
Sabah olduğunda Ankara griye uyanmıştı.
Ben ise içimde kopan fırtınayla.
Demir’in gece yaşadığı kriz, dosyada yalnızca birkaç satırlık bir nottu. Ama benim için… saatler süren bir korkuydu. Nöbet bitmişti ama ben hastaneden çıkmadım. Çıkamazdım. Sanki kapıdan adımımı atsam, onu geride bırakmak ihanetti.
Koridorda yürürken ayaklarım istemsizce odasına yöneldi.
Uyuyordu.
Yüzü sakin görünüyordu ama kaşlarının arasındaki o çizgi hâlâ oradaydı. Elim kapı kolunda durdu. İçeri girmemeliydim. Kendime bunu defalarca söyledim.
Ama girdim.
Yanına yaklaştım. Monitör düzenliydi. Nefesi sakindi. Bir an için sadece baktım. Üniforması olmadan, silahsız, rütbesiz… sadece bir adamdı. Yaralı, yorgun ve savunmasız.
İçimde bir şey daha da yumuşadı.
Tam çıkacakken gözleri açıldı.
“Kaçıyordunuz,” dedi uykulu bir sesle.
Yakalandım.
“Kontrol ediyordum,” dedim.
“Refleks.”
Gülümsedi.
“Demek ben bir refleksim.”
Sustum.
Yanlış kelimeler, doğru duygulara çarpıyordu.
“Kriz sırasında korktunuz,” dedi aniden.
“Bunu hissettim.”
Başımı eğdim.
“Her hasta için korkarım.”
“Yalan,” dedi sakince.
“Beni kaybetmekten korktunuz.”
Kalbim hızlandı.
“Bunu konuşmamalıyız.”
“Biliyorum,” dedi.
“Ama hissetmemeliydik demek, hissetmediğimiz anlamına gelmiyor.”
O an biri kapıyı çaldı.
“Demir?” diye seslendi genç bir kız.
Kapı açıldı ve içeri heyecanlı bir yüz girdi.
“Melis?” dedi Demir şaşkınlıkla.
Kalbim bir anlığına durdu.
Bu kız… ona benziyordu.
“Ben Melis Korhan,” dedi bana dönerek.
“Kız kardeşi.”
Elimi uzattım.
“Hazel Gün. Doktoru.”
Melis beni baştan aşağı süzdü. Bakışlarında bir şey vardı… merak mı, sezgi mi, yoksa şüphe mi bilmiyorum.
“Abi,” dedi Demir’e dönerek,
“Annem sabaha kadar ağladı. Babam zaten evde volta atıyor.”
Demir iç çekti.
“Onlara söylememeliydin.”
“Nasıl söylemezdim?” dedi Melis.
“Bir daha seni kaybetmeye dayanamazlar.”
Bu cümle içime saplandı.
Aile…
Benim uzağımda tuttuğum bir dünya.
“Doktor hanım,” dedi Melis bana dönerek,
“Abi ne zaman taburcu olur?”
“Henüz değil,” dedim.
“Bir süre daha gözetim altında kalmalı.”
Demir’le göz göze geldik.
İkimiz de bunun yalnızca tıbbi bir karar olmadığını biliyorduk.
Melis çıkarken kapıda durdu.
“Abi,” dedi,
“Dikkat et.”
Sonra bana baktı.
“İkiniz de.”
Kapı kapandığında odada ağır bir sessizlik kaldı.
“Kardeşim sezgileri güçlüdür,” dedi Demir.
“Beni de sizi de okur.”
“Bu iyi değil,” dedim.
“Çok fazla göz var.”
“Tehlikeyi mi kastediyorsunuz?” dedi.
Başımı salladım.
“Kalp için olan tehlikeler, bazen kurşundan daha öldürücüdür.”
Gözleri karardı.
“Ben tehlikeden korkmam.”
“Ben korkuyorum,” dedim fısıltıyla.
“İkimiz adına.”
O an kalbinin ritmi monitörde biraz hızlandı.
Alarm çalmadı ama ben duydum.
Kalbimin alarmıydı bu.
Ve içimde yankılanan tek bir gerçek vardı:
Bu artık sadece bir hasta-doktor ilişkisi değildi.
Bu, kontrol edemediğim bir savaştı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.5k Okunma |
293 Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |