40. Bölüm

38. Bölüm

Merve Altuntaş
bukiz_yazmayiseviy

Bir anlık karar neye sebep olurdu?"

Mutluluk mu, hüzün mü?

Yoksa aşka mı, esarete mi?

Cezaya mı, ödüle mi?

Bir anlık düşünmeden alınan karar esarete dönüşürdü.

Hastane koridorları normalde şifa kokardı ama o gün sadece soğuk bir boşluk vardı.

Araf'ın bir anlık verdiği kararla, tekerlekli sandalyenin tekeri hızla döndü. Hastanenin dik ve geniş merdivenlerinde yankılanan ses tüm cihanı feryat ettirdi.

Hastanenin dehlizlerinde yankılanan o korkunç çığlık sesi, bir annenin feryadı, bir kardeşin pişmalığıydı.

Bir saniyeliğine dünya durdu. Etraftaki insanlar ilk şoku atlatınca hemşirelerin çığlıkları, güvenliklerin telsiz sesine karıştı.

Dilşad bir anda kendini yerde buldu. Dilan ne yapacağını şaşırdı.

Hemşirenin: Çabuk doktor çağırın. Sedye getirin, adam ölüyor. Ne bekliyorsunuz, hızlı olun."

İlk müdehale ekibi gelip Araf'ı kaldırdılar. Başındaki darbe izi soğuk ölümün habercisi idi.

Melek odadan çıktı. Koşarak Dilan'ın yanına gitti. Dilşad yerde baygın halde idi.

"Kızım yardım et. Dayeni yerden kaldıralım. Dilan kendine gel. Şimdi beklemenin zamanı değil." dedi.

Polis sesleri duyuldu. Meraklı gözlerle izleyen hastalar, koridordan odalarına geçirildi.

Ağlamak sızlamak bu saatten sonra fayda sağlar mıydı?

Evlatlar arası ayrım yapılmıştı. Birinin kalbi hayata küstü. Diğerleri küsen kalbin bahçesinde yeşerdi.

Dilan bekledi. Konuşmaya takati yoktu.

Melek kime gideceğini şaşırdı. Sedye ile Dilşad yerden kaldırıldı.

Dilan tekerlekli sandalyeye ile götürülmek istendi.

"Ben binmek istemiyorum. Ölmek için çok genç biriyim. Beni ona bindiremezsiniz. Duydunuz mu beni? Beni de öldürmenize izin vermem." dedi korku içinde.

Sinir krizi geçiriyordu. Kolundan tutan hemşireye tekme attı.

"Bırak beni, bıraaaaakkkk." dedi.

Ömer öylece uzaktan izledi. Gidip sarılmak, belki acısını hafifletmek istedi.

Sonra Dilan'ın söyledikleri aklına geldi.

Odasına gidip Mirza'yı aradı.

"Ağabey buraya acil gelmen gerekiyor." dedi.

Mirza ne olduğunu sorsa da söylemedi. Söyleyecek gücü kendinde bulamadı.

Olayın üzerinden saatler geçti. Ameliyathane odasının kapısı açıldı. Doktor başını öne eğdi.

"Üzgünüm biz elimizden gelenin fazlasını yaptık. Hasta hayata dönmek istemedi." Bir süre bekledi.

"Başınız soğulsun." dedi ve hızla yanlarından ayrıldı.

Mirza, ailesine baktı. Duygusuz bir şekilde, buz gibi soğuk.

İçindeki çocuk hüngür hüngür ağlamaya hazırdı. Biliyordu ki şimdi olmazdı. Ağlayacak dahi zamanı yoktu.

Dilşad ağlamaktan perişan oldu. Dilan köşeye sindi. Öylece boşluğa bakıyordu.

Agir ağa olduğu yere yığıldı. Bahar, Mirza'nın yanında yerini aldı.

Biliyordu içinde kopan fırtınaları. Hayat onlara mutluluğu çok görüyordu.

"Mirza..." bir süre bekledi. Bu durum karşısında söylenecek söz bulamadı. Sahi ne denirdi böyle durumda?

"Söyle güzel gözlüm"

Mirza'ya baktı bir süre. Sorusuna aldığı cevap, karşısında klasik bir söz söylemeye karar verdi.

"Başın sağolsun" diyebildi.

"Dostlar sağolsun güzelim."

Mirza o kadar soğuk davranıyordu ki her sözü buz gibi soğuktu.

Bahar: Ailen perişan durumda. Ben yanlarına gidip, destek olayım." dedi.

Mirza kolundan tuttu.

"Teselli etmeye vaktimiz olduğunu düşünmüyorum." dedi.

Melek hanım ile Demir ağa gidip Dilşad ve Agir ağayı teselli etmeye başladılar.

Mirza sadece izledi. Kendi ölmüş olsaydı, aynı tepkiyi verirler miydi?

Bunun cevabını dahi bilmiyordu. Bilmediği o kadar çok şey vardı ki, ne yapacağını aklında kestiremedi.

İnsanlar desinler diye göstermelik ağlıyordu. Öylece baktı.

Acı haber üzerine hastaneye akın akın insanlar geldi. Mirza kapıya çıkıp gelenleri karşıladı.

"Başın sağolsun ağam"

Gerçekten merak ediyordu, başı sağolmuş muydu?

Ruhu ölümün soğuk hissine kapılmıştı. İçinde yıllardır biriktirdiği duygular dile gelmişti.

Her zaman kaybeden taraf mı olacaktı? Acı çeken, dirayetli olmak zorunda olan. Ölüm dahi anlamsızdı. Bu saatten sonra kaybetmekten korkmuyordu.

Sadece sırasını bekliyordu. Yılların pişmanlığı içinde birikmiş kor ateşti. Her an patlamaya hazır bir ateş.

Düşündü...

Her şeyi kabul etmek zorunda olmasını düşündü.

Her şeyin hesabını sormak zorunda kalması kadar acı bir gerçek yoktu.

Kimsesi yoktu. Ailesi yalan üzerine idi. Çıkarlar söz konusuydu.

Araf için perişan olanlar, yıllarca Mirza'dan bir haber yaşamıştı.

Sevdasının dahi dolduramadığı kocaman boşluk vardı.

Kayıp ettiği çocukluğu...

***

Güneş, Mardin’in kızıl topraklarının üzerine sanki bir yas örtüsü gibi ağır ağır batıyordu. Cenaze konağa getirmişti. Konakta ölümün o soğuk nefesi hissediliyordu. Araf gitmişti; evin en sakin, en sevgi dolu genci artık dilsiz bir sessizliğe bürünmüştü.

Avludaki kalabalığın fısıltıları sarmıştı dört yanı. Mirza baş köşe de yerini aldı. Ağalar önce elini öpüyor sonra baş sağlığı veriyordu.

Bir veda, sonun başlangıcı oluyordu.

Kadınların ağıtları tüm Mardin'de duyuluyordu.

Tüm gece gözyaşları içinde geçti. Dilşad ağzına tek lokma koymadı.

Cenazeyi yıkamak için gelen personeller hayretler içinde bir birine baktı.

Cenaze arabasında bekleyen, küçülmüş bir beden.

Gassal ve yanındaki yardımcısı, içinde kopan fırtınalarla cenazeyi mobil gasilhaneye aldılar.

Gassal, derin bir nefes alarak beyaz önlüğünün önünü ilikledi. Karşısında, beyaz bir örtünün altında yatan genç adamın, Araf’ın hikayesi henüz bitmemişti; sadece şekil değiştiriyordu.

Araf’ın üzerindeki örtüyü yavaşça açtı. Genç adamın bedeninde taze ameliyat izi vardı. Henüz dün yapılan o büyük ameliyatın dikişleri, bir hayat mücadelesinin sessiz şahitleri gibi duruyordu.

Gassal, suyu ılık bir kıvama getirdi. "İncitmemek lazım," diye fısıldadı kendi kendine. "Dünya yükünü bırakmış bir ruhu, incitmeden uğurlamak gerek.",

Gassal, süngeri suyla ıslatıp Araf'ın alnından başladı. Ameliyat bölgesine geldiğinde eli iyice yavaşladı. Parmak uçlarıyla dikişlerin üzerinden geçerken sanki bir porselene dokunur gibi hassastı. Sızıntı yapmasın diye o bölgeye suyu doğrudan dökmüyor, eliyle nazikçe akıtıyordu.

Araba hafifçe sarsıldı. Dışarıdaki kalabalığın "ağam" diye feryadı aracın brandasını kamçıladı. Ama içeride, o dar ve steril alanda sadece suyun sesi ve Ömer Efendi’nin mırıldandığı dualar vardı. Araf, ameliyat masasında bıraktığı nefesini, şimdi bir gassalın merhametli ellerinde son bir temizlikle taçlandırıyordu.

Yıkama işlemi bittiğinde, Gassal temiz ve yumuşak havlularla Araf’ın bedenini kuruladı. Ameliyat izinin üzerine temiz bir pamuk tabakası yerleştirdi. "Bu senin son zırhın," dedi sessizce. Kan sızmasın, leke olmasın diye o bölgeyi usulünce sabitledi.

Sıra kefenlemeye gelmişti. Kar beyazı kumaşı arabanın zeminindeki sedyeye yaydı.

​Kamis ve İzar: Araf’ın bedeni, bembeyaz kumaşın üzerine ilk kez yerleştirildiğinde, az önceki ameliyatlı ve yorgun görüntü kaybolmuş, yerini derin bir huzura bırakmıştı.

​Liffafe: Son kat kumaş da üzerine örtüldüğünde, Araf artık bu dünyadan tamamen soyutlanmıştı. Gassal, baş ve ayak uçlarındaki düğümleri sıkıca bağladı.

Gassal, cenaze arabasının kapısını açmadan önce bir an durdu. Araf’ın yüzüne son bir kez baktı. Ameliyat masasında başlayan o zorlu gece, bu küçük mobil gasilhanede nihayete ermişti.

​"Mekanın cennet olsun evlat," diyerek arabanın arka kapısını açtı. Dışarıda bekleyen kalabalık, sessizce yaklaştı. Araf, artık beyazlar içinde, dikişlerinden sızan acıları dünyada bırakmış bir şekilde son yolculuğuna hazırdı.

Araf bembeyaz kefenin içinde küçücük kalıyordu. Kefene bulaşan kan damları yürekleri burkuyordu.

Kelimeler kifayetsiz kaldı.

Tabut omuzlara alındığında, gökyüzünden ilk damlalar düşmeye başladı. Mirza, kardeşinin tabutunun altına girdi. Omzundaki yük sadece tahtadan bir tabut değil, yaşanmamış bir ömrün ve yarım kalmış hayallerin ağırlığıydı.

Camiye geldiler. Musalla taşının üzerine konuldu tabut.

Ölüm gelince isim dahi kalmazdı insanda.

Kimisi merhum derdi. Kimisi cenaze. Bazıları da Rahmetli. Kim olduğun, ne olduğun beyaz kefenin içinde anlamı kalmazdı.

Bir vardık , bir yoktuk. Rabbim sıralı ölüm nasip etsin.

Cenaze namazı kılındı. Tabut, musalla taşından kaldırıldı. Yakındaki mezarlığa doğru gitmeye başladılar.

Agir ağa mezarlığa gelince eline bir avuç toprak aldı.

"Topraktan geldik, toprağa döneriz"

Sonumuz gerçekten böyle mi olacaktı?

Açılan mezara Araf yerleştirildi. Agir ağa eline kürek aldı. Bir kaç kürek toprak attı.

Mirza, daha fazla dayanamayıp babasından küreği aldı. Kenara götürüp oturttu.

"Topraktan geldik, toprağa döneriz."

Agir ağa devamlı aynı şeyleri tekrarlıyordu.

Mirza: Toprak bizim gerçek yuvamız. Terazimiz. Gerçeğimiz. Kırılan kalbimiz. " dedi.

Agir ağa mezarın başına gitti.

"Gözlerini kapatmışsın evlat," diye mırıldandı ciğeri yanarak. "Ama benim gözlerimi bir ömür açık bıraktın."

Mirza sessiz kaldı. İmam geldi yanlarına. İkisi de sessizce uzaklaştılar.

Etraf yavaş yavaş sessizleşti. Misafirler konağa gitmeye başladı. Şimdi sorgu sual zamanıydı.

Ölüm kimine göre kurtuluş, kimisine göre verecekleri sınavdı.

Agir ağa, dizlerinin üzerine çöküp bir avuç toprak aldı. O toprağı mezara serperken, "Hakkım helaldir, ama dünya sana dar edenlere haramdır," dedi. Sesi, mezarlıktaki asırlık ağaçların yapraklarını titretti.

Evlat acısı ciğerini yakıyordu. İmam son cümlesini söyleyip gitti.

"Bu saatten sonra, ona yapabileceğiniz en büyük iyilik, dua etmektir. Böyle Araf ağaya acı vermekten başka bir şey yapmazsınız. Acınız büyüktür. Verende o, alanda o. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Rabbim acınızı dindirsin. Dilerim Araf ağa yaptığı hatadan dolayı, Rabbim merhameti ile muamele görür. Rabbim günahlarını bağışlasın. Başınız sağolsun. Geride kalanlara uzun ömürler versin. Allah'a emanet olun." dedi ve gitti.

Agir ağa yerde öylece bekledi. Gözünden akan yaşa engel olmadı. İsyan etmiyordu. Teselli arayacak oğlu, ona destek vermiyordu. Zaten böyle bir şey de beklemeye yüzü yoktu.

Bu dünya imtihan dünyası idi. Şimdi yıllarca kırıp döktüğü evladının merhametine kalmıştı.

Mirza yanına gelip ayağa kaldırdı.

"Gün ağlama günü değil. Gün intikam günü. Aram ağa son nefesini verdiği gün, Araf için, kendi çocukluğum için ağlamaya zamanım olacak. Hadi kalk gidelim." dedi.

Agir ağa sessizce mezarlıktan ayrıldı.

Taziye evine geldiler. Kendi konakları onlar için mezardan farksızdı.

Mirza salonda baş yerini aldı. Yanında Agir ağa ve İhsan ağa vardı. Demir ağa, İhsan ağanın yanında yerini alırken, Ömer Asaf ,Mirhan konağında kalmayı tercih etti.

Zelal teyze baş sağlığı için konağa geldi. Konaktaki korumalar içeri almak istemediler.

Sessizce konağın önünden gideceği sırada Bahar gördü. Hava almak için dışarı çıkmıştı.

"Zelal anne, hoş geldin. Buyur gel içeri.( Korumalara dönüp) Ne beklersiniz, açın kapıyı." dedi heyecanla.

Zelal teyze utançla başını öne eğdi.

"Kızım ben gideyim. Sonra gelirim baş sağlığına." dedi.

Bahar koluna girdi.

"Olur mu buraya kadar gelmişsin. Hem Mirza'da seni gördüğüne sevinir. Senin başımızın üstünde her zaman yerin var." dedi samimiyetle.

Zelal teyze, bir süre düşündü. Korumaların tavrını düşündü.

"Ben gideyim kızım. Sonra gelirim." dedi utançla.

Bahar, bir süre bekledi.

"Zelal annem, neden böyle yaptığını bilirim. Seni zorlamak benim haddim değil. İçeri de iyi giyimli kadınlar var. İçleri boş. Sorsan hepsi alim. Kalpleri, beyinleri boş. Kibir, riya hepsi var. Bülbülü altın kafese koymuşlar yine özgürlüğüm demiş. Mirza'nın huzuru sensin. Doğurmasan da annesi sensin. İleri de doğacak çocuklarımın hedası sensin. Sen benim başımın tacısın. Gelmek istemezsen seni evine göndereyim. Yorulmana gönlüm razı olmaz." dedi.

Zelal teyze: Kızım ben yabancı biriyim. Böyle düşünmenize gerçekten mutlu oluyorum. Sen zahmet etme, ben geldiğim gibi giderim." dedi başını öne eğerken.

Bahar, Zelal teyzenin başını yerden kaldırdı.

"Evimin direğine üzülmek yakışmaz. Sen benim canımsın, kanımsın. Sevdiğim adamın anasısın. Sen benim yuvamsın. Zahmet ne kelime, senin duan bana bir ömür yeter. Benim ise gücüm bu kadarına." dedi şefkatle.

Zelal kadın ellerini avuçları arasına aldı. Dilan terasa çıkmıştı. İkiliyi nispet ederek izliyordu.

Bahar, Zelal teyzenin ellerinden öptü.

Şoförüne talimat verdi. Zelal teyze evine gitti.

Ye kürküm ye misali. İnsanlar sadece yediğine, giydiğine, gezdiğine bakarak karşısındaki ile konuşuyordu.

Hali, hareketi davranışı, dürüstlüğü bu devirde beş para etmiyordu.

Bahar konağa girdi. Mutfağa gireceği an Dilan önüne geçti.

" Elin dilencisine gösterdiğin saygıyı keşke dayeme gösterseydin. Şimdi hiç birimiz perişan olmazdık Bahar hanım." dedi.

Bölüm Sonu...

 

Bölüm : 03.01.2026 20:40 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...