
Bir kelime ne kadar kırıcı olabilir?
Her şeyin sorumlusu sizin olmanız gibi.
Dilan yine yapmıştı yapacağını. Bahar öfke içinde yanına yaklaştı.
"Gelsene sen buraya." deyip kolundan tutup mutfağa çekti.
Dilan ne yapacağını merak ediyordu. Bahar'ın gücü onu halt etmeye yetmezdi.
Bahar çalışanları umursamadan, Dilan'ı yere attı.
"Bana bak Dilan. Susuyorum diye üste çıkamazsın."
Çalışan mutfak kapısını kapattı. Sesler dışarı çıkmasın diye.
Dilan bulunduğu duruma öfkelenerek: Kızım seni mahvederim. Benim konağımda bana el kaldıramazsın." dedi.
Bahar sakinliğini koruyarak : Senin konağına kalmadık. Benim aşiretim var Dilan. Şimdi bağırsam ölüm fermanın verilir. Bunu sakın unutma." dedi.
Dilan, Bahar'ın dibine gelerek: Benim aşiretim yok mu, onu mu diyorsun bana?" dedi ve çığlık atmaya başladı.
Avludaki herkes mutfağa yöneldi. Mirza'nın yanına koruma gelip kulağına her şeyi anlattı.
Demir ağa ve Mirza mutfağa gitmek için kapıya yöneldi.
Dilşad kızını görende Bahar öldürüyormuş gibi çıktı misafir odasından.
Mutfakta, Dilan eşyaları oradan oraya atmaya başladı. Tezgahta ki porselen tabağı yere fırlatıp parçaladı ve kendi koluna hafif bir çizik attı. Ardından konağı ayağa kaldıran o çığlığı attı.
Kapı gürültülü bir şekilde açıldı. Dilan, Bahar onu dövmüş gibi hareket ediyordu.
Mirza: Burda ne oluyor, hemen biri bana anlatsın?" dedi tüm kudreti ile.
Dilan ağabeyine ağlayarak yaklaştı: Bahar yaptı! Sırf ona yardım etmek istedim diye beni itti, canıma kastetti!" diye ağladı.
Suçlamalar ağırdı; Dilan, Bahar’ın onu kıskandığını ve gizlice tehdit ettiğini iddia ediyordu.
Mirza, Bahar'a baktı. Tüm asaleti ile kenarda duruyordu.
Bahar, Mirza'nın gözünün içine bakıp: Bana aşiretini göstermek istedi. Ben ortada aşiret göremeyince kendine zarar verip, hengame çıkarmaya başladı." dedi.
Mirza, Bahar'ın gözlerine bakıp konuşmaya başladı.
"Sende hazır ortalık karışıkken, Dilan'ın kolunu keseyim sussun dedin."
Bahar: Ben kolunu keserek susturmam. Kocamdan direk dilini keserek susturmayı öğrendim." dedi.
Dilan annesine yaklaşıp ağlamaya başladı. Agir ağa suskun bir şekilde bekliyordu.
Mirza, Bahar'ın verdiği cevaptan memnun kalmış bir şekilde Dilan'a baktı.
"Mutfaktaki kameralara bakıp, kim doğru söyler, kim yalan söyler anlayalım bakalım." dedi.
Dilan’ın beti benzi attı; mutfakta kamera olmadığını sanıyordu.
Dilşad: Mutfakta kamera yoktur. Bahar kızıma zarar vermiş. Her şey ortada. Çalışanlarda burada. Dilan masumdur görmez misin?" dedi.
Dilan annesinin arkasına geçip: Bahar beni de öldürecek." diye ağlamaya başladı.
Demir ağa" Fesuphanallah " deyip kızının yanına geçti.
Melek hanım da kızını korumak ister gibi sardı, sarmaladı.
Bahar dayanamayıp: Dilan'ı öldürmek istesem, bunu mutfakta mı yaparım. Zelal annem ile konuşuyorduk, gelmiş bana ters ters konuştu. Bende haddini bildirdim." dedi.
Mirza öfke içinde: Zelal annem mi geldi? Dilan kadına ne söyledin? Hemen cevap ver?" dedi.
Dilan kekelemeye başladı.
Dilşad araya girip: Bahar iftira atar. Görmez misin oğlum? Bu kız senin gözünü bu kadar mı kör etti?" dedi.
Mirza, buz gibi soğuk sesi ile: Kimin doğruyu söylediğini anlayacak yaştayım, merak etme." dedi.
Dilşad öylece baka kaldı.
Dilan hala babasına kendini açıklamaya çalışıyordu.
Mirza kısa süreliğine, yanlarından ayrıldı. Elinde hiçbir görüntü yoktu (çünkü mutfakta gerçekten kamera yoktu) ama o, kardeşinin suçluluk psikolojisini kullanacaktı.
Bir süre sonra yanlarına geldi.
"Dilan," dedi sesi buz gibi bir tonda. "Son kez soruyorum. Bahar mı yaptı?"
Dilan, abisinin sert bakışları altında ezilerek hıçkırıklara boğuldu ve her şeyi itiraf etti. Bahar’ı konaktan göndermek için bu planı yaptığını söyledi.
Mirza’nın öfkesi dinmiyordu. Karısına atılan bu iftira, onun kırmızı çizgisiydi. Öfke içinde nefes alıp verdi ve kardeşine dönerek son sözünü söyledi:
"Sen benim kardeşimsin ama Bahar benim eşim, onurumdur. Birine iftira atmak, sadece o kişiye değil, bu evin adaletine de ihanettir. Madem bu evde huzur bozuyorsun, o zaman huzurun kıymetini başka yerde öğreneceksin."
Dilan ağlayarak ayaklarına kapanıp af dilemeye başladı.
Mirza kesin kararını vermişti. Dilan artık yaptıklarının bedelini ödeyecekti
Dilşad engel olmak istedi. Agir ağa öylece baktı.
Mirza: Ana olaydın, kızın cenaze evinde haddini bilirdi. Zelal annem benim başımın üstünde. Dilenci diyen kim varsa işinden kovuldu. Dilan'da konaktan gidecek. Başka konuşacak söz kalmadı." dedi.
Dilan ağlayarak odasına gitti. Mirza'nın korkusundan konaktaki misafirler ağzını açmadı.
Mirza ve Bahar el ele avluya çıktılar. Dilan intikam almak için yanlarına geldi.
" Bu konak cenaze gördü. Düğünsüz gelen gelin de. Bahar sevdana çok güvenme. Gerçekten seni sevse idi, bugün telinle duvağınla konağa gelin gelirdin. Mirhan olarak değil." dedi.
Demir ağa kızını kanatları altına aldı. Aylarca yaşadığı acılar yüzünden, düğün aklına gelmemişti.
Mirza kardeşinin yüzüne tokat attı. Bahar gözyaşları içinde izledi.
" Senin hatan yüzünden, bizim mutlu olmaya zamanımız olmadı. Dilaaannn, önce kaçtın, sonra vazgeçtin. Çocuk oyuncağı mı lan bu. Bir öyle bir böyle." dedi.
Kısa süre bekledi.
" İdam kararını vermeden defolup gideceksin. Aksi takdirde Araf ağabeyine komşu olursun." dedi.
Dilan eşyalarını dahi alamadan konaktan götürüldü.
Bahar misafirlerin küçümseyici bakışından kaçmak için konaktan ayrıldı.
Mirza ardından gitti. Melek ve Demir ağa konaktan ayrıldı. Misafirler konuşacak bolca dedikodudan sonra sırası ile gittiler.
Kibir, nice insanın hayatını alt üst etti. Kibir, en mutlu günü de mahvetti. En acı günü de.
İnsan ne yaparsa en çok kendine yapardı.
Bazen iyi, bazen kötü.
Mirza arabasını son sürat, Bahar'ın önüne sürdü. Bahar yolda durdu.
Ağlamak çare değildi. Ağlamak boşa zaman kaybı idi.
"Ne istiyorsun Mirza. Kardeşine sürgün verdin. Mirhanlarla işin kalmadı. Şimdi yolumdan çekil." dedi.
Mirza kırgın bir şekilde : Yine aynı hatayı yapıyorsun. Yine elalemin söyledikleri için beni kırıyorsun. Yine bizi yok ediyorsun." dedi.
" Söylediklerini duymadın mı?" dedi.
"Duydum. Duymaz olaydım ama duydum. Her şey güzel gidiyorken, bizi yok etmelerine izin mi vereceksin?"
Bahar saçlarını çekti.
"Bıktım ailenden, yeminle bıktım. Alttan alayım diyorum olmuyor. Üstten alayım diyorum olmuyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Anan ayrı dert, bacın ayrı." dedi şikayet ederek.
Mirza yanına yaklaştı. Kolları arasına aldı.
"Bana konağı yaktırma. İçim yanar, beni kendinle sınamaktan vazgeç. Seni severim, beni yorma Bahar." dedi.
Bahar: Özür dilerim. Benim öfkem kaderime. Hem hala senin karın değilim. Mirhan'ım ben. Önce gelip ailemden isteyeceksin. Sonra Korkmaz olunca bakarız." dedi.
Mirza: Bahar orda duracaksın. İsteme yok. Düğün içinde beklemeyi öğreneceksin. Şimdi çözmem gereken önceliklerim var. Ben adabımla geldim istedim. Sen güzel olanı mahvettin." dedi.
Bahar, yaptığından pişman bir şekilde: Sana kırk kere anlattım. Sen de beni anlamadın. Ben eve gidiyorum, sen önemli işlerini çöz de gel." dedi ve arabasına yöneldi.
Mirza kolundan tuttu.
"Beni sakın kendinle sınama. Başkaları için beni kırmaktan vazgeç. İlkbaharımken, sonbaharım olma Bahar." dedi.
Bahar bir şey demeden arabasına binip gitti.
Mirza hemen ardından arabasına binip yer altına inmek için bastı gaza.
İnine gelince indi arabadan. Kapıdaki adamına dönerek: Buldunuz mu yerini?" dedi.
Adamı: Abi bulduk yerini. Yer altını kendine mesken yapmış" dedi.
Mirza: Gidip meskenini dağıtalım. Benim ailemi parçalamanın sonucuna katlanabilecek mi, gidip görelim" dedi.
Arbalara bindiler. On araba, peş peşe Aram ağanın inine gitmeye başladı.
Yeraltının o ağır, küf kokulu dehlizlerinde intikamın kokusu baruttan daha keskindi. Mirza, belindeki hançeri ve susturuculu silahıyla karanlığın bir parçası olmuştu. Aram Ağa, bu labirent gibi tünellerin kendisini koruyacağını sanıyordu ama Mirza için bu tüneller sadece birer mezar yoluydu.
Mirza arabadan gözlerinde ölümün dehşeti ile indi.
Mirza, paslı demir kapıların ardındaki fısıltıları dinleyerek ilerledi. İki koruma, bir jeneratörün başında sigara içiyordu. Mirza, bir gölge gibi arkalarından belirdi. Hiç ses çıkmadı; sadece iki bedenin yere yığılışının boğuk yankısı duyuldu. Artık yol açıktı.
Ana salonun görkemli ama karanlık kapısına ulaştığında, içerdeki kahkahaları duyabiliyordu. Aram Ağa, masanın başında, sanki bir kralmışçasına şarap kadehini kaldırıyordu.
Mirza kapıyı tekmeleyerek içeri girdiğinde ortamdaki tüm gürültü bıçakla kesilmiş gibi dindi. Korumalar silahlara davrandı ama Mirza’nın öfkesi onlardan hızlıydı.
Mirza, çevik bir hareketle en yakındaki korumayı siper alarak diğer ikisini etkisiz hale getirdi.
Aram Ağa, elindeki kadehi yere düşürdü. Kristal parçaları zemine dağılırken, korku ilk kez o zalim gözlere yerleşti.
Mirza: "Toprağın altına kaçtın diye seni bulamam mı sandın Aram? Sen burada saklanmıyorsun, sen kendi mezarını kazıyorsun."
Aram ağa korku içinde geriye doğru gitmeye başladı.
" Ben mezara 20 yıl önce girdim Mirzaaa. Şimdi sıra sizde." dedi ve arka kapıdan kaçmaya başladı.
Mirza ve adamları koşarak yakalamaya çalıştılar. Ama labirent öyle karışıktı ki, Aram ağayı bulmak imkansızdı.
Mirza geldiği yoldan dışarı çıktı. Adamlarından biri: Abi labirentin çıkışlarını bilmiyoruz. Sadece bu kapıyı öğrendik. Aram ağayı yok edip buradan öyle gidelim. İt izi ayak izine karışmasın sonra." dedi.
Mirza: O vakit girip ini dağıtalım." dedi.
Adamları ile içeri girdiler. Labirenti önce keşfedip kasaların bulunduğu odaya gittiler. Mirza adamına talimat verdi. Kasalar açılmaya başlandı.
Hacker bilgisayarın başına geçti. Kasanın şifresini çözmeye başladı.
Kasanın ağır kapağı gıcırdayarak açıldığında, içinden dökülen dosyalar ve dijital sürücüler Aram Ağa’nın sonunu simgeliyordu. Mirza, tüm verileri bir çantaya doldururken dışarıdan siren sesleri değil, yaklaşan diğer adamların ayak sesleri geliyordu.
"Bu belgeler yarın sabah doğru ellere ulaşacak. Artık ne adın kalacak ne de sana selam verecek bir dostun."
Mirza kararlıydı. Aram ağa ve adamlarının kurtuluşu yoktu.
Öncelikleri vardı. Düğün dernek kurmak gibi.
Odanın her köşesine daha önce sızdırdığı yakıtın keskin kokusu odayı sarmıştı. Labirentin bu derin odası, Aram için bir sığınaktan çok bir fırına dönüşmek üzereydi.
Mirza, çantayı omzuna astı ve son bir kez ardına baktı. Arkasında enkaz bırakmanın gururunu yaşıyordu.
"Sen bu karanlığı kendin inşa ettin Aram. Şimdi içinde yanma vakti."
Mirza, çıkış tüneline doğru koşarken elindeki fişeği arkasına, yakıtın tam ortasına fırlattı. Saniyeler içinde alevler tünelin duvarlarını yalamaya başladı. Eski havalandırma boruları, yangının şiddetiyle dev birer körük gibi çalışıyor, alevleri labirentin her bir hücresine taşıyordu.
Yerin yedi kat altındaki patlamalar, yukarıdaki toprak zemini sarsarken Mirza, gizli çıkış kapağından dışarı fırladı. Gece yarısının soğuk havasını ciğerlerine çektiğinde arkasında sadece dumanlar yükselen, çökmeye mahkum bir yeraltı ini kalmıştı.
Bölüm sonu...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 10.73k Okunma |
728 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |