
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Demir’in evinde sessizlik vardı ama bu sessizlik huzurdan değil, bekleyişten doğmuştu.
Perdenin aralığından sokağa baktım.
Bir araç… farlar kapalı… uzun süredir aynı yerdeydi.
“Demir,” dedim fısıltıyla.
“Yalnız değiliz.”
Yanıma geldi. Tek bakış yetti.
Asker refleksiyle ışıkları kapattı, beni duvardan uzaklaştırdı.
“Ne zamandır orada?” diye sordu.
“On dakikadır.”
Başını salladı.
“Bu, rastlantı değil.”
Telefonu titredi.
Bilinmeyen numara.
Açtı.
Yüzü sertleşti.
“Evet.”
“Konu dışı.”
“Hayır, geri çekilmiyorum.”
Telefonu kapattığında nefesi ağırdı.
“Kimdi?” dedim.
“Dosyanın kapanmasını isteyen biri,” dedi.
“İsmi yok. Ama yetkisi var.”
Kalbim sıkıştı.
“Beni mi hedef alıyorlar?”
“Bizi,” dedi net bir sesle.
“Ve seni zayıf nokta sanıyorlar.”
Sabaha karşı evden çıktık.
Demir beni kendi aracıyla değil, başka bir otomobille hastaneye götürdü.
“Bu kadar önlem fazla değil mi?” dedim.
“Hayır,” dedi.
“Bu, daha başlangıç.”
Hastanenin arka girişinden girdik.
Beyaz önlüğümü giyerken ellerim titriyordu.
“Hazel,” dedi Demir kapıda durup,
“göz temasından kaçın. Kimseye planlarından bahsetme.”
“Planımız ne?” diye sordum.
Bana baktı.
“Hayatta kalmak.”
Öğle saatlerinde annem aradı.
Açmak istemedim.
Ama kaçamazdım.
“Anne,” dedim.
Sessizlik.
Sonra:
“Babana ne yaptığını sanıyorsun?” dedi.
Sesim boğazımda düğümlendi.
“Gerçeği söyledim.”
“Gerçek herkes için güvenli değildir,” dedi sertçe.
“Bazı şeyler gömülü kalmalıydı.”
“Ben gömülmek istemiyorum,” dedim.
“Ben yaşamak istiyorum.”
Telefon kapandı.
O an anladım:
Annem bile bu savaşta benimle değildi.
Akşam hastaneden çıkarken biri yolumu kesti.
Orta yaşlı bir adam.
Takım elbiseli.
Gülümsemesi sahteydi.
“Hazel Gün,” dedi.
“Bir kahve içelim mi?”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Tanımıyorum,” dedim.
“Beni tanıman gerekmez,” dedi.
“Babanın dosyasını kapatırsan… herkes rahat eder.”
“Ya kapatmazsam?”
Gülümsedi.
“Görünmeyen eller devreye girer.”
O an Demir arkamda belirdi.
“Tehdit mi bu?” dedi.
Adam başını eğdi.
“Uyarı.”
Ve gitti.
Arabaya bindiğimizde ağlayamadım bile.
Sadece boşluğa baktım.
“Ben buna hazır değildim,” dedim.
Demir direksiyonu sıkıca tuttu.
“Kimse hazır olmaz.”
Sonra bana döndü.
“Ama artık geri dönüş yok.”
O an fark ettim.
Bizi izleyen sadece insanlar değildi.
Sistem…
sessizlik…
korku…
Ve biz,
o görünmeyen ellere dokunmuştuk.
Bu dokunuşun bedeli vardı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.5k Okunma |
293 Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |