43. Bölüm

BÖLÜM 43: SIR.

büşra uzun
busrauzun

 

 

Merhaba arkadaşlar biliyorum uzun süredir yoktum ama geri döndüm! Hemen arayı kapatacağım söz.

Umarım bölümü beğenirsiniz. Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum.

Bölüm Şarkısı: Zeynep Bakşi Karatağ – Talihim Yok Bahtım Kara

Keyifli okumalar.

 

 

‘’Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil.

Yaşaması mümkünken yaşayamadığı mutluluklarıdır.’’

Dostoyevski

 

 

 

‘’Hayır! Oktay denen adamı tanımıyorum ben!’’ diye bağırdı Müge. Bakışlarında, olanları anlamaya çalışan gibi bir ifade vardı. Aklına gelen ihtimalle yüzünü buruşturdu. ‘’Ne yani Neva’ya uyuşturucu vereceğimi falan mı düşündün!?’’

Ali kollarını göğsünde birleştirdi. Omuzlarını silkmekle yetindi.

‘’Neden bunu yapayım Ali?! Neva’ya kimse zorla bir şey içirmedi. Kendi istemese kullanmazdı değil mi?!’’ Müge sinirle dişlerini sıktı. Gözünü kırpmadan karşısındaki adama baktı. ‘’Ayrıca Kerem’in kalp hastası olduğunu bilmiyordum. Birlikte kafayı bulmak istiyorlar diye düşündüm! O gece Kerem’in başına gelenler, talihsiz bir kazaydı! Olanları hiç birimiz tahmin edemezdik!’’

Ali, yavaş adımlarla kıza doğru yürüme başladı. ‘’Her şeyi gördün ama sesini çıkarmadın.’’ dedi sert bir ses tonuyla. ‘’Yetmedi kayda aldın.’’ Son adımını attığında Müge’yi iyice köşeye sıkıştırmıştı. Bu defa istediği cevapları almadan durmayacaktı.

Müge kaçmak istercesine gerilese de nafileydi. Sırtının soğuk duvara dayandığını hissetti. Gözleri yanındaki korkuluğa ilişti. Kalp atışlarını hızlandıran yükseklik korkusu muydu, yoksa Ali’ye böylesine yakın olmak mıydı bilmiyordu.

‘’Eğlendin mi bari Müge? En yakın arkadaşındı Neva. Onun, gözlerinin önünde dağılması hoşuna gitti mi?’’ Ali’nin yüzü öfkeyle kasılmış, konuşurken ellerini sıkıp yumruk yapmıştı. ‘’Neva’ya yardım ederken Kerem’in ölmesi…’’ O an sesinin titremesine mani olamadı. Dudaklarını birbirine bastırdı. Kerem’den ne zaman bahsetse gözleri doluyor, acıdan boğulacak gibi oluyordu. Çaresizlikle yutkundu. ‘’Hiç mi vicdanını rahatsız etmedi?’’

‘’Bilmiyordum.’’ diye fısıldadı Müge. Yanaklarından süzülen yaşlarla başını hızla iki yana salladı. ‘’Kerem’in hasta olduğunu bilmiyordum!’’

Ali bir anda duvara yumruk attı. Müge korkuyla yerinde sıçradı.

‘’Sen her şeyin farkındaydın!’’ diye kükredi Ali. Göğsü şiddetle inip kalkıyor, sinirle soluyordu. Yüzünü sertçe sıvazladı. Yetmedi saçlarını çekiştirdi. Parmak boğumlarını parçaladığının farkında bile değildi. Elinin acısı önemseyemeyecek kadar öfke doluydu. Yüreğinde yanan bir ateş vardı sanki. Müge’ye her baktığında daha da harlanıyordu.

Birkaç dakika sakinleşmeyi bekledi. En sonunda konuşmaya başladığında sesi bıçak gibi keskindi.

‘’Neva’nın dağılmasını bilerek izledin. Göz göre göre kötülüğünü istedin. Neden yaptın bunu!?’’

Müge’nin bedeni titrese de doğrudan Ali’ye baktı. Onun kara gözlerinde gördüğü nefret, kalbini sıkıştırdı. Midesine yumruk yemiş gibi iki büklüm oldu. Yüzü sapsarı kesildi. Yine de içini Ali’ye dökmek istiyordu. Yıllar sonra konuşabileceği tek kişiydi. Gerçek duygularını sadece ona açabilirdi.

‘’Kıskanıyordum Neva’yı. İstediğim her şeye sahipti. Çok güzeldi. Akıllıydı. Öylece dursa bile her zaman fark edilir, etrafı insanlarla dolardı.’’ diye sayıkladı Müge. Başını yana eğdi, bakışları donuklaştı. ‘’En ağır gelen Neva’nın ikinize de sahip olmasıydı. Onun için dünyayı yakacak, deli gibi seven iki adam vardı! Ama onun tek gördüğü kişi Baran’dı. Sana haksızlık değil mi bu?’’ Son kalan gücüyle sırtını dikleştirdi. Acıyla gülümsedi. ‘’Neva ne Baran’dan vazgeçti ne de senden. Hiç bunu düşündün mü Ali? Neva seni azat etseydi, beni sevebilme ihtimalini düşündün mü?’’ Histerik bir şekilde güldü Müge. ‘’Ben çok düşündüm! Bir gün bana âşık olma ihtimalini aklımdan çıkaramaz oldum!’’ dedi kahkahalarının arasından.

‘’Neva onu sevdiğimi bilmiyordu Müge!’’

Müge bakışlarını tekrar Ali’ye çevirdiğinde, gülüşü gibi gözlerindeki parıltı da sönmüştü.

‘’Her kadın ona aşkla bakan adamın ilgisini anlar Ali. O seni hak etmiyordu. Baran’ı da seni de hak etmiyordu!’’ diye bağırdı. Kızın bakışları tehlikeli, öfkeden gözü dönmüş gibiydi.

‘’Hastasın sen, biliyorsun değil mi?’’

Ali’nin söylediklerini duymamazlıktan geldi Müge. Gözlerini kapatıp derin bir soluk verdi. Sakinleşene kadar bekledi. Kendine hâkim olacak, eteğindeki taşları dökecekti. Yıllar sonra içindeki zehri akıtmaktı niyeti. ‘’Sadece durdum. Öylece bekledim. Günü geldiğinde Neva’nın açığını bulacaktım. Partideyken dağılmasına göz yumma sebebim buydu. Belki Neva’nın kendinden geçmiş halini görürseniz, mükemmel olmadığını anlardınız diye düşündüm. Bağımlı bile olabilirdi kim bilir?’’ Ellerini iki yana açtı. Omuzlarını hafifçe kaldırıp indirdi. ‘’Anlayacağın, dostumdan ilk defa o gün vazgeçtim Ali.’’

‘’Hala utanmadan dostum diyorsun! Bunu Neva’ya nasıl yapabildin?’’ diye tiksintiyle sordu Ali.

Müge’nin yüzü ifadesizleşti. Gözleri boşlukta asılı kalsa da konuştuğu her an sesi, gerçekleri anlatmanın rahatlığı içerisindeydi. ‘’Seninle olmayacağımızı anladığımda cesaret buldum galiba. Eğer daha ileri gidip gitmediğimi soruyorsan yapmadım Ali. Oktay’ı tanımıyorum. Neden Neva’ya uyuşturucuyu verdi bilmiyorum.’’ Sırtını yasladığı duvardan ayırdı. Ali’nin karşısında dimdik durdu. Gözlerine korkusuzca baktı. ‘’Başka bir şey yapsaydım söylerdim. O geceye ait kayıtları saklamaktan öteye geçmedim. Elime geçen fırsatı kullandım. Emre’ninse bu olaylarla hiçbir bağlantısı yok. Üniversitedeyken ne sevgilimdi ne de bir planın parçasıydı. Yıllar sonra bir araya geldik biz. Artık beni seven biriyle olmak istiyorum. Sadece sevilmek istiyorum Ali.’’ diye iç geçirdi. Her itirafta omzundaki yükler azalıyordu.

‘’Kendi cezamı da kestim hiç merak etme. Sana yaklaşmadım, Neva ve Baran’a da. Tıpkı söz verdiğim gibi çekip gittim hayatınızdan. Ama yıllar sonra Neva benden yardım isteyince…’’ Bakışlarını hızla kaçırdı Müge. Sesi sona doğru güçsüzleşti. ‘’Her şeyi bildiğimi söyleyemedim işte. Baran’a yardım etmek istedim. Onun bu hikâyede en masum kişi olduğunu düşündüm.’’

Ali kınarcasına uzun uzun baktı Müge’ye. Kadında pişmanlığın kırıntısı bile yoktu. Hala Neva’ya karşı katıksız bir kin besliyordu.

‘’Baran’ın senin gibi birine ihtiyacı olamaz.’’ diye kestirip attı. ‘’Bir avukat gerekirse şayet, seve seve onun avukatı olurum.’’

‘’Sen mi?’’ dedi Müge alayla. İnanmamış gözlerle Ali’yi baştan aşağı süzdü. ‘’Az önce istifanı vermemiş miydin?’’

‘’Baran beni affeder mi bilmiyorum. Beklentim de yok zaten. Ama ne olursa olsun beni dövse de sövse de kanımın son damlasına kadar onu koruyacağım. İster avukatı olurum ister dostu. Neye ihtiyacı varsa, ben orda olurum. Yeri gelir Baran’ı, gölgesinden bile korurum.’’

Ali sakince ellerini ceplerine yerleştirdi. Bu kadın, onun öfkesini dahi hak etmiyordu. Bir an önce Leyla’sının yanına gitmeli, daha fazla vakit kaybetmemeliydi. Durup düşününce Müge’nin aradığı kişi olmadığı anlamıştı. Oktay’ın iplerini tutan her kimse ölümüne de sebep olmuştu. Ali bundan neredeyse adı kadar emindi. Müge, her ne kadar hain olsa da adam falan öldüremezdi. Aradığı kişi; Almanya’ya kadar gidip otel odasında intihar süsü verebilecek serinkanlı bir zanlıydı.

‘’Ama sen Müge, bir daha ne Baran’ın ne de Neva’nın yanında dolaşmayacaksın. Eğer seni etrafımızda görürsem ikisine de kayıtları senin çektiğini, sonra da bana verdiğini anlatırım. Ben çoktan yanmışım, seni de yakarım. Hiç acımam yok. Anlıyor musun?’’

Müge tam karşı çıkacakken Ali tehdit dolu bakışlarıyla son sözünü söyledi.

‘’Bırak Neva seni iyi hatırlasın. Eski dostu olarak bilsin. Hayatında anı olarak kal sadece. Ben yeterince paramparça ettim onu. Bir de senin ihanetinle yıkılmasın. İçinde en ufak iyilik kaldıysa Müge, bunu Neva’ya çok görme.’’

Müge görüşünü bulanıklaştıran gözyaşlarından kurtulmak istercesine gözlerini kırpıştırdı. Genzini temizledi. Usulca başını sallamakla yetindi. Ali’nin gözlerine bakmaya cüret edemiyordu. Sesi çıkmaz olmuştu. Onu yılar sonra görmek yeterince zordu. Nefret dolu bakışlarına maruz kalmak daha da zordu. Sendeleyerek de olsa yanından ayrılmayı başardı. Tek isteği arkasına bakmadan çekip gitmekti.

Terasın kapısını açar açmaz kendini koridora attı. Bu şirketten defolup gitmeli, arkasına bile bakmamalıydı. En çok da Ali’den uzaklaşmaktı isteği.

Dalgınlıkla yürürken birinin omzuna çarptığını son anda fark etti.

‘’Pardon.’’ dedi boğuk bir sesle Müge. Göz göze geldikleri an, kızı anımsar gibi oldu. Yine de kim olduğunu çıkaramayacak kadar darmadağındı.

Müge’yi inceleyen mavi gözler telaşla kocaman açıldı. ‘’Siz iyi misiniz?’’

Müge ağlamamak için kendini tutuyordu. Uyuşmuş dudaklarının arasından zar zor konuşabildi. ‘’Teşekkürler iyiyim.’’ diye mırıldandı. Ardından hafif bir baş selamı verdi ve koşar adım yanından uzaklaştı.

Leyla, o an ne yapacağını bilemedi. Şaşkınlıkla kadının gidişini izledi. Müge’yi görür görmez tanımıştı. Nasıl unutabilirdi ki? Maziye gömdüğü o günü hafızasından silebilir miydi?

İlanı aşkının son bulduğu noktaydı Müge. Ali’yi onu öperken görmüş, bir daha da aklından çıkaramamıştı.

‘’Leyla?’’

Adının seslenişini duymasıyla arkasını dönmesi bir oldu. Ali, heyecanla parlayan gözlerle ona bakıyor, gamzelerini göstererek gülümsüyordu.

Ali’nin neşeli halinin aksine Leyla göğsünde ağırlık hissetti. Yıllar sonra onunla Müge’yi bir arada görmek, sandığından daha çok sarsılmasına sebep olmuştu.

Hevesle yanına gelen Ali’nin yüzüne bakmamaya gayret gösterdi. Ayağıyla yeri eşeleyip, dudaklarını ısırmak, daha makul bir seçenekti.

‘’Sen şirkette miydin? Yeni mi geldin?‘’

Leyla dayanamayıp araya girdi. ‘’Seni görmeye gelmedim Ali. Abimle buluşacağım.’’

Ali, Leyla’nın tersliklerine alışıktı. Söylediklerinden etkilenmedi. Önerilerini sıralamaya başladı. ‘’Yine de karşılaştığımıza göre benimle kahve içmek ister misin?’’ dedi sıcacık bir sesle. Leyla’nın yanına iyice sokuldu, kızın elini kavradı. Parmaklarıyla nazikçe okşadı. ‘’Ya da açsan yemek yeriz. Bütün günü birlikte geçiririz. Ne dersin?’’

Leyla elini hızla geri çekti, bir adım geriledi. Ne cüretle ona dokunuyordu? Öfkeyle parlayan maviliklerini Ali’ye dikti.

‘’Sence bana anlatman gereken bir şey yok mu?’’

Ali boş bakışlarla kıza baktı. ‘’Ne gibi?’’ dedi.

Leyla yanlarından uzaklaşan kadını, çenesinin ucuyla gösterdi. ‘’Müge’yi diyorum işte.’’

Ali’nin gözleri, Leyla’nın yüzünü taradı. Bir süre sonra bakışları hınzırca parladı. Gülüşü dudaklarında yayıldı.

‘’Kıskandın mı yoksa?’’

Hafifçe omuz silkti Leyla. Umursamaz tavrını takındı. Tek düze sesiyle ‘’Merak ettim.’’ dedi.

‘’Neyi?’’

‘’Yine hangi kadının kalbini kırdığını.’’

 

 

***

 

 

Baran başını gömdüğü dosyalardan kaldırdı. Sıkıntıyla oflayıp koltuğuna yaslandı. Yorgunlukla gözlerini ovuşturdu. Şirketin durumu sandığından da kötüydü. Tadilat projeleri hariç elle tutulur iş yoktu. İnşaat sektörü zaten durgundu. Oysa toparlayabilmek için kapsamlı projeler alması gerekiyordu. Katıldığı son ihaleyi Serkan’a altın tepsiyle sunmuş, bile isteye kaybetmişti. O an düşündüğü tek şey Serkan’ın hayatından çıkıp gitmesiydi. Tabi ki evdeki hesap çarşıya uymamıştı!

Böyle zarar etmeye devam ederlerse göz göre göre şirketi batıracaktı.

Babasını aramalı mıydı? Bilmiyordu. Oğlu şirketin en büyük hissedarı olsun diye kesenin ağzını bir hayli açmıştı. Aldığı hisselerin dibe çakılmak üzere olduğunu öğrenince pek hoşuna gitmeyecekti. Oysa araları yeni düzelmiş, yıllar sonra tekrar görüşmeye başlamışlardı. Değişen neydi? Baran’ın hiçbir fikri yoktu. Cezaevindeyken bağları tamamen kopmuştu. Haldun Aktürk oğlunu ziyarete bile gelmemiş, evladını resmen silmişti. Onun gözünde Baran, büyük hayal kırıklığıydı. Varis olarak yapmaması gereken her şeyi yapmış, babasının itibarını yerle bir etmişti.

Baran Almanya’dan döndüğündeyse, karşısında bambaşka bir Haldun Aktürk vardı. Ona kucak açılmasını hayli şaşırtıcı bulsa da sebebini sorgulamayacak kadar Neva’yla meşguldü. Neden elindeki fırsatların keyfini çıkarmasındı? Gayet de makul bir seçenekti. Haldun’un sunduğu imkânların büyüklüğünü kimse yadsıyamazdı! Şirket, ev, araba, bolca para… Baran’ın önüne hayır diyemeyeceği zenginlik serilirken, yıllar sonra lüks yaşantısına yeniden kavuşması sağlanmıştı.

Oysa içinde doğduğu bu hayat, Baran göre değildi. Babasının şirketinde hiçbir zaman çalışmak istememiş, zorunlu yaz stajlarını bile başka firmalarda yapmıştı. Ona çizilenin aksine Baran’ın kariyer planları bambaşkaydı. Hedefi daima akademisyenlikti. Üniversite yıllarında deli gibi derslerine asılmış, yüksek ortalamayla mezun olmuştu. Kendini ileride başarılı bir eğitmen, öğrencilerinin saygı duyduğu biri olarak görmek istiyordu. Mütevazı yaşam, sevdiği kadınla geçireceği huzurlu bir ömür, sıcak yuvaydı tek istediği. Tabi ki bunlar, geçmişte kalmıştı.

Artık sabıkası vardı. Akademisyenlik hayaline çoktan veda etmişti. Elinde kalan sadece Neva’sıydı. Yan yana oldukları anlara tutunuyor, birlikte olabilmek için elinden geleni yapıyordu. Yıllarca sevdiği kadının hasretiyle yaşamak ölümden beterdi. En çok da bu yüzden şirketini ayakta tutmak istiyordu. Neva’dan bir an olsun ayrı kalmaya tahammül edemezdi. Evde, işte, her yerde yanında olacak, yanından ayrılmayacaktı.

Sevdiğinin yokluğu, yeterince canını yakmıştı Baran’ın. Artık sadece varlığıyla sınanmak istiyordu.

Düşüncelerini bölen, telefonunun zil sesi oldu. Dalgınlıkla koltukta doğruldu, ekranına baktı. Arayan Leyla’ydı.

‘’Efendim canım?’’

‘’Abi sen nerelerdesin!?’’ diye çıkıştı Leyla. ‘’Günlerdir ulaşamıyorum sana. Babam bile seni bana soruyor.’’

Baran hafifçe güldü. ‘’Yokluğum o kadar fark edildi mi ya?’’

‘’Biraz daha ulaşamasaydık kayıp ihbarı verecektik. Sen anla.’’ dedi sitemle.

‘’Büyükada’daydım. Döndüm ama merak etme güzelim. Şimdi şirketteyim. Hem babam neden bu kadar arıyormuş ki beni?’’

‘’Bilmiyorum. Abini bul akşam eve getir dedi. Birlikte ailecek yemek yiyecekmişiz.’’

Baran’ın kaşları havalandı. ‘’Ailecek derken?’’ Bir an duraksadı. ‘’Sahiden aynı masada oturmayalı kaç sene oldu?’’

Leyla sıkıntıyla soluk verdi. ‘’Çok oldu abi. Sayamayacağımız kadar çok oldu.’’

Karşılıklı sessizlik oldu. En sonunda ‘’Akşam gelirim abicim.’’ dedi Baran.

Leyla hevesle atıldı. ‘’Seni almaya geleyim mi? Restoranda işim bitti. Yolda konuşur hasret gideririz. Ne dersin?’’

Baran ‘’Başımı şişirmeye yeminlisin yani.’’ diye takıldı.

‘’İyi o zaman gelmiyorum. Kendin git.’’

‘’Gel gel canım. Bekliyorum.’’

Leyla hafifçe kıkırdadı. ‘’Tamam, yarım saate şirketteyim.’’

‘’Dikkatli sür. Önüne arkana, sağına soluna, iyice bak tamam mı?’’

‘’İlk defa araba kullanmıyoruz herhalde abi.’’

Baran, telefonun ucundan Leyla’nın göz devirdiğine emindi.

‘’Ehliyetini zar zor alan Leyla Aktürk mü söylüyor bunu?’’ Baran’ın adeta sesi gülüyor, keyifle kardeşine laf sokuyordu. ‘’Sen yine de dikkatli ol güzelim.’’

 

 

***

 

 

‘’Leyla iyi misin? Canın bir şeye mi sıkıldı?’’ Baran kaygıyla kardeşini süzdü. Leyla’nın telefondaki halinden eser kalmamıştı. Yanına geldiğinden beri sesini çıkartmadan karşısındaki koltukta oturuyor, boşluğa bakarak sinirle ayağını yere vuruyordu.

‘’Gayet iyiyim abi.’’ Bakışlarını Baran’a çevirdiği gibi zoraki gülümsemesini dudaklarına yerleştirmeyi ihmal etmedi. Dakikalar önce gördüğü Ali’yi daha fazla düşünüp sinirlerini bozmayacaktı. Müge’nin yanında ne işi olduğunu aklının ucuna bile getirmeyecekti. Umursamayacaktı ki! Kesinlikle düşünmeyecekti. Müge’nin neden sarsılmış göründüğünü sorgulamayacaktı mesela. Kesin Ali yüzündendi! Başka ne olabilirdi ki!? Bütün kadınları üzmeye yemin etmişti bu adam. Listenin başını da Leyla çekiyordu. Hem Ali Atasoy’a yaklaşmak fazlasıyla tehlikeliydi. Onun evindeyken zar zor etki alanından kaçmışken, tekrar aynı hatayı yapamazdı. Ali’ye tutulmak yasaktı! O adam, düşman hattıydı. Uzak durması gereken mayınlı bölgeydi. Ne yaptığı, hangi kadınla görüştüğü Leyla’yı hiç ilgilendirmezdi!

Derin bir nefes aldı Leyla. Sarı saçlarını geriye savurdu. Sırtını kararlılıkla dikleştirdi. Şirkete asıl geliş amacına odaklandı.

‘’Hazırsan çıkalım mı? Daha fazla burada durmak istemiyorum.’’

‘’Sende bir haller var ama hadi hayırlısı.’’

Leyla oturduğu koltuktan ayaklandı. Baran’ın daha fazla soru sormasına fırsat vermeden kapıya doğru yürüdü. ‘’Seni otoparkta bekliyorum. Gecikme.’’ diye uyardı.

Baran başını onaylayarak salladı. Önündeki dosyaları aceleyle kapadı. Masasının dağınıklığını umursamadan ayağa kalkıp ceketini aldı. ‘’Neva’yı göreyim geliyorum.’’

‘’Oyalanma tamam mı?’’

Baran’ın gözlerinden yumuşak bir ışık geçti. ‘’Söz veremem.’’

‘’İyice liseli âşıklara döndün. Ne bu yeniyetme hallerin? Azıcık nazlı olsana!’’

‘’Leyla!’’

Baran’ın uyaran ses tonunu duymasıyla, arkasından hızla kapıyı kapatması bir oldu. Leyla’nın gülüşü yüzünde iyice yayıldı. Baran mutlu oldukça kendi de mutlu oluyor, yine de ona takılmadan duramıyordu.

Leyla gider gitmez Baran’ın çatılı kaşları yumuşadı, sırıtmaya başladı. Neva’nın koridorun sonundaki odada olduğunu bilmek, yakınında olduğunu hissetmek, apayrı bir mutluktu. Ceketini hızla üzerine geçirdi. Saçını parmaklarıyla düzeltti. Yüreğindeki belli belirsiz kıpırtı, onu görecek olmanın heyecanıyla gittikçe arttı.

Kendini dışarı attığı gibi hızla soluğu Neva’nın yanında aldı. Tam tahmin ettiği görüntü karşısındaydı işte. Sevdiği kadın harıl harıl çalışırken, dünya ile bağlantısını kesmişti. Pür dikkat bilgisayarının başındaydı. Baran, ses çıkarmadan eşikte durdu. Omzunu kapıya yasladı, kollarını göğsünde birleştirdi. Saatlerce gözünü kırpmadan bu kadını izleyebilir, yine de ona doyamazdı.

Bakışları öncelikle sevdiğinin saçlarına değdi. Sabah salık bıraktığı saçlarını, dağınık topuz halinde toplamıştı. O an, tokasını çıkartma isteğiyle doldu. Yumuşacık saçlarını okşayıp, kokusunu içine çektiğini hayal etti. Gözlerini hızla kırpıştırdı. Yeniden odaklanmaya çalıştı. Neva ne zamandır gözlük takar olmuştu? Zarif yüzünü kaplayan kemik gözlükler, ona ayrı bir hava katmıştı. Her ne okuyorsa kavisli kaşları merakla yukarı doğru kıvrılıyor, dudaklarını stresle dişliyordu. O ısırdıkça Baran’ın bakışları kızın dudaklarına takılıyordu.

Neva varlığını fark ettiğinde çoktan dakikalar geçmişti. Yüzündeki tatlı tebessümüyle Baran’ı gördüğünde, kızın göz bebekleri şaşkınlıkla büyüdü.

‘’Ne zaman geldin sen?’’

Baran tek omzunu kaldırıp indirdi. ‘’Birkaç dakika oldu.’’

Neva soluğunu tuttu. Karşısındaki adamın yakışıklılığına hazırlıksız yakalanmış, adeta nefesi kesilmişti. Onu her gördüğünde kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Hayranlıkla bakışlarını üzerinde gezdirdi. Uzun boyu, fit bedenine muntazam şekilde oturan takım elbisesi, düzgün yüz hatlarıyla Baran yine göz alıcıydı.

‘’Seni çalışırken izlemek güzelmiş avukat hanım.’’

İkisinin de bakışları, birbirini buldu. Neva’nın dudakları yukarı kıvrıldı. Usulca yerinden kalktı, göz temasını kesmeden Baran’a doğru yürüdü. Topuklu ayakkabılarının çıkardığı tok ses, odada yankılanıyordu. Tam karşısında durduğunda, kollarını Baran’ın boynuna doladı. Bedenini ona yasladı ve dibine kadar sokuldu.

‘’Böylesine çekici olmak zorunda mısınız Baran Bey?’’

Sevdiği kadının yüzünü, aheste aheste süzdü Baran. Baştan çıkaran çarpık gülüşüyle, ellerini kızın sırtında gezdirmeye başladı.

‘’Doğuştan böyleyim ne yapayım.’’

Neva, dudaklarını onunkine sürttü. ‘’Öz güven tavan bakıyorum.’’ dedi cilveyle.

Baran’dan onaylayan bir mırıltı yükseldi. Gözleri şehvetle kısıldı, ellerini onun yanaklarına götürdü. Hafifçe okşadı. Neva’nın heyecandan titrediğini görünce gülüşü yüzünde iyice yayıldı. Başını yana eğdi ve dudaklarını dudaklarına bastırdı. Öpücüğü tüy gibi hafifti. Masum başlayan teması, dakikalar geçtikçe şiddetini arttırdı. Nefes dahi almadan, tutkuyla öpüyordu sevdiği kadını.

En sonunda Neva’dan yavaşça ayrıldı. Gözlerini yumduğu gibi alnını alnına yasladı. ‘’Aklımı başımdan aldın, ne için geldiğimi unuttum.’’ diye fısıldadı. Dudaklarına yapışmamak için kendini zor tutuyor, pişmanlık şimdiden yüreğini yakıyordu. ‘’Birazdan çıkmazsam Leyla beni mahvedecek.’’

Neva, ona bakmak için geri çekildi. ‘’Nereye gidiyorsun?’’

‘’Katılmam gereken bir aile yemeği var.’’ diye geçiştirdi. Başparmağıyla kızın çene ucunu severken, bakışları hala dolgun dudaklarındaydı.

‘’Kim kim olacaksınız?’’

‘’Babam, ben, Leyla…’’ Umursamazca omuz silkti. ‘’Serra’da olur herhalde.’’

Neva, Serra’nın adını duyunca istemsizce gerildi. Huzursuzluk yüreğini kapladı. Leyla’ya verdiği sözün ağırlığı altında ezildiğini hissetti. Üvey annesinin yaptıklarını Baran’a anlatmadığı her an kendini suçluyordu.

‘’Gitmek zorunda mısın?’’

‘’Bakıyorum da birileri benden ayrı kalamıyor.’’

‘’Çok seviyorum ne yapayım?’’ diye üsteledi Neva. Tedirginliğini fark ettirmemek için yüzünden gülüşünü eksik etmedi. ‘’Sonrasında geri dönecek misin peki?’’

Baran’ın mavilikleri sevgiyle parladı. Dayanamayıp onu kendine çektiği gibi sımsıkı sarıldı. Saçlarından öptü.

‘’Ben hep sana dönerim Neva’m. Bir tek sana.’’

 

 

***

 

 

Leyla’nın bakışları, tabağına kaydı. Bir süre gözünü kırpmadan soğuk bifteğini inceledi. Aklı almıyor, sağlıklı düşünemiyordu. Şu an tam olarak ne yaşıyordu?

Annesi, babası ve abisiyle aynı sofrada oturuyordu. Annesi Serra’ysa tam karşısındaydı!

Başının döndüğünü hissetti, nefesi daraldı. Duvarlar üstüne üstüne geldi. Yer ayaklarının altında sarsılmış gibiydi. Yıkılmamak için kendini zor tutuyordu.

Boşanacaklarına öylesine inanmıştı ki, aksini düşünmemişti bile. Serra’nın yaptıklarını itiraf ettiği an, Leyla’nın gözünün önünden gitmiyordu. Ev savaş alanına dönmüş… Annesinin haykırışları hala kulaklarındaydı. Babasının elinden onu zor almış, çaresizce canını bağışlanmasını istemişti. O günden sonra Leyla, annesiyle aylarca konuşmadı. Baran’ın evine taşındı ve bütün irtibatını kesti. Kızgındı. Kırgındı. En çok da hayal kırıklığı içindeydi. Annesinin yüzünü dahi görmek istemiyordu. Hoş Leyla’ya ihtiyacı var mıydı ki!? O Serra Aktürk’tü. Her türlü başının çaresine bakardı.

Yavaşça çenesini kaldırdı genç kız. Serra’nın ona bakan gözleri sakın sesini çıkarma der gibi kısıldı. Kocasının yanı başında oturmuş yüzünde buz gibi bir gülümseme, tavırlarında tehlikeli bir acımasızlık… Annesinin tiyatral performansı midesini bulandırıyordu. Bütün yaptıklarına rağmen onu yeniden evde görmek… Leyla’yı tam anlamıyla bozguna uğratmıştı! Yumruk yemiş gibi canının yandığını hissetti. Bu sofrada ne işi vardı Allah aşkına!?

Baran’sa olan bitenden habersiz yemeğini yiyordu. Gergin sofralara alışıktı. Katlanması gereken enstantanelerden biri daha… Annesi öldüğünden beri bu evin, mutsuzlukla lanetlendiğine inanırdı. Yokluğundaysa değişen bir şey olmadığını görebiliyordu. Sessizlik her daim baki, kasvet elle tutulurdu.

Haldun biranda yemeğini yarıda bıraktı, sertçe boğazını temizledi. Sandalyesine yaslandığı gibi ifadesiz yüzünü Baran’a çevirdi.

‘’Ne zaman işlerin başına geçeceksin?’’

Baran babasına şaşkın bir bakış fırlattı.

‘’Benim şirketim var zaten.’’

‘’Batmak üzeresin. Oyalandın bitti gitti. Daha fazla uğraşma.’’ dedi Haldun. Kadehine doğru uzandı ve içkisinden bir yudum aldı. Ardından alayla gülümsemeyi ihmal etmedi. ‘’Düşük sermayeyle kurulmuş şirketin ayakta durması imkânsızdı zaten.’’

Baran sinirle dişlerini sıktı, kollarını masaya dayadı.

‘’Unutma ben zarar edersem sen de edersin baba. Ne de olsa hisseleri satın alan sendin.’’

Haldun hafifçe omuz silkti. ‘’Baştan ölü yatırımdı. Sırf oğlum oyalansın diye aldım o hisseleri.’’ Duraksadı bir an. Tek kaşını kaldırdı. ‘’Bile isteye hisseleri alacağımı düşünmedin herhalde.’’

Baran’ın içi sızlarken burukça gülümsemekle yetindi. Onu önemsediğini düşünmesi başlı başına hataydı.

‘’Senin şu saplantılı aşkın, Avukat Neva Yılmaz…’’ Kadehinden büyük bir yudum daha aldı Haldun. ‘’Her şey onun için değil mi? Birlikte çalışmak için hisseleri almak istedin.’’ Cevap beklemeye tenezzül etmeden aynı rahatlıkla konuşmaya devam etti. ‘’Neyini eksik ettim diye düşünmüyor değilim ya neyse… Sıradan bir kız için yeterince para ve vakit kaybettim. Aynı hataları yapmana müsaade etmem. Şimdi sorumluluk al ve işinin başına geç. Sen benim tek oğlumsun Baran, vaat ettiğim gücün farkına var artık.’’

Baran yüzünü tiksintiyle buruşturdu. Bakışları yanında oturan Leyla’ya kaydı. Kardeşinin bedeninin gerildiğini, hafifçe titrediğini görünce kan beynine sıçradı.

‘’Neva hakkında doğru konuş! Hem seninle çalışmak istediğimi de nereden çıkardın! Tek çocuğun ben değilim baba. Leyla da senin-‘’

Konuşmasını sertçe böldü Haldun. ‘’Leyla işlerin altından kalkamaz!’’ diye payladı Baran’ı. Öfkeyle parlayan mavi gözlerini Leyla’ya dikti. ‘’Serra’nın doğurduğuna şirketimi emanet edecek kadar aklımı yitirmedim.’’

‘’Baba!’’ diye bağırdı Baran.

Leyla, Baran’ı sakinleştirmek niyetiyle koluna dokundu. ‘’Tamam abi.’’ dedi. ‘’Haldun Aktürk bilmediğimiz bir şey söylemedi.’’ İçinden ona baba demek gelmiyordu. Gördüğü muameleye alıştığını sanmış, yine de yüreğinin sıkışmasına mâni olamamıştı. Ne bekliyorsa sanki! Her daim kızını sevmediğini dile getirmekten çekinmeyen bir babaydı o! Tek aşkını yıllar önce kaybetmiş, oğlu dışında kimseyi önemsemeyen, megaloman adamın tekiydi!

Babası için sevmediği kadının kızı olmaktan öteye geçemeyeceği gerçeğiyle bir kez daha yüzleşti. Leyla o an kararını verdi. Bu gidişata dur diyecekti! Varsın abisi sır sakladı diye ondan nefret etsindi. Gemileri yakmayı göze alır, yine de bu sahte aile tablosuna daha fazla katlanmazdı.

Buz gibi soğuk bakışlarını önce annesine, sonra da babasına doğru yavaşça kaydırdı. ‘’Söylesene baba…’’ dedi kelimelerin üzerine basa basa. ‘’Oğlunu öldürmeye çalışan kadınla hala evli olmak nasıl bir his?’’

Masanın ortasına pimi çekilmiş bir bomba atmıştı Leyla. Sandalyesine yaslanırken sorularını sıralamaktan geri durmadı.

‘’Annem nasıl kandırdı seni? Neyle tehdit etti? Oğlunun canından kıymetli ne sundu ki sana?!’’

‘’Sus Leyla!’’ diye çemkirdi Serra. İlk defa sesi endişe doluydu. Gözlerinde korkuyla karışık telaş vardı. ‘’İyice saçmalamaya başladın!’’

‘’Ben mi saçmalıyorum?!’’ Leyla’nın dudakları alayla kıvrıldı. ‘’Senden daha yaratıcı bir bahane beklerdim anne. İyice paslanmışsın!’’

Haldun elini masaya sertçe vurdu, ‘’Yeter!’’ diye gürledi. Leyla’nın konuşmasını engellemek isterken, kızının her şeyi göze aldığından habersizdi.

Sertçe sandalyesini geri itti Leyla. Ayağa kalktığı gibi şaşkınlıkla onu izleyen Baran’a döndü. Gözleri dolmuş, genzi yanıyordu. Titreyen ellerini sıkıca yumdu. Başını dikleştirdiği gibi derin bir nefes aldı. Abisini kaybetmekten korksa da içini dökmeye başladı.

‘’Annemin tek amacı bir an önce işlerin başına beni geçirmek! Babamın bütün malvarlığına sahip olma niyetinde. Bu süreçte üvey oğlunun gözünün yaşına bakmadı tabi! Planları uğruna seni harcamaktan çekinmedi abi!’’ dedi Leyla, hıçkırıklarının arasından. Kendine öylesine kızgındı ki! Kimi ne için korumuştu? Gözyaşlarına boğuldu bir an. Omuzları sarsıldı. Hayatında önem verdiği tek kişiydi Baran. Sakladığı sır yüzünden abisini kaybederse kahrolurdu.

İçindeki acının yerini dolduran öfke, çığ gibi büyüdü. Cesaretini topladı Leyla. Yanaklarını elinin tersiyle sertçe sildi.

‘’Seni öldürsün diye cezaevinde adam tutmuş!’’ dedi bir çırpıda. Leyla’nın bakışları donuklaşmış, feryadı kısık iniltilere dönüşmüştü. ‘’Benim annem senin katilin olmayı göze aldı abi!’’

Salona koyu bir sessizlik çöktü. Dakikalar geçti, kimse yerinden kıpırdamadı. Sanki hakikat bütün sesleri susturmuştu.

Leyla iç çekerek Baran’a baktı. ‘’Babam her şeyi biliyor. Karısının ne haltlar yediğinin farkında.’’ dedi boğuk bir sesle. Belli belirsiz başını salladı. ‘Boşanacaklarını sandım. Annem bir daha karşına çıkmaya cesaret edemez sandım.’’ Sayıklarken gözyaşları yanaklarından hız­la süzülüyordu. ‘’Sana söyleyemedim. Özür dilerim abi! Çok özür dilerim!’’

Baran yavaşça oturduğu sandalyeden kalktı. Hareketleri ağır, yüzü ifadesizdi. Beyninden vurulmuşa dönmüştü adeta. Yaşadığı şok dalgasıyla bütün bedeni uyuşmuş, algılama yetisini kaybetmiş gibiydi. Ne hissetmeliydi? Öfke, acı, hayal kırıklığı?... İnsanın yüreğine aynı anda kaç duygu sığardı?

Serra’nın onu sevmediğini bilirdi. Bunu çocukluğundan itibaren Baran’a hissettirmekten geri durmamıştı. Ama öldürtmeye çalışmak? Para, mevki için böylesine gözü dönmüş müydü yani?

Karşısında ağlayan kardeşine baktı bir süre. Bu hayatta en güvendiği kişiydi Leyla. Uğruna dünyaları yakar, canını verirdi. Şimdiyse kızın mavilikleri, korkuyla gölgelenmişti. Annesi adına endişelendiğini görebiliyordu. Yutkundu Baran. Boğazına oturan yumru yine de geçmedi.

Leyla’nın yüzünü avuçlarının arasına aldı, alnına öpücük kondurdu. Geri çekildiğinde ‘’Merak etme. Senin bir suçun yok.’’ diye mırıldandı. Kendini tebessüm etmeye zorladı.

Ardından Serra’yı yok sayarak bakışlarını Haldun’a çevirdi. Tek ve son muhatabı babasıydı.

‘’Oğlundan çok parayı seviyorsun diye düşünürdüm. Meğer Serra’yı her şeyden daha çok seviyormuşsun,’’ dedi düz bir sesle. Gözlerini kıstı, acıyla gülümsedi. Gülüşünde sakladığı hayal kırıklığını sadece Baran bilirdi.

‘’Karın beni öldürmeyi başaramadı. Ne kadar umurunda bilmiyorum ama her şeye rağmen yaşıyorum. Bugünden itibaren inadına savaşacağım. Sana rağmen sevdiğim kadınla olacağım baba. Bambaşka bir hayat kuracağım. Senin ne paranı, ne gücünü ne de kalacak olan mirasını istiyorum.’’ Sesi sertleşti. Gözleri öfkeyle parladı. Cebinden çıkardığı ev ve arabasının anahtarlarını masaya fırlattı. Çıkan tok ses odada yankılandı.

Baran’ın gözleri bir an Serra’yı buldu. ‘’Artık Baran diye bir sorununuz yok! Oğlunu öldürmeye çalışan kadınla sana hayatta başarılar dilerim. Ne yaparsan yap, benden uzak dur Haldun Aktürk!’’ Konuşmasının sonuna doğru istemsizce sesi titredi. Babası belki inkâr eder, bir ümit karşı çıkar diye son ana kadar beklemişti.

Ne boş bir çabaydı ama! Haldun Aktürk yaptıklarının arkasında duruyor, duvar gibi duygusuzca onu dinliyordu.

‘’Ben yıllar önce ölmedim.’’ Baran kendini daha fazla tutamadı. Yanağından bir damla gözyaşı firar etti. ‘’Ama benim babam bugün öldü.’’

 

 

Bölüm Sonu

 

Bölümü nasıl buldunuz arkadaşlar? Finale doğru sırlar ortaya yavaş yavaş çıkmaya başladı.

Umarım beğenmişsinizdir. Yıldıza dokunmayı unutmayın. Yorumlarınızı eksik etmeyin.

Yeni bölümde görüşmek üzere.

Seviliyorsunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 01.02.2026 02:47 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...