun az olan saçlarını okşadı. "Adına karar vermiştik. Oğlumuzun adı Barış Nerit." Küçük ufaklık ismini sevmiş olmalıydı ki hareketlenmeye başlamıştı. Kuzey torununu kucağına alıp kulağına ismini okudu.

 

Hakan artık öğrendiği şeyi söylemek zorundaydı. Derin bir nefes alıp kapıyı tıkladı. "Komutanım.." Kuzey büyük keyifle torununu tekrar annesine verip Hakan'ın yanına geldi. "Söyle, kıvranıp duruyorsun." Karşısındaki askerinin yutkunduğunu gördüğünde pek hayırlı bir haber almayacağına emin olmuştu. "Diyarbakır ana jet üssünün haber alamadığı pilotun kimliği bize iletildi." Hakan son bir kez yutkundu. "Komutanım.. Kızınız. Pilot Üsteğmen Defin Mutlu'dan haber alamıyorlar." Kuzey duraksadı. Hakan'a bakarken aslında tam görmediğinin farkında değildi. Göğsüne giren ağrı ile yüzünü buruşturdu. Başını çevirip aralık kapıdan ailesine baktı. Daha yeni torunu olmuşken bu sefer de kızıyla sınanıyordu.

 

17 Nisan.. Asiye Defin Mutlu alçak bir saldırıyla uğraşırken Şemdinli devlet hastanesinde bakmaya kıyamayacağı yeğeni dünyaya gelmişti. Hayat bu sefer de Mutlu ailesini vurmuştu. Hayat, Defin'i alırken Barış'ı onlara vermişti.

 

《––––––🩺––––––》

 

 2023 

 

Defne bahçede Nehir teyzesinin çiçeklerini suluyordu. Hava kapalıydı. “Yağmur yağacak zaten. Neden suluyorum ki bu çiçekleri?” Nehir camdan yeğenine bakıp gülümsedi. Defne ise teyzesinden cevap alamayınca sinirlendi. Elindekini kenara bırakıp üstündeki elbisesini düzeltti. “Defne..”

 

Defne kendisine birinin seslendiğini duyduğunda arkasını dönüp etrafa baktı. Bahçede ondan başka kimse yoktu aslında.. Yanlış duyduğunu düşünüp eve girmek için adımlar attı. “Defne..” Durdu, tekrardan arkasını dönüp göletin olduğu tarafa baktı. Ses o taraftan geliyordu. Hava giderek kapanıyordu. Defne gölete giden yolun kenarında parlayan çiçekleri fark etti. “Mavi gül mü o?” Sessizce mavi elbisesini tutup ilerlemeye başladı.

 

“Defne nereye gidiyorsun?” Defne durup arkasında ona seslenen Ayaz’a baktı. Ayaz kapının pervazına yaslanmış Defne’ye bakıyordu. “Eve girsene.” Ona seslenen kişinin sesi de gelmediğine göre Defne eve dönebileceğini düşündü. Eve doğru bir adım attığı anda gökyüzünde şimşekler çakmaya başladı. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Avcunu açtığında birkaç damla yüzüne ve avcuna damlamıştı. Ayaz, Defne’nin içeri girebilmesi için kapıdan çekildi. “Bu piçi öldürmek istiyorum.”

 

Duyduğu derin, net sesle Defne’nin kalbi hızlandı. Eve girmeden önce tekrardan göletin olduğu yola baktı. Yolun kenarındaki mavi güller Defne fark etmese de eve ilerlediği her adımda solup gidiyordu. Defne’nin gözünden süzülen yaşlar, yağmur ile karışmaya başlamıştı. Ayaz gülümsüyordu. Defne eve adım atmadan hemen önce durdu. Eve girmek içinden gelmiyordu. “Yapma..”

 

Defne arkasını dönüp gölete doğru ilerlemeye başladı. Elbisesinin uçları çamur olmuştu. Göletin olduğu yerde hava güneşliydi. Defne durdu, ayaklarının hemen dibinde gül duruyordu. Eğilip gülü eline aldı. “Defne gel artık. Seni beklemekten helak oldum burada..” Defne gülümsedi. Duyduğu ses onun içine huzur dolduruyordu. Defne önüne gelen sarı saçlarını geriye doğru itti. Gölete yaklaştığında iskelenin ucunda biri oturuyordu. Üzerinde siyah bir takım vardı.

 

Defne iskeleye doğru attığı her adımda rüzgârın ılık ılık esişini vücudunda hissediyordu. İskeleye adım attığında ayağının altındaki ilk tahta gıcırdadı. Durdu, ayağındaki babetleri çıkarıp kenara bıraktı. Rüzgâr tekrardan saçlarını önüne getirdi. Defne saçlarını geriye iterken saçlarının eski rengini, kahverengiyi gördü. Adamın yanına geldiğinde adam elini uzatıp Defne’nin tutmasını bekledi.

 

Defne adamın elini kavrayıp eteğini düzelterek yanına oturdu. Yanındaki adama dönüp baktı. Kaslı, yakışıklı, kumral ve mavi gözlüydü. Adam bedenini hafifçe Defne’ye çevirdi. Elini saçlarına yaslayıp Defne’nin omzundan geriye itti. Elini saçlarından çekmeden saçlarını okşadı. Uçlarını parmaklarına dolayıp Defne’nin saçlarıyla oynamaya başladı. “Çok güzelsin Defne’m..” Defne gülümsedi. Adamın bakışları sertti ama adam baktıkça Defne’nin içi titriyordu. Defne sessizce adama bakıyordu. Hava oldukça güzeldi. Sanki Defne hep burada olması gerekiyormuş gibi hissediyordu. Adam kadını göğsüne çekerken, kadının saçlarıyla oynamaya devam ediyordu.

 

Defne huzurla gözlerini kapattı. Annesinin sesi şu anda sadece huzurunu kaçırıyordu. Adam yavaşça kadının kulağına doğru fısıldadı. “Can evime kuruldun Defne’m, doğduğum andan itibaren. Can evime kuruldun, hem de ne kadar güçlü..” Defne gülümsedi. Adamın kalp atışlarını en derinden duyuyordu. Yavaş, huzurlu bir kalp atışıydı.. Defne o kalbin canlı bir şekilde attığını duymaktan mutlu olmuştu. “Shakespeare’den miydi bu?” Başını kaldırıp göğsüne yattığı adamın yüzüne baktı. “Annen biliyor mu, perdesinden elbise yaptığını.”

 

Yanındaki adam yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Defne o canlı canlı atan kalbi daha az duyuyor, daha az hissediyordu. “Gitme..” Adam Defne’nin fısıltısını duyup gülümsedi. “Hiç gitmedim ki.. Hep seninleydim ve hep seninle olacağım.”

 

Yattığım yerde dönüp gözlerimi araladım. Komodinin üzerindeki telefonumu alıp saate baktım. Gözlerimi ovuşturup gördüğüm rüyanın etkisini atlatmaya çalıştım. “Saat üçmüş daha..” Geri uyumak için örtünün altına girip sıkıca sokuldu. Gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı.

 

Defne mutfaktan çıkıp salondaki koltuğa otururken Defin, Murat ve Mine köşedeki odanın önünde duruyordu. Aralık kapıdan Denef’lere bakıyorlardı. Defne oturduğu yerden kardeşini izlemeye başladı. Kardeşlerinin mutluluğunu en derinden hissedebiliyordu. Onlar mutlu olduğu için kendisini de mutlu hissediyordu.

 

“Peki sen? Sen mutlu musun?” Defne duyduğu sesle yanına dönüp baktı. Yanında oturan beden rahatça kolunu Defne’nin arkasına doğru uzatmıştı. Tekrardan onu görmenin verdiği huzurla gülümsedi. Yavaşça ona dönüp geriye yaslandı. “Kerem..” Gülümsedi. “Mutluyum tabii ki. Neden olmayayım?” Kumral beden gülümsedi. İlgisi hem Defne’nin üstündeydi. Mavi gözlerini Defne’den bir an olsun ayırmıyordu. Yaklaşıp Defne’ye doğru eğildi. “Ayaz’ı hala seviyor musun?”

 

Defne karşısındaki adamdan gözlerini ayırmadan yüzünü buruşturdu. Ayaz’a karşı hiçbir şey hissetmiyordu. Kerem’e bakarken omuz silkti. “Aslında hayır,” Ona bakıyordu. “O sadece çok değer verdiğim bir kuzenim.” Kerem gülümsedi. Defne’nin kendisine olan bakışları onun içini eritmeye yetiyordu. Başını koltuğun sırt kısmına yaslayıp Defne’ye bakmaya devam etti. “Bana böyle bakmaya devam edersen bana aşık olduğunu düşüneceğim Defne.”

 

Defne bakışlarını Kerem’den kaçırmadan bakmaya devam etti. Lisenin sonlarından beri yanında olan Kerem’e karşı bir şeyler hissediyordu. Aynı onun gibi başını koltuğun sırtına yaslayıp ona doğru yaklaştı. “Belki de öyleyimdir.” Kerem gülümsedi. Buruk bir gülümsemeydi bu.. Defne içinde bulunduğu gerçekliğin farkında değildi. Yavaşça Defne’nin eline doğru uzandı, onun elini kavrayamadı ama Defne sanki hissediyormuş gibi ellerine baktı. “Defne’m..” Bakışlarını tekrardan Kerem’e çevirdi. “Ben gerçek değilim. Bana dokunamazsın.” Bir eliyle Defne’nin ailesini gösterdi. “Beni göremezler.” Defne gülüp omzunu silkti. “Fena mı? Seni kendime saklamış olurum.”

 

“Sonunda delirdin sanırım.” Mine elindeki üzümlerle Kerem’in yerine oturdu. Defne irkilip Mine’ye baktı. Mine koltuğun sırt kısmına başını yaslamış, yan bir şekilde oturan kuzeni Defne’ye aklını iyice kaybettiğini düşünür gibi bakıyordu. Defne göz devirip Mine’ye baktı. “Hayır delirmedim.” Mine’nin elindeki tabaktan üzüm aldı. “Şansına küs, hala benden kurtulamıyorsun.” Mine omuz silkti. Ağzına bir üzüm daha atarken Defne’ye bakmadan cebinden telefonunu çıkarıp koltuğa bıraktı. “Kurtulalı çok oldu. İhtiyarladınız artık.” Defne güldü. Mine’yle aralarında çok yaş yoktu ama herkesin hayatı çok değişmişti.

 

“Haklısın,” Denef kucağındaki Asya’yla beraber odadan çıktı. Defne yanlarına doğru gelen kardeşine baktı. “Teyze bile olduk.” Mine Defne’ye bakıp aklından geçen düşünceyi direkt söyledi. “Artık anne de olmalısın bence.”

 

“Eline de ne yakışır benim güzelimin.” Defne, Kerem’in sesini duyduğunda gülümsedi. Kerem şimdide tekli de rahatça oturuyordu. Defne arkasındaki teklide oturan adamı hissedebiliyordu. “Bekar ölmeyi düşünmüyorsun dimi?” Defne muzurca Mine’ye bakıp gülümsedi. “Bekar olduğumu nereden uyduruyorsun?” Mine’nin gözleri araba görmüş tavşan gibi açıldı. Elindeki tabağı anında önündeki sehpaya bıraktı. “Oha var mı birileri?” Defne sessizce başıyla onayladı. “Anlat çabuk.” Defne’in anlatmasına müsaade etmeden durdurdu. “Hatta dur, Bulut! Elis! Gelin, toplanın!” Kerem, Mine’nin heyecanlı sesine güldü. Herkes Mine’nin sesiyle salona toplanmıştı. Denef kucağındaki Asya’yı örtünün altında emziriyordu. Mine bana baktı. “Ee adı ne?”

 

“Kerem.” Defne başka bir şey demedi. Mine göz devirip ona baktı. “Ya lafı ağzından cımbızla alıyoruz resmen.” Tekrar Defne’yi azarladı. “Anlat hadi.” Kerem Mine’yi gülerek izliyordu. Mine’nin böyle heyecanlı oluşu onu sadece güldürüyordu. Defne derin bir nefes alıp üstündeki örtüyü düzeltti. “İki yıl önce tanıştık.” Kerem iki yıldır Defne’nin hayatındaydı. Yani teknik olarak Defne iki yıldır tanıyordu. “Aslında onu ilk rüyamda gördüm.” Elis gülümsedi. Araya girmek istemese de kendini tutamadı. “Annem gibi..”

 

Elis’in annesi Nehir de babası Güney’i ilk defa rüyasında görmüştü. “Şimdi uzakta, hem o dönem Ayaz’ı beklediğim için aramızda bir şey olmamıştı.” Mine gülümsedi. “Ne güzel artık olabilir.” Mine gerçekten kuzeni için mutluydu. Ayaz’ın yıkıcı etkilerini atlatabilmiş olmasına seviniyordu. “Evet ben aranızdan çekileyim.” Ayaz’ın sert sesi salonda yankılandığında Kerem o duymasa da ona sinirle cevap vermeyi ihmal etmedi. “Zahmet oldu ama siktir git zaten aramızdan.”

 

Defne çaktırmadan gülümsedi, Ayaz’a bakıp göz devirdi. Ayaz’a cevap vermeye tenezzül etmedi. Ayaz ise cevap alamadığı için iyice sinirlenip yaslandığı duvardan ayrıldı ve evden dışarı çıktı. Bulut kuzeninin arkasından bakıp tekrardan Defne’ye döndü. “Hala seni seviyor olabilir mi?” Defne tekrardan göz devirdi. Mine de ikizini umursamadan Defne’ye döndü. “Tipi nasıl göstersene?” Defne, Kerem’den bahsedilmesiyle anında gülümsedi. “Olmaz gösteremem. Kumral, renkli gözlü ve oldukça uzun.” Defin kardeşinin yanındaki koltuğun kol yaslama kısmına oturdu. Kardeşinin tanımından sonra Mine’ye dönüp konuştu. “Hah al bu bilgileri ne yaparsan yap Mine.” Herkes bir anda gülmeye başladı.

 

Odanın kapısı aniden açıldığında yattığım yerde irkilerek uyandım. Başını hafifçe kaldırıp kapının önündeki annesine baktı. “Defne bugün büyük gün hazırlan artık!” Gözlerimi ovalayıp ona baktım. Sessizce annemi onaylayıp yataktan kalktım ve lavaboya girdim. Yüzümü yıkayıp aynada kendime baktığımda aklım gece gördüğüm rüyadaydı. Neydi adı? Kerem..

 

Peçeteyi çöpe atıp lavabodan çıktım. Dolabımdan bugün için ayarladığım mavi elbisemi çıkarıp giydim. Saçlarımı özenle yapıp aynada kendime baktım. Kerem.. “Allığı sürmek için bu kadar düşünmemelisin Defne.” İrkilip arkama baktım. “Dalmışsın resmen.” Gülümsedim. Defin yüzündeki gülümsemesiyle bana bakıyordu. Elindeki mavi, beyaz gülleri masama bıraktı. “Bugün o beyaz önlüğü giyiyorsun demek.” Defin gülümsedi. Masama bıraktığı gülleri gösterdi. “Babam sırf bugüne özel gidip bunları aldı.” Güllere bakıp gülümsedim.

 

Bugün gerçek anlamda mezun oluyorum ve babam benim için en sevdiğim güllerle önlüğümün rengini temsil eden beyaz gülleri almıştı. Bugün daha da güzel olamaz. “Seninki geliyor mu?” Defin başını sağa sola salladı. “Hayır görevde ama sana çok selam yolladı. Döner dönmez müsait olursak Denef’le seni yemeğe götürecekmişiz.” Allığımı bırakıp rujumu aldım. Dikkatlice sürmeye başlamadan önce yüzüme sevimli olduğuma inandığım o ifadeyi yerleştirdim. “Eniştem be. Gör Bulut iti gör. Ne enişteler var.”

 

Bulut koridordan geçerken ona attığım lafı durup geri döndü. “Ben senin enişten miyim?” Omuz silktim. “Elis’le evlisin, tartışma bitmiştir.” Bulut tam göz devirirken odağı elbiseme kaydı. Bedenini kapımın pervazına yasladı. Elleriyle yaptığı elbisemi bakıp işaret etti. “Enişten bey böyle bir işçilik çıkarabilir mi söyle bakalım Defne hanım?” Ağır yerden vurdu. Tamam kabul ediyorum bu gol. Elbisemi düzeltip Bulut’a baktım. “Yapamaz kuzen.” Zaferle sırıttı. Bu sırıtış kısa ve netti. Ona göre herkes haddini bilecek

 

“Bazen düşünüyorum da keşke moda tasarım falan okusaydın be Bulut.” Bulut, Defin’e baktı. “Bu benim hobim, işimden memnunum ben.” Bulut odadan çıkarken tekrardan durup kapının pervazından içeri eğildi. “Ayrıca konuşma falan yapacak olursan bana teşekkür etmeyi unutma. Yoksa burnundan gelirim.” Güldüm. Zorunlu görev yerim dün gece belli olmuştu. İki ay sonra Sivas’a gideceğim. Annemler böyle olacağını biliyordu. O yüzden açıklandığı anda babamla evime bakmaya bile başlamıştık.

 

“Defin.. Scarlett teyze düşük falan yaptı mı hiç?” Len bizden beş yaş büyüktü. Defin benim saçma soruma donuk donuk baktı. “Ne bileyim kızım ben? Beş yıl önce doğurmuş. Biz daha fasulyede nimet bile değildik.” Memnuniyetsiz bir şekilde dudaklarımı büzdüm. “Nehir teyzem bilir mi?” Defin başını olumsuz bir şekilde salladı. “Bilse bilse Gizem yengem bilir.” Haklıydı. Gizem yengeyle hepsi yakındı. En iyisi ona sormak. Defin ile beraber aşağıya indiğimde herkes aşağıda hazır bekliyordu. Babam annemle bana baktı. “Eh hazırsanız hadi gidelim.” Babam bizim önden çıkmamız için kapıyı gösterip bekledi. Beraber dışarı çıkıp arabaya geçtik.

 

Mezuniyet için geldiğimizde en kalabalık aile bizdik. Babam bir köşede yaptığı mavi güllerden olan tacı saçlarımın arasına yerleştirdi. Hatıra kalması için bir sürü fotoğraf çekildik. Tören başladığında annemlerden ayrılıp arkadaşlarımın yanına geçtim. Hepimizi teker teker çağırmaya başlamışlardı. “Defne Mutlu!” Defin ön tarafta kardeşini videoya alıyordu. Annemler gülümseyerek beni izliyorlardı. Sıra bana geldiğinde yeminim için birkaç adım öne çıktım. Derin bir nefes aldım.

 

“Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak; Yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma.” Arka taraflarda bir şey dikkatimi çekmişti. Bir çift göz.. yine de yutkunup yeminime odaklandım. “Hastanın sağlığına ve esenliğine her zaman öncelik vereceğime. Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime. İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime..” Tuhaf onu burada daha önce görmediğim eminim ama tanıdık hissediyorum. Çok tanıdık..

 

Bütün tören boyunca o gözlerin sahibini tekrar tekrar aradım ama göremedim. Eve döndüğümüzde bir fırsatını bulduğum anda Gizem yengemi kolundan tutup odama çektim. “Yenge bir şey soracağım. Scarlett teyze düşük yaptı mı?” Yengem bana baktı. “Düşük değil de bir bebeği ölü doğdu. Len'in ikizi olacaktı normalde. Hatta Kerem ve Kerim olacaktı isimleri. Sonra biri ölünce değiştirdiler.” Kerem.. rüyamdaki mavi gözlü eleman.. Gizem yengemin şüpheli bakışları beni buldu. “Nereden öğrendin sen bu bilgiyi?” Yutkundum. Ne dersem inanmayacaktı. O yüzden en doğru şeyi yapıp doğruyu söylemeye karar verdim. Yatağa oturup ona baktım.

 

“İnanmayacaksın ama rüyamda gördüm.” Kaşlarını çatıldı anında yatağıma, yanıma oturdu. “Nasıl yani? Şunu net bir şekilde anlat bakayım.” Sağ bacağımı popomun altına alıp ona döndüm. “Bir haftadır parça parça rüya görüyorum. Rüyamda beni biri bizim göletin oraya çağırdı. Böyle yakışıklı heybetli bir tipti. Böyle maviş maviş. Kim olduğundan falan bahsetti. Hatta bu evrende şanslı olmadığını falan söyledi. Ama şansı döndürebileceğini söyledi.” Gizem yengem bir anda kalkıp koridora çıktı.

 

“Nehir! Bir gelir misin?!” Odama geri girdiğinde arkasında Nehir teyzem vardı. Gizem yengem bana baktı. “Her şeyi teyzene de anlat.” Anlamlandıramasam da tekrar anlattım. Nehir teyzemin yüzünde bir gülümseme belirdi. Bu gülümsemenin ne anlama geldiğini sormak istesem de hiçbir şey demeden, arkasına bakmadan odamdan çıktı.

 

《––––––🩺––––––》

 

Nehir birkaç yıl sonra Defne'nin görev yerinin Deniz tarafından değiştirilmesine izin vermemişti. Hakkari’nin Defne’ye iyi geleceğine inanıyordu. İnanmak zorundaydı. Hisleri hiçbir zaman onu yanıltmamıştı.

 

Bahçeye çıkan Defne’nin ardından bahçeye çıkıp onu izledi. Gölete yaklaşan Defne buruktu. Babasını özlediği belliydi. Kimsenin göremediği şey ise her anında yanında olan Kerem’in ruhuydu. Tekrar yaşama hakkı sunulmuş o beden hala yarım hisseden Defne’nin kayıp parçası olacaktı. Henüz kimse bunu bilmiyordu ama birkaç ay sonra bunu öğrenecekler. Hayat onlara tekrar bir şans vermişti. İkisi aynı ortamda büyümeyecekti belki. Ama bir araya gelecekti. Her yarım kalmış ruh gibi..

 

Bu sonsuza dek mutlu yaşadılar cümlesiyle bitmeyen büyüleyici bir hikâye. Çünkü o, hikâyenin sonunu henüz yazamadı. Ta ki şimdiye dek..

 

Final..

Ve bu son bölüm. Elbruz, göz bebeğim. Bu kitap gerçekten benim için çok önemliydi. Size hiç kendimden bahsetmedim. Yaklaşık on yıllık Wattpad kullanıcısıyım. Bir dönem bütün platforma küsüp gittim ama yazma isteğim hep benimle kaldı. Elbruz benim sıkıldığım zamanlarda başladığım bir kısımı ilerletme isteğimle bitti. Hiç yayınlamayı dahi düşünmezken şu anda kendi kendine büyümesini izliyorum.

 

Defne, Defin ve Denef.. Mutlu üçüzleri üzerinden ilerleyecek olan asıl hikaye kendini revize ede ede bu hale evrimleşti. İlk halini sadece 15 bölümle sınırlandırdığım fantastik kurguyu yazamadığım düşüncesi ile Defne&Kerem ikilisinin hikayesine dönüştü ve kocaman bir evreni kucakladı.

 

Hepinize çok teşekkür ederim. Benimle beraber bu serüvende olduğunuz için. Kitabın kendi evrenini seçtiği gibi okuyucusunu da seçtiğine inanıyorum. Eğer gerçekten bir gün kendime güvenirsem hikâyenin ilk revize halini de yayınlayabilirim. Diğer kitabımızda görüşürüz.

 

O zamana kadar kendinize çok dikkat edin. Yazdıklarımı, karakterlerimi sizlere emanet ediyorum.

 

BlackPearlN

Bölüm : 22.08.2025 19:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...