3. Bölüm

Nabzımdaki Tehlike

Bluedaisy
bluedaisy.92

O gece uyuyamadım.

Gözlerimi kapattığım anda acil servisin ışıkları, sedyenin gıcırtısı ve onun bakışları zihnime üşüşüyordu. Demir Korhan… İsmi, beynimde yankılanıp duruyordu. Bunun yalnızca mesleki bir refleks olduğunu söylemeye çalıştım kendime. İlk günler her zaman böyle olurdu. Yeni bir şehir, yeni yüzler…

Ama kalbim buna inanmıyordu.

Sabaha karşı nihayet uykuya daldığımda alarm çaldı. Aynada yüzüme su çarparken kendi yansımama sertçe baktım.

“Kontrol sende Hazel,” dedim.

“Bir asker sadece bir hastadır.”

Hastaneye vardığımda onu ilk iş kontrol etmem gerekiyordu. Müşahede odasının kapısında duraksadım. İçeri girmeden önce derin bir nefes aldım. Profesyonellik maskemi taktım.

Kapıyı açtığımda yatakta yarı oturur haldeydi. Üzerinde hastane önlüğü vardı ama duruşu hâlâ askerdi. Omzundaki bandaj temizdi.

Beni görünce bakışları anında yüzüme kilitlendi.

“Günaydın, doktor,” dedi.

Sesindeki sakinlik, içimdeki düzensizliği daha da artırdı.

“Günaydın,” dedim. Dosyasına göz gezdirerek yaklaştım.

“Nasıl hissediyorsunuz?”

“Yaşıyorum,” dedi kısa bir gülümsemeyle.

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

Bandajı kontrol ederken aramızdaki mesafe neredeyse yoktu. Nefesini hissedebiliyordum. Kalbimin atışlarını saklamak için başımı eğdim.

“Bir süre ağır hareketlerden kaçınacaksınız,” dedim.

“Ve tabii ki silah—”

“Bunu komutanıma anlatmak zor olacak,” dedi.

Başımı kaldırdım. Göz göze geldik.

“Sağlığınız emirden önce gelir.”

Bir an sustu.

“Keşke her şey bu kadar net olsaydı.”

Bu cümle… bana aitmiş gibi hissettirdi.

Odasından çıktığımda kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Koridorda yürürken bir hemşire fısıltıyla yanıma yaklaştı.

“Hazel, asker hasta bayağı önemli biriymiş,” dedi.

“Komutanı sabah erken saatte aradı.”

Başımı salladım ama içimde bir ağırlık oluştu.

Önemli olmak… tehlike demekti.

Öğle saatlerine doğru hastanede hareketlilik arttı. Siyah takım elbiseli iki adam ve üniformalı bir subay acil servise girdi. Bakışlarından belli oluyordu; buraya boşuna gelmemişlerdi.

Demir’in odasına yöneldiler.

İçimde tuhaf bir huzursuzluk belirdi. Nedenini bilmiyordum ama adımlarım beni onların peşinden sürükledi. Kapının önünde durdum. İçeriden gelen sesler net değildi ama tonu sertti.

“Görev yarım kaldı, yüzbaşım,” dedi biri.

“Dinlenme lüksünüz yok.”

Kapı aralandığında Demir beni gördü.

Bakışları bir an için yumuşadı. Sanki orada olmam ona güç vermişti.

“Doktorum,” dedi, sesinde net bir duruşla.

“Taburcu olmam mümkün mü?”

Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.

“Hayır,” dedim kararlı bir sesle.

“Hayati risk var.”

Subay bana sertçe baktı.

“Bu bir emirdir.”

Ben de ona baktım.

“Bu da bir yemindir.”

O an Demir’in gözlerinde bir şey parladı.

Saygı mıydı… yoksa başka bir şey mi, bilmiyorum.

Subay dişlerini sıktı.

“Bir gün,” dedi bana bakarak,

“bu inat başınıza dert açacak, doktor.”

Onlar çıktıktan sonra odada yalnız kaldık.

“Teşekkür ederim,” dedi Demir alçak bir sesle.

“Benim için risk aldınız.”

Omzuna baktım, sonra gözlerine.

“Ben sadece işimi yaptım.”

Gülümsedi.

“Hayır,” dedi.

“Bunu herkes yapmaz.”

O an anladım.

Bu adam sadece kalbime değil…

Hayatıma da dokunmaya başlamıştı.

Ve içimde yankılanan tek bir düşünce vardı:

Bir askere bu kadar yakın olmak,

ya kalbimi kurtaracaktı…

ya da beni en savunmasız yerimden vuracaktı.

Bölüm : 22.01.2026 18:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...