
Yüzüğe baktığımda dünya bir anlığına sustu.
Hastane koridorunun floresan ışıkları, ayak sesleri, fısıltılar… Hepsi uzaklaştı. Sanki Demir’le aramıza görünmez bir daire çizilmişti ve o dairenin içinde sadece biz vardık.
“Emin misin?” diye sordum.
Sorum ondan çok kendimeydi.
Demir yüzüğün olduğu kutuyu kapatmadı.
“Bu hayat,” dedi,
“kolay olmayacak. Aileler, görevler, gözler üzerimizde olacak.”
“Biliyorum,” dedim.
“Zaten kolay olduğu için seçmedim seni.”
Gülümsedi. O gülümseme… bütün yorgunluğunu saklıyordu.
Ertesi sabah Ankara griye uyanmıştı. Demir’in tayin emri resmiydi artık. Gidiş saati belliydi. Dönüşü ise… yoktu.
Valizi hazırlarken sessizdik.
Bu sessizlik korkudan değil, kabulleniştendi.
“Ben yokken,” dedi Demir,
“kimsenin seni yalnız hissettirmesine izin verme.”
“Sen yokken,” dedim,
“kendime yabancılaşmam.”
Birbirimize söz verdik.
Yüksek sesle değil.
Ama kalpten.
Aynı gün Korhan ailesinde kopuş vardı.
Emine Hanım ağlıyordu.
“Demir,” dedi,
“bizi karşına almayı göze alıyor musun?”
Demir başını dik tuttu.
“Kimseyi karşıma almıyorum anne,” dedi.
“Sadece saklanmıyorum.”
Metin Korhan sessizdi. Uzun süre oğluna baktı. Sonra ağır bir sesle konuştu.
“Bu evlilik… gizli olmayacaksa,” dedi,
“bedelini birlikte ödeyeceğiz.”
Bu bir onay değildi.
Ama bir kapıydı.
Gün ailesinde ise ilk kez açık bir konuşma vardı.
Emel Hanım taburcu edildiğinde beni yanına çağırdı.
“Elimi tut,” dedi.
Tuttum.
“Hazel,” dedi,
“korktum. Seni kaybetmekten korktum.”
“Ben de,” dedim.
“Ama susmak beni daha çok kaybettirdi.”
Başını salladı.
“Artık susmayacağım,” dedi.
Bu cümle… geçmişteki bütün yaraları bir anda iyileştirmedi.
Ama ilk bandajdı.
Akşam Demir’le vedalaşacağımız yere geldik. Sessiz bir tepe. Ankara ayaklarımızın altındaydı.
“Beni burada bekleme,” dedi.
“Hayatına devam et.”
“Ben seni beklemeyeceğim,” dedim.
“Seninle yürüyeceğim. Uzaktan da olsa.”
Cebinden zincire takılı yüzüğü çıkardı.
“Bunu tak,” dedi.
“Gizli değil. Sadece şimdilik uzakta.”
Boynuma taktığında kalbim sızladı.
“Döneceğim,” dedi.
“Ve bu kez hiçbir şey yarım kalmayacak.”
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
“Git,” dedim.
“Ve sağ salim dön.”
Arabası uzaklaşırken Ankara’ya baktım.
Bu şehir bana entrikayı, tehlikeyi, korkuyu öğretmişti.
Ama aynı zamanda şunu da öğretmişti:
Aşk bazen yan yana durmak değildir.
Bazen…
kopuşun içinden geçen bir sözdür.
Ve biz o sözü
çoktan vermiştik.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.5k Okunma |
293 Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |