30. Bölüm

26. Bölüm

Aleyna Tektaş
cataraklar

YAZARDAN

Endişe, bir insanın bir insan için endişelenmesi o insanı değerli kılardı değil mi? Bunlar Laren Taşkın için çok güç kavramlardı. Laren’in aile dediği arkadaşları bile Laren için çok dehşet derece endişelenmemişlerdi çünkü Laren hep hallederdi. Laren bunun da üstesinden gelirdi. Laren onlar gibi değildi doğru...

Laren onlara göre daha güçlü, daha dayanıklı hatta daha cesaretli olabilirdi ama o da bir insandı işte herkesin unuttuğu şeydi Larende bu; İnsanlık...

Şimdi ise geçmişe baktığında Laren için gerçek değere sahip olan insanlar olacaktı. Mesela Laren’e hiç olmayan bir his eklenecekti; Aile sevgisi...

Laren bu hissi hiç tatmamıştı ama tadacaktı, tadıyordu da ama asıl aile sevgisini kendi aile kurduğunda hissedecekti...

Herkes Demir doktorun ne diyeceğini bekliyordu ama ne diyeceğini tek bilen kişi Pelindi. Diğerlerine nazaran daha çok şey biliyordu çünkü bunu daha önce yaşamıştı ve bu sefer daha şiddetli bir sonuç geleceğini biliyordu ama olmaması içinde dualar ediyordu.

Arda Soykan dahil herkes doktorun ne diyeceğine dikkat kesilmişti. “Şimdi söyleyeceklerime hepinizin dikkatini vermesini isteyeceğim çünkü fazlasıyla sıkıntılı bir durumdayız...” dediğinde herkes nefeslerini tutmuştu. Taşkın’ın küçük kızı Laren’e ne olmuştu?

“Acil AB Rh- kana ihtiyacımız var. Hastanın kan kaybı çok fazla eğer daha fazla kan kaybederse hastayı kaybedeceğiz. Evet Pelin Hanımın getirdiği şırınga işe yaradı ama bu bitti demek değil maalesef, hastanın ağır bir rahatsızlığı varmış ve anladığım kadarıyla bunu kendisi de biliyor. Acil kanı verebilecek var mı aranızda?” diyen Demir doktora cevap veren Aren oldu.

“Ben verebilirim, o benim ikizim...” dediğinde söze Demir doktor girdi. “Bir kişi daha lazım sizden hepsini alamayız...” dediğinde herkes bakıştı. Şu gerçekle yüzleşti Taşkın ailesi İkizlerden başka AB Rh- grubu kana sahip birini bilmiyorlardı ama Boran’ın aklına gelen fikirle hemen atıldı.

“Benim kız kardeşim Ceren, o verebilir kanı onun ki de AB Rh-.” dediğinde Demir acele etmeleri gerektiğini söyleyerek Aren’den kan almak için onu kan odasına aldı. Boran ise hemen telefon rehberinden Ceren’i buldu ve aramayı başlattı.

“Alo...” diyen cıvıl cıvıl sese karşı telaşla konuşan Boran, Ceren’in bütün neşesini söndürmüş onunda telaşlanmasına neden olmuştu.

“Alo Ceren hemen Taşkın hastanesine gelmen gerekiyor kanına ihtiyacımız var abiciğim.” dediğinde söze Ceren girdi.

“Abi ne oldu? Neden hastanedesin?” dediğinde Boran hemen söze girdi.

“Laren, ameliyatta seninle kan grubu aynı hemen gelmen lazım Ceren, onu kaybedemem ne olur hızlı ol , ne olur...” dedi yalvarırcasına ağlayarak konuşurken Ceren de evden çıkmış hemen arabaya atlamıştı.

Ceren hızla hastaneye geldiğinde abisini buldu. Boran hemen onu kan alma odasına götürdü ve onun yanında oldu. Ceren kan verdikten sonra abisiyle Taşkın ailesinin yanına gittiler. Onları gören Lavinya Hanım hemen Ceren’e yaklaştı ve ağlayarak konuşmaya başladı.

“Çok teşekkür ederim sizlere eğer... Kızım yaşarsa... İnşallah yaşar... Sizin sayenizde olacak. Size minnettarım.” dediğinde Ceren kadının ağlayan güzel gözlerine bakarak konuşmaya başladı.

“Estağfurullah olur mu öyle şey, hem sizin kızınız hayatımda gördüğüm en güçlü insan hem daha gitmeden evlenmesi gereken bir abim var.” dedi sonlara doğru alaylı bir şekilde, hastane koridorunda ilk defa gülme sesleri duyuldu. Taşkın ailesinin erkekleri sırayla Boran’a bakarak başlarını salladılar. Bu hareket onları yakınlaştırmış ve Boran’a karşı olan önyargıları kırılmıştı.

Herkes koridorda gelecek olan haberi bekliyorlarken yarım saat sonra Arda Soykan’ın yanına kardeşi ve arkadaşları gelmişti yani Laren’in ailem dediği ama aslında düşmanı olan insanlar...

Herkes onlara kötü bakışlar gönderirler iken Doktor Demir ameliyathaneden çıktı. Herkes onun etrafına toplandı ve güzel haber vermesini bekledi. Demir ise sakince konuşmaya başladı. “Öncelikle ameliyat başarılı geçti. Küçük hanım yaşıyor fakat bu demek değil ki kötü sonuçlar olmayacak. Uyanmasını bekleyeceğiz, yoğun bakımda gerekli testleri yaptıktan sonra da odaya alıp birkaç gün müşahede altında tutacağız. Şimdiden geçmiş olsun.” dediğinde koridordaki herkes derin bir nefes aldı ve ameliyathaneden çıkıp yoğun bakıma götürülen Laren’e diktiler bakışlarını...

Laren’i yoğun bakıma aldıklarını uyanmasını beklemek kalmıştı geriye ama Pelin ‘Umarım bu sefer kötü bir sonuç doğurmaz bu kriz.’ diye geçirdi içinden. Karan, Pelin’in yanında durarak ona destek oluyordu.

Herkes yorgundu ama kapıdan ayrılmak da istemiyorlardı. Camın arkasında küçük kız kardeşlerine bakan Emre ve Iraz onu dikkatle izliyorlardı. Bir süre sonra dikkatlerini çeken bir şey oldu, saatlerdir hareket etmeyen Laren’in parmakları hareket etti. Iraz hemen abisi Tuğraya döndü ve heyecanla konuşmaya başladı. “Abi! Doktor çağır. Laren uyandı.” dediğinde herkes camın etrafına toplandı. Laren ise gözlerini açmış, nerede olduğunu idrak etmeye çalışıyordu...

LAREN’İN AĞZINDAN

Gözlerimde ağır bir torba varmış gibi hissediyordum. Gözlerimi zorla da olsa açtığımda beyaz bir tavanla karşılaştım ve vücuduma bağlı olan kablo ve seruma gözüm çarptı. Hastanedeydim...

Bakışlarım odanın camında beni bekleyen kişileri gördüğümde herkes oradaydı. Pelin bana endişeyle baktığında ne demek istediğini anlamıştım. Acaba hangi semptomu gösterecektim?

Onun o bakışlarından sonra içeri giren doktorlar bana baktı ve konuşmaya başlayan doktor kendini tanıttı. “Merhaba Laren, Demir ben abinin arkadaşı ve doktorunum.” dediğinde ona cevap vermek için ağzımı açtım ama hiçbir ses çıkmamıştı...

Ses çıkmamıştı...

Sesim çıkmıyordu...

Ben gözlerimi belerterek doktora baktığımda bana sakinleştirici sözler söyledi. “Sakin ol bunlar olabilir, bir ses sorunu sadece hem geçici olup olmadığı belli bile değil. Daha önce hangi semptomu yaşadın?” dediğinde ona sol kolumu gösterdim. O da anladı ve doğrulamak istercesine konuştu.

“Sol kolunu hareket ettiremedin?” dediğinde onu onayladım. Beni odaya çıkarmak için birkaç hemşire geldi ve bana yardım ettiler. Camdan Pelin’e baktığımda bana şok içinde baktı bende ona sinirle baktım. O neye sinirlendiğimi anlamıştı. Ardalar buradaydı...

Beni odaya götürdüklerinde serumumu bir hemşire yeniledi ama ben gözlerimi oda içinde sadece Pelin’e kenetlemiştim o beni anlardı...

O beni hep anladı...

Pelin ağlıyordu. Gözünden gelen yaşlara çatık kaşla baktım, ona ağlamaması gerektiğini çok söylemiştim, sadece benimleyken ağlayacaktı. Ona olan bakışlarımı fark etmiş olacak ki arkasını döndü ve yaşları sildi. Bana döndüğünde ağlamamak için kendini sıkıyordu. O ağladığında beraber ağlayacaktık söz vermiştik...

FLASHBACK

LAREN’İN AĞZINDAN (12 YAŞ)

Pelin’le yine beraberdik. Bir bankta oturmuş denizi seyrediyorduk, buraya Arda abimle çok geldiğim gibi Pelinle de geliyordum. Ben denize bakarken yanımdan bir hıçkırık sesi yükseldi. Ben yanımda oturan Pelin’e bakışlarımı çevirdiğimde bana bakmamaya çalışıyordu.

“Pelin bak bana.” dediğimde kafasını kaldırarak bana baktı. “Ağlayanlardan nefret ederim ama benden başka birinin yanında ağlamayacaksan, ağla ama sadece benim yanımda ağla eğer benim yanımda olmadığın sürece ağlarsan bozuşuruz söz mü?” dediğimde hemen konuştu.

“Söz, senden başka kimsenin yanında ağlamayacağım.” dediğinde ona sarıldım o da bana sarıldı ve ağlamaya devam etti...

Günümüz

Ben onun ağlamak istediğini ama yalnız kalmamızı istediğini anladım bu yüzden oda da sabahtandır konuşan herkesin dikkatini çekmem gerekiyordu. Bunun için Pelin’e daha önce konuştuğumuz işaret diliyle konuşmaya başladım.

“Herkesin çıkmasını ve bunun benim istediğimi söyle...”

Bunu dediğimde gülümsedi ve hemen yüksek bir sesle konuşmaya başladı. “Kusura bakmayın ama Laren herkesin odadan çıkmasını istiyor.” dediğimde herkes bana baktı ben ise kafamı onu onaylamak istercesine salladım herkes bana uyup çıkarken Pelin yanıma yaklaştı ve konuşmaya başladı. “O kadar korktum ki Laren üzgünüm sözümü tutamadım ama sen sözünü tuttun yanımdasın...” dediğinde onun gözünden gelen yaşlara baktığımda ellerimden birini yüzünde doğru götürüp o gün ki gibi yaşlarını sildim. O buna gülümsedi ve konuşmaya başladı. “Bu suskunluğun geçici olabilirmiş doktor söyledi. Bu arada bir şey daha söyleyeceğim sana kan veren kişi Ceren’di. Boran uyanana kadar buradan ayrılmadı. Laren belki de her şey için geç değildir, belki tekrar âşık olabilirsin ki bence şu an âşık oldun ama haberdar değilsin o kadar...” dediğinde ona kaşlarım çatık bakıyordum o bunun neden olduğunu bildiğinden kıkırdadı ve konuşmaya başladım. “Arda konusuna gelecek olursak eğer şırınga ondaydı, ondan onu çağırdım kızma bana...” dediğinde küçük bir tebessüm yolladım ve ellerimi hareket ettirmeye başladım.

“Ben sana kızamam Pelin sen benim tek gerçek dostumsun...” deyip ona baktım anlayıp anlamadığını belli etmesi için o da anladığını belli ederek konuşmaya başladı.

“E artık kalacaksınız hastane de birkaç gün Laren Hanım...” dediğinde ona şok içinde baktım. O da bu bakışıma kahkaha attı ve konuşmaya başladı. “Tamam tamam ben konuşurum doktorla evde tedavi görmen için konuşurum.” dediğinde ona gülümsedim. O da doktorla konuşmak için odadan çıkmıştı. Odaya onun ardından giren kişiye baktığımda Borandı...

Ona bakmak istemediğim başımı eğdim. O beni görmek için kafasını eğdiğinde kafamı kaldırdım. O da gülümsedi ve gamzelerini gözlerim önüne serdi. Ben onun duman misali gözlerine hayranlıkla bakarken konuşmaya başladı.

“Korktum...” dediğinde ellerimi hareket ettirmeye başladım.

“Korkma bana bir şey olmaz...” dediğimde bana kaşalrı çatık bir şekilde bakarak konuşmaya başladı.

“Hayır Laren, sana bir şey olabilir. Sende insansın...” dediğinde ona bakışlarımı çevirdim ve ellerimi tekrar onun anlayacağı işaret dilinde konuşturdum.

“Bak Boran, Ardalar neden endişelenmedi biliyor musun? Çünkü onlar bana bir şey olmayacağını benim her şeyin üstesinden gelebileceğimi düşünüyorlar ki öyle...” dediğimde bana çatık kaşlarla baktı. Büyük ihtimalle şu ana kendimi önemsiz gördüğümü falan düşünüyordu ama öyle bir şey yoktu çünkü ben en çok kendimi düşünürdüm. Boran bana fısıltıyla konuşmaya başladı.

“Ben seni seviyorum Laren ve sanırım artık bunu daha fazla içimde tutarsam, bu sırada da seni kaybedersem bunu söyleyememiş olmaktansa söyleyip tepkini görmek daha makul geldi.” Dediğinde ona şokla bakıyordum. Boran Duman beni seviyordu hatta bana aşıktı... “Bir şey demeyecek misin?” dediğinde ona titreyen ellerimle cevap verdim.

“Bende seni seviyorum Boran hem de çok...” dediğimde bana bu anın büyüsüyle gülerek yaklaştı. Birbirimizin dudaklarına baktık, o tam bana yaklaştı ki kapı bir anda açıldı ve biz birbirimizden uzaklaştık. Kapıda Pelin vardı...

Bizi gördükten sonra hemen konuşmaya başladı. “Çok pardon siz devam edin ben çıkayım.” dediğinde Boran onu durdurdu ve konuşmaya başladı.

“Gel, gel...” dediğinde Pelin bana baktı bende onu onaylayınca hemen konuşmaya başladı.

“Hadi çıkış işlemleri tamam. Sana bu süreçte Tuğra abin yapacak tedavilerini.” dediğinde onu onayladım ve bitmiş serumu kolumdan çıkardım. Pelin’in bana getirdiği hırkayı giyindim ve hastaneden çıktım. Taşkın ailesi benim için oda hazırlayacaklarından erken çıkmışlardı hastaneden. Boran beni kucağına aldığında ona şokla baktım. Pelin ise görmemiş gibi yapıyordu ama yandan sırıtıyordu. Boran’a şok içinde bakmaya devam ederken bana sırıtarak bakıyordu ve konuşmaya başladı.

“Ben halimden çok memnunum sen?” dediğinde ona kafamı olumlu salladım. O bu cevapla daha da sırıtırken kendini tutamadı ve daha büyük bir kahkaha atarken buldu kendini...

Pelin yandan yandan bizi izliyordu. Boran ise Pelin’e yaklaşarak konuşmaya başladı. “Şu kızı görüyor musun Pelin? Bu kız benim sevgilim...” dediğinde sesimin çıkmamasına rağmen içimden gülüyordum. Arabaya ön koltukta olacak şekilde oturdum. Pelin ise arka koltukta oturuyordu. Bana yaklaştı ve sadece benim duyabileceğim şekilde konuştu.

“Umarım mutlu olursun Laren...” dediğinde küçük bir tebessüm yolladım ve akıp giden yolu izledim. Eve geldiğimde dik bir şekilde odama çıktım. Evdeki herkes odamdaydı...

Ben onlara ne olduğunu merak eder şekilde baktığımda Aren konuşmaya başladı. “Sen hastasın ya herkes ondan burada...” dediğinde bende ona ellerimi hareket ettirerek konuşmaya başladı.

“Ben hasta değilim sadece sesim gitti o da geçici herhalde o kadar...” dediğimde bana anlamadığını belli edercesine baktı, Pelin bu bakışları fark edince konuşmaya başladı.

“Hasta olmadığını ve sadece geçici bir ses kaybı olduğunu söylüyor.” dediğinde Aren bana baktı ve başını sallayıp odadan çıktı. Ben biraz dinlenmek için başımı yastığa koyduğumda herkesin odadan çıktığını hissettim. Ama biri hariç o da büyük ihtimalle Borandı... Yavaşça yanıma uzandı ve konuşmaya başladı.

“Yanında uzanabilir miyim?” dediğinde gözlerim kapalı bir şekilde kafamla onu onayladım. Sonrası ise huzurlu bir karanlık...

2 Gün sonra

Her zamanki gibi odamdaydım ve çok sıkılmıştım. Konuşamamak beni yorarken aynı zamanda sinirlenmeme ve sakinleştirici almama sebebiyet veriyordu. İki gündür kendimi spora vermiştim, bir tek spor yaparken her şeyi unutuyor ve rahat hissediyordum. Evdekiler benim bu halime üzülüyor ve benimle Pelin de kalıyordu çünkü evdeki kimse işaret dili bilmediği için beni onlara tercüme ediyordu. Şimdi kahvaltı için aşağı inmiştim ve herkes sofra da beni bekliyordum. Şu iki gündür sinirlerim tepemde olduğu için kimse bana yaklaşamıyordu. Bir tek Boran ile sakinleşip konuşuyordum.

Sofraya oturup babamın başlamasını bekledim. Babam afiyet olsun dediğinde herkes yemek yemeğe başladı ama benim bir karın ağrım olduğu için hemen Pelin’e dönüp onu dürttüm. O da hemen bana dönüp kafasını ne oldu dercesine salladı. Bende hemen ellerimi hareket ettirdim. “Pelin üstleri arasam benim yerime konuşur musun?” dediğimde bana ne yapacağımı anlamış şekilde baktı ve konuşmaya başladı.

“Hayır Laren öyle bir şey olmayacak.” dediğinde ona kaşlarım çatık bir şekilde baktım ve konuşmaya başladım.

“Bak Pelin, sadece sesim gitti, ellerim ve vücudum çalışıyor. Hadi ya hem tribün sesim olur benim sen rahatta kal.” dediğimde ikna olmuş olacak ki kafasını olumlu anlamda salladı. Hemen telefonumdan Kerem’i aradım. Onu aradığım da telefon üçüncü çalışta açıldı. Telefon hoparlörde olduğundan herkesin bakışı buradaydı.

“Alo?” diyen Kerem ile Pelin konuşmaya başladı. Pelin’in konuşmasıyla Karan abim kaşları çatık ne olduğuna bakıyordu.

“Alo Kerem, Pelin ben. Laren’in sesi yok ya ben onu tercüme edeceğim beni üstlere bağlar mısın?” dediğinde kafamı olumlu salladım. Kerem hemen söze girdi.

“Bu mümkün değil Laren maça çıkamaz üstlerin kesin talimatı.” dediğinde tek kaşım havaya kalktı. Peline ellerimle bir şeyler anlattım o da hemen konuşmaya başladı.

“Aden Uygur olarak emrediyoruz bizi hemen üstlere bağla.” diyen Pelinle Kerem bir küfür mırıldandı ve iki dakika telefonun telesekreter sesi masada yankılandı. Karan abim kaşları çatık şekilde bize bakıyordu. Pelinde ona kaçamak bakışlar attığını yakaladım ama çaktırmadım. Telefondan iki dakikada açılınca ses bütün odada yankılandı. Yine telefonu Serhat Korkmaz açtı.

“Ne istiyorsun Yangın, maç ayarlamak istiyorsan olmaz, sesin yok sıkıntı çıkar.” dediğinde hemen Pelin’e o sırada ellerimle anlatıyordum söyleyeceklerini...

“Merhaba Serhat Korkmaz ben Pelin Elmastaş, Aden Uygur tarafından size bilgileri söylemek için görevlendirdim. Yangının acil maçlara geri dönmesini ve Suat Toksöz’le Milli maçlara devam ettirmesini talep ediyoruz derhal!” dediğinde kafamı olumlu salladım. Serhat Korkmazdan bir süre ses gelmedi ardından bir ses çıktı karşıdan bu Meral Dikici’nin sesiydi. Hemen konuşmaya başladı.

“Tamamdır yarın saat 14.00 en erken maç saati. Milli maçlar için de en kısa sürede diğer ülkelerle görüşme sağlanacak iyi günler Aden Hanım...” dediğinde telefonu kapattım. Ben yine sahalara dönecektim ama bu sefer sadece yakıp geçmek için...

Hemen yemek masasından kalkıp Boran’a gitmek için odama çıkacaktım ki babam beni durdurdu. “Laren nereye kızım?” dediğinde hemen ellerimi hareket ettirdim. Pelin de beni tercüme etti.

“Boran ile konuşmaya gidiyor...” dediğinde babam kafasını onaylarcasına salladı ve yemeğine devam etti bende hemen odama çıkıp üstüme güzel bir şeyler giyindim. Üstümde siyah bir crop altımda siyah bir etek ve crobun üstüne de deri ceketimi giyindim. Bugün motorumla hareket etmek istiyorum. Motoruma atladım ve Duman holdingin içeri girdim. Beni gören danışman hemen ayağa kalktı ve konuşmaya başladı.

“Hoş geldiniz Laren Hanım, Boran Bey toplantı da isterseniz bekleyin.” dediğinde benim beklemeyeceğimi biliyordu ama yine de şansını denemişti. Benim on attığım bakışla hemen telefonunu alıp Boran’ı aradı.

“Alo Boran Bey, Laren Hanım geldi.”

“........”

“Tamamdır yönlendiriyorum.” dediğinde hemen yukarı çıkmak için asansöre yöneldim çünkü Boran beni bekletmezdi. Hemen asansöre binip 12. Kata çıktım. Son kata geldiğimde odanın içinde Borandan başka bir adam daha olduğu için sessizce içeri girdim ve Boran’ın adamla olan konuşmasını bitirmesini bekledim. Adamla toplantıyı bitirmiş olacaklar ki adam çıktı. Boran bana gülümseyerek baktığında hemen ona sarılmak için koştum. Onunla sarıldıktan sonra olanları ona anlattım, o da ne kadar istemese de ben istediğim için beni destekliyordu. Sonra daha fazla uzatmadan konuşmaya başladı.

“O zaman bu akşam yemeğe çıkalım. Ne dersin? Ailecek... Bütün aileyle...” dediğinde onun bu fikri aklıma yattığı için hemen onayladım. Ben annemlere haber vermek için telefonu elime aldım ve Pelin’i aradım.

“Alo...” diyen Pelinle hemen elimi hareket ettirdim o da görüntülü konuştuğumuzdan hemen onaylayıp yanında oturduğu anneme söyledi. Annemde onaylayıp akşam 20.00 için sözleştik.

Ben akşama giyecek bir şey almak için hemen alışveriş merkezine gittim. Alışveriş merkezinde yine o favorim olan mağazaya girerek özel tasarımlara baktım. Kendime kırmızı diz üstü oldukça gösterişli ve özel tasarım o elbiseyi giyindim. Ödeyip çıktıktan sonra hemen motoruma atlayıp eve gittim. Hazırlanmam için sadece iki saatim vardı. Hemen kısa bir duş aldım ve saçlarımı maşaladım. Makyajımı kırmızı tonlarda yapmıştım. Yangın sembolü özel tasarım takılarımı taktıktan sonra ayağa kalkıp aynadan kendime baktım. Oldukça güzel olmuştum. Bugün net magazinle karşı karşıya olacaktım, bu yüzden özellikle bu kadar özenliydim tabi bunda Boran’ında katkısı vardı.

Kırmızı topuklu ayakkabılarımı da giyindikten sonra kırmızı çantamı da takıp aşağıya indim. Herkes buradaydı...

Abilerim bana hayran olmuşçasına bakıyorlardı. Karan ve Pelin yan yanaydı ve Pelin, pembe bir elbise giyinmişti, çokta yakışmıştı. Annem ise yeşil gözlerinden esinlenerek yeşil bir elbise giyinmişti. Aren yanıma yaklaştı ve elini bir prens edasıyla bana uzattı. “Majesteleri bu geceyi benimle geçirir misiniz?” dediğinde onları kudurtacak bir edada ellerimi hareket ettirdim.

“Üzgün prensim bu akşam bir başka prense sözüm var ama onun yanına kadar bana eşlik edebilirsiniz...” dediğimde abilerim bu şansı kaçırdıkları için sinirlenmişlerdi ama yine de mutlu olduğum için bir şey demediler. Hemen bizim için ayarlanan arabalardan birini ben sürüyordum, diğerini ise babam...

Benim sürdüğüm arabada Aren, Pelin, Karan abim ve Iraz vardı. Diğer arabaya ise diğerleri geçmişti. Ben Boran’ın bana attığı konuma giderek hızlandım. Babamlar arkadaydı beni takip ediyorlardı. Abilerim bu kadar hızlı gitmemi istemedikleri için beni uyardılar ama ben hızımı daha da arttırdım çünkü arkada biri bizi takip ediyordu. Ben hızımı iki yüze çıkardığımda annemleri aradım. Peline söylemesi gerekenleri elimle işaretledikten sonra pelin kafasını sallayarak annemin telefonunda konuşmaya başladı.

“Lavinya Hanım, sorgulamadan size attığımız konuma gidin biz size yetişeceğiz.” dediğinde annem onu onayladı. Ben ise hızımı arttırabildiğim kadar attırdım. Annemlerin arabası aradan çekildiğinde arkadaki arabadan biri telefon işareti yaptı. Ben dediğini anladım ve ağzımdan bir küfür çıktı. Sonra konuştuğumu fark edip hemen Pelin’e döndüm. O da bunu fark edip gülümsedi. Telefonumun çalmasıyla telefonu açtım. Arayan Güneydi...

“Alo eski dostum, nasıl sürprizimi beğendin mi?” dediğinde söze girdim.

“Dua et karşıma çıkmamak için Güney, çek şu adamlarını arkamdan yoksa kötü şeyler olacak.” dediğimde güldü ve konuştu.

“Korkutmak için yapmıştım ama sen bilirsin korkmamışsın da zaten yarın maçta karşı karşıya geleceğiz görüşürüz eski dostum.” dediğinde telefon kapandı arkamdaki adamlarda yanımızdan geçip gitti. Bende hemen Boran’ın attığı konuma giderek mekâna giriş yapacakken, magazin muhabirleri beni engelledi ama güvenlikler onları engellediler. Biz mekâna girdiğimizde herkesi masada bulduk. Bizde masaya geçtiğimizde Boran’ın arkasından gelip yanağını öptüm o da beni öptü sonra masadaki Cerenle el sıkıştık. Amiral de buradaydı... Ayçaya da selam verdim. Serap Hanımla da selamlaştıktan sonra masadaki yerime oturdum. Masadakiler konuşmama oldukça şaşırmışlardı ama mutlu da olmuşlardı.

Hepimiz sohbet ettik ve baya eğlenmiştik. Artık eve dağılacak iken Boran beni belimden tuttu ve magazinin ortasına geçtik röportaj verecektik. Ailelerimiz de köşede vereceğimiz röportajı bekliyorlardı. Muhabirlerden birinin sorduğu soruyla mikrofonlar bana uzatıldı.

“Yangın Hanım Taşkın ailesinin kayıp kızısınız ve aynı zamanda ülkenin en iyi boksörlerden birisiniz maçlara geri dönüp dönmeyeceğiniz büyük merak konusu bize bir açıklama yapar mısınız?” dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım ve konuşmamı yapmaya başladım.

“Öncelikle maçlar hakkında konuşayım. Yarın bir maça çıkıyorum. Milli maçlara da tam gaz devam edeceğim hiç şüpheniz olmasın kimseyi ayrı yolda bırakmam ben...” dediğimde muhabirler Boran’a döndü.

“Ünlü iş adamı Boran Duman, Yangın Hanımla evlilik düşünüyor musunuz? Y ada bir sevgilik mevzusu var mı?” dediğinde benimde bakışlarım ona döndü. Flaşlar her yerden patlıyorken konuşmaya başladı.

“Kısmet demek isterdim ama yani eğer Yangın hanımda isterse olabilir neden olmasın? Sonuçta kendisi çok iyi kalpli, çok harika bir kadın gerçekten her anlamda, kendisine güvenim tam ne zaman isterse o zaman bu ilişkimizi evlenmeye götürebiliriz yani kısaca hanımım ne derse o.” deyip kahkaha attı. Ben ise onun sözlerine küçük bir kahkaha attım ama içimdeki ses benim aklımı doldurdu.

İÇSES: ALLAHIM GOLLLLLLLLLLL! Hemen nikahı bas!

Bakışlar Borandan sonra bana döndü ve bu konuda açıklama beklediler. “Bakalım kısmet arkadaşlar...” dediğimde Boran’ın gözlerinin içine baktım. Bir sürü flaş patladı...

Biz Boran’ın arabasıyla sürpriz yapacağını söyleyerek başka yere gitmiştik. Sahile geldiğimizde ona baktım, neden buraya gelmiştik?

Benim gözlerimi kapattı biraz daha yürüttü. Bir yere geldiğimizde bir konfeti patladı ve arkada ‘Marry me’ yazan bir pankart. Bütün ailem ve önümde diz çökmüş bir Boran...

“Her şeye rağmen evlen benimle Laren Taşkın, yanacaksak beraber yanalım, yakacaksan beraber yakalım be güzelim...”

*************

Arkadaşlar aranızda shop yapabilen varmı? Bu bölüme olur gibi ha ne dersiniz? Varsa shop yapabilen instadan bana ulaşabilir mi?

Shoplarınızı yapın ve bana atın.

İnstagram Hesabım: aleynatektas200908

 

Bölüm : 04.09.2024 14:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...