
O gece eve gittiğimde kolyeyi avucumdan bırakamadım.
Metal soğuktu ama taşıdığı anlam yakıcıydı. Demir Korhan’ın bana bıraktığı bir parça… bir güven, bir tehlike, bir sır.
Aynanın karşısında durup kendime baktım.
“Bunu yapmamalısın,” dedim fısıltıyla.
Ama kolyeyi komodinin çekmecesine koyarken içimdeki ses çoktan kararını vermişti.
Sabah hastaneye gittiğimde hava ağırdı.
Sanki yaklaşan bir şey vardı. Görünmeyen ama hissedilen.
Demir’in odası boştu.
Kalbim aniden hızlandı. Monitör kapalıydı, yatak düzeltilmişti. İçimde soğuk bir dalga yayıldı.
Hemşire bankosuna koştum.
“Yüzbaşı Korhan nerede?”
Genç hemşire gözlerini kaçırdı.
“Gece erken saatlerde… askerler gelip aldılar.”
“Nasıl yani?” dedim.
“Benim bilgim olmadan—”
“Emir varmış, doktor hanım.”
İçimde bir şey koptu.
Odaya geri döndüm. Çekmecesinde dosyası yoktu. Sanki hiç yatmamış gibi… silinmişti.
Tam çıkacakken komodinin kenarında küçük bir kâğıt gördüm. Katlanmıştı. Elim titreyerek açtım.
“Gitmem gerekiyordu. Ama bil ki seni yarım bırakmadım.
Kolyeyi sakla.
D.”
Nefesim düğümlendi.
O gün boyunca hastaları gördüm, reçeteler yazdım, acil çağrılara koştum…
Ama ben orada değildim.
Akşamüstü başhekim tekrar çağırttı.
“Hazel,” dedi ciddi bir sesle,
“Bu konu burada kapanacak.”
“Benim için kapanmadı,” dedim.
“Hasta taburcu edilmedi.”
“Bu bir askerî mesele,” dedi.
“Ve senin sınırını aştığın çok net.”
İlk kez korktum.
Ama geri adım atmadım.
“Ben doktorum,” dedim.
“Ve onu yaralı bıraktınız.”
Başhekim gözlerini kıstı.
“Bu merak başına iş açacak.”
Haklıydı.
Ama artık umurumda değildi.
O gece eve dönerken telefonum bilinmeyen bir numaradan çaldı.
Açtım.
“Hazel,” dedi tanıdık bir ses.
Kalbim duracak gibi oldu.
“Demir?”
“Dinle,” dedi hızlıca.
“Zamanım yok. Konumum da gizli.”
“İyi misin?” dedim nefes nefese.
“Hayattayım,” dedi.
“Şimdilik.”
Yutkundum.
“Beni bu işin dışında tutacağını söylemiştin.”
“Tutmaya çalışıyorum,” dedi.
“Ama artık sınırı geçtin.”
“Sen de,” dedim.
“Beni ortada bırakarak.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra sesi yumuşadı.
“Bunu yapmak zorundaydım,” dedi.
“Çünkü artık sen benim zaafımsın.”
Kalbim sıkıştı.
“Eğer başına bir şey gelirse—” dedim.
“Sana söz,” dedi.
“Geri döneceğim.”
Telefon kapandı.
Elimde hâlâ titreyen telefonla karanlık sokakta kaldım.
O an anladım:
Ben yalnızca mesleki bir sınırı aşmamıştım.
Kalbimin çizdiği sınırı da çoktan ihlal etmiştim.
Ve bu ihlalin bedeli, sandığımdan çok daha ağır olacaktı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.5k Okunma |
293 Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |