
Demir gittikten sonra evdeki hava değişti.
Sanki duvarlar soğudu, eşyalar yabancılaştı. Onun varlığıyla dolan boşluk, yokluğuyla daha da derinleşti.
Geceyi koltukta geçirdim. Işıkları kapatmadım. Telefonumu elimden bırakmadım. Ama ne Demir’den bir mesaj geldi ne de bilinmeyen numaradan.
Sessizlik…
Bazen tehditten daha ağırdı.
Sabah olduğunda kararımı vermiştim. Kaçmayacaktım. Ama teslim de olmayacaktım. Gerçeği öğrenmeden, bu savaşın ne olduğunu anlamadan hiçbir şey bitmeyecekti.
Hastaneye gitmedim.
İlk kez.
Emir’i aradım.
“Ankara’ya geldim,” dedi.
“Sana yakınım.”
Onu küçük bir kafede buldum. Her zamanki gibi sakin görünüyordu ama gözleri tetikteydi. Beni görünce ayağa kalktı.
“İyi değilsin,” dedi.
“Hiç olmadığım kadar,” dedim.
Ona her şeyi anlattım. Dosyayı, tehditleri, Demir’i…
Sessizce dinledi.
“Demir Korhan,” dedi sonunda,
“sandığın gibi biri değil.”
“Biliyorum,” dedim.
“Daha fazlası.”
Emir başını salladı.
“Bu işte tek başına değilsin. Ben buradayım.”
Bu cümle… beni ayakta tuttu.
Aynı anda telefonum titredi.
Demir.
Kalbim duracak gibiydi.
D: İyi misin?
H: Hayır.
D: Biliyorum.
Ekrana bakakaldım.
H: Neden yazıyorsun?
D: Çünkü fırtına yaklaşıyor.
Tam o sırada kafenin camından dışarı baktım. Siyah bir araç karşı kaldırımda durmuştu. İçindeki adamlar… tanıdıktı.
“Emir,” dedim fısıltıyla,
“bizi izliyorlar.”
Emir camdan baktı.
“Bu bir tesadüf değil.”
Telefonum yeniden titredi.
D: Bulundugun yeri biliyorlar.
D: Oradan çık.
Ayağa kalktık. Kafeden çıktığımız anda siyah araç hareket etti.
Kalbim kulaklarımda atıyordu.
“Arabaya bin,” dedi Emir.
Ama o an şunu anladım:
Kaçış başlamıştı.
Ve bu,
fırtına öncesi son sessizlikti.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.5k Okunma |
293 Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |