2. Bölüm

Beyaz Önlüğün Gölgesinde

Bluedaisy
bluedaisy.92

Ankara’ya taşındığım gün, içimde tuhaf bir sıkışma vardı.

Sanki bu şehir bana yalnızca yeni bir görev değil, aynı zamanda geri dönülmez bir kader hazırlıyordu.

Valizimi küçük salonun ortasına bıraktım. Duvarlar boştu, ev sessizdi. Tek başıma yaşamaya alışkındım ama bu sessizlik… bu başka bir şeydi. Pencereye yürüdüm. Gri gökyüzü, ağır ağır akan trafik, aceleyle yürüyen insanlar… Ankara her zamanki gibi mesafeli ve soğuktu.

“Alışırsın Hazel,” dedim kendi kendime.

Her şeye alışmıştım zaten.

Ertesi sabah beyaz önlüğümü giyerken aynadaki yansımama baktım. Yirmi yedi yaşındaydım. Doktordum. Güçlü olmam gerekiyordu. Duygularımı cebime koyup işime odaklanmayı çoktan öğrenmiştim.

Hastaneye adımımı attığım anda tanıdık o koku sardı etrafımı: antiseptik, ilaç ve telaş…

Burası benim dünyamdı.

Henüz ilk nöbetimdi.

Saatler hızlı geçmişti. Acil servis her zamanki gibi kalabalıktı. Bir çocuk ateşli, yaşlı bir adam nefes darlığı çekiyor, bir kadın ağlayarak eşinin elini tutuyordu. Hayat, tam da olması gerektiği gibi; acımasız ama gerçekti.

Tam raporları incelerken acil kapıları sertçe açıldı.

“Yaralı asker getiriliyor!”

O an başımı kaldırdım.

Sedye içeri girdiğinde zaman yavaşladı. Üzerinde kamuflaj vardı. Omzundan kan sızıyordu. Yüzü solgundu ama duruşu…

Dimdikti.

Gözlerim onun yüzüne takıldı.

Sakallıydı. Keskin hatları vardı. Çenesi kilitlenmiş, dişlerini sıkıyordu ama tek bir inleme bile yoktu. Gözleri kapalıydı. Sanki acıyı inkâr ediyordu.

“Kurşun sıyrığı,” dedi görevli asker.

“Yüzbaşı Demir Korhan.”

İçimde, nedenini açıklayamadığım bir ürperti dolaştı.

Sedye yanına yaklaştım. Eldivenlerimi giyerken profesyonel olmaya çalışıyordum ama kalbim… garip bir ritim tutturmuştu.

“Beni duyabiliyor musunuz?” dedim.

Gözleri yavaşça açıldı.

Ve o an…

Dünyada başka kimse yokmuş gibi hissettim.

Bakışları koyuydu. Derindi. Yorgun ama uyanıktı. Gözlerime baktı. Sanki beni değil de içimde sakladığım tüm korkuları görüyordu.

“Duyuyorum,” dedi.

Sesi kalın ve sakindi.

“Ben Doktor Hazel Gün. Şimdi omzunuza bakacağım.”

Başını hafifçe salladı.

Elimi omzuna yaklaştırdığımda kaslarının nasıl gerildiğini hissettim.

“Acıyacak,” dedim istemsizce.

Gözlerimi bırakmadan konuştu.

“Alışığım.”

Bu iki kelime, kalbimin ortasına saplandı.

Kurşun sıyrığı temizlenirken tek bir şikâyeti olmadı. Acıya meydan okur gibiydi. Ama ben… ben onun yüzündeki en küçük mimikleri bile kaçırmıyordum.

“Görev mi?” diye sordum, ağzımdan nasıl çıktığını bilmeden.

Bir an sustu.

Sonra sadece şunu söyledi:

“Her zaman.”

İşimi bitirdiğimde derin bir nefes aldım.

“Bir süre müşahede altında kalacaksınız, Yüzbaşı Korhan.”

Bu kez dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

“Emredersiniz, doktor.”

O anda içimde bir şey koptu.

Bu adam tehlikeliydi.

Ve bunun nedeni silahı ya da üniforması değildi.

O gece nöbet defterine not düşerken fark ettim:

Onun adını diğerlerinden farklı yazmıştım.

Demir Korhan.

Bilmiyordum…

Bu ismin, hayatımın en büyük sınavı olacağını.

Bu aşkın gizli başlayacağını.

Ve benim, farkında olmadan bir askerin kaderine dokunduğumu…

Ama şunu çok net hissediyordum:

Bu hikâye burada bitmeyecekti.

Bölüm : 22.01.2026 13:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...