
Gözlerimiz birbirine kenetliyken gülümsedim
"Eğer tek bir ima bekliyor olduğunu bilseydim çok daha önce belli ederdim" elimi uzatırken cilveyle konuşunca o da yandan bir gülüş atıp yüzüğü parmağıma taktı.'Helal be!' kulağımda müdürün sesini duyunca herkesin derin bir nefes aldığını hissettim
"Aslında zaten bugün için almıştım yüzüğü ama sende öyle deyince yemeğe başlamadan takma cesareti buldum" elmaslar için Yunanlıların 'Tanrıların göz yaşları' yakıştırması yaptığını biliyordum ama bu kadar göz alıcı değerli olduğunu,bana bile yakışacağını bilmiyordum.Parmaklarım bir ince güzel geldi gözüme Aley buradayken bir kuaföre gidip manikür yaptırayım
"Gökçe" Destan'ın kahkahalarının arasından seslenişiyle ona döndüm
"Benimle bu kadar aşk yaşamadın yüzükle bakışmayı bıraksan mı artık" dedikleriyle bende güldüm halime
"Ya ben uzun zamandan sonra değerli işveli cilveli bir kadın gibi hissettim de kusura bakma dalmışım" gülümsemesi giderek durdu
"Ben inanıyorum biz mutlu olacağız ben seni gerçekten mutlu edeceğim" elini elimin üstüne koyup yüzüğü okşadı.Bu dediği bende buruk bir tebessüm oluşturdu seninle değil kiminle nasıl bilmem ama bende inanıyorum bir gün gerçekten mutlu olacağıma.
"Peki Destan ilerisi için ne düşünüyorsun yani aile tanışmasıdır falan filan onlardan konuşalım" elini çekip yüzüne sıkıntılı bir ifade kondurdu
"Hayatım benim bir ailem yok yetiştirme yurdunda büyüdüm ben tek ailem sensin" bunu biliyordum ama şaşırmış gibi yaptım
"Ben özür dilerim seni üzmek istemedim " omzunu silkti hain olmasa şuan kocaman sarılıp ben varım denilecek bir garibanlık çöktü omuzlarına.
"Sen beni üzmezsin canımsın benim" dediğine şirince sırıttım
"Peki mesleğini bu anlamda hiç kullanmadın mı merak ettim ama konuşmak istemezsen konuşmayalım" anlayışla başını salladı
"Beni çöp konteynerına atmışlar orada çöpçüler bulmuş ben ne diye arayayım o insanları" bununla ilgili bilgi sahibi olmadığım için şaşırmıştım gerçekten.Destan'a gerçek hislerimle baktım keşke hain olmasaydı belki iyi bir insan olabilirdi.Cevap vermeden elini destekler gibi tutup sıktım.Yemeklerimiz gelince ellerimi çekip garsona müsaade ettim.Acıkmıştım yemeğime gömülmüşken onun yavaş ve beni izleyerek yediğini görüyordum çatalını tabağına bıraktı ve öyle izlemeye devam edince lokmamı yutamayıp ona doğru baktım
"Ama ben böyle yiyemem ki" gözerini kısıp güldükten sonra tabağına dönüp bir iki lokma aldı
"Tamam kusura bakma lütfen" ikimizde sessizce yemeğimizi yerken boğazını temizleyip dikkatimi çekti
"Şu..düğüne beraber gidelim Ayşe benim için kıymetlidir.Onun özeli ama o da yetiştirme yurdu çocuğu koruma aile ile büyüdü" bilmediğim bu ayrıntıyla şaşkınlıkla baktım
"Beklemiyordum açıkcası burnu havada zengin aile çocuğu profili çizmişti gözümde" dediğime sinirle karışık güldü
"Bunu ilk defa söyleyen sen değilsin Baran yani evleneceği o savcıda böyle demişti" yüzümdeki ifadeyi bozmamaya çalışarak önümdeki suyumdan bir yudum aldım
"Güzel aşk yaşadılar,Baran çok sevdi Ayşe'yi" biraz öne doğru eğilip sessizce fısıldadı
"Sana bir sır vereyim mi?" arkasına yaslanıp başını sağa yatırdı gözlerini kıstı yaramaz gözlerle bakarken tekrar konuştu
"Ama küsmek sinirlenmek yok" ne olabilirdi ki,şımarıkça sırıttım
"Aşk olsun hadi söyle" tekrar masaya doğru eğildi ve fısıldadı
"Ayşe bana aşıktı" şaka ya da blöf yaptığını düşündüm
"Tabi hayatım o nişanlısı da benim aşığım zaten" ağzımdan birden çıkan cümleyle bozuntuya vermemek için kahkaha attım.Ama Destan'ın değişen yüz ifadesiyle bunu gerçek mi anladı diye şüphe edince telaşla konuştum
"Şaka hayatım aa hiç olacak şey mi o" sinirden kıpkırmızı olan yüzüne hayretle bakakaldım
"Gökçe bir daha sakın bana bu şakayı yapma" konuşmama izin vermeden devam etti
"Ben Ayşe'nin durumunu bildiğim için onunla bir ağabey gibi ilgilenirdim ama o beni farklı görmüş.Bir gün birkaç kadeh bir şeyler içtiğimizde itiraf etti sonrasında yaptığını hatırladı mı bilmem ama ben bilmiyormuş gibi yaptım kardeş gördüm onu ben.Sonra savcı çıktı ortaya ilgilenmeye başladı ama bizim kız başka hayallerde olduğu için fark etmiyordu.Savcıyı gazladım Ayşe'nin de gözüne soktum da bana aşk zannettiği ilgisi geçti" Destan yemeğine dönmüştü ama ben anlattığı yerde takılmıştım.Savcı'nın ilgilenmeye başladığı dediği yerde yıkıldım da bedenim sandalyede kaldı.
"Gökçe" Mert'in kulağımdan gelen sesiyle silkelendim ama yine de sormadan edemedim
"E iyiki savcı gelmiş o zaman"
"İyiki hayatım iyiki yoksa ne yapacağımı bilemediğim bir zamandı.Ha bu arada ilişkileri beş yıldır var aileleri falan da biliyor ama işte Baran o zaman avukattı savcılık sürecine girince böyle uzadı gitti,yoksa şimdiye bebekleri olmuş da büyümüştü bile" öğrendiklerimi sindirmek için bardağımda kalan suyumu da tekte içtim
"Bebekleri büyümüştü diyorum çünkü Ayşe bir kere hamileyim galiba diye gelmişti.İkisi de pek heyecanlıydı hemen evleneceklerdi ama olmadı Ayşe tarihleri karışmış.Baran garibim çok üzülmüştü" tepkimi ölçer gibi bakınca sus artık Allah'ın belası diyemediğim için hmmm dedim sadece ağzını tekrar açtığında yine alev püsküreceğini düşünüp salatayı çatallamaya başladım
"Ha bir de amcası olan biri var ama amcası değil adı Seyitti sanırım o da bunların düğününü yapmaya dünden hevesli.Valla evlenin tüm masrafınız benden deyip duruyormuş Ayşe çok sever onu" dediği adam benim daha doğrusu Diayr'ın babasıydı.Destan bugün üstüme füze üstüne füze atıyordu sanki,gözlerime dolan yaşları geri göndermekten içimdeki umutların hepsi çöle döndü.Derin bir nefes aldım
"Üzüldüm Destan neyse işte bir haftaya düğünleri var yine olur bebekleri" masanın üstündeki elime uzanıp avucunun içine aldı
"Bizimde olur bebeğimiz,biz de hemen evlenelim Gökçe" gözlerine dalıp gittiğimi elimi sıkınca fark ettim
"İyi misin?Tamam hemen olmasın bebeğimiz" başımı iki yana sallarken güldüm
"Olsun Destan ben bu evlilik işini önce ağabeyime sonra da babama açayım sonrasına sonra bakalım ama şimdi gitsem ben olur mu?Kolum ağrıdı dinlenmedim bugünde" beni onaylarken ayağa kalkıp elini uzattı.
"Benim hatam düşünmedim heyecanıma ver lütfen" ikimiz karşılıklı birbirimize bakarken bir adım daha atıp ellerimi tuttu
"Çok güzelsin çok özelsin Gökçe,keşke kendini benim gözümden görebilsen" sarılmasını engellemek için başımı hafifçe omzuna yasladım
"Öyle yoğun bakıyorsun ki görüyorum ve kayboluyorum zaten" geriye çekilirken yanağına hafifçe bir öpücük kondurdum
"Haberleşiriz,hoşçakal" elini kaldırıp yanağına dokundurduktan sonra dudağına götürüp öpücük atınca işveyle kıkırdayıp çıkışa doğru ilerledim.Bakışlarını sırtımda hissediyorum hala sonunda arabama geldiğimde bir soluklandım.Şimdi değil diye diye arabama oturup hızlı bir manevrayla çıktım otoparktan biraz ilerleyince sağda durup dörtlümü yaktım.Beni izleyen gözler durduğumu görünce kulaklığımdan seslendi
"Gökçe harikaydın hakim tutuldu sana yakınlaşmayı ne kadar çabuk ilerletirsen görevin o kadar hızlı sonlanacak gibi görünüyor." şuan beni görmedikleri için gözlerime dolan yaşları serbest bıraktım
"Anlaşıldı amirim,kolum ağrıdığı için ayrıldım yarın tekrar bir araya gelirim anlık gelişti kusura bakmayın"
"Sorun yok kızım sen zaten yüzüğü aldın istediğin gibi hareket et,iyi dinlenmeler" gelen hışırtıyla bağlantının kesildiğini anlayıp kulaklığı çıkarıp kutusuna koydum.Şimdi yas tutma zamanı değil radyoma uzandım telefonuma bağladım "Şahiden-Bazı Haklar Helal Edilmez" i açıp sesini sonuna kadar açtım.Önce yolumu bir çiçekçiye çevirdim annemin en sevdiği çiçek olan lavantayı aldım aşağı dükkandan bir de tatlı alıp o eve nasıl gireceğimi bilmeden yokuşlu yollara girdim.Evler iki katlı bahçeliydi Baranların evi de çaprazda kalıyordu evin önündeki araba kalabalığı belli ediyordu zaten hayırlı işleri olduğunu.Değdirdiğim gözümün ucunu çektim oradan evin önüne geldiğimde derin bir nefes aldım radyoyu kapatıp motoru sonlandırdım.Arka koltuktan aldıklarımı alıp indim arabadan.Bu sokaktan son çıkış anım aklıma gelince istemsiz geriye bir adım atınca kendimi durdurdum.Derin bir nefes aldım başımı dikleştirdim omuzlarımı sabitledim nefesimi kesik kesik vererek evin kapısına geldim.Hızlanan nefesimle kapıyla bakıştım elim kalkmadı şu Destan'ın az önce söyledikleri beynimde yankılanmaya daha yüksek perdeden yüzüme çarpınca gözlerimi kapatıp başımı kapıya dayadım.Yıllarca düşündüm bu kapıdan nasıl gireceğimi hepsi birbirinden farklı senaryolardı ama hiçbirinde böyle yenik değildim hepsinde başım dik gözlerim alevdi şimdi dokunsan ağlayacaktım.Zaten bu insanlar beni terk etmemiş miydi hepsi ne hali varsa görsün buraya dönmesin dememişler miydi şimdi ben niye bu kadar yıkılmıştım ki.Kendi kendime verdiğim destekle başımı kaldırdım kapıya vurmak için kaldırdım.Yapamadım en iyisi ben gidip bir içimi boşaltıp gelmeliyim.Geri geri kaçtım kapıdan önüme dönüp arabama doğru ilerlediğimde taşan gözlerimi serbest bıraktım yaşlar ardı ardına akarken
"Dur hele" arkamdan gelen sesle duraksadım
"Nereye kaçıyorsun ya da yine mi kaçıyorsun" onun sesiydi kızı ortadan kaybolduktan beş yıl sonra eski damadına illa ki düğünü ben yapayım diye amcası olmayan ama amcası gibi olan Diyar'ın babası Seyit.Evet yine kulaklarımla duymuştum beni istemediğini ama amaydı işte.Arkama dönmeden adımlarımı daha da hızlandırdım arabama az kala önüme çıkan Mahir ve Mirhan ile durdum sağa döndüm Baran çıktı belki de geldiğimden beri ilk defa ona gerçek bir nefretle baktım ki gözleri boşluğa düştü sola döndüğümde Agit amca Baran'ın babası çıktı.O bana diğerleri gibi bakmıyordu şefkat vardı hep gözünde şimdi de öyleydi.Bu şefkati göremediğim arkamdaki adama hırsla döndüm elimdekileri yere atıp alelacele yüzümü temizledim
"Tuzak mı kurdunuz bana onlar da bilerek mi çağırdılar beni" dediğime şaşırarak tepki verdi
"Olur mu öyle şey anan,bacın onlar senin sabahtan beri hazırlık yapıyorlar" duyduğum en yumuşak sesiydi bu
"Öyle mi siz niye böyle sardınız etrafımı o zaman?"
"Gördük abla seni izledik kötü oldun giremedin içeri gitme diye" Mahir'den gelen cevapla başımı onaylamazca salladım arabama gitmek için yürüyünce
"Hani sen dikiliyordun dimdik karşımda şimdi niye kaçıyorsun" Diyar'ın babasından gelen soruyla hırsla ona doğru gittim karşısına geçtiğimde bana ilk defa derinden baktığını gördüm
"Bakma bana öyle" istemsizce konuştuğumda ikimizinde gözleri doldu
"Anan mumbar yaptı sana" kaşlarımı çattım
"Niye bu kadar heveslisin evine girmeme" bunu bekliyor gibi hızlıca cevapladı
"Anan istiyor diye" anan anan anan başımı anladım diye salladım
"Sen niye giremedin ki eve?" sorusuyla dişlerimi sonuna kadar sıktım
"Hem hemen niye şüphe ettin tuzak kurduğumuzdan" sorusuna cevap vermedim
"Çocuklar da halalarını bekliyor heyecanla" Mirhan'ın oradan babasına attığı destekle dudağım seyirdi ona da başımı salladım
"Ha tabi şu şimdiye kadar hiç haberleri olmadıkları hala birden var olunca herkes merak eder" dediğime Mirhan'dan karşılık gelmezken beklemediğim bir ses yükseldi
"Yoksa buradan nasıl çıktığını mı hatırladın ha Baran'ın Diyar'ı" nefesim hızlandı sinir kat sayım katlanırken nefretle dolduğumu hissettim.Bunu diyen şerefsiz Baran'a dönmedim bile
"Benim adım Gökçe,Diyar öldü" bunu yine Diyar'ın babasının gözlerinin içine baka baka dedim.
"Onu sen öldürdün kendin yaptın kendin ettin mahçup olacağına niye böyle cengaversin?" karşımdaki adamdan yine aynı sözler gelince sinirle karışık gülerken hızla yakasına yapıştım
"Sen benden ne istiyorsun?" o da ellerini kollarıma koydu çok yakındık ama sarılmıyorduk
"Sen bu kapıdan o Gelhat ile el ele gittin" o ismi duyduğumda aaahhhh diye bağırıp yakalarından sarsıp ittirdim onu askıda olduğunu unuttuğum kolumu zorladığım için canım acımıştı
"Sen beni terk ettin aileni terk ettin" Baran da gelmişti yanımıza ona bakmadan bir iki adım gerileyen adama ilerledim
"Ha hadi cevap ver nişanlına yok şimdi başkasının nişanlısı olan eski nişanlına" nefesim hızlanırken gözüm dönmüştü yine yapıştım yakasına avazım çıktığı kadar bağırdım
"Sana yemin ederim bir gün buradan nasıl çıktığımı öğreneceksin ama seni affetmeyeceğim hiçbirinizi affetmeyeceğim.Yaptıklarınızı bana söylediklerinizi hiç unutmayacağım siz benim elimi bıraktınız ya gerçeklerden sonra da ben tutmanıza asla duydun mu asla izin vermeyeceğim" gözlerinin yine dolduğunu gördüm
"Bir gün her şey bitecek ama saçlarımı asla uzatmayacağım,ciğer sürmeyeceğim ağzıma,çiçek ekmeyeceğim,güllerden nefret edeceğim seninle yaptığım ne varsa hepsinden nefret etmeye devam edeceğim.Baba kız gördüğümde hüzünle bakmayacağım' devam etmemi istemez gibi bakarken kollarını sardı bana sarılıyordu sımsıkı sarılıyordu kolumun acısı da geçmişti ve ben hiç korkmamıştım aksine üstümden yük kalkmıştı sanki sığındım göğsüne gücüm kalmayınca ona yasladım beraber yere çöktüğümüzü hissettim hıçkırıklarımı serbest bıraktım.Ben babasının en sevdiği kasımpatı çiçeğiydim soldurmuşlardı beni.Saçlarımı okşuyordu ama öpücükler konduruyordu rüya gibiydi sanki kabuslarım bitmişti de tatlı rüyalara dalmıştım
"Anlat işte anlat ne oldu nasıl gittin ne yaşandı da sen böyle yaralı yaralı bakıyorsun" kaşlarım çatıldı bunlar beni gaza getirip konuşturmaya mı çalışıyordu.
"Baraaan,hayaaatııım"
"Baran hadi oğlum sen git" ve uzaklaşan ayak seslerini hıçkırıklarımın arasından duyduğumda biraz düzene giren ağlamam şiddetle arttı ama kendimi toparlamalıydım.Bunlar beni konuşturmaya çalışmışlardı ama konuşmam o piçi bulacağım o anlatacak ya da bilmiyorum artık bunu istediğimden emin değilim.O yine bulup cezasını vereceğim ama gerçekleri herkes öğrensin derdim kalmadı kimseyle hesaplaşmak için gücüm kalmadı.Yaptığım iç hesaplaşmasından sonra sıcak kollardan ayrıldım yavaşça başıma çöken ağrıyla kıstığım gözlerimle baktım.İkimiz yerdeyken Mahir,Mirhan,Agit amca da yanımızda çömelmişlerdi hepsine baktım tek tek
"Bu yanlış bu sinir boşalmasıydı bu yanlış böyle olmamalı olamaz olmaz" Mahir atıldı hemen
"Ablam" ona boş boş baktım
"Ablam değil unutma ben ne idüğü belirsiz çocukları olan bir kahpeyim.Hiçbiriniz unutmayın ben öldüm bu olmaz" kendimi toparlayıp ayaklanırken Agit amca usulca konuştu
"Kızım bir dur gitme böyle" gözleri Diyar'ın babasını işaret ediyordu bende baktığımda elleri sanki hala ben göğsündeymişim gibi duruyordu.Durmadan yerde biraz sürüklenip kalktım ayağa
"Siz benim kötü olduğumu anlayıp konuşturmaya çalıştınız ama konuşmayacağım bu saatten sonra hiç konuşmam da"
"Saçlarını uzat onlara küsme benim yüzümden bizim yüzümüzden küsme hiçbir şeye değmez kızım vallahi değmez" bana bakmadan konuşuyordu
"Kardeşim gitme hadi evimize gir" Mirhan'ın dediğine güldüm
"Benim zaten beni saran bir babam var abim var evim var.Benim duygusal boşluğumdan yararlanıp bu hale düşürdünüz ama bitti yaşandı ve bitti bu son yirmi dakikayı siliyorum beynimden sizde silin" hızlıca ilerleyip yerdeki çiçeği ve tatlıyı alıp arabama bindim onlara hiç bakmadan gaza bastım.Ne kadar gittiğimi bilmeden müsait bir yer görünce durdum.Direksiyona başımı koydum gözlerimi kapattım onlara da dediğim gibi unutmam gerekiyordu bu olanları.Üstüne düşünmeden tekrar çalıştırdım arabayı nerede olduğuma baktım biraz ileride benzlik vardı orada toparlayayım kendimi.Benzinliğe geldiğimde marketten soğuk içecek alıp lavaboya girdim yüzüm gözüm kıpkırmızı ve şişti yüzüme soğuk suyu vurup soğuk içecekle yüzüme kompres yaptım beş dakika sonunda daha iyi görünüyordum.Biraz daha yapıp çıktım benzinlikten arabaya döndüğümde telefonumun titrediğini gördüm sessizde unutmuşum arama bittiğinde yanan ekranda 30 cevapsız arama gördüm saat dokuza geliyordu aramalar Mert,Aley ve Hare'dendi.Hemen Mert'i aradım anında açıldı
"Abim neredesin" sesi yine yumuşacıktı
"Abi ben sessizde unutmuşum şimdi gördüm de"
"Tamam güzelim iyi misin?" dikiz aynamdan kendime bakarken onayladım onu
"İyiyim iyiyim sorun yok" arkadaki sesler çoğalırken Mert gülerek konuştu
"Gökçe annen bizi de davet etti buradayız bizde hadi gel güzelim heyecanla bekliyor" şaşırmıştım buna ama iyi gelmişti bu haber
"Hemen uçuyorum oraya" dediğim gibi de gazladım evin sokağına gelip arabayı yine aynı yere park edip sakince indim.Elimdeki hafif zedelenen lavantaları düzeltip kapıya geldiğimde beklemem tokmağı vurdum.Kapıyı açan küçüklerle yüzüme bir gülümseme geldi
"Halaa halaa halam geldii" ikisi de bacaklarıma sarıldığında neşeyle kahkaha attım bu çok tatlı bir histi.İçeriden gelen diğerleriyle küçükleri annesi almıştı annem de karşıma geçtiğinde
"Bana mı aldın?" lavantalara bakarak gözleri dolu dolu olduğunda sarıldım hemen ona
"Şş sakin ol artık ağlamak yok" çiçeğini alıp gülümseyerek başını salladı elimden tutup heyecanla bahçedeki çiçeklere yöneldi.Aklıma gelenlerle bir an yutkunamadım sonra başımı diktim boğazımdaki yumruyu giderdim.
"Heh şimdi bunları da ektim mi eksik tamamlanacak" annem hevesle çiçeğini ekiyordu.Bense sadece izledim onu arkamdaki kıpırtıyla yan döndüğümde Mert'i gördüm gözleri ellerime kaydığında ne ara bu kadar sıkı yumruk yaptığımı bende anlamamıştım.Koca bir iki adım atıp sıkıca sarıldı bana
"Canım benim iyi olacaksın annen sana iyi gelecek iyi olacaksınız" onu başımla onaylarken huzurla yumdum gözlerimi o adamın bana sarılışını unutmak ister gibi sarıldım ona
"De hayde yemeğe gidelim çocuklar" annem işini bitirmiş kenardaki muslukta ellerini yıkarken konuştu
"Gidelim valla Zelal Anne ben aç gelmiştim bu kızını beklerken açlıktan öldüm" üçümüz de kıkırdayarak bahçenin kenarına kurdukları masaya oturduk.Bekletmiş olmanın verdiği rahatsızlıkla açıklama yapmak istedim
"Ya işim uzun sürdü gitmesem de olmazdı kusura bakmayın" hep bir ağızdan mırıltılar yükselirken herkes tabağını dolduruyordu.Masada gerçekten her yermekten vardı
"Valla döktürmüşsünüz elinize kolunuza sağlık" Mirhan eşi önümdeki tabağa uzanıp mumbardan doldurdu
"Vallaha annem en çok buna özendi Cizre'den getirtti babama" verdiği ayrıntı belki iyi niyetindendi ama iştahımı kaçırmıştı bir nebze.Belli etmeyerek gülümsedim o sırada kapı çalınca Hare koşarak kapıya gitti gelen Mirza idi.Doğruya neredeydi bu adam
"Allaah geç kaldım hemen elimi yıkayıp geliyorum"
"Koş kanka koş çok güzel her şey" dolu ağzıyla konuşan Mert'e esefle bakarken Aley'e döndüm
"Bacım Allah sana kolaylık versin doymaz bu"
"Hiç beceremem biliyorsun hem bu gidişle tayinimi buraya isteyeceğim hep beraber böyle akşamları sana geliriz Zelal Annem" annem memnuniyetle güldü
"Gelin yavrum gelin kuzularım" kardeşim dediğim insanlarla annemin iletişimin böyle olması beni mutlu etti.Mirza da koşar adım gelip Hare'nin yanına oturduğunda
"Aa babam gelmişş" diyerek küçük kız çocuğu koşarak kucağına oturdu.Hareyle göz göze geldiğimizde gözlerini kapatıp açtı en azından hayallerini yaşayabilen de vardı.
"Babam ne yaptın bakalım" baba kız kendi arasında konuşurken Mert'in de onlara baktığını gördüm kolunu vurup sırıttım
"Bende böyle bıcır bıcır yeğenler istiyorum he" Aley hiç utanmadan kahkaha atarken Mirhan'ın karısı atıldı
"Senin yeğenlerin var yengem biraz büyükler tabi ama" sözünü annem kesti
"Yemek niye yemezsin kızım" ikisi arasında bakışınca görmezden geldim
"Yiyorum eline saglik hepsi nefis"
"Sen neredeydin Mirza" Mert'in sorusuyla bende cevabı için baktım ona
"Toplantı vardı da oradaydım" anladım dercesine başımı salladım zaten Mirza olsaydı onların beni öyle sıkıştırmalarına izin vermezdi.Herkes yemeğini yemiş gibiydi
"Bunları beğenmedin mi kızım?" annemin tabakta kalan mumbarları gösterdiğini biliyordum ama bakmadım tabağa direk onun gözlerine baktım
"Kusura bakma sadece senin emeğin yok tabakta.Bir gün ben o Cizre'deki yerden alır gelirim beraber yapar yeriz olur mu?" Gözleri yaşla dolunca elini elimin üstüne koyup sıktı
"Tamam kızım tamam evladım ben senin kusuruna bakmam hiç"
"E haydi beyler hep beraber kaldıralım masayı da bir bardak çay içelim biz kalkalım yarın sabah erkenden yola çıkmam lazım dönüş vakti geldi" Aleyna'nın dediğiyle herkes birden ayaklandı bende elime ve koluma garson taktiğiyle tabakları alınca annem söylendi
"Kızım bir sürü kişiyiz niye öyle yapıyorsun" Aley de hemen yetişti
"Ay Zelal annem onunki mesleki deformasyon garsonluktan kalmış böyle bazı hareketleri boşver ona göre normal" dediğiyle adımlarım sekteye uğradı bu kız gerçekten boş boğazdı
"Ne nasıl garsonluk yani garsonluk mu yaptın sen?" ben duymamış gibi yapıp unutmadığım mutfağa doğru yürüdüm
"Ya boş verin bunları Zelal Anne,Aleyna sende git Gökçe ye yardım et" Mert duruma el attığında rahatlıkla içeri geçip elimdekileri tezgahın üstüne bıraktım.Aleyna da arkamdan geldiğinde
"Gökçe ben bir anda söyledim öyle aklıma gelmedi" ona sarıldım
"Biliyorum önemli değil boş ver" o da bana sarılırken sinirle söylendi
"Mert'ten duydum hakimin anlattıklarını üzülme canımın içi ben varım biz varız" bir şey söylemeden içeri giren Hare ile ayrıldım Aleyna'dan.
"Bu kız anlattığı kadar tatlı" Hare'nin omzuna elini atarak üçümüzü birleştirdi
"Ben yokken dostum sana emanet"
"Haydin kızlar siz geçin bende çayları koyup geliyorum" Mirhan'ın eşinin seslenmesiyle ayrıldık bahçeye çıkarken Hare'ye sordum
"Oo adı ne onun?"
"Elif"
"Yengen o senin yengen" Aley'in yaptığı iğrenç espriye ikimizde 'ıyyy' derken bahçede çocukların seksek oynadığını gördüm hemen gittim yanlarına
"Halam geldi halam" İkizler yine koşturarak önüme geldiklerinde bende dizlerimin üzerine çöktüm
"Evett say baştan sayın bakalım isimlerinizi"
"Ben Bera bu da ikizim Alya" Alya'da ikizini onaylarken diğer ikisine döndüm
"Ben Gökalp bu da kardeşim Umay Diyar" umarım kaderin bana benzemez küçük kız hepsini öptüm tek tek
"Hadi ben de oynayayım sizinle" hepsi heyecanla sıralarını söyledi ve ilk oynama hakkını bana verdiler onlarla bir iki tur oynadıktan sonra annem seslendi
"Kızım gelesin çayını içesin soğuyor" çocuklar anneme kızarken kazayla düşmüş gibi yere attım kendimi
"Ahh canım çok çok az acıdı ama yine de gideyim annem baksın yarama siz devam edin" şimdi hepsi gönül rahatlığıyla izin vermişti girmeme.Belki yaptığım yanlış ama diğer türlü de izin vermiyorlardı bizim cocuklardan geliştirdiğim bir taktik bu.Masaya oturdum
"Sen de haylaz çocuk gibisin" Mirza'nın dediğine kıkırdadım
"Gökçe çocuklarla ilgili fazlasıyla idmanlı onları istediği gibi yönetme güçleri var" Mirzayla Mert'e doğru konuştum
"Siz iyi ikili olmuşsunuz valla ama lütfen benden uzak durun" ikisi de gülerken Mirza Hare ile Aleyna'yı gösterdi kendi hallerinde bir sohbet içindeydiler
"Çift olarak aile oturmaları bile yapacağız gibi" dediğine güldüm sadece Mert çayını bitirdiğinde bana baktı
"Canımıniçi biz şimdi kalkalım Aleyna hazırlansın sende gel diğerleri gelmeden" dediğinde ayaklandım bende Aley de kalktığında çocuklar geldi yanımıza
"Hala iyileştin mi hala gidiyor musun hala gitme" saçlarını karıştırdım
"Sonra yine gelirim"
"Hala hayır daha oynamadın ki bizimle" Bera'nın attığı ponçik bakışlara kıyamadım
"Ağabey siz gidin ben arkanızdan gelirim"
"Sen geleceğin zaman söyle gelip alalım seni kolunu fazla yordun araba sürmeye kalkma" abi nasihatleri en sıkıldığım şeydi başımı sallayıp geçiştirdim onu.Diğerleri onları uğurlarken bende çocuklarla saklambaç oynamaya başladım biraz saklandıktan sonra Bera sıkıldı
"Hala dövüş oynayalım" hemen arkadan müdahale geldi
"Oğlum halanın kolu acıyor oynayamaz" annem torununa kızınca Bera utanıp kızardı anneme bakıp elimi kaldırdım
"Şöyle ki babaannen haklı tam dövüşemeyiz amaa seni gıdıklayabiliriiiim" derken Bera'yı tutup yere yatırdım sonra Umay sonra Gökalp sonra Alya'yı.derken birden çocuklar benim üstüme yüklendi hepsi birden bağırıyordu 'gıdıgıdıgıdıgıdı' onların bağırışlarına benim gür kahkaham eşlik ederken arka planda annemin sesini duyuyordum
"Durun hele kızımın kolu yaralıdır" Mirza gelince beni kurtaracak diye beklerken çocuklarla bir olup o da beni gıdıklamaya başladı birkaç ayak sesi geldiğinde çocuklar durdu bende gözlerimi kapatıp yerde nefeslendim
"Bunun intikamını alacağım sizden bücürler" gözümü açtığımda hepsi kaçışınca bende doğruldum.En son ne zaman bu kadar gülmüştüm hatırlamıyorum.Yanımdaki Mirza'nın dizine vurdum
"Beni kurtarmadın kolum acıdı" kötü insan kahkahası atarken ayağa kalkıp elini uzattı yorulduğum için elini tutup kalktım.Arkamı döndüğümde evin diğer üyeleri ve Baran vardı anne babasıyla.Eskiden de böyle çat kapı gelirlerdi ya da böyle yapılacak kritik varsa misafirden sonra konuşurlardı demekki bu adet değişmemişti.Hiç bozuntuya vermeden anneme dönüp gittim onu öptüm
"Allah'a emanetsin" Hareyle de sarılırken onlar da masaya doğru ilerledi
"Gökçe dur ben götüreyim seni şimdi gece gece nasıl süreceksin arabayı" onunda yanına gidip yarım yamalak sarıldım
"Sıkıntı yok hallederim ben sağ ol" kapının önünde kimse kalmamıştı hızlıca çıkıp sessizce örttüm kapıyı.Düşünmeye fırsat vermeden arabama yürüdüm silecekte bir kağıt olduğunu görünce merakla aldım burada ne alaka kağıt falan ikiye katlanmış kağıdı açtığımda hızla etrafımı kolaçan ettim.Nottaki yazı kolumdaki kurşunun adresiydi demekki mesele benimle ilgiliydi
"Topal'ın selamı var"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |